Yeni medya, yenilenen özel savaş, yeni direniş

Dosya Haberleri —

3 Eylül 2021 Cuma - 21:18

  • İletişim teknolojilerinin her geçen gün dönüşüp yaygınlaşması, gerçek ile kurulan bağı bütün dünyada ve ülkemizde dönüştürüyor. Savaş, birçok insan için oturma odalarında izledikleri seyirlik bir eğlenceye dönüştürülüyor.

DOĞAN AMED

 

Dünyada Soğuk Savaş yıllarıyla birlikte gücün ve güce dayalı siyaset anlayışının yaşadığı büyük bir dönüşüm söz konusudur. Nükleer silahların kullanımı, doğrudan sömürge yönetiminin zorlukları ve yaşanan toplumsal değişimler, gücün kullanımıyla ilgili anlayışın değişmesine neden olmuş ve böylece psikolojik savaş uygulamaları önem kazanmaya başlamıştır. Bunun bir sonucu olarak devletler, baskıya ve yaptırımlara dayalı gücün yanında psikolojik savaş ile daha uzun vadede ve geniş kesimler nezdinde rıza yaratarak hareket etmeye başlamıştır. Normal şartlar altında düşman olarak tanımlananın yapmak istemeyeceği bir şeyi yapmasını sağlamaya yönelik etkiyi ifade eden güç olgusunu geliştirmek, devletlerin başlıca amaçları arasındadır.

Bu kapsamda bir rol biçilen medya, olay ve olguları egemen gücün ekseninde servis ederek kamuoyunu etkilemekte, harekete geçirmektedir. Özellikle savaş ve çatışma dönemlerinde kitleleri manipüle edebilmek, hükümetlerin, siyasal aktörlerin mesajlarını hedef kitlelere iletebilmek ve kamuoyu oluşturabilmek amacıyla yoğun şekilde medyadan yararlanılmaktadır.

İletişim teknolojisindeki gelişmenin yarattığı yeni medya endüstrisi, haberin, fotoğrafın üretim ve tüketim alışkanlıklarını kökten değiştirmiş; ekonomik, politik, kültürel alanlarda temponun yüksek olduğu dijital bir döneme geçilmiştir. İnternetin gelişmesi ile birlikte savaş ve savaşın görüntüleri küresel düzeyde hızla yayılmış; savaş, insanların oturma odalarında izledikleri seyirlik bir eğlenceye dönüştürülmüştür.

Biliniyor ki, siyasetin bir vasıtası olarak kullanılmayan veya kullanılma becerisi gösterilmeyen yeteneğin güç olma niteliği yoktur. Geleneksel olarak bir ülkenin büyük bir güç olduğunu gösteren savaş gücü, gelişen teknolojilerin güç kaynaklarını değiştirmesiyle farklılaşmıştır. Küreselleşme çağının bilgi toplumunda güç, daha fazla bilgi, teknoloji kullanımı ve kurumsal esnekliğe dayanmaktadır.

Bu dönüşüm ihtiyacı, sert güç yanında yumuşak güç denilen psikolojik savaşın boyutlanmasını getirmiştir. Askeri güç ve yeteneklerin en etkin güç olarak tanımlandığı klasik savaşların aksine günümüz bilgi çağında etkin güç, kamuoyunu yönlendirebilme, ikna ve pazarlık yeteneği olarak karşımıza çıkmaktadır. Küresel sistemin çok kutuplu yapısı, uluslararası örgütler ve medyanın artan etkisiyle birlikte askeri kapasitenin geri planda kalması, asimetrik savaş yöntemlerinin üretilmesi ve klasik orduların etkinliğinin azalması, çağımızda klasik savaşların önemini azaltmış, psikolojik savaşın önemini arttırmıştır.

Devletlerin toplumları hedefleyen politikalar geliştirmek zorunda kalması, günümüz dünyasında bilgi, kültür ve iletişimin önemini daha da arttırmıştır. Haberleşme ve kitle iletişim araçlarında yaşanan devrim niteliğindeki gelişmelerin yeni nesil savaş olgusuyla birlikte değerlendirilmesi, bilgi savaşı kavramını doğurmuştur. Devletlerin politikasında stratejik bir etken olarak değerlendirilen ve yaydığı bilgi üzerinden kitleleri yönetmenin bir aracı olan medya da psikolojik savaş araçları (soft power) olarak nitelenmektedir. Hedeflere ulaşmada askeri gücün tek başına yeterli olmadığı düşüncesi, askeri gücü kapsayan “sert gücün” (hard power) yanında siyasi ve kültürel değerleri içeren yumuşak gücün de kullanılmasını gerekli kılmaktadır. Bu bağlamda hem sert hem de yumuşak güçle oluşturulan entegre bir strateji olan “akıllı güç” (smart power) ile yürütülen bir politika biçiminden söz edilmektedir. Ancak yumuşak ve sert güç arasında korunması gereken optimal bir denge söz konusudur.

Askeri gücün aşırı kullanılması durumunda, “yumuşak güç” bağlamında toplumsal olanakların devreye sokulması zorlaşmaktadır. Burada sert ve yumuşak gücü birleştirme becerisi olarak “akıllı güç” önem kazanmaktadır. Çok değerli hale gelen bilginin ve altyapısında bilgi sistemlerine hâkimiyetin yattığı psikolojik savaş, savaşı ortadan kaldırmak yerine yönetmeye dayanmaktadır; bilgi savaşı, bilginin stratejik olarak yönetimi ve düşmanın bilgiyi yönetmesinin sınırlandırılmasını kapsamaktadır. Bu amaçla tüm elektronik harp faaliyetleri, sayısal bilgi harekâtı faaliyetleri, bilgi harekâtı yönetimi faaliyetleri ve sivil-asker işbirliği gayretleri ile stratejik iletişim gayretlerini içine almaktadır.

 

  • Savaş eskiden esasen savaş meydanlarında, silah ve askeri güç ile yürütülüyordu; şimdi ise savaşlar, daha çok medya ve sosyal medya üzerinden yürütülüyor. Bu savaşların temelinde ise karşıt ve düşman addedilenlerin zihnine yönelik algı yönetimi çabaları da yer alıyor.

 

Medyanın yeni hali olarak sosyal medya

Sosyal medya; insanların fikirlerini, görüşlerini, deneyimlerini, perspektiflerini çeşitli mesaj ya da görüntüler ile paylaşmak ve birbirleriyle iletişim hâlinde bulunmak için kullandıkları online platformlardır. Sosyal medya; ana akım medyadan farklı olarak herkesin yaratıcılığına ve paylaşımına açık, ana akım medyaya oranla çok daha ucuz ve hızlı uygulamaları ile yeni medya anlayışıdır. Kullanıcıların bu platformlar üzerinden yaptıkları paylaşımlar sadece belirli kişilere değil, milyonlarca kişiye aynı anda ulaşabilmektedir. Bu özellikleri ile sosyal medya bir alternatiftir. Bu alternatiflik, sadece haberleşme ve iletişim bağlamında değil, toplumsal yaşamın her alanında görülmektedir.

Savaş taktikleri de bundan nasibini almış; geleneksel savaş yöntemleri, uzun bir süredir yerini siber savaş yöntemlerine bırakmış durumdadır. Eskiden savaş meydanlarda silah ve askeri güç ile yürütülürken, bugün savaşlar daha fazla medya ve sosyal medya üzeri yürütülmektedir; medya ve sosyal medya üzeri yürütülen savaşların temelinde ise kişilerin, toplumların, karşıt ve düşman addedilen grup ve kesimlerin zihnine yönelik olarak algı yönetimleri yer almaktadır.

Günümüzün en etkili silahı, bu anlamda, sosyal medya platformlarında modern silahlar olan algı yönetimi ve dezenformasyonla yürütülen psikolojik savaştır. Manipülasyon ve korkutma politikaları üzerine kurulu taktikler ile yürütülen bu asimetrik savaşlarda etkileşim gücü yüksek olan taraf galip gelmektedir.

 

Asimetrik savaş ve sosyal medya

Sosyal medya asimetrik savaş aracı bağlamında değerlendirildiğinde, aktörlerin savaş taktikleri amaçlarına göre değişebilmektedir. Sosyal medyanın gücünü arkalarına alan devletler, yürüttükleri asimetrik savaş ile hem dayandıkları kesimleri bir arada tutabilmekte ve hem de mücadele ettikleri gruba karşı zihin bulandırıcı taktikler ve yöntemler geliştirerek bu platformları özel savaş aracı haline getirebilmektedir. Bu özelliğinden ötürü sosyal medya, devletlerin halklara karşı yürüttüğü düzensiz bir savaş hali olan asimetrik savaşlar (özel savaş, psikolojik savaş) için güçlü bir araç haline gelmiştir.

Anında zayiat değil, etkinliğin kendisinin önemli olması, sosyal medyayı bir silah olarak kullanan devletlerin amaçları için oldukça elverişli bir araç kılmaktadır; insanları korkutmak, yalan bilgiler yaymak ve gündemi manipüle etmek, bu etkinliğin başta gelenidir.

Modern teknolojinin tüm gücünden yararlanan devletler, hitap etmek istedikleri grubun sosyoekonomik özelliklerine göre içerikler üreterek yazılı içerikler, ses kayıtları, videolar ve canlı yayınlarla geniş kitlelere ulaşabilmekte ve bu suretle yalana dayalı enformasyon yoluyla gündemler çarpıtılmakta, insanlar korkutularak manipüle edilebilmektedir.

Günümüzde devletler, sadece askeri güç ile hüküm süren organizasyonlar olmaktan çıkmış durumda. Devletlerin aldığı yeni karakter birbirinden farklı ama bazı noktalarda örtüşen dört farklı unsurla tanımlanabilir: Askeri, diplomatik, medya (her üçü de stratejik iletişimin bir parçası olarak düşünülebilir) ve yasa.

Günümüz devletleri, sosyal medyayı, konsensüs yaratmak, yapay zeka temelli baskı oluşturmak, algı yönetimi ve düzene güven yaratmak için kullanmaktadır. Farklı sosyal medya platformlarında çeşitli boyutlarda algı yönetimi ve propagandaya maruz kalan, yanlış ve saptırılmış içeriklerin yayıldığı toplumlarda oluşan algıyı kırmak ise oldukça zordur. Türk devleti de bu alanda çalışmalarını son dönemde hızlandırarak kendisini geliştirmiş ve sosyal medyanın gücünü istihbarat için kullanmaya başlamıştır.

 

Sosyal medya ile manipülasyon

Devletler daha önce ancak basın veya halkın içine soktukları bireyler (ajan-provokatör) aracılığı ile manipülasyon yaparken, günümüzde ise bunu ellerine aldıkları basını kullanarak yalan haber yayma ve sosyal medya aracılığıyla yapmaktadırlar. Bu anlamda sosyal medyanın en büyük ayağı manipülasyondur, demek yanlış olmayacaktır; özellikle çocuklar ve yeterli tecrübeye sahip olmayanlar söz konusu olduğunda manipülasyon daha fazla ön plana çıkmaktadır. Özellikle istihbarat örgütleri için daha masrafsız ve daha az riskle müdahale olanağı sunan sosyal medya, provokasyona, dezenformasyona ve bilgi kirliliğine neden olma potansiyeli yüksek bir ortamdır. Buna göre örgütlenen istihbarat örgütleri, cep telefonları, yaygınlaşan internet ve sosyal medya ağları sayesinde yatay teşkilatlanma olanağına kavuşarak sivil toplum içinde kamufle olmayı ve daha az hedef teşkil etmeyi başarmışlardır. Böylelikle psikolojik harekât ve siber savaş teknikleri ile hasmın itibarsızlaştırılması, hedef kamuoylarının algı ve kanaatlerinin çıkarlara göre şekillendirilmesi, bilgi sistemlerine saldırı ve bilgi toplama mümkün olabilmektedir.

İstihbarat örgütlerinin sosyal medya yayınlarıyla kamuoyu oluşturmasına karşı çıkanlar ise suskunluk sarmalı duvarına çarpmaktadır. İstihbarat örgütlerinin sosyal medyanın kamuoyu oluşturma özelliğini etkin kullanması, hak mücadelesi yürüten kesimlerde de önemli tahribatlara yol açabilmektedir.

İstihbarat örgütleri, askeri ve güvenlik odaklı stratejilerle uygulanabilecek bir yaklaşımın ötesine geçerek sosyoloji, sosyal psikoloji, uluslararası ilişkiler, yönetim ve organizasyon gibi disiplinler arası uzmanlık bilgileriyle oluşturulan bakış açısını halk üzerinde uygulayabilmek için sosyal medyanın toplum üzerindeki belirleyici gücünden faydalanmaktadır. Sosyal medyanın toplumu değiştirip dönüştürme gücü, psikolojik savaş uzmanlarının işlerini kolaylaştırmıştır. Bireylerin bilgi, kanaat, tutum, duygu ve davranışlarının yanı sıra toplumsal gruplar, organizasyonlar, kurumlar, kısacası bütün toplum ve kültürü üzerinde büyük oranda etkileme gücü keşfedilen sosyal medya, yeni nesil savaşların vazgeçilmez araçlarına dönüştürülmüştür.

 

  • Bugün (sosyal) medya, özellikle de Türk toplumunu yönlendirme gücüne sahiptir. Bu gücü ve rolü ile yeni medya, Türk devleti için de yeni olanaklar sunuyor. Ne var ki, bu silahın da ezilenler tarafından sahibine çevrilebileceği unutulmamalıdır. Twitter’ı susturmak için yapılan tutuklamalar da bu gerçeğe işaret etmektedir.

 

‘Kamu diplomasisi’ ve sosyal medya

Almanların İkinci Dünya Savaşı’ndaki üstün propaganda güçleriyle elde ettikleri kazanımların bir benzerini ABD, Soğuk Savaş sonrasında “kamu diplomasisi” ile sağlamıştır. Psikolojik savaşın daha modern bir adlandırması olan “kamu diplomasisinin” kapsamı içerisine, yurt içi ve yurt dışı kamuoylarını yönlendirmekten başlayarak bütün örtülü faaliyetler girmektedir. Kimi zaman “yumuşak güç” olarak da adlandırılan “kamu diplomasisi”, algıları yönetebilme ve düşmanı hedefler doğrultusunda yönlendirebilme sanatı olarak tarif edilmektedir.

Diğerlerinin “senin istediğin sonuçları istemelerini sağlamak” için insanları cezbetmeyi, kalplerini ve zihinlerini kazanmayı ifade eden “yumuşak güç” stratejisinin aktör ve kurumları arasında sanatçılar, sportif aktiviteler, müzik, sivil toplum, politikacılar, siyasi partiler, yazarlar, yayıncılar, gazeteciler, medya grupları, işverenler, şirketler, akademisyenler, üniversiteler, dini liderler ve gruplar yer almaktadır. Bilgi, haber ve teknoloji üretim potansiyellerini hızla artıran devletin psikolojik savaş ve “kamu diplomasisi” örgütleri, güvenlik stratejilerinin uygulanması için elde ettikleri üstün haberleşme ve iletişim teknolojisi sayesinde istenen şekilde ve istenen konuları hedef kitlelere ulaştırmak istemektedir.

Bunun en büyük nedeni, devletlerin doğrudan savaşmak yerine psikolojik savaş ya da “hibrid savaş” gibi farklı savaş yöntemlerini kullanarak yürüttüğü yeni nesil vekâlet savaşlarında nihai hedefin düşmanın azim ve kararını kırmak gibi soyut ve zor ölçülebilen bir alana kayması, halk desteği ve halk nezdinde meşruiyeti zorunlu hale getirmiştir. Dolayısıyla düşmanın imhası yerine halk desteğinin kazanılmasına ya da iradesinin kırılmasına dayanan yeni nesil savaş anlayışının halka ulaşmak için elindeki en büyük silahlardan biri, medya-sosyal medya olmuştur.

Geniş kitlelere seslenebilme olanağı bulunan sosyal medya, kamuoyu oluşturma fonksiyonu ile halkın görüşlerinin oluşmasında ve düzenlenmesinde başat bir rol oynamaktadır. Bireylerin toplumsal hayatın bir parçası haline gelmesi, toplumsal amaçlar ve değerler için motive edilmesinde etkin bir araç haline gelen; toplumun kanaatlerini ve davranışlarını etkileme gücüne, yönlendirme ve ikna etme yeteneğinin yanı sıra gündem belirleme, bilgilendirme, tanıtma, algı oluşturma, ön yargıları kırma ve etkileme gibi işlevleri sosyal medyayı stratejik bir güç haline getirmektedir.

Küreselleşme süreciyle birlikte kamuoyu oluşturma ve toplumu belli yönlere kanalize edebilme yeteneğini artıran sosyal medya, kurgulanan ve istenen tepkiler için manipülasyon amacıyla da sıklıkla kullanılmaktadır.

Günümüzün teknoloji ve enformasyon odaklı dünyasında, sosyal medyanın, devletlerin yürüttüğü programlara göre istihdam sağladığı araçlardan biri haline geldiği görüşü genel kabul görmektedir. (Pelikan grubu buna bir örnektir.) Siyasetçiler medyanın büyüyen etkisinden çıkarları için fayda sağlamakta, politika ve pozisyonlarının tanıtımını bu araçlarla yapmaktadır.

Hükümetler, basın kuruluşlarını ve dolayısıyla haberleri “haber yönetimi” (news management) ile kontrol etmektedir. (İletişim Daire Başkanlığı buna bir örnektir.) Haber yönetimi, hükümetin enformasyonu kontrol etmesi ve medyanın manipülasyonunu içermektedir. Bu kontrol genellikle savaş ve askeri operasyonlarda daha çok hissedilmektedir. Kişilerin ya da kurumların bazı stratejik hedefleri gerçekleştirmek açısından sosyal medya aracılığıyla bilgi akışını kontrol etmesi ve gündem yaratma çabaları, sıklıkla kullanılan bir yöntemdir. Sosyal medyanın bu kamuoyu oluşturma gücü, savaş planlayıcıları açısından diğer tüm etkenler gibi değerlendirilmesine yol açmıştır. Devletin yürüttüğü psikolojik savaşın amaçlarına hizmet edecek araçlar arasında medya kadar üniversiteler, sivil toplum kuruluşları, finans ve iş dünyası da yer almaktadır.

“Zafer” ya da “istikrara” artık hem harekâtın hem de iletişimin etkili şekilde kullanılması sayesinde ulaşılmaktadır. Bu uygulamalar, yumuşak güç denilen psikolojik savaşı pasif bir kavram olmaktan çıkararak siyasi, ekonomik, sosyokültürel ve askeri güç başta olmak üzere tüm güç unsurlarının sistematik bir şekilde kurgulandığı ve ülke politikalarını destekleyecek işlevler edindiği bir mekanizmaya dönüştürmüştür.

Bu kapsamda siyasi partilerden gençlik kollarına, medya ile cami ve kiliselerden şirketler ve askeri yardım programlarına kadar pek çok uygulama, son 25 yıldır geliştirilen psikolojik savaş kurgusu içinde yer almaktadır. Bunun yanında psikolojik savaş, gerektiğinde ekonomik ve askeri güç çerçevesinde de kullanılmaktadır. Günümüzdeki sert ve yumuşak gücü birlikte kullanmaya dayalı devletlerarası mücadele yöntemlerini ifade eden “akıllı güç” konseptiyle “hibrid savaş” tanımlaması, aynı anlama gelmektedir.

 

Sonuç

Hedefi toplumun algı sistemini yönetmek olan psikolojik savaş; toplumun nasıl düşünmesi, hissetmesi, duyumsaması, karar vermesi isteniyor ise bu sonucu ortaya çıkarmak amacıyla insan akıl ve vicdanına karşı onun algılama sitemini ele geçirerek yönlendirmek amacı ile sürdürülen bir savaş yöntemidir.

Kürdistan’da büyük bölümü medya aracılığıyla hayata geçirilen psikolojik savaşın çarpıtma-manipülasyon, haber-bilgi üretme, hile yapma, sosyal mühendislik, suçlama, komplo teorileri, karalama, taciz, reklam, sansür ve aldatma gibi teknikleri yoğun olarak uygulanmaktadır. Özellikle Türk toplumunu yönlendirme gücüne sahip olan medya, bilhassa sosyal medya, toplumsal örgütlenme modellerinde son dönemde giderek artan rolü ile Türk devleti için yeni olanaklar sunmaktadır.

İnternetin hızlı yayılımı ve çoklu kaynak işleviyle artan biçimde hayatımıza giren sosyal medya, Türk devletinin uygulamaya geçirdiği psikolojik savaş mesajlarını coğrafi olarak dağınık kitlelere her zamankinden çabuk biçimde ulaştırabilmelerine olanak sağlamaktadır. Neredeyse tüm cihazların internete bağlandığı günümüz iletişim teknolojileri sayesinde, internette yapılan “sanal sörf” dahi istihbarat faaliyetinin konusu haline gelmiştir. Bilginin toplanması, stratejik olarak tasnifi, sosyal mühendislik amacıyla kullanılması için özel amaçlı olarak oluşturulmuş ücretsiz internet blogları ve arkadaşlık siteleri, Türk devleti tarafından örtülü olarak finanse edilmektedir.

Siber istihbarat, sosyal medyayı sosyal mühendislik kapsamında kullanmakla kalmamakta, psikolojik harekât veya propaganda gibi örtülü operasyonlar amacıyla da kullanmaktadır. Sosyal mühendisliğin bir parçası olarak insanların zafiyetlerinden faydalanarak çeşitli ikna ve kandırma yöntemleriyle karar verme süreçlerini değiştirmeye yönelik tekniklere sıklıkla başvurulmaktadır. Örnek olsun: Toplumsal olayların önceden planlanması ya da önlenebilmesinde siber istihbaratın gittikçe artan öneminin farkında olan Türk devleti, Kara, Hava, Deniz alanından sonra muharebe alanı olarak Siber alanı tanımlamıştır.

Walter Benjamin, “Şiddetin Eleştirisi Üzerine” makalesinde şiddetin iki işlevinden bahseder. Benjamin’e göre şiddetin birinci işlevi, hukuku kurması (egemenin hukukunu), ikinci işlevi ise hukuku korumasıdır. Şiddetin spesifik ve yoğunlaşmış hali olarak savaşın da hem hukuk kurucu hem de hukuk koruyucu işlevlerinden bahsetmek mümkündür. Savaşlar, sonuçları itibarıyla hukuk kurarken toplumsal olana dair de söz söylemekte ve böylece toplumsal yapının oluşumu, etik-politik değerleri tespit etmektedir.

Egemenlikçi tarihin başlamasından bu yana savaşların ve savaşta kullanılan araçların toplumların örgütlenmesini, düşünüş tarzlarını, yaşam biçimlerini etkilemesi bundandır ve özellikle Türkiye gibi kendisini savaş ekseninde örgütleyen devletlerde durum budur. Halk ve birey olarak medya ve özellikle sosyal medya kullanımında aklımızda sürekli tutmamız gereken gerçeklik de budur.

Aklımızdan çıkarmamamız gereken bir başka gerçeklik ise bu silahın da sahibine çevrilebilecek olduğudur. Bilindiği üzere basılı gazete de ilk olarak ezilenlerin değil, egemenlerin belirlediği bir kitle iletişim aracı olarak tarih sahnesine çıkmıştır; ancak ezilenler de kendi medyalarını kısa sürede güncelleyerek bu aracı onu ilk kullananlara karşı bir silaha çevirmeyi bilmiştir. Sosyal medyada da devletin, egemenlerin bilgi savaşına karşı koymak mümkündür. Önemi ezilenler nezdinde henüz yeterli düzeyde kavranmayan bu karşı koyuşun egemenler nezdinde yarattığı korkuyu anlamak için Türk devletinin sosyal medyaya karşı günaşırı aldığı önlemlere, Twitter’da oluşan muhalefeti susturmak için yapılan tutuklamalara bakılabilir.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.