Yeni olan devlet; Kürtler eski

Dosya Haberleri —

Luqman Guldivê

Luqman Guldivê

Rojava ve Kobanê üniversitelerinde ders veren akademisyen Luqman Guldivê’yle tarihsel süreklilik ve siyasal özneleşmeyi konuştuk:

  • Sykes-Picot Anlaşması sadece harita üzerinde sınır çizmedi. Tarihsel düzeni, yaylacılığı ve aşiretlerin mekânsal bütünlüğünü parçaladı. Aynı ailenin bir kısmı kuzeyde, bir kısmı güneyde kaldı. Bu durum, Rojava Kürdistanı’ndaki demografik yapı ve toplumsal yaşam üzerinde büyük bir etki yarattı.
  • 80 darbesinden sonra Kuzey Kürdistan’daki hareketler yeraltına çekildi. Bazıları bunu geçici bir geri çekilme olarak gördü; bir güç inşa alanı olarak değerlendirmedi. Ancak PKK farklı bir yol izledi; toplumu örgütledi. Örgütlenme ne demektir? İrade sahibi olmak demektir. Böylece bir Kürt özneleşmesi ortaya çıktı.
  • Bu coğrafyada askerî ve toplumsal gücün yoksa, imha riskiyle karşı karşıyasındır. Efrîn’de denendi bu. Dürzi ve Alevilere karşı da denendi. Tüm bunlar şunu gösteriyor; agency’ni kaybedersen tehlike artar. Bu tehlikeye karşı temel güvence yalnızca askerî ve siyasal güç değil; toplumsal örgütlülük ve birliktir.

MIHEME PORGEBOL

Uzun ve yorucu bir savaşın ardından Suriye artık geleceğini belirleyecek bir rejim tercihinin eşiğinde. HTŞ hükümetinin Suriye’nin ulus bileşenlerini yok sayan tekçi dayatmalarının tam karşısında, Rojava pratiğine yaslanarak ademi merkeziyetçi bir toplumsal örgütlenme modeli öneren QSD duruyor. Kürt aklının ürünü bir birlikte yaşam modeli sunan QSD’ye karşı ulus-devletçi bir paradigmaya yaslanan Arap milliyetçiliğinin en yaygın argümanı ise Kürtlerin Suriye’ye yakın bir tarihte geldiğini söyleyen inkârcı bir argüman. Peki gerçek öyle mi? Rojava ve Kobanê üniversitelerinde ders veren akademisyen Luqman Guldivê’yle bu tartışmayı tarihsel süreklilik, mekânsal hâkimiyet ve siyasal özneleşme kavramları üzerinden konuştuk. Guldivê’ye göre bugün yaşanan gerilimler, yüzeyde görünen güncel çatışmaların ötesinde, en az iki yüzyıllık bir dönüşümün sonucu.

  • Maraş, Urfa ve Antep sancaklarını gösteren Halep Vilayeti Haritası, 1892

Askeri ve siyasi güç olarak Kürtler

Bugün Suriye diye adlandırılan sınırların en fazla iki yüz yıllık bir inşa olduğunu, devlet formunun ise ancak 1939’da netleştiğini ve Osmanlı döneminde Halep–İskenderun–Musul hattının hem ekonomik hem askerî bakımdan stratejik olduğunu hatırlatan Guldivê, İskenderun’un Akdeniz limanı olarak Avrupa ticaretine entegre olduğunu, Halep’in ise hinterlandı kontrol eden bir merkez işlevi gördüğünü belirtti. Şehir merkezlerinden çıkıldığında tablonun değiştiğini söyleyen Guldivê, “Peyas’tan Efrîn’e, Kilis’ten Halep’in güneyine kadar uzanan bir hatta askerî ve siyasi güç olarak çoğunlukla Kürt aşiretleri vardı. Resmî kayıtlarda mirlik olarak geçmese de buralarda fiilî Kürt mirlikleri mevcuttu” dedi.

  • Kürt Süvari ve Mızrakçılar, 1877-1878

Bir destandan toplumsal gerçekliğe

Rojava bağlamında Ehmedê Şeng destanının tarihsel bir veri olarak okunabileceğine dikkat çeken Guldivê şunları belirtti: “Bu destanda Evdilêzîz Dağı yaylalarının bir Kürt aşireti olan Dûdikiyanlara ait olduğu anlatılır. Çölden gelen Gêsanlarla yaşanan çatışma, iki farklı ekonomik sistemin karşılaşmasıdır: yerleşik-yaylacı yapı ile daha hareketli çöl yapısı. Sınır mülkiyetin, otoritenin ve toplumsal sözleşmenin kurulduğu alandır. Misafirlik de orada kurulur, düşmanlık da. Talan başladığında sınır ihlal edilir. Bu anlatılar bize Kürtlerin Evdilezîz Dağı hattında tarihsel ve mekânsal sürekliliğini gösterir. Ehmedê Şeng destanı, bize açık biçimde Evdilezîz Dağı ve yaylalarının Kürt aşiretlerinin mekânı olduğunu gösterir. Bu mekân bir sınırdır ama aynı zamanda onların mülküdür.”

Kürtlerle Türkmenlerin ortak trajedisi

Osmanlı’nın asker ihtiyacını da bu bölgeden karşılamaya yöneldiğini hatırlatan Guldivê, şu şekilde devam etti: “Bugünkü Suriye’den söz ettiğimizde, aynı zamanda Kürtler ile Türkmenlerin birlikte yaşadığı bir bölgeden söz ederiz. Çoğu zaman onlara yönelik siyaset birlikte yürütülürdü. Bu dönemde Osmanlı’nın askerî gücü zayıflayınca ciddi bir sorun ortaya çıktı. Bu boşluk nasıl doldurulacaktı? Yeni askerî kanunlar henüz oluşmamıştı. Suriye’nin çöllerinden ve şehirlerinden gençler zorla toplanıp askere götürülüyordu. Bu, o bölgelerin toplumsal yapısı için büyük bir altüst oluştu. 15 yıla kadar uzayan askerlik süreleri, Fırat’ın batısındaki Kürt ve Türkmen toplulukları için demografik ve ekonomik açıdan bir felaketti. Üretim gücü zayıfladı. Bir genci askere almak, toplumun en üretken ve en koruyucu gücünü ortadan kaldırmak demekti. Artık eskisi gibi hayvancılık ya da tarım yapamıyorlardı; savunma güçleri de zayıflamıştı. Bu yüzden alternatif ekonomik yollar aradılar.”

  • 1875 yılında London’da H. W. Bates imzasıyla yayımlanan Illustrated Travels (Resimli Seyahatler) adlı eserde “Kürt Atlılar” başlığıyla yer alan illüstrasyon.

Kervan baskınları

Fransız konsolosluk raporlarında Halep–İskenderun hattındaki kervan baskınlarının Kürtler tarafından gerçekleştirildiğinin kaydedildiğini belirten Guldivê, şunları ekledi: “Bu olayları yalnızca eşkıyalık olarak okumak eksik olur. Zorunlu askerlik, ağır vergilendirme ve kolonyal ticaret ağlarına karşı bir tepki boyutu da vardır. İskenderun–Halep hattındaki kervan baskınları, ekonomik yıkımın telafisi için geliştirilen bir stratejidir. Ben bunu bir tür dekolonyal pratik olarak da görüyorum; çünkü mesele yalnızca Osmanlı’nın iç düzeni değil, aynı zamanda Avrupa’nın sömürgeci üretim ağlarıdır.”

  • Suriye ve Lübnan’ın demografik haritası, 1935

Savaş, sınır ve parçalanma

19. yüzyılda artık mirliklerin bütünüyle tasfiye edildiğini, Birinci Dünya Savaşı’yla birlikte ise Suriye’de Kürtler açısından kırılmanın derinleştiğini söyleyen Guldivê, “Sykes-Picot Anlaşması sadece harita üzerinde sınır çizmedi. Tarihsel düzeni, yaylacılığı ve aşiretlerin mekânsal bütünlüğünü parçaladı. Aynı ailenin bir kısmı kuzeyde, bir kısmı güneyde kaldı. Birinci Dünya Savaşı başladığında, bazı ağaların Osmanlı devleti ile aşiretleri arasındaki ya da Osmanlı devleti ile şeyhler arasındaki bağlılıkları gidip geldi; sadakat ilişkileri dalgalı bir hâl aldı. Savaş sırasında gayrimüslim nüfusa yönelik katliamlar, savaş sonrasında Kürdistan’ın Hristiyan nüfusunun önemli bir bölümünün Qamişlo ve Hesekê gibi şehirlere yerleşmesine yol açtı. Bu durum, Rojava Kürdistanı’ndaki demografik yapı ve toplumsal yaşam üzerinde büyük bir etki yarattı. Öte yandan Kürt aristokrasisinin bazı elit kesimleri de Rojava’ya yöneldi. Daha sonra özellikle Şêx Saîd isyanı sonrasında, aşiretler düzeyinde de yeni hareketlenmeler ortaya çıktı” dedi.

  • Kuzey ve Doğu Suriye'de Kürt nüfus yoğunluğu haritası, 1935

Vatansızlaştırma ve özne kaybı

1962’de Cizîrê’de nüfus sayımı yapılır; 1963’te BAAS Partisi iktidara gelir ve bu sayımın sonuçlarına bakarak 120 bin Kürt’ü bir gecede vatandaşlıktan çıkarır ve “yabancı” ilan eder. Guldivê bu durumun Kürtlerin özne konumundan çıkarılmasına, yani “agency”den düşürülmesine yönelik siyasal adımlar olduğunu belirterek şunları ekledi: ''Kolonyal ilişki, kolonize edilenlerin agency’sini yok etmeye dayanır. Agency, kendi adına karar alabilme kapasitesidir. Kendi kararını kendin almaya başladığında özne olursun. 1980 darbesinden sonra Kuzey Kürdistan’daki hareketler yeraltına çekildi. Bazıları bu yeraltına çekilişi geçici bir geri çekilme olarak gördü; bir güç inşa alanı olarak değerlendirmedi. Ancak PKK farklı bir yol izledi; toplumu örgütledi. Örgütlenme ne demektir? İrade sahibi olmak demektir. Böylece adım adım yeniden bir Kürt özneleşmesi ortaya çıktı; Kürtler siyasal özne hâline geldi. Kürt aktörler kendi kararlarını kendileri almaya başladı. Bu kararların doğru ya da yanlış olması ikincil bir meseledir; önemli olan kararın içeriden çıkmasıdır. Bu örgütlenmenin sonucu 2004’te görüldü: Qamişlo ve Cizîre’deki katliam girişimine karşı büyük bir seferberlik gelişti. 2007–2008’de Kürtçe için yeniden kitlesel mobilizasyon yaşandı. 2011’de bu örgütlü zemin kendini gösterdi ve 2012’de Rojava Devrimi’ne dönüştü. 1946’dan itibaren süren toplumsal dağınıklık yavaş yavaş aşıldı. 1980’lerden sonra özneleşmeye dönüş süreci başladı. Bugün hem Rojava Devrimi hem de Özerk Yönetim’in kurulmasıyla Kürtlerin aktörlüğü açık biçimde görünür hâle geldi. Bu durum kolayca ortadan kaldırılamaz. Müzakere ya da savaş nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın, bu düzey korunacaktır.”

Suriye Kürtlerinin hafızasında derin bir iz bırakan, 283 çocuğun yakılarak katledildiği Amudê Sineması Katliamı (13 Kasım 1960) anısına yapılan anıt, Amûdê Şehitler Bahçesinde yer alıyor.

‘Agency kaybı imha riskini büyütür’

Kürtlerin bir kez daha agency kaybı yaşama ihtimalini sorduğumuz akademisyen Luqman Guldivê, Ortadoğu’da güç dengelerinin sertliğine dikkat çekerek şunları söyledi: “Bu coğrafyada askerî ve toplumsal gücün yoksa, imha riskiyle karşı karşıyasındır. Efrîn’de denendi bu. Dürzi ve Alevilere karşı da denendi. Gazze’de açık biçimde yaşandı. Kafkasya’da, Karabağ’da sonuçlarını gördük. Şengal Soykırımı daha 12 yıl önceydi; uzak bir geçmiş değil. Bu pratikler hâlâ mevcut. Tüm bunlar şunu gösteriyor: agency’ni kaybedersen tehlike artar. Bu tehlikeye karşı temel güvence yalnızca askerî ve siyasal güç değil; toplumsal örgütlülük ve birliktir. Örneğin Kuzey Kürdistan’daki toplum, Güney’deki kadar Rojava için seferber olabilseydi, bugün risk daha düşük olabilirdi. Bu bir suçlama değil; fakat Güney’deki seferberlik daha süreklilik arz eden ve daha güçlü bir nitelik taşıdı. Kuzey’de ise aynı düzey görülmedi. Kendimize sormalıyız: Kobanê kuşatmasını Kuzey’den neden kıramadık? Yüzbinlerce insan kuşatma altındaydı. Neden Kuzey’den Kobanê’ye bir hat açılamadı? Bunlar yalnızca siyasal değil, insani sorulardır. Kürt toplumu bu soruları ciddiyetle ele almalıdır. Rojava’da da bir muhasebe yapılabilir.”

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.