Yurtseverlik ahlakı

Zozan SİMA yazdı —

31 Ağustos 2021 Salı - 23:00

  • Son zamanlarda tüm dünyada yaşananlar daha kötüsünün, bu kadarının da olmayacağını düşündüğümüz felaket ve kıyamet senaryolarının gerçekleştiği distopik filmleri andırır karakterde.    

Son zamanlarda tüm dünyada yaşananlar daha kötüsünün, bu kadarının da olmayacağını düşündüğümüz felaket ve kıyamet senaryolarının gerçekleştiği distopik filmleri andırır karakterde.    

Bu filmler salgın, deprem, yangın, yoksulluk ve kitlesel ölümlere yol açan silahlarla dünyanın sonunun geldiği ve bir grup kahramanın dünyayı kurtardığı üzerine kurgulanır.    Andrew Delbanco Şeytan’ın Ölümü isimli kitabında ‘Kültürümüzde, kötülüğün görünürlüğü ile onunla başa çıkmak için kullanabileceğimiz mevcut entelektüel kaynaklar arasında bir uçurum açıldı. Dehşet görüntüleri daha önce hiç bu kadar geniş bir alana yayılmamış ve -örgütlü ölüm kamplarından önlenebilecek kıtlıklarda açlıktan ölen çocuklara dek bu kadar korkutucu olmamıştı. (...) Kötülük repertuvarı hiç bu kadar zengin olmamıştı. Ama tepkilerimiz de hiç bu kadar cılız olmamıştı’ der.

Kötülük kavramı üzerine çok eski çağlardan bu yana çokça tartışma yürütülmüştür. Ama 20. yy faşizan rejimlerinin uygulamaları ile bu konudaki felsefi tartışmalar giderek daha fazla derinlik kazanır. Üstelik sadece kötülüğü yapanlar değil, onun bu kadar yaygınlaşmasının yarattığı ahlaki çöküntü de tartışılır hale gelir.

Yani kötülüğe karşı durmamak, sessiz kalmak ve ortak olmanın bahane ve gerekçeleri sorgulanır. Bunun yarattığı ahlaki çöküntü ele alınır.

Sivas’ta Madımak katliamı gerçekleştikten sonra ‘Sivaslıyım’ diyenlere şu soru sorulur; ‘Yananlardan mısın yakanlardan mısın?’ Yaşlı bir amca bir keresinde şöyle bir cevap vermişti: ‘Odun taşıyanlardanım.’ Yani sessiz kalarak, tepki vermeyerek ortak olanlardan.

Bu bilgece yanıt şunu ifade ediyor; yanı başınızda bu kadar yalan, katliam, hırsızlık varken yaşayabileceğinizi düşünmek yanılgıdır. İşinize, okulunuza devam edebileceğinizi, ailenizle mutlu yaşayabileceğinizi düşünmek. Dışında kalabileceğinizi düşünmek. Kötülüğün tarafı olmadığınızı düşünmek…

Susan Neiman bu durumu ahlaki açıklık kitabında şu sözlerle ifade eder; Tüm bunlara verdigimiz tepki sessiz bir homurdanmadan ibaretse -Çok şükür ki ben böyle değilim- meselenin özünü büsbütün kaçırıyorsunuz demektir…hepimizin kötülüklere suç ortağı olabileceğinin farkına varmak, hepimizin kötülüklere karşı çıkabileceğimizin farkına varmaktır aynı zamanda.

Son günlerde bu sorunun Kürtler açısından daha yakıcı olduğu birçok olay yaşandı. Görünen o ki, ‘bu kadarı da olmaz, bunu da yapamazlar’ dediğimiz birçok şey olabilir, gerçekleşebilir bir karakter kazandı.

Bunların bir boyutunu Kürdistan’daki sömürgeci devletler özelde TC devleti gerçekleştiriyor. Bu zaten farkında olduğumuz tarihsel düşmanlığın sürdürülmesi. Ama asıl, ‘Bu kadarı da olamaz’ dediklerimizi katliamcılarla işbirliğinin ötesine geçen Kürtler gerçekleştiriyor.

Başûrê Kurdistan’da KDP, Hizbullah artığı Kürtler ve her türden çıkarcı işbirlikçi, hain Kürtler, yani... Bu da bir Kürt ve Kürdistan gerçekliği olarak binlerce yıldır biliniyor. Kürtler her zaman hain Kürtlerle yenilgiye uğratılmış. Fakat işin yanılgı olan kısmı buna karşı yeterince güçlü bir tavrın açığa çıkmaması.

Kendi peşmergelerini öldürtmekten, Efrîn’i işgal eden çetelerle görüşmeye, Şengal’de yurtsever Ezîdîleri ve bir hastaneyi hedef alan saldırıları desteklemekten, Ezîdî katliamının yıldönümüne giden RJAK üyesi üç kadını tutuklamaya, Rojava Özerk yönetimi diplomasi çalışanını tutuklamaktan, gerillaları kaçırıp MİT’e teslim etme pazarlığı yapmaya, sömürgeci Türk devletinin askerleri için döşenmiş mayınlarını çıkarmaya kadar uzayıp giden bir liste…

Artık işbirlikçiliğin, ihanetin sınırlarını zorlayan bu uygulamalara dün gece de bir yenisi eklendi. Kendi denetimlerindeki Ezîdî kampının vurulmasını -ki görgü tanıkları Türk SİHA’ları vurdu diyor- örtbas etmek için PKK yaptı diyecek kadar pervasızlaşmak...

Kürdistan çok ciddi bir soykırım tehdidi ile karşı karşıyadır. Bu soykırıma vicdani ve her türlü ahlaki değeri ayaklar altına alarak ortak olanlara karşı yurtseverlik ahlakının gereğini yerine getirecek bir mücadeleye ihtiyaç var.

Hz. İbrahim hikayesinde su taşıyarak tarafını seçen karınca misali herkesin yurtseverlik ahlakının gereğini yerine getirecek bir çaba içine girmesi gerekmektedir. 

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.