Yıkıntılar içindeki Efrîn’e sekiz yıl sonra dönen Êzîdîler, inançlarını nasıl yaşatacaklarına odaklanıyor
- Efrîn, tarihsel olarak Suriye'deki en büyük Êzîdî nüfusuna ev sahipliği yapıyordu. 2011 öncesinde bölgede yaklaşık 60.000 Êzîdî yaşıyordu. Ancak 2018'de Türkiye'nin düzenlediği işgaloperasyonun ardından çok sayıda Êzîdî, Kürtlerin öncülük ettiği yönetimin kontrolündeki kuzeydoğu Suriye'ye kaçtı.
- Qamişlo'da Êzîdî Kadınlar Birliği sözcülüğünü yapan Suad Hiso, entegrasyon anlaşmasıyla 1.700 kişiyle Qestel Cindo köyüne döndü. Efrîn'den uzakta çocukluğunun geçtiği yemyeşil tepeleri ve bayram kutladıkları türbeleri özlüyordu. Ancak buradaki türbenin durumunu görünce yüreği burkuldu. Köyde inşa edilen cami, yürütülen Araplaştırma planının bir parçasıydı.
- Efrîn'deki Êzîdî türbelerinin yarısından fazlası, Türkiye destekli Suriyeli milislerin bölgenin kontrolünü ele geçirmesinin ardından yağmalandı veya tahrip edildi. Bu milislerin bazı üyeleri bugün üst düzey hükümet ve askeri görevlerde bulunuyor.
- 5.000 yılı aşkın süredir Efrîn'de yaşayan Êzîdîlerin dağlarında 19 türbesi bulunuyor. Efrîn'e dönen Suad Hiso, yüzünü güneşe dönüp avuçlarını gökyüzüne açarak dua etti. Êzîdîlerin güneşe tapmadığını, kıbleleri olduğunu belirtti. Güneş; gücün, ışığın, sonsuzluğun ve Tanrı'nın gözünün kutsal sembolüdür.
Hanna Davis ve Sandro Basili* - Çeviri Yeni Özgür Politika
Suad Hiso, köyündeki bir türbenin kalıntılarına doğru yürüdü. Kırmızımsı taşlar zeytinyağıyla kararmıştı. Nişin yanında, kendisinden önce gelen Êzîdî ibadetçilerin bıraktığı yarı erimiş mumlar duruyordu. Duvarın çatlaklarına küçük taşlar yerleştirilmiş, yakındaki bir çalı ise kurdelelerle süslenmişti. Her taş ve her düğümlenmiş kurdele, birinin dileğini taşıyordu.
Bu Êzîdî türbesi, kuzey Suriye'nin Efrîn dağlarına dağılmış 19 türbeden biri. Yerel halk, Êzîdîlerin bu bölgede 5.000 yılı aşkın süredir yaşadığını ve inançlarını sürdürdüğünü söylüyor. Êzîdîler, günümüz Suriye, Irak, Türkiye ve İran'ın bazı bölgelerini kapsayan Batı Asya'ya özgü, Kürtçe konuşan bir dini azınlık.
52 yaşındaki Hiso, yüzünü güneşe çevirdi ve avuçlarını gökyüzüne açtı. Bir Êzîdî olarak nasıl dua ettiğini gösterirken, "Ah kız kardeşim, ah güneş, ah güneş" diye tekrarladı.
"Bize güç ver, ışığını ver. Bizi hastalıklardan iyileştir, hastaları iyileştir. Çocuklarımızı ve dünyanın bütün çocuklarını koru."
Hiso, Êzîdîlerin güneşe tapmadığını, ancak güneşin onların kıblesi, yani dua yönü olduğunu anlattı. Güneşi; "gücün, ışığın, sonsuzluğun ve Tanrı'nın gözünün" sembolü olarak kutsal kabul ediyorlar. Êzîdîler Tanrı'ya inanıyor ve onun aracılığıyla hareket eden yedi meleğe hürmet ediyor. Bunların başında Tavus Melek, yani Tawûsî Melek geliyor.
60.000 Êzîdî Efrîn’den çıktı
Efrîn, tarihsel olarak Suriye'deki en büyük Êzîdî nüfusuna ev sahipliği yapıyordu. 2011 öncesinde bölgede yaklaşık 60.000 Êzîdî yaşıyordu. Ancak 2018'de Türkiye'nin düzenlediği operasyonun ardından (Türk ordusu ve müttefiki Suriyeli milislerin, Kürt milis gücü Halk Savunma Birlikleri'ni (YPG) bölgeden çıkarmak amacıyla Efrîn'i işgal edip kontrolü ele geçirmesiyle) çok sayıda Êzîdî, Kürtlerin öncülük ettiği yönetimin kontrolündeki kuzeydoğu Suriye'ye kaçtı.
Ocak ayında imzalanan ve Kürt yönetiminin Suriye devletine entegrasyonunu öngören anlaşmanın ardından yüzlerce Êzîdî Efrîn'e geri döndü. Şimdi ise Şam'daki yeni yönetimin yönetimi altında inançlarını korumaya çalışıyorlar.
Türbeler harabeye çevirilmiş
Hiso da geri dönenlerden biri. Qamişlo'da yaşıyor ve daha önce Êzîdî Kadınlar Birliği'nin sözcülüğünü yapıyordu. 10 Haziran'da, entegrasyon anlaşmasının ardından düzenlenen konvoylardan biriyle, 1.700 kişiyle birlikte köyü Qestel Cindo'ya döndü.
"İnancımı ve ritüellerimi korumak istiyorum," dedi. "Dinimi ve halkımı seviyorum. Bu benim kimliğim."
Hiso, Efrîn'den uzakta geçirdiği günleri saymıştı. Çocukluğunun geçtiği yemyeşil tepeleri ve ailesiyle sayısız bayram kutladığı türbeleri özlüyordu. Bu nedenle döndüğünde bir arabaya atlayıp köyü dolaştı ve türbeye giderek nişinde bir mum yaktı. Ancak türbenin durumunu gördüğünde yüreği burkuldu.
"Son ziyaretimin üzerinden sekiz yıl üç ay geçmişti," dedi. "Türbeye gidip çevreye baktığımda kalbimde bir ağırlık hissettim. Hiçbir sevinç kalmamıştı."
Türbeyi terk ettiği günkü halini hatırlıyordu: Küçük, beyaz taştan bir yapıydı. Önünde, dalları alçak çatının üzerine uzanan büyük bir meşe ağacı vardı. Şimdi ise türbeden geriye yalnızca bir moloz yığını kalmıştı. Meşe ağacı kökünden sökülmüş, gövdesi bile bırakılmamıştı. Yakınlarda, üzerlerine küçük güneş figürleri kazınmış mezar taşları parçalanmış halde yatıyordu.
Wilson Center'a göre Efrîn'deki Êzîdî türbelerinin yarısından fazlası, Türkiye destekli Suriyeli milislerin bölgenin kontrolünü ele geçirmesinin ardından yağmalandı veya tahrip edildi. Bu milislerin bazı üyeleri bugün üst düzey hükümet ve askeri görevlerde bulunuyor. Bu durum, çok sayıda Êzîdî'nin yeni yönetim altında nasıl muamele görecekleri konusunda kaygı duymasına neden oluyor.
“Parse” türbesi: Kırk tanrıçadan biri
Hiso'nun köyünde iki kutsal türbe bulunuyordu. İkincisi, Êzîdîlerin topluca "Xwedawendan" adını verdiği 40 kadın tanrıçadan birinin adını taşıyan “Parse” türbesiydi. Türbeye yalnızca kadınlar girebiliyordu ve içeri girerken eğilmeleri gerekiyordu. "Türbenin önündeki ağaçların bile kadınsı bir niteliği varmış gibiydi; uzun ve dimdik büyürlerdi," diye anlattı. "Ne yazık ki kesildiler."
Türbe, bugün bir Türk üssünün bulunduğu dağın zirvesindeydi ve ziyaret edilmesi mümkün değildi. Üsse kadar düzgün asfalt bir yol kıvrılarak çıkıyor, yakınlarda Türk bayrağı dalgalanıyordu. Yaklaşabildiğimiz kadar yaklaştık, ancak sorun yaşamamak için geri dönmeye karar verdik.
Dağdan inerken yol kenarındaki bir çöplüğün yanından geçtik. Kamyonlar yavaşlayıp plastik şişeleri ve çöp torbalarını boşaltıyordu. Havayı zehirli bir duman kaplamıştı, nefes almak güçtü. Hiso, çöplüğün daha önce burada olmadığını ve dumanın köye kadar ulaştığını söyledi. Dumanın sedef hastalığını ve egzamasını da kötüleştirdiğini anlattı.
Êzîdî köyüne cami yapılmış
Köydeki bir başka yenilik de camiydi. İnşaat bandı hâlâ binanın çevresindeydi. Hiso, caminin de muhtemelen Türkiye destekli İslamcı gruplar tarafından inşa edildiğini söyledi. Ona göre bu, işgalden bu yana çoğunluğu Kürt olan bölgenin Araplaştırılması planının bir parçasıydı.
Hiso'nun köyünden ayrılırken yol, sonsuzmuş gibi görünen zeytinliklerin arasından kıvrılıyordu. Ara sıra bir araba ya da motosiklet geçiyordu. Nüfus geniş araziye seyrek biçimde dağılmıştı. Terk edilmiş kontrol noktalarında Türk bayrakları hâlâ asılıydı. Yolun ilerisinde ise savaşta hayatını kaybeden Türkiye destekli savaşçıların solmuş posterleri sıralanıyordu.
Sonunda yalnızca Êzîdîlerin yaşadığı şirin Basufan köyüne ulaştık. Dar sokaklar, meyve ağaçlarının taş duvarların üzerinden sarktığı küçük arka bahçelere açılıyordu. Bir bahçe, MS 5. yüzyıla tarihlenen Bizans döneminden kalma Aziz Phocas Kilisesi'nin kalıntıları üzerine kurulmuştu.
Antik köyün merkezinde, küçük konik kulesiyle günümüz Irak'ında Êzîdîlerin en kutsal hac yeri olan Laleş'teki tapınağı andıran bir Êzîdî türbesi vardı. Êzîdî haklarını izleyen Ezdina Vakfı'na göre türbe, 2020 yılında Türkiye destekli milisler tarafından bir buldozerle kulesine çarpılarak tahrip edilmişti.
“Müminler” evleri talan etmiş
Köyün dış kesimlerinde 62 yaşındaki Suleyman Jafar, Cuma gününü evini onararak geçiriyordu. Kuzeydoğuda yaşadığı dönemde yağmalanmış olan iki katlı, kapılı villasını yeniden ayağa kaldırmaya çalışıyordu.
"Evime geldim ve geriye hiçbir şey kalmamıştı. Lavaboları, muslukları, hatta tuvaleti bile sökmüşler," dedi. Ardından ekledi: "Bize 'Siz kâfirsiniz, biz müminiz' diyorlar. Ama mümin olmak aslında insanın yaptıklarıyla ilgili değil mi?"
Jafar, Êzîdîlerin "şeyh" sınıfına mensup ve Êzîdî tarihini ve geleneklerini aktarma sorumluluğunu üstlenmiş biri. 1970'lerden bu yana dininin tarihsel ve kültürel kalbi sayılan Laleş ve Şengal’e defalarca seyahat etti, bilginler ve şeyhlerle görüşerek dini hakkında bilgi topladı.
5000 yıldır Êzîdîler Efrîn’de
Jafar'ın anlattığına göre, tanınan Êzîdî lideri Adi ibn Musafir 11. yüzyılda bugünkü Lübnan'ın Bekaa Vadisi'nde doğdu. Abbasiler döneminde Êzîdîlerin İslam'a geçişine tanık olduktan sonra Bağdat'a gitti ve dini ayakta tutmak amacıyla “şex" sınıfını oluşturdu.
O dönemde Êzîdîlerde yalnızca iki sınıf vardı: "mürit" ve "pir". Mürit, "takipçi" ya da "sıradan kişi" anlamına gelirken pir, "yaşlı" demektir ve şeyh gibi dini bir rehberlik rolü üstlenir. Sınıflar arasında "karşılıklı saygı" bulunduğunu belirten Jafar, kişinin kendi sınıfı dışından biriyle evlenmesinin yasak olduğunu söyledi. Jafar, Êzîdîlerin bölgedeki varlığını MÖ 3000'li yıllara kadar götürüyor ve o dönemde bölgede yaşayan Kürtlerin çoğunun Êzîdî olduğunu söylüyor.
"Ancak Yahudiler geldiğinde bazıları Yahudiliğe geçti. Hristiyanlık geldiğinde insanlar Hristiyan oldu. İslam geldiğinde ise bazıları Müslüman oldu," diye anlattı. Bin yıl boyunca Êzîdî inancını sürdürenlerin sayısı giderek azaldı.
İnanç, Efrîn'deki köyler de dahil olmak üzere yalnızca birkaç yerleşimde küçük topluluklar halinde varlığını sürdürebildi.
Geleneklerini sözlü aktardılar
Binlerce yıl boyunca Êzîdîler dini geleneklerini sözlü olarak aktardı; yazılı metinler yasaktı. Jafar, bunun 1970'lerde değiştiğini ve o tarihten bu yana topluluğunun okuyup gelecek kuşaklara aktarabilmesi için Êzîdî inancı üzerine 600 sayfalık bir el yazması derlediğini söyledi.
Sebastian Maisel, Suriye'deki Êzîdîler üzerine yazdığı kitabında, Êzîdîlerin inançları hakkında yazmalarına izin verilmediği için mevcut yazılı kayıtların çoğunun Müslümanların "sapkınlık" çalışmalarından, Hristiyan misyonerlerden, Osmanlıların "medenileştirme" girişimlerinden veya Avrupalı oryantalistlerden geldiğini belirtiyor.
Bunun sonucunda yabancılar Êzîdîlerin temel inançlarını büyük ölçüde yanlış anladı. Bu yanlış anlayış da Êzîdîlere yönelik zulmü meşrulaştıran söylemlerin kolayca yayılmasına zemin hazırladı.
Yaratıcıdan başkasına secde etmeyiz
Êzîdîler uzun yıllar boyunca "şeytana tapanlar" olarak damgalandı. Bunun temelinde, çoğunlukla Müslüman komşularının Tawûsî Melek'i İslam'da Tanrı'nın Âdem'e secde etme emrini reddeden ve cennetten kovulan Şeytan, yani İblis ile özdeşleştirmesi yatıyor.
Ancak Jafar, Êzîdî geleneğinin hikâyeyi farklı anlattığını söylüyor. Buna göre Tanrı meleklere Âdem'e secde etmelerini emrettiğinde, Tawûsî Melek dışındaki bütün melekler secde etti. Tawûsî Melek ise şöyle dedi: "Sen Yaratıcısın ve ben Senden başka kimseye secde etmeyeceğim."
Êzîdîler, bu yanıtın "Tanrı'nın tam olarak beklediği şey" olduğuna inanıyor. Jafar'a göre Tawûsî Melek, diğer İbrahimî dinlerdeki Cebrail'e benzer bir role sahip, Tanrı ile insanlık arasındaki temel aracı.
İlahi olanla yaratılmış olan arasındaki bu aracılık fikri, özellikle Selefi ve Vehhabi alimler ve takipçileri açısından başka bir sorun teşkil ediyor. Bu anlayışta insanların Tanrı'yla doğrudan ilişki kurması kutsal kabul ediliyor ve bir "aracıya" başvurmak küfür sayılıyor.
Fetvalar ve 74. ferman
Êzîdîler, inançlarının yanlış anlaşılması ve hoşgörüsüzlük nedeniyle tarih boyunca 74 büyük soykırım (ferman) ve katliamla karşı karşıya kaldıklarını söylüyor. Êzîdîlere karşı son büyük fetva 2014 yılında DAİŞ tarafından ilan edildi. Örgüt en az 3.000 Êzîdî'yi öldürdü; 7.000'den fazla kişiyi ise köleleştirdi, tecavüze uğrattı ve zorla din değiştirmeye zorladı.
Jafar, Êzîdîlere yönelik en şiddetli kampanyaların Osmanlı İmparatorluğu döneminde gerçekleştiğini söyledi. Êzîdîlere karşı verilen en ağır fetvalardan biri, 16. yüzyılda Osmanlı başmüftüsü Ebu Suud el-İmadi tarafından yayımlandı. Ebu Suud, Êzîdîleri "asıl kâfirler" ilan etmiş ve öldürülmelerini dini bir yükümlülük olarak nitelemişti.
Jafar, bu anlayışın izlerinin bugün bile sürdüğünü söyledi. Yakındaki Arap köyü Bürc Haydar'ın sakinlerinin, Osmanlı dönemindeki propagandayla kâfir olarak damgalanan Êzîdîler için hazırlanmış yemekleri hâlâ yemediklerini belirtti.
Jafar'a göre Esad rejimi dini çeşitliliği savunduğunu iddia etse de Êzîdîlere yönelik baskılar devam etti. Êzîdîlerin dini bayramlarını kutlamaları ve dini sembollerini sergilemeleri yasaklandı, devlet okullarında İslami derslere katılmaya zorlandılar.
1930'larda 57 Êzîdî köyü, 22'ye düşmüş
Görüştüğümüz herkes bu yılları hatırlıyordu. Jafar, Êzîdîleri desteklemek için yürüttüğü çalışmalar nedeniyle tutuklanmıştı. Hiso ise inancından söz ettiği için okulda dayak yediğini anlattı.
Jafar'a göre, rejimin 2012'de bölgeden çekilmesinin ardından kontrolü ele geçiren Kürtlerin öncülüğündeki yönetim, her köyde bir Êzîdî okulu açılmasına izin verdi. Efrîn kentinde ayrıca bir Êzîdî kültür merkezi kuruldu, ancak merkez daha sonra Türkiye'nin işgali sırasında yıkıldı.
Jafar, yıllar süren baskının Êzîdî nüfusunu dramatik biçimde azalttığını söyledi. 1930'larda yaklaşık 57 Êzîdî köyü bulunurken bugün bunların sayısı yaklaşık 22'ye düşmüş durumda.
Şimdi hem Jafar hem de Hiso için en büyük öncelik dinlerini yaşatmak. Suriye'deki Êzîdî Birliği'nin bir üyesi olan Jafar, yasal olarak faaliyet gösterebilmek ve ileride kültür merkezlerini yeniden inşa edebilmek için izin başvurusunda bulunmanın "doğru zamanını beklediklerini" söyledi.
Jafar'a göre Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şaraa'nın hükümeti "bugüne kadar Êzîdîlere karşı herhangi bir ihlalde bulunmadı." Efrîn'de "eskisinden daha fazla dini özgürlük" olduğunu da ekledi.
Ancak hükümetin muhafazakâr İslami köklerine ilişkin kaygılarını koruyan Jafar, Êzîdîlerin haklarının güvence altına alınması konusunda temkinli olunması gerektiğini söyledi.
Geniş bir nar bahçesinde 53 yaşındaki Zahreddine Şamo, ağaçları sulayan fıskiyenin üzerinden atlayarak kavurucu yaz sıcağında serinledi. Su damlacıkları taze, yakut kırmızısı narların üzerinde parlıyordu. "Bu Tanrı'nın meyvesidir. Tanrı yarattı ve Cennet'ten gönderdi," dedi.
Şamo da Jafar gibi Êzîdîlerin şêx sınıfına mensup. Ancak geçimini çiftçilikten sağlıyor. Kardeşiyle birlikte nar bahçesini işlediği Bürc Abdullah köyünde yaşıyor. Köy, dik ve kayalık bir yamacın eteğine kurulmuş. Girişinde bir mezarlık bulunuyor; mezar taşlarının üzerinde, Qestel Cindo'dakilerde olduğu gibi küçük güneş figürleri kazılı.
Şamo'nun arka bahçesinde, babasına ait 300 yıllık evin kalıntıları üzerine inşa edilmiş küçük bir türbe bulunuyor. Şamo, türbenin Türkiye destekli gruplar tarafından yıkıldığını söyledi.
Çarşamba ve Cuma ritüellerde…
Qestel Cindo'daki türbede olduğu gibi burada da bir nişin yanında mumlar ve yağ bırakılmıştı. Şamo, bu adakların genellikle Çarşamba ve Cuma geceleri bırakıldığını söyledi. Êzîdîler ritüellerini özellikle bu iki günde yerine getiriyor. İnançlarına göre dünya Cuma günü yaratılmış ve Çarşamba günü tamamlanmış.
Êzîdî Yeni Yılı, inançlarındaki en önemli dini günlerden biri. Jülyen takvimine göre genellikle nisan ayının ilk çarşamba gününe denk geliyor. "Kırmızı Çarşamba" ya da Kürtçe adıyla “Çarşema Sor" olarak bilinen bu bayram, güneş ışınlarının dünyaya ilk kez ulaştığı, gökyüzünü kırmızıya boyadığı ve Tawûsî Melek'in dünyayı tüm canlılar, bitkiler ve hayvanlar için yaşanabilir hale getirmek üzere yeryüzüne indiği günü simgeliyor. Şamo, yumurta boyamanın kutlamanın önemli bir parçası olduğunu söyledi. Yumurta, yaşamın yaratılışını temsil ediyor.
Koruyucu güç: Cebrê sibê
Şamo cebinden Laleş kutsal kentinden alınmış küçük bir taş çıkardı. Êzîdîlerin "Cebrê sibê" adını verdiği bu taşın şans ve korunma getiren bir tılsım olduğunu açıkladı. Taşı öptü, ardından alnına götürdü ve bu hareketi üç kez tekrarladı. Şamo, Êzîdî ritüellerinde pek çok şeyin üç kez yapıldığını söyledi. "İnsanın hayatındaki üç önemli an için: doğumunda, evliliğinde ve ölümünde."
Efrîn'deki bir başka Êzîdî köyü olan Faqira'da ise bir cebrê sibê taşı Fulla Şakro'nun oturma odasında asılıydı. 48 yaşındaki Şakro, son birkaç ay içinde köye dönen 89 aileden oluşan grubun üyelerinden biri.
11 Ocak'ta Halep'te yaşadığı yerden çatışmalar nedeniyle kaçarken taşı kırmızı Nissan kamyonetinin gösterge paneline koymuş ve yol boyunca korunmak için taşı öpmüştü. "Maşallah, kimse bizi durdurmadı," dedi. "Arabaya koyun; önünüzde olsun, koltuğun altında değil. O zaman asla korkmazsınız."
Şakro'nun birkaç ay önce dünyaya gelen torunu yakında yerde oturuyordu. Şakro, gelininin çocuğu korumak için sırtına bağladığı cebrê sibê'yı göstermek amacıyla tişörtünü kaldırdığını söyledi. Bunun, küçük çocuğu olan Êzîdî aileleri arasında yaygın bir uygulama olduğunu anlattı.
Cebrê sibê, Şakro'nun geleneğinde başvurduğu tek nesne değildi. Laleş'in toprağından yapılmış, nohut büyüklüğünde küçük bir kil top çıkardı. Bunun hastalık ve ağrıyı hafifletmek için kullanıldığını söyledi. Torunu ağlamayı bırakmadığında bu kilden topu kullanıyorlardı. "Ona küçük bir fincan çay veririz. Sonra 'Bismillah, bismillah, bismillah' diyerek üç kez fincana batırırız," dedi ve el hareketiyle nasıl yapıldığını gösterdi. "Kısa süre sonra ağlamayı keser."
Şakro'nun 14 yaşındaki kızı Hadice Şakro bizi köy türbesinin kalıntılarının bulunduğu küçük, taş döşeli alana götürdü.
Türbeye girmeden önce ayakkabılarımızı çıkardık ve çimenlerin üzerinde çıplak ayakla durduk. Ayrılırken ise geri geri yürüdük, türbeye sırtımızı dönmek saygısızlık kabul ediliyordu.
Türbenin arkasında taştan yapılmış bir kuyu vardı. Hadice, kuyunun önünde sırtını kuyuya dönerek durdu ve dileğinin gerçekleşmesi için taşı kuyuya atmak üzere üç hakkı olduğunu anlattı. Yüzünde bir gülümseme belirdi. Omzunun üzerinden bir taş attı. Taş ilk denemede kuyunun içine düştü.
Hiso'nun Qestel Cindo'daki türbesine döndüğümüzde, kalıntıların ve bir zamanlar meşe ağacının durduğu devasa çukurun çevresinden geçerek bir zeytinliğe doğru yürüdü. Êzîdî Yeni Yılı kutlamalarını hatırladı. O günlerde köydeki herkes bir yemek getirir, yemekleri yemyeşil ağaçların gölgesinin altına sererdi.
Bir adam tef çalar, bir diğeri zurna üflerdi. İnsanlar ağaçların altında sabahın erken saatlerine kadar dilan, bölgenin geleneksel halk dansını oynardı. "İnşallah Efrîn'i yeniden inşa edeceğiz. İnşallah türbelerimizi de yeniden ayağa kaldıracağız," dedi. Ardından zeytinliğe doğru döndü ve bir süre anılarının içinde kaldı.
* Hanna Davis, siyaset, dış politika ve insani meseleler üzerine çalışan serbest gazetecidir. Sandro Basili, Orta Doğu ve Kuzey Afrika'yı izleyen bir foto muhabiridir.
Kaynak: New Lines Magazine
Kaynak link: https://newlinesmag.com/reportage/reviving-yazidi-rituals-in-the-ruins-of-syrias-afrin/