Zilan çocukluk hayalimdi

Kültür/Sanat Haberleri —

31 Ekim 2021 Pazar - 21:10

İdris Yılmaz

İdris Yılmaz

  • 2009’da başladığı projesini karşılaştığı tüm engel ve aksiliklere rağmen tamamlayan İdris Yılmaz’ın Geliyê Zîlan belgeselinin Aralık ayında gösterime girmesi planlanıyor.

 

MİHEME PORGEBOL

"Ağrı Dağı tepelerinde tayyarelerimiz şakiler üzerine çok şiddetli bombardıman ediyorlar. Ağrı Dağı daimi olarak infilak ve ateş içinde inlemektedir. Türk’ün demir kartalları asilerin hesabını temizlemektedir. Zilan Deresi ağzına kadar ceset dolmuştur." 
Bu ifadeler 16 Temmuz 1930 tarihli Cumhuriyet Gazetesi'nde coşkuyla duyuruluyordu. Mustafa Kemal ve Fevzi Çakmak'ın da katıldığı Bakanlar Kurulu’ndan çıkan karar sonrası başlatılan harekatla kimi kaynaklara göre 47 bin, kimi kaynaklara göre ise 15 bin Kürt, Wan'ın Erdîş ilçesinde bulunan Zilan Deresi'nde katledildi. 
Zilan Katliamı'nın anlatılarıyla büyüyen gazeteci ve belgeselci İdris Yılmaz belgesel projesiyle Zilan Katliamı'nı ve onun o topraklarda bıraktığı travmatik etkiyi anlatmaya çalışıyor. 

Binlerce insan katledildi
Aralık ayında gösterime girmesi planlanan Geliyê Zîlan belgesel projesiyle ilgili olarak gazetemize konuşan İdris Yılmaz, "Kürtler, tarihin en acımasız katliamlarına maruz kaldılar. 1930 yılının Ağustos ayında Zilan’da binlerce kadın, çocuk ve yaşlı kurşunlanarak katledildi. Bu katliam sonrası insanların cenazelerine de saygı duyulmadı. Hamile kadınların karınlarındaki çocuklar üzerine bir paket sigara karşılığında iddialar kuruldu. Henüz doğmamış bir bebeği katledecek kadar canileşmiş katilleri tanıdı bu topraklar" diyor. 

"İnat etmiştim, şartlar ne olursa olsun Zilan'ın belgeselini bitirmeye inandırmıştım kendimi" diyen Yılmaz,
"Bu filmi hazırlamak aslında benim çocukluk hayalimdi. Bu filmimle Zilan'ın acısını anlatmaya çalışacağım" diyor.

Bir çocukluk hayali
İktidarların Kürt halkına dönük katliam politikalarının sürekli olduğunu vurgulayan Yılmaz, Kürdistan'da doğup büyüyen annelerin ağıtları ve dengbêjlerin stranlarının da hep aynı şeyi anlattığını belirterek, "Bu filmi hazırlamak aslında benim çocukluk hayalimdi. Bugün bu hayali gerçekleştirme umudunu yaşıyorum. Bu filmimle Zilan'ın acısını anlatmaya çalışacağım" diyor. 
Belgeseli aslında 2009 yılında çekmeyi planladığını söyleyen Yılmaz, o dönemde maddi sıkıntılardan ötürü çekimlere başlayamadıklarını ancak 2013 yılında gazeteci Vildan Atmaca'yla tekrar çalışmaya başladıklarını söylüyor. Belgesel çalışması zaman zaman kesintilere uğrasa da projeye devam ettiklerini aktarıyor Yılmaz: "Birçok tanıktan röportajlar almıştık. Görüntüleri ayıklamak için arşivimizi yanımıza aldık. Fakat tahmin etmediğimiz bir durumla karşılaştık. Aracımızın camı kırılarak arşiv ve ekipmanımız çalındı. Şikayet için emniyete gittik. Bölgede soyulan aracımızı gören kameraları göstermemize rağmen 'görüntülerden bir şey anlaşılmıyor' diyerek olayla ilgili takipsizlik kararı verildi. Buradan umudumuzu kesince 2016 yılı sonlarında yeniden çekimlere başladık. 

Polis arşive el koydu
Ancak daha önce röportaj aldığımız Zilan Katliamı tanıklarının çoğu yaşama veda etmişti. Kısmen de olsa birkaç tanık bulduk. Çekimleri tamamladığımız 2017 yılı sonlarında  tam kurgu ve montaj için hazırlık yaparken bu sefer, gazetecilik faaliyetlerim nedeniyle 'halkı kin ve nefrete alenen tahrik' iddiasıyla göz altına alınıp tutuklandım. Evimde yapılan aramalar sonucunda arşiv ve materyallerime el kondu. Evde sakladığım yedeklerimi ise annem, polisin evi tekrar basması korkusuyla sobaya atarak yakmıştı. Geride bir harddisk kalmıştı. Onu da polisler almıştı. Ne yaptıysam o harddiski çalıştıramadım. Böylece bir emek daha heba olmuştu."
Tüm bunlara rağmen "İnat etmiştim, şartlar ne olursa olsun Zilan'ın belgeselini bitirmeye inandırmıştım kendimi" diyen Yılmaz, Elazığ 2 Nolu Yüksek Güvenlikli Cezaevi'ndeki hücresinde projesi üzerine aylarca düşündüğünü ekliyor. 

"Zilan Katliamı bilinmesine rağmen bugüne dek hiçbir toplu mezar açılmadı.
'Burada ne oldu?' diye bir merak oluşturulamadı.
Belki bu filmimle Zilan'da işlenen insanlık suçunun açığa çıkarılması konusunda duyarlılık oluşur."

'Çekimleri izinsiz ve kaçak yaptık'
Tahliye olduktan sonra ilk iş olarak Zilan Katliamı'na ilişkin bilgi ve belge toplamaya başladığını söyleyen Yılmaz, 2020 yılının Aralık ayında çekimlere tekrar başladığını belirtiyor. Ancak çekimleri yapmak da hiç kolay olmamış: Tüm engelleme ve zorluklara rağmen katliamın izini sürdüklerini belirten Yılmaz şöyle devam ediyor: "Zilan'da yani devletin Kürtlere karşı suç işlediği bir alanda kamera ile dolaşmak zor bir durumdur. Ben, kameraman arkadaşım Sıddık Güler ve Araştırmacı Yazar İkram İşler ile birlikte çekim yaptığımız Çakırbey Köyü'nde jandarmaların engeline maruz kaldık. Saatler süren gözatlı işlemlerinin ardından, kameramana 'yasaklı bölgede izinsiz çekim' yaptığı gerekçesiyle para cezası kesildi. Ardından izin almamız gerektiği söylendi. Benim gazetecilik faaliyetlerim nedeniyle onlarca soruşturmam vardı. Bu nedenle izin başvurumun onaylanması mümkün değildi. Kameraman Sıddık Güler, kendi adına başvuru yaptı. Başvurunun sonrası kısa bir sürede Van Valiliği Kültür Müdürlüğü'ne yaptığımız başvuru onay belgemizi aldık ve tekrardan çelimlere geri döndük. Ancak bu izin belgesi çok uzun süremedi. İki gün sonra iznin iptal edildiği bildirisi yapıldı. Artık çekimleri izinsiz ve kaçak yollarla yapmak zorundaydık."

Kırgızlar yerleştirildi
Hem Kürdistan tarihindeki en acı katliamlardan birine sahne olması itibariyle hem de coğrafi özellikleri itibariyle Zilan'ın Kürdistan için çok önemli bir merkez olduğunu hatırlatan Yılmaz, "Zilan öyle bir yer ki güzelliği gözlerinizi kamaştırır, aynı zamanda dokunduğunuz her bir taş ve bitkide Zilan Katliamı sırasında katledilen genç kızların korku dolu çığlıklarını duyar gibi olursunuz. 1915 yılında Ermeni Soykırımı’na, 1930 yılında ise Kürt katliamına sahne olmuş. İnsanlar yıllarca topraklarından ve yurtlarından edilerek sürgün edilmiş" diyor. Tüm bu yaşananlara dair delillerin yok edilmesi için bugün de devlet tarafından HES'ler ve maden ocakları yapıldığına dikkat çeken Yılmaz, "Yani aradan geçen 91 yıl sonrasında bile katliam geleneği değişmedi. Dün insanlar bugün de doğa katlediliyor. Katledilen insanların köylerine Kırgızlar yerleştirilmiş, arazileri TİGEM tarafından gasp edilerek, şirketlere kiraya veriliyor. Yarın ne olacağı hiç belli değil. Bu nedenle burada yaşanan gerçeği belgelemek gerekirdi" ifadeleriyle bu projenin kendisi için bir sorumluluk olduğuna da değiniyor.

Hiçbir toplu mezar açılmadı
Yaptığı bu çalışmayla Kürtlere yönelik işlenen bir insanlık suçunu belgelediğinin bilincinde olduğunu ve bu yüzden bu çalışmanın kendisi için hayati bir mesele olduğunu ekleyen Yılmaz son olarak, "Birçok Zîlanlı aydın ve yazar yaptıkları araştırmalarıyla Zilan'ın çığlığını ve feryadını duyurmaya çalışsa da, bu çabalar yeterince ses getiremedi. Zilan'ın çığlığı duyulmadığı için bugün talancılar canları istediği gibi Zilan'ı gasp ediyorlar. Ben bu filmle Zilan'ı anlatarak çığlığını duyurabilmek istiyorum. Zilan Katliamı bilinmesine rağmen bugüne dek hiçbir toplu mezar açılmadı. 'Burada ne oldu?' diye bir merak oluşturulamadı. Belki bu filmimle Zilan'da neler olduğunu duyurur ve Zilan'da işlenen insanlık suçunun açığa çıkarılması konusunda duyarlılık oluşmasına katkı sunarım. Bu çalışmayı bu nedenle önemli buluyorum" diyor.