Covid-19'dan Sonraki İlk Yıl

Kültür/Sanat Haberleri —

27 Nisan 2021 Salı - 22:00

KORONA KITAP

KORONA KITAP

  • Dünyadan Çeviri, 10 yılı aşkındır kolektif ve merkezsiz bir emekle dünyada olan bitenlere dair çeviriler yapıyor. Bilim, politika, felsefe, feminizm, halk hareketleri ve toplumun gerçek dertlerine eğilen makale, deneme ve röportaj ağırlıklı çeviri içerikleri sunan Dünyadan Çeviri, sayısı bini aşan çevirisiyle internet ortamında ücretsiz içerik hizmeti veriyor. Üstelik bundan bir kazançları da yok.

MİHEME PORGEBOL

 

 

COVİD-19 pandemisiyle (Başta Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı gibi halk sağlığını her şeyin önünde tutan uzmanların deyimiyle ısrarlı tanımlamasına göre de "sindemi") birlikte yoğunluklarını bu alana kaydıran Dünyadan Çeviri'nin Kasım 2019 yılından günümüze kadar bu alanda yaptıkları çevirilerinden oluşan derlemeler "COVİD-19'dan Sonraki İlk Yıl" başlığıyla kitaplaştırıldı. Nika Yayınevi'nden çıkan kitabın önsözünde yer alan "Kapitalizmin kâr hırsına bir kez daha yüz binlerce insan kurban edildi. Gerekli önlemler alınmadı; önlemler alınmaya başladığındaysa çok geç kalınmıştı.

 

Koronavirüse yakalanan insanlardan biri, nefes almakta çektiği güçlüğü 'akciğerlerimde cam kırıkları varmış gibi' bir diğeri 'ciğerlerime beton dökülmüş gibi' diye tanımlıyordu. Yaşanan trajedi karşısında hissettiğimiz çaresizliğin yanı sıra, salgının neden olduğu belirsizlik ortamını az da olsa dağıtma gereksinimiyle, salgın ve salgının toplumsal etkileri üzerine makaleler çevirmeye başladık. Kısa sürede onlarca makaleyi çevirip Dünyadan Çeviri sitesinde (www.dunyadanceviri.wordpress.com) yayınlayarak okurla buluşturduk. Süreç hakkında bilgilenmek isteyen okuyucuya, daha derli toplu bir formatta sunabilmek için çevirdiğimiz bu makaleleri kitaplaştırmaya karar verdik" ifadeleri, aslında Dünyadan Çeviri ekibinin bu kitaba dair meramını özetliyor.

 

Biz de Dünyadan Çeviri ekibinden Serap Güneş ve Erdem Türközü'yle "COVİD-19'dan Sonraki İlk Yıl" üzerinden COVİD-19'dan sonraki bir yıllık süreci konuştuk.  Türközü "Hemen hemen her alanda kutuplaşmış, uluslararası kurumları değersizleştirilmiş bir dünyada virüsün milyonlarca kişinin ölümüne neden olması hiç de şaşırtıcı olmadı" derken, Güneş de "Bu akıldışılığa biraz daha katlanacağız ama genel olarak aklın kötümserliği, iradenin iyimserliği kuralı geçerli. Ölene kadar yaşayacağız, ölene kadar bir yol bulmaya çalışacağız" diyor.

 

Bu derleme fikri nasıl oluştu ve neden ihtiyaç hissettiniz?

Erdem: Hepimiz 2019’un son aylarında Çin’de bir şeylerin ters gittiğinin farkındaydık ama yaklaşmakta olan felaketin boyutları konusunda bir fikrimiz yoktu. Sadece Türkiye’de değil tüm dünyada anaakım medya bu dünya-tarihsel olayı önemsizleştirmeye çalışıyordu. Griple karşılaştırıldığı zamanları buruk bir tebessümle hatırlayacağız. Bizim şansımız ise İngilizce alternatif haber kaynaklarını takip edebiliyor olmamızdı. Başka toplumsal sorunlar üzerine makale çevirilerinde ortak çalışma alışkanlığı geliştirmiştik. COVID-19 tüm ağırlığını hissettirdiğindeyse, hem bir kavramsal çerçeve geliştirmek hem de diğer toplumların deneyimlerini Türkiyeli okurlara aktarmanın kamusal bir görev olduğunu düşündük.

Bu tarihe mütevazı bir not düşmek çabasıydı. 2020 Ağustosu’nda ilk düşündüğümüz başlık da bu çabayı yansıtmayı amaçlıyordu: COVID-19 Günlükleri. Ama bir türlü durmayı beceremedik; sürekli olarak yeni çeviriler eklendi. Bu arada, bu başlığı taşıyan başka kitaplar yayınlandı ve yayın aşamasında, bir başka toplumsal felaketi konu alan Amin Maaluof’un Beatrice’den Sonraki İlk Yıl romanın başlığından esinlenerek COVID-19’dan Sonraki İlk Yıl başlığını benimsedik. Böylece ikinci cilde de kapı aralamış olduk.

 

Serap: Benim “geliyor gelmekte olan” duygusuna kapılmam, 2020 Mart’ında tesadüfen kulak misafiri olduğum bir uyanık girişimci görüşmesi ile birlikte oldu. Türkiye ve bölgesini içeren geniş bir üretim havzasında, Avrupa pazarında pandemi tedbirleri kapsamında ortaya çıkacak insani ihtiyaçlardan vurgun yapmak için gerekli “ayarlamaları” yapıyordu genç bir adam. Yakın zamanda kamusal alanda maske zorunluluğu ve çeşitli illerde sıkıyönetim benzeri tedbirlerin geleceği, il sağlık müdürlüğüne maske satış izni için ne kadar rüşvet verildiği (4000TL), maskelerin ortasındaki özel kısmın en kolay nereden temin edileceği, bu kısmın özel dokuma makinesini nasıl şu ilden bulup getirdiği, yurtdışı satış yasağı gelirse Kıbrıs’ın nasıl ara liman olarak kullanılabileceği vs. dahil bu “ayarlamalardaki” gayriinsani sermaye güdüsüne bizzat şahit oldum. Kamunun sağ neoliberal saldırılarla gerilemekle kalmayıp, yeni tür bir sol anlayışa göre ayıp bir kavrama dönüştürüldüğü çağımızda, başımıza Naomi Klein’ın Şok Doktrini’nin bir benzerinin geleceğini düşünmeye başladım. Algılarımızı ona göre ayarlayıp okuyup çevirmeye başladık.

 

Kitabı basma sürecinden biraz bahseder misiniz? Sorunlar yaşadınız mı? Yaşadınızsa neydi bu sorunlar?

Erdem: Kitabı basma sürecinde hiçbir sorunla karşılaşmadık. Nika Yayınevi’nden Bülent Özçelik, Dünyadan Çeviri’de yer alan makalelerin kitaplaştırılması gerektiği konusunda hep ısrarcı oldu. Yapmış olduğumuz çalışmanın değerinden şüphe ettiğimiz, hatta havlu attığımız zamanlarda bizi yeniden harekete geçirdi.

Serap: Blogda dönem dönem derlemeler yapıyoruz ama yayıncılığı pek becerdiğimiz söylenemez. O yüzden Bülent’ten teklif gelince, neden olmasın dedik, biraz daha planlı devam ettik. Blog da zaten bir eşiği aşmış gibiydi, arşiv tutmanın ötesine geçip hakkını vererek yayıncılık seviyesinde üretim yapması gerekiyordu ama gönüllü bir iş olması, çevirmenlerin tamamının hayatlarında bambaşka dönüşümler yaşaması, sürüncemede bırakmıştı. Bizde durum şu: düzenli olarak çok değerli öneriler alıyoruz, kimisi bunları bizim için kendisi yapmayı da öneriyor ama bir şekilde her birine teşekkür edip eskisi gibi yola devam ediyorduk çünkü hakikaten biz içerden başka bir şey göremiyoruz, zaten ürettiğimizin ötesine ne takatimiz ne perspektifimiz var. Dışarıdan bakan bir gözün alıp yön vermesi gerekiyor. Umuyoruz ki Nika bizden usanmaz, bine yaklaşan çeviri içeriği basılı hale getirir.

 

Kitapta yer alan metinleri hangi kriterle göre seçtiniz?

Erdem: Öncelikli olarak COVID-19’un toplumsal boyutu üzerinde durduk. Krizler, sosyal bilim disiplinleri arasındaki aşırı farklılaşma ve iletişimsizlik nedeniyle tek boyutlu olarak ele alınan toplumsal olaylar. 1973 petrol krizinden, 2008 iktisadi krizinden; ideolojilerin, demokrasilerin, sistemlerin, orta sınıfların, kültürün krizinden söz edilmekte. Oysa krizlerin  anlaşılması disiplinler üstü, bütüncül yaklaşımı gerektirir. Bu nedenle “sindemi” kavramını önemsiyoruz. COVID-19’un yol açtığı ölümlerin, neden işçiler, yoksullar, mülteciler arasında yoğunlaştığını anlamamızı sindemi kavramı kolaylaştırıyor. 

Salgın ilk günlerinden itibaren geleceğin nasıl şekilleneceğinin ipuçlarını verdi. Siyasi iktidarlar sermayenin el değiştirmesi sürecini hızlandırdı ve hiç de dolayımlamaya gerek görmedi. Zenginin nasıl daha zengin, yoksulun nasıl daha yoksul hale geldiğini uzun uzun açıklamaya gerek yok; hepimiz her gün bunu gözlemliyoruz. Tüm dünyada, gözetim ve denetim mekanizmaları her geçen gün daha da saldırgan hale geldi; salgın için alınması gereken önlemler bu mekanizmaları güçlendirmek için kullanıldı. Sermaye, emeğin yüzyıllar boyunca süren mücadeleler sayesinde elde ettiği hakları tırpanlamak için salgını bir fırsat olarak kullandı. Salgının başında “hepimiz aynı gemideyiz” iyimserliğine karşı, haklarımızı korumak için tetikte olmamız gerektiğini savunan görüşlere yöneldik.

 

Serap: Bloga hangi mantıkla çeviri yapıyorsam öyle: altına çevirmen olarak şerh düşmek zorunda kalmayacağım, dezenformasyon yapmayan, sınıfçı, cinsiyetçi, ırkçı olmayan metinler arasında, hem spesifik temalara değinen hem de genel gündemle bağı kuran, dolayısıyla konuyu genel olarak aydınlatan, tartışmalar, farklı yaklaşımlar hakkında da fikir veren bir derleme olması. Seçim itibariyle böyle ama derleme bu bütünlüğü bence karşılamadı (çünkü henüz yazılmadı o metinler), sonrakinde sağlarız diye umuyorum.

 

COVID'den sonraki ilk yıla baktığımızda nasıl bir tablo görüyorsunuz?

Erdem: Serge Halimi derlemede yer alan makalesinde “COVID-19 ilk küresel tehdit deneyimimiz olacak” yazmıştı. Hemen hemen her alanda kutuplaşmış, uluslararası kurumları değersizleştirilmiş bir dünyada virüsün milyonlarca kişinin ölümüne neden olması hiç de şaşırtıcı olmadı. Sadece epidemiyologlar değil, sosyal bilimciler de çok daha büyük bir yıkımın bizi beklediğini öngörüyordu. Ama sağlık çalışanlarının, aşının geliştirilmesinde bilim insanlarının ve sıradan insanların gösterdiği olağanüstü dayanışma bu krizin beklenenden daha hafif atlatılmasını sağlayacak.

 

Serap: Hatırlar mısınız, bilmiyorum, bir sosyalist grup pandemi tedbirlerinin başında halk pazarında bu tedbirlere karşı ajitasyon yaparak bildiri dağıtmıştı. Çoğunluk hafif istihza ile yorumlamıştık. İşte o genç devrimci haklı çıktı. Zizek iyidir hoştur ama kendimize de bakalım, Zizek’in şimdi söylediklerini söyledi pandeminin ta en başında bir sürü sınıf örgütlenmeci sosyalist yapı. Keşke COVID-19 karşısında zayıf olanlarımıza sahip çıkacak dayanışma ve kendi kamusallıklarımıza sahip olsaydık da pazarlarda da ajitasyonumuzu çekseydik. Metrobüs duraklarında, üretim katlarında, servis duraklarında hem kod 29’u hem de D vitaminini içeren bilgilendirmeler yapsaydık. Yapanlar oldu ama ekseriyetimiz evden çalışma “lüksüne” (evet, bu dönemde özellikle erkekler için lüks) sahip olanlar aydınlanmış tevekkülü, paniği ve sosyal medya kanaat önderliğini, kökü toplumsalda olan kronikleşmiş mental sorunlarımıza daha uyumlu kolay ikameler olarak tercih ettik.

 

Bundan sonra ne olur sizce?

Erdem: Normalleşmeden 2019 Kasımı öncesine dönmeyi anlıyorsak, bu hiçbir zaman gerçekleşmeyecek. COVID-19 uzun yıllar bizimle birlikte olmaya devam edecek. Tüm dünya nüfusunun %70 aşılanmadığı sürece tehlikenin azaldığından söz edemeyiz. Gelişmiş ülkeler yurttaşlarını aşılamak konusunda rekabet ederken sınırların virüs için bir anlam ifade etmediği gerçeğini göz ardı ediyor. Gelişmekte olan ülkeler uzun yıllar boyunca aşıya erişemeyecek. Bu süre zarfında yeni varyantlar ortaya çıkacak ve salgının yeni dalgalarını deneyimleyeceğiz. Uluslararası uçuşların başlaması için, 2024’ün bile iyimser bir tahmin olduğu yazılıp çiziliyor.

Salgının başında uluslararası tedarik zincirlerinin kesintiye uğramasının tüm dünyayı çaresiz bıraktığını, insanların yok yere öldüğünü gözlemledik. Daha esnek bir yapılanmaya gidilmesi ve üretimin yerelleştirilmesi gerektiği gündeme geldi. Bunun bildiğimiz anlamda küreselleşmenin sonu olup olmayacağını ise zaman gösterecek.

 

Serap: Bilgi kirliliği ve dezenformasyonun, hiçbir dayanışma ve örgütlü direnişe imkan bırakmayan bireycileşme, biricikleşme, kutuplaşma, cemaatleşme ve panik duygusunun hakim olduğu, “hakikat sonrası” dediğimiz bu çağ, sol olarak böyle bir toplu felaketle sınanmak için hem çok talihsiz hem de imkanlar sunan bir kriz/fırsat dönemiydi. Bu sınamada şimdilik berbat şekilde başarısız olduğumuzu düşünüyorum. Bu karanlık daha devam edecek gibi görünüyor. Bu akıldışılığa biraz daha katlanacağız ama genel olarak aklın kötümserliği, iradenin iyimserliği kuralı geçerli diyeyim. Ölene kadar yaşayacağız, ölene kadar bir yol bulmaya çalışacağız.

 

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.