Zazaki yok olmanın kıyısında -I

Dosya Haberleri —

21 Eylül 2021 Salı - 21:00

.

.

  • Kişinin anadilini kullanma ve öğrenme, anadilinde eğitim görme, anadilinde medya ürünlerine erişebilme, kamusal alanda anadili ile hizmet alabilmesi temel insan haklarındandır.

Miheme PORGEBOL

UNESCO verileri Türkiye'de konuşulan dillerden 15'inin tehlike altında olduğunu söylüyor. Bu dillerden biri de Zazaca. Oysa Zazaca Kürdistan ve Anadolu'nun en eski dillerinden biri ve bu coğrafyada anadili Zazaca olan insan sayısı tarih boyunca en kalabalık nüfuslardan biri olmuştur. Peki ne oldu da milyonlarca insanın asırlardır konuştuğu bir dil yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kaldı? Bu sorunun elbette birçok cevabı var ancak Göç ve İnsani Yardım Vakfı'nın geçtiğimiz aylarda yayımladığı 'Türkiye'de Zazacanın Konuşulduğu Bölgelerde Dilin Kullanımı ve Geleceğe Dair Öngörüler" başlıklı analiz raporu, bu sorunun cevabına dair ipuçları veriyor. 

6 kent ve bu kentlere bağlı kırsal alanlarda yapılan saha çalışmaları sonucu ortaya çıkan bu raporu Göç ve İnsani Yardım Vakfı'nın başkanı Çiğdem Ertak'la konuştuk. 

UNESCO raporlarına göre Türkiye'de konuşulan en az 15 dil kaybolma tehlikesiyle karşı karşıya. Zazaca ne zamandan beri böylesi bir tehlike altında ve bu tehlikenin oluşmasına sebep olan etmenler neler?
UNESCO tarafından 2009 yılında yayımlanan raporda; UNESCO, Türkiye’de konuşulan dillerden 15’inin bir kısmını tehlike altında olanlar kategorisinde saymış, Kürtçe’nin Zazaca lehçesinin de içinde bulunduğu diğer dilleri ise güvensiz diller olarak değerlendirmiştir. Öncelikle anadilinin, kişinin kimliği ve kültürüyle ayrılmaz bir bütünlük içeren bir hak olduğu vurgusuyla başlamak gerektiğine inanıyorum. Bunun hafife alınmayacak derecede hayati önem taşıdığı bir gerçek. Öyle ki kişinin anadilini kullanma ve öğrenme, anadilinde eğitim görme, anadilinde medya ürünlerine erişebilme, kamusal alanda anadili ile hizmet alabilmesi temel insan haklarındandır. Bunlardan mahrum olan bireyin kendi kültürüyle var olmasının ve kendisini gerçekleştirmesinin de önüne geçilmiş oluyor. Önemi tam da bu noktada dikkat çekiyor.
Sorunuza gelecek olursak Türkiye’de Türkçe’nin resmi dil olarak kabul edildiği 1924 Anayasa’sına bakmak önemli diye düşünüyorum. Öyle ki bin yıllardır bu topraklarda yaşayan yüzlerce farklı dil ve kültürün olduğunu biliyoruz. Günümüze baktığımızda ise ya artık hiç konuşulmadıklarını ya da oldukça az sayıda kişi tarafından bilinen konuşulan diller olduğunu görüyoruz. Burada temel sıkıntının az önce de değindiğim gibi Türkçe’nin kamusal alanda ve eğitimde tek dil olarak konuşulması ve öğretilmesini esas alan politika ve yasal düzenlemelerde olduğunu söyleyebiliriz. Eğitimde ve kamusal alanda konuşulamaması diğer dillerde olduğu gibi Zazaca’nın da güvensiz, risk altında, yok olma tehlikesi ile karşı karşıya bulunmasına sebebiyet veriyor.

 
1990'lı yılların başına kadar süren katı yaklaşım ve politikalar ve yasaklar, Türkiye’nin AB üyelik sürecine girmesiyle beraber kısmi yumuşamaları da yaratıyor. Fakat bugün bile Anayasa’da yer alan, resmi dilin Türkçe olduğu ve Türkçe dışında hiçbir dilin okullarda anadili olarak öğretilemeyeceğine dair maddeler, anadili haklarının geliştirilmesi ve anadilin eğitim başta olmak üzere özel ve kamusal alanlarda kullanılmasının önünde engel oluşturmaya devam ediyor. 
Hangi dil olursa olsun yasal ve idari düzenlemelerle korunmaz, eğitim yoluyla bireylere öğretilmez ise unutulmaya, konuşulmamaya yüz tutar, pazar ve bilim dili olması mümkün olmaz. 
Tarihsel sürece de baktığımızda pek çok deneyim ve tecrübe bize gösteriyor ki; çeşitli yasa ve politikalarla özel ve kamusal hayatta konuşulması için politikalar ve yasalarla desteklendiği, eğitimde anadili ve çok dilli eğitim sistemleriyle öğrenilmesinin sağlandığı koşullarda dil yaşıyor, güçleniyor. Anadili Zazaca olan halkın kendi öz değer ve kültürleriyle sıkı bağları ile birlikte günümüze kadar dillerini korumuş olması bu topraklar açısından büyük zenginlik. Fakat dediğim gibi dile yönelik baskı ve yasaklamalar, modern kent yaşamı gibi günümüz şartları bugün artık dilin kendi özünü koruması önünde set oluşturuyor. 

“Genç ebeveynlerin, eğitim dilinin Türkçe olması nedeniyle ve çeşitli başka gerekçelerle
çocuklarıyla anadillerinde yani Zazaca ile değil de Türkçe konuştuklarını görüyoruz.”

UNESCO, dillerin tehlike altında olup olmadığını belirlemek adına 9 farklı ölçüt kullanıyor. Zazaca'yı bu ölçütlerle değerlendirdiğimizde nasıl bir tablo görüyoruz?
Belirttiğiniz gibi UNESCO 9 farklı ölçüt kullanıyor. Dilin kuşaktan kuşağa aktarılması, dili konuşan kişi sayısı, dili konuşanların toplam nüfusa oranı, dilin kullanım alanındaki değişiklikler, yeni alanlara ve ortamlara dilin tepkisi.
Dilin kuşaktan kuşağa aktarılması:Buradan anlamamız gereken şey çocukların dili öğrenmesi ve bilmesidir. Anadili Zazaca olan topluluklar kendi öz mekanlarında ve toplumsal yapıları içinde dillerini ihtiyaçları doğrultusunda geliştirip günümüze kadar getirmeyi başarmışlar. Ancak son yüzyılda yaşanan büyük değişimler ile birlikte Zazaca lehçesini kullananların büyük oranda köylerden kentlere göç ettiklerini biliyoruz. Ya da köylerde yaşasalar bile kentsel mekanlarla iletişimlerinin daha güçlü olduğunu söyleyebiliriz. Şehirleşmenin getirdiği hızlı toplumsal dönüşüme karşılık dilin ayak uydurmakta zorlandığını gözlemliyoruz. Statüsü olmayan, üstüne dilin kullanımına ilişkin hiçbir politika ve uygun koşullar sağlanmayan Zazaca, bütün bunların üstüne yasaklayıcı ve engelleyici politikalar nedeniyle UNESCO’nun da belirttiği üzere tehlike altında kalmıştır.  Raporumuzdan da anlaşılacağı üzere saha çalışmamızda gördük ki yaş aralığı düştükçe Zazaca bilenlerin, günlük yaşamda sürekli olarak konuşanların oranında azalma görülüyor. Hane içindeki yaş aralığı düştükçe ev içinde konuşma sıklığının da azaldığını gözlemledik. Genç ebeveynlerin, eğitim dilinin Türkçe olması nedeniyle ve çeşitli başka gerekçelerle çocuklarıyla anadillerinde yani Zazaca ile değil de Türkçe konuştuklarını görüyoruz. Yine dil haklarına ilişkin yasaklar, eğitimde anadilinin kullanılmasını yasaklayan yasa ve politikalar, sosyolojik ve teknolojik faktörler sayılabilir. Dilin öğrenilmesini daha doğru ifadeyle kullanımını olumsuz yönde etkiliyor. Saha çalışmamızda gördük ki dağlık alanlardaki köyler dışında kalan merkezlerin neredeyse tamamına yakınında çocuklar gündelik yaşamda Zazaca’yı çok seyrek kullanıyor. Kısaca ifade etmek gerekirse görüyoruz ki yeni nesil Zazaca’yı daha az konuşuyor. 

Dili konuşan insan sayısı ve dili konuşanların toplam nüfusa oranına baktığımızda da Zazaların sayı olarak diğer dil veya lehçeleri konuşanlara göre daha az olması, bunun toplam nüfus oranında düşük bir dilimi oluşturması, Zazaca’nın daha hassas ve kırılgan bir noktada olduğuna işaret ederken geleceğine dair de kaygıları artıran olumsuz faktörler olduğunu görebiliyoruz.
Dilin kullanım alanındaki değişiklikler ve yeni alanlara ve ortamlara dilin tepkisi ölçütüne baktığımızda Zazaca’nın durumuna ilişkin de tarım ve hayvancılığa ilişkin zengin bir dağarcığa sahipken bugün yaşanan değişimler, kırdan kente göçler bu süreci de olumsuz etkilemiştir. Dilin kullanımının gündelik yaşamda yavaş yavaş azalmaya başlandığını gözlemlediğimiz bu çalışmamızda Zazaca’nın sosyal ve özellikle ekonomik alanlarda gelişim sağlayamadığı, örneğin ticari ilişkilerde Kürtçe’nin Kurmanci lehçesini kullanma oranının fazla olduğunu söyleyebiliriz.  
Dilin öğrenilmesi, o dilde okuma yazman öğrenilmesi için gerekli materyallerin varlığı konusunda ise; çocuklara yönelik mevcut çalışmalar, materyaller ve üretilen içerikler bir dilin sonraki nesillere ulaşmasının ve sürdürülebilirliğinin en önemli göstergelerinden biridir. Türkiye’deki mevcut politika ve uygulamalar bize gösteriyor ki çocuklara yönelik olmak üzere Zazaca lehçesinde hazırlanmış çalışmaların yok denecek kadar az olduğunu görüyoruz. Birkaç yayınevi ve Amed Kürt Enstitüsünün çıkardığı birkaç kitap dışında Zazaca çocuk edebiyatından bahsedemiyoruz. Zarok TV dışında Zazaca dilinde yayın yapan bir televizyon kanalı yok. Dolayısıyla tekrar edeceğiz ancak vardığımız nokta yine önlem alınmaz ise Zazaca’nın geleceği açısından tehlikeli bir noktaya varacağını bize gösteriyor.
Devletlerin ve kurumların tutum ve politikaları çerçevesinde irdeleyecek olursak, Türkiye’de resmi dilin Türkçe olması, kamu hizmetlerinin Türkçe dışında başka bir dilde verilmiyor olması, Türkçe dışında başka bir dilin statüsünün olmaması diğer diller açısından olduğu gibi Zazaca’nın da gelişimini ve kullanılmasını olumsuz yönde etkileyen çok önemli bir faktör. 

“Amed Kürt Enstitüsünün çıkardığı birkaç kitap dışında Zazaca çocuk edebiyatından
bahsedemiyoruz. Zarok TV dışında Zazaca dilinde yayın yapan bir televizyon kanalı yok.”


Toplumun bireylerinin kendi dillerine yönelik tutumu ölçütüne bakar ve Zazaca açısından değerlendirecek olursak; Zazacanın hane içerisinde kullanımının daha çok Türkçe ile birlikte kullanıldığını, kamusal alanda ise çocukların okulda ve sokakta oyun oynarken Türkçeye ağırlık vermesini (özellikle kentlerde), yetişkinlerin hayatın her alanında örneğin ticarette, pazarda ağırlıklı olarak Türkçe ve Kürtçe’nin Kurmanci lehçesinde ihtiyaçlarını giderdikleri gerçeğini önümüze koyarsak dilin korunması açısından tehlike çanlarının çalmaya başladığını söyleyebiliriz. 
Tüm bunların bize farklı dillere saygı ve korunmasına dönük hak temelli politikalara ihtiyaç ile birlikte kapsayıcı bir farkındalık ve duyarlılık çalışmasına ihtiyacı olduğunu söyleyebiliriz. Aksi durumda Zazaca’nın bugün güvencesiz bir konumda olmasının önüne geçilemeyeceği, unutulmaya yüz tutacağını görmek gerekiyor. 

 

Uluslararası Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi 

Türkiye bu Sözleşme’ye 23 Eylül 2003’te taraf olmuştur ve Sözleşme bakımından üç beyan ve bir çekincesi bulunmaktadır.
 
Madde 13/3: Bu Sözleşme’ye Taraf Devletler, ana-baların veya- bazı durumlarda- yasal yoldan tayin edilmiş velilerin çocukları içini kamu makamlarınca kurulmuş okulların dışında, Devletin koyduğu ya da onayladığı asgari eğitim standartlarına uygun diğer okulları seçme özgürlüğüne ve çocuklarına kendi inançlarına uygun dinsel ve ahlaki eğitim verme serbestliklerine saygı göstermekle yükümlüdür.

Çekince: “Türkiye Cumhuriyeti, Sözleşme’nin 13. maddesinin 3. ve 4. Fıkraları hükümlerini Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 3., 14. ve 42. Maddelerindeki hükümler çerçevesinde uygulama hakkını saklı tutar.”

T.C. Anayasası Madde 3: Türkiye Devleti’nin dili Türkçedir. 

T.C. Anayasası Madde 42: Türkçeden başka hiçbir dil, eğitim ve öğretim kurumlarında Türk vatandaşlarına ana dilleri olarak okutulamaz ve öğretilemez. Eğitim ve öğretim kurumlarında okutulacak yabancı diller ile yabancı dille eğitim ve öğretim yapan okulların tabi olacağı esaslar kanunla düzenlenir. Milletlerarası antlaşma hükümleri saklıdır. 

 

Yarın: Zazacanın yasal çerçevede korunmaması ve çocukların anadillerine ilgileri. 

 

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.