Almanya Êzîdî kadınları yüzüstü mü bırakıyor?

Kadın Haberleri —

28 Ağustos 2020 Cuma - 23:00

  • Hanan’ın anlattıkları ve anket çalışmaları, Almanya devletinin DAİŞ esareti sonucu tıbbi veya psikolojik rahatsızlıkları olan Êzîdî kadın ve çocukların tedavisini öngören programı başarıyla yerine getirmediğini ortaya koyuyor.

Türk devleti destekli DAİŞ çeteleri 2014 Ağustos’unda Şengal’i işgal edip Êzîdîleri yeryüzünden silme amaçlı saldırıya girişti. Şengal’e giren çeteler, erkekleri ve yaşlı kadınları katletti, erkek çocukların beynini yıkama ve zorla savaştırma faaliyetine girişti. Kadınlar ve kız çocukları köle olarak satıldı, sistematik tecavüze maruz bırakıldı. Hanan ve çocukları da kaçırılan 6 bin kişinin arasındaydı. Daha sonra kaçırılan kimi Êzîdî kadınlar gibi Hanan ve çocukları da kurtarıldı.
Ancak Irak’ta ciddi şekilde travmatize olmuş kadınlar için hizmetler yok denecek kadar azdı. Êzîdî inancı din değiştirmeyi veya başka dinlerden insanlarla evliliği kabul etmediği için, çeteler tarafından tecavüze uğrayıp zorla İslam’a dönüştürülmüş kadınlar artık toplumda hoş karşılanmayacaklarından korkuyorlardı.
Êzîdîlerin daha fazla uluslararası eylem çağrısına, Irak dışındaki en büyük Êzîdî nüfusuna ev sahipliği yapan Almanya cevap verdi. Ekim 2014’te, bin 100 kişiye insani vize vererek, Güney Kürdistan’dan ‘Özellikle Savunmasız Kadınlar ve Çocuklar için Özel Kota Projesi’ temelinde, tutsaklıkları sonucunda oluşan tıbbi veya psikolojik rahatsızlıkları olan kişilerin tedavisini üstlendi.
Uluslararası Kadın Medya Vakfı’nın Kadın Hikayeleri için Raporlama Hibeleri tarafından desteklenen, Navin Haji Semo ile Madeline Roache tarafından yazılan ve Serap Şen’in gazetemiz için çevirisini yaptığı çalışma, Almanya’nın başlangıçta çığır açan programını başarıyla yerine getirmediğini ortaya koyuyor. Sizler için derlediğimiz çalışma -ara başlıklar bize ait- özetle şöyle:

Hanan’ın güvenlik ve tedavi arayışı

Hanan, Irak ve Suriye İslam Devleti (DAİŞ) esaretinden kaçtığında, geri dönecek pek bir şeyi kalmamıştı. O ve beş çocuğu yaşayan bir kabusta bir yıl hayatta kalmıştı. Kocası nihayet 2015 yazında kaçışlarını ayarlamayı başardıktan sonra, bir çadırda yaşadığı Irak’taki tozlu bir kampta kavuştular. DAİŞ, ‘yuva’ dediği bölgeyi hâlâ kontrol ediyordu ve geri dönüp dönemeyeceklerinden emin değillerdi. Ve Hanan, asıl içinde hissettiği karanlıktan kurtulup kaçabilecek mi, bundan emin değildi.
Bu yüzden, 2015 sonbaharında Almanya ona güvenlik sözü ve travmasını iyileştirme şansı verdiğinde, gitmek zor bir karar değildi. IŞİD esaretinden kurtulan kadınlar ve çocuklar için çığır açan bir programda yer almak, kocasını kampta bırakmak anlamına geliyordu. Kocasının ancak iki yıl sonra ona katılabileceği söylendi. Böylece o ve çocukları, hayatlarında ilk defa uçağa binerek, Irak’tan ve sıkı sıkıya bağlı oldukları topluluklarından uzakta, güvenlik ve tedavi arayışına uçtular.

Almanya’da ‘şifa’ umudu

Şu anda 34 yaşında olan Hanan, DAİŞ’ten en çok etkilenenlere yardım etmek için Almanya’ya getirilen bin 100 kadın ve çocuktan biriydi. Almanya’nın Baden Württemberg Eyaleti tarafından Ekim 2014’te başlatılan program, esaret altında hayatta kalanların akıl sağlığı tedavisi ve desteği almalarına yardımcı olmayı amaçladı. Bu alanda ciddi yetersizliğin olduğu Irak’ta belirsiz bir gelecekle karşı karşıya kalan, ağır travma geçirmiş kadınlar arasında bir dizi intihar yaşandı. Almanya’da devlet yetkilileri, kadınların ve çocukların şifa bulup yeni bir başlangıç yapmalarını umdu.

Aileleri süresiz olarak parçaladı

Ancak Hanan için bu sözler yerine getirilmedi. Alman yetkililer hiçbir zaman kadınların eşlerine vize vermedi ve Hanan da dahil olmak üzere aileleri süresiz olarak parçaladı. Çoğu kadın gibi o da vaat edilen travma terapisini görmüyor. Sık sık kendini öldürmeyi düşünüyor. Onu durduran tek şeyin çocukları olduğunu söylüyor.
Hanan’ın deneyimi, programın bazı bölümlerinin tam potansiyeline ulaşmakta başarısız olduğunu gösteriyor ve tam da bunun için tasarlanmış bir programda bile mültecilerin akıl sağlığı hizmetlerine erişiminin ne kadar zor olduğunu gösteriyor. Programı yöneten devlet yetkilisi Michael Blume, programı genel olarak “büyük bir başarı” olarak görüyor. Ancak devletin kadınların eşlerini Almanya’ya getirmedeki başarısızlığından rahatsız. “Büyük bir insani yardım programı bürokrasi tarafından sabote edilmemelidir” diyor.
Irak’tan ayrılmadan önce Hanan, kendisine Almanya’da onu nelerin beklediği hakkında bilgi içeren bir kağıt verildiğini söyledi. “Keşke o kağıdı şimdi bulabilsem” diyor, “çünkü bize verdikleri sözlerin hepsini tutmadılar.” Zira yetkililer her kadına iki yıl sonra, kocaları gibi yakın aile üyelerinin aile birleşmesi için Alman kurallarına göre vize başvurusunda bulunabileceklerini söylemişti.

Tedavi talepleri reddedildi

Hanan, ilk üç yıl boyunca, grubun yaklaşık yarısı ile birlikte şehir merkezinde, ortak bir konuta dönüştürülmüş eski bir hastanede yaşadı.
Beş çocuğuna tek başına bakıyor olmak Hanan’ı yoruyordu. Sık sık hastaydı, ama doktora gitmeyi zor buluyordu çünkü çocuk bakımında yardım almıyordu. Sürekli tecavüze uğramaktan kaynaklanan acı verici ve çözülmemiş jinekolojik sorunlardan şikayetçi idi. Doktora gitmek istiyordu, randevu için sosyal hizmet uzmanlarına güveniyordu, ama taleplerini reddettiklerini söyledi. Ve çoğu gün, kendisini aciz bırakan baş ağrıları çekiyordu.

İşkencecisi olduğuna inanmadılar

Grup seansı için haftada bir sığınağa travma terapisti geliyordu ama Hanan genellikle çocuklar yüzünden gidemiyordu. Diğer kadınların önünde de deneyimleri hakkında konuşmak istemiyordu. Uyuduğunda kabuslar görüyordu.
Bir yıl önce, gelişinden yaklaşık altı ay sonra, bu kabus gerçeğe dönüşmüştü. DAİŞ’li adamı fark ettiğinde yemek için alışverişe çıkmıştı. Adam saçını ve sakalını kesmişti ve tuniğini mavi bir tişörtle değiştirmişti. O, bir ay onu esir alan DAİŞ üyesiydi.
Baktı, olduğu yerde donmuştu. Adam da onu gördü: Gözleri kadını tanıyınca şaşkınlıkla büyüdü. Hanan panikten kurtulup yürümeye devam etti, mağazadan çıkıp köşeyi dönebildi. Polise gidene kadar adam kaybolmuştu. Ona rastgele bir mülteciyi eski işkencecisi ile karıştırmış gibi davrandıklarını söyledi. Ama ne gördüğünü biliyordu: “Bana tecavüz eden adamın yüzünü nasıl unutabilirim?”
Hanan polisin adamı neden bulamadığını anlayamadı.
Programdaki başka en az bir kadın daha, kendisini esir alan kişiyi Almanya’da gördü ve daha sonra Irak’a döndü, çünkü artık güvende hissetmiyordu.

Terapiye değil uyuma odaklandı

Programın baş psikoloğu olan psikotravmatoloji ve kültürler arası psikoterapi uzmanı Jan Kızılhan, Êzîdî kadınların da mültecilerin çoğu gibi travma terapisinden önce Almanya’da hayata uyum sağlamaya odaklandığını söyledi. Ayrıca uzakta kalan memleketlerinde, çok uluslu bir koalisyonun DAİŞ’ten topraklarını kurtarma çabasını takip ediyorlardı. Her zaferle birlikte, Êzîdî aileleri kayıp akrabalarının haberlerini beklediler, toplu mezarlarda bulunan cesetler arasında olmamalarını umuyorlardı. Çoğunun kamplarda aile üyeleri ve hala esir tutulan yakınları vardı. Geçmiş travmayı terapide çözümlemeye hazır değillerdi, çünkü bu hala şimdiki zamanlarının bir parçasıydı. Tedaviye temel bir engel daha vardı: Kadınların çoğu psikoterapi kavramına aşina değildi. Kızılhan, “Buna neden ihtiyaç duyduklarını ya da nasıl yardımcı olacağını anlamalarına yardımcı olmak zaman alıyor” dedi.

Yüzde 40’ı yıllar sonra terapi aldı

2017 ve 2018 yıllarında, program katılımcıları için psikoterapötik bakımda yer alan Tübingen Üniversitesi ve Freiburg Üniversitesi, programdaki kadından 116’sına anket yaptı. Ankete katılanların yüzde 93’ü ilk ankette travma sonrası stres bozukluğunun tanı kriterlerini karşılamış ve bu sayı bir yıl sonra aynı kalmıştır. Bu da kadınların sadece %40’ının gelişlerinden yıllar sonra travma terapisi aldığı gerçeğini daha da çarpıcı kılıyor.

Psikososyal bakımından eksik

Kızılhan, kadınlarla çalışmak için yeterli terapist ve çevirmen bulmak da dahil olmak üzere zorlukları kabul ediyor ancak Almanya’daki programın zorluklara rağmen başarılı olduğunu söylüyor. Tübingen Üniversitesi çalışmasında ankete katılan kadınların %91’i Almanya’da olmaktan memnun olduklarını, %85’i programdan memnun olduklarını söyledi. Psikososyal bakımdan memnun olup olmadıkları sorulduğunda, evet diyenlerin oranı %72’ye düştü. Hanan da eksik bulanlar arasındaydı.
Tıbbi bakıma ve terapiye erişme mücadelesi, programdan hayal kırıklığına uğradığı iki yöntemdi. Almanya’da geçirdiği ilk üç yıl boyunca, Hanan istediği halde minimal terapi gördü. Hem yararsız bulduğu için hem de devam eden çocuk bakımı sorunları yüzünden grup seanslarına nadiren katıldı. Kendisine bireysel seanslar teklif edilmediğini söyledi.

Almanya'nın değişen tutumu

Hanan, Irak’tan ayrıldığından beri iki buçuk yıl geçmişti, iki yıl sonra Hadi’ye (eşi) vize başvurusunda bulunabileceği vaat edilmişti. Hanan’ın sosyal hizmet görevlisi vize başvurusu ile ilgili belgeleri dosyalamasına yardım etti. Ama ne zaman Hanan ne olduğunu sorsa, ona aynı cevap verildi: Henüz değil.
Bilmediği şey Almanya’nın mültecilere karşı tutumunun değişmiş olduğuydu. Ülkenin 2015 yılında sığınma isteyen bir milyondan fazla insanın ülkeye dökülmesiyle benimsediği kucaklama tavrı, aşırı sağcı göçmenlik karşıtı partiler tarafından beslenen bir tepkinin ortasında sertleşmişti. Kızılhan, 2015 yılında kadınlarla mülakat yaparken eşlerinin iki yıl sonra vize başvurusunda bulunabileceklerini söylediğinde, bu o zamanlar kurallara uygun idi. Ama şimdi mültecileri yöneten yasalar ve aile birleşme vizeleri sıkılaştırıldı. Alman mahkemeleri bile Irak’a geri dönmenin güvenli olduğunu söyleyerek sığınma talebinde bulunan Êzîdîler aleyhine karar vermeye başladı.
Bugüne kadar Özel Kota Projesi’nde hiçbir kadının eşi vize almadı. Kaç kişinin beklediğini bilmek zor: Kızılhan, 18 kişi tespit ettiğini söylüyor. Araştırmaya göre, ankete katılan kadınların yüzde 28’inin Irak’ta eşleri vardı.

Ardındaki siyasi irade buharlaştı

Baden Württemberg İçişleri, Dijitalleşme ve Göç Bakanlığı sözcüsü, insani yardım kabulü verilenler için aile birleşmeleri açısından “özel kurallar”ın geçerli olduğunu ve sadece “insan hakları nedeniyle, insani nedenlerle veya siyasi çıkarları korumak için” izin verilebileceğini söyledi. Özel kurallar “vaka bazında değerlendirilmelidir” dedi ve devlet değil federal yetkililerin vize verilmesinden sorumlu olduğunu ekledi.
Kızılhan, bakanlığın aile üyelerine vize verildiğinden emin olmak için müdahale edebileceğini söyledi. Ama Özel Kota Projesi’nin yaratılmasının ardındaki siyasi irade buharlaştı. Ocak ayında Kızılhan, eşleri Almanya’ya getirmenin bir yolunu bulmalarını istemek için devlet içişleri bakanlığı yetkilileriyle yakın zamanda bir araya geldiğini, ancak onların, federal yasanın değişiminin bunu zorlaştırdığını söylediklerini belirtti. Kızılhan, “Bu çok saçma” diyor. “Eğer özel kotayla 1100 kişi alabiliyorsanız, bir günde 18 kişiyi de alabilirsiniz.”