• 1988’de Kreuzberg ve Neukölln’deki Kürt çevrelerinde kurulan ve Adalbertstraße’deki işgal evinde örgütlenen Antifa Gençlik, Nazilere açıkça meydan okuyarak özsavunmayı büyüttü; sıcakkanlılığı ve açık fikirliliğiyle tanınan Cengiz de PKK ile köprüler kurarak bu pratik ve teorik direnişin içinde aktif bir rol oynadı.
  • Çekirdeğini 10-15 kişinin oluşturduğu Antifaşist Gençlik’in üyeleri büyük ölçüde Türkiye ve Kürdistan kökenli örgütlü siyasi yapılardan geliyordu. Buna rağmen grubun Şilililer, Yunanlar, Araplar ve Almanların da yer aldığı geniş bir ağa ulaşmasıyla, en kitlesel eylemlerde binlerce kişi sokağa çıktı.
  • 1990'ların başında üniversitelilerin katılımıyla şehirlerde yasal çalışma yürüten DHP, devlet baskısı üzerine dağa çekildi. Gerillaya katılan Cengiz, DHP saflarında yer almayı büyük bir heyecanla kabul etti. Önce "Kemal", ardından "Munzur" kod adını alan Cengiz, Haziran 1996'da Dersim yolunda şehit düştü.

Anja Flach* - Çeviri: Yeni Özgür Politika

Cengiz Ulutürk'ün Kürdistan dağlarında yaşamını yitirmesinin üzerinden 30 yıl geçti. Yaşam öyküsü, gerilla tarihinde kendine özgü bir yere sahip. Büyük olasılıkla, Almanya'dan Kürdistan Halk Kurtuluş Ordusu'na (ARGK) katılan ilk Türkiyeli enternasyonalistti.

Hanau'daki ırkçı cinayetler, NSU cinayetleri ve aşırı sağın giderek örgütlendiği bugünkü ortam düşünüldüğünde, Cengiz'in siyasi geçmişi üzerinde durmak daha da önem kazanıyor. Cengiz bir antifaşistti. Daha doğrusu, Antifaşist Gençlik'in bir üyesiydi ve bu örgütün kuruluşunda yer aldı.

Uzun yıllar boyunca hem Antifaşist Gençlik'ten hem de Cengiz'den pek söz edilmedi. Ancak son yıllarda konu yeniden gündeme gelmeye başladı. Geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi bu yıl da onun anısına futbol turnuvaları düzenlendi.

Cengiz'in ailesi, Ankara yakınlarındaki Eskişehir'in Sivrihisar ilçesindendi; ancak Cengiz Berlin'de büyüdü.

Almanya'da, kendi değerlerinden, düşüncelerinden ve duygularından oldukça uzak bir çevrede kendini ifade etmekte zorlanıyordu.

Yakın bir arkadaşının anlattığına göre babasına karşı büyük bir antipati duyuyor, buna karşılık annesini derinden seviyordu. Onu sık sık ziyaret ediyor ve konuşmalarında annesinden sıkça söz ediyordu.

Ailesi, kendini koruyabilmek için içine kapanık ve dış dünyaya kapalı bir yaşam sürüyordu. Ancak Cengiz, sömürünün ve aşağılanmanın hakim olduğu bir ortamda bunun doğru bir çözüm olmadığını düşünüyordu. Başka bir yol aradı ve Türkiye, Kürdistan ile Almanya'daki antifaşist gruplarla ilişki kurdu.

Antifaşist Gençlik

Almanya'nın yeniden birleşmesi olarak adlandırılan süreç, ülkede güçlü bir milliyetçi dalga yarattı. Hoyerswerda'daki pogrom benzeri saldırılar, Mölln'deki kundaklama, Rostock-Lichtenhagen'deki saldırılar ve Solingen'deki kundaklama bunun en ağır örnekleriydi. Neredeyse her gün insanlar yaşamını yitiriyordu. Doğu Berlin'deki S-Bahn trenlerinde göçmenlere saldırılıyor, hatta bazıları hareket halindeki trenlerden aşağı atılıyordu. Bugün "beyzbol sopası yılları" olarak anılan dönem için kullanılan bu ifade bile yaşananları anlatmaya yetmiyor.

Buna karşılık gençlerden oluşan sokak ağları ve özsavunma grupları ortaya çıktı. Antifaşist Gençlik de bunlardan biriydi. Almanya'da kurulan ilk göçmen antifaşist örgütlenmeydi.

"Özsavunmanın örgütlenmesi, siyasi çalışmanın ve gündelik yaşamda hayatta kalmanın temel meselelerinden biri haline gelmişti. Antifa Gençlik de bu koşullarda ortaya çıktı. Örgütün temel amacı Nazilerle açıkça meydan okumak ve onları merkezi alanlardan uzaklaştırmaktı. Antifa Gençlik'in çalışmaları büyük ölçüde pratiğe dayanıyordu. Bununla birlikte Almanya'daki koşulları çözümlemeye yönelik çabalar da vardı."

Bu çözümlemeler, Antifaşist Haber Bülteni'nde yayımlanıyordu.

Berlin Antifa yürüyüşü/foto:Umbruch Bild

Grup, 1988 yılında Neukölln ve Kreuzberg'deki Kürt derneğinin çevresinde kuruldu. Kreuzberg'de, o dönemde işgal altında bulunan Adalbertstraße 6'daki binada bir kafe işletiyordu. 1989'dan itibaren Antifaşist Gençlik adını kullanmaya başladı. Cengiz de bu çalışmanın içinde yer aldı. Onu tanıyan arkadaşları; sıcakkanlı, içten, yardımsever ve açık fikirli biri olarak anlatıyor. Ayrıca, o yıllarda henüz yasaklanmamış olan PKK hareketi içindeki Kürtlerle yakın ilişkiler kurmuştu.

Antifaşist Gençlik'in çekirdek kadrosu hiçbir zaman çok kalabalık olmadı; yaklaşık 10 ila 15 kişiden oluşuyordu. Buna karşılık grubun çevresinde geniş bir destek ağı vardı. Bu çevrede Türkiyeliler, Kürtler, Şilililer, Yunanlar, Araplar ve Almanlar yer alıyordu. En kitlesel eylemlerinde binlerce kişi sokağa çıktı. Antifaşist Gençlik üyelerinin büyük bölümü, Türkiye ve Kürdistan kökenli örgütlü siyasi yapılardan geliyordu.

Dönemin aktivistlerinden biri o günleri şöyle anlatıyor:

"Soldaki birçok kişi bizi ideolojisi olmayan, siyasi bir çizgisi bulunmayan ve sonuçta bir tür çeteden ibaret insanlar olarak görüyordu. PKK ise buna farklı yaklaşıyordu. Onlara göre gençleri bir dernekte oturup çay içerken değil, sokakta siyasileştirmek daha doğruydu."

1980'li yılların sonlarında Almanya'nın birçok büyük kentinde göçmen gençlerin kurduğu ‘sokak çeteleri’ ortaya çıktı. Berlin-Wedding'deki Black Panthers, Kreuzberg'deki 36 Boys ve Schöneberg'deki Barbaren bunlardan bazılarıydı. Antifaşist Gençlik, bu grupları bir araya getirmeye ve siyasal mücadeleye kazandırmaya çalıştı.

Mahallelerde birlikte devriyeler düzenliyor, aşırı sağın kurduğu mekansal hakimiyete meydan okuyorlardı. Bu doğrultuda grup, 1992 yılında "Birlikte Güçlüyüz" başlıklı bir etkinlik düzenledi. SO36'da gerçekleştirilen buluşmaya 600-700 genç katıldı; rap müziği yaptı, break dans gösterileri sundu.

Tam da bu dönemde Berlin Senatosu, gençlik çetelerinin siyasallaşmasını engellemeye yönelik bir kampanya başlatmıştı. Görünüşe göre Anayasayı Koruma Teşkilatı (Verfassungsschutz), salona bir provokatör göndermişti. Bunun ardından şiddetli çatışmalar yaşandı ve çetelerle yürütülen çalışma dağıldı. Grup daha sonra yaptığı özeleştiri ve değerlendirmede, çok daha kapsamlı bir siyasal eğitim çalışmasının gerekli olduğu sonucuna vardı.

Antifaşist gençlik

Baskılar

Aşırı sağcı siyasetçi Gerhard Kaindl, Nisan 1992'de Kreuzberg'deki bir restoranda genç antifaşistlerle yaşanan bir kavganın ardından aldığı yaralar nedeniyle yaşamını yitirdi. Kaindl, Deutsche Liga für Volk und Heimat üyesiydi ve Die Nationalen adlı seçmen oluşumunun adayıydı.

Bu olayın ardından Antifaşist Gençlik'in siyasi çevresi ve örgütün kendisi şüpheli ilan edildi.

Bir buçuk yıl süren sonuçsuz soruşturmanın ardından, Kasım 1993'te şizofreni hastası 17 yaşındaki bir genç polise giderek teslim oldu. Verdiği ifadede Antifaşist Gençlik'i ve çevresini suçladı. Bunun üzerine aralarında Cengiz'in hayat arkadaşı Fatma Balamir (Devran)'ın da bulunduğu dört genç gözaltına alındı. Hakkında yakalama kararı bulunan diğer kişiler ise yeraltına çekildi.

Devran tecrit altında tutuldu ve yoğun baskıya maruz bırakıldı. Buna rağmen kararlı bir şekilde ifade vermeyi reddetti.

Cengiz ise son anda gözaltına alınmaktan kurtularak yeraltına geçti. Bir süre çeşitli saklanma yerlerinde kaldıktan sonra Ortadoğu'ya gitti ve PKK'nin gerilla gücü olan ARGK saflarına katıldı. 1994 yılında iki üye daha polise teslim oldu ve tutuklu yargılanmak üzere cezaevine gönderildi.

Basın da, aralarında taz (Tageszeitung) gazetesinin bulunduğu yayın organlarıyla birlikte, devlet güvenlik makamlarının çizgisini benimsedi. Bunun ardından Alman solu içinde, eşi benzeri görülmemiş bir dayanışmadan uzaklaşma kampanyası başladı.

Eylül 1994'te Berlin'de, çoğunluğu Türkiyeli ve Kürt yedi antifaşist hakkında dava açıldı. Sanıklar, "birlikte adam öldürme" ve "altı ayrı tehlikeli yaralama" suçlamalarıyla yargılandı. Kasım 1994'te sanıklardan bazıları 15 ay ertelenmiş hapis cezasına, bazıları ise üç yıla kadar hapis cezasına çarptırıldı. Bir sanık ise beraat etti. O sırada Cengiz artık Kürdistan'daydı.

Cengiz Ulutürk

Devrimci Halk Partisi

1990'lı yılların başında, Türkiye kökenli çok sayıda devrimci üniversitelerden PKK saflarına katıldı. Parti okulunda Abdullah Öcalan, onlarla birlikte Türkiye'deki devrimin, Türkiye solunun önemli bir bölümüne hakim olan dogmatik anlayışın ötesine nasıl taşınabileceğini tartışıyordu.

Öcalan, ilk adım olarak Türkiye şehirlerinde yasal örgütlenmeler kurulmasını önerdi. Bunun üzerine Ege'de, İzmir'de, İstanbul'da ve başka kentlerde çalışmalar başlatıldı. Böylece Devrimci Halk Partisi (DHP) kuruldu. DHP kısa sürede Türkiye'nin farklı bölgelerinde yaygınlaştı. Alternatif adlı, 20 bin tirajlı teorik-siyasi bir dergi yayımlanmaya başladı. DHP Almanya'da da faaliyet yürüttü ve Köln'de bir büro açtı.

Türkiye devleti buna baskıyla karşılık verdi. 1993'ten itibaren çok sayıda üye gözaltına alındı ve ağır hapis cezalarına çarptırıldı. Amaç korku yaratmaktı. Bunun üzerine yoldaşlar dağa çıktı.

Cengiz gerillaya katıldığında, ona da DHP saflarında yer alması önerildi. O da bunu büyük bir heyecanla kabul etti. Mücadeleyi doğrudan savaşanlardan öğrenmek ve halklar arasındaki kardeşliği ortak mücadele içinde geliştirmek istiyordu. Kemal Pir'den aldığı ilhamla ilk olarak Kemal kod adını kullandı.

Gerilla yaşamının bir parçası haline geldi. İki yıllık eğitimin ardından Anadolu dağlarına geçti. Toroslar'da bulunduğu süre boyunca Anadolu Türkmenlerinin misafirperverliğini ve insanlığını yakından tanıdı.

Gerilla

Cengiz'le kişisel olarak yalnızca iki kez, 1995-96 kışında, her seferinde birkaç saatliğine görüştüm. Bu görüşmeler kısa sürmüş olsa da bende derin bir iz bıraktı. O sırada Munzur kod adını kullanıyordu.

Günlüğümde şöyle yazmıştım: "Almanya'dan gelen bir arkadaş, lojistik noktasına giderken bize uğradı. Heval Munzur Türkiyeli ve Berlin'de büyümüş. Uzun zaman sonra biriyle yeniden akıcı bir Almancayla konuşabilmek harika bir duygu. DHP (Devrimci Halk Partisi) grubuna katılmış. DHP'li arkadaşlarla akademide tanışmıştık. Devrimci bir platform oluşturmak ve mücadeleyi Türkiye'ye taşımak istiyorlar. Eğitimleri Türkçe veriliyor. İçerik de farklı, çünkü ağırlıklı olarak Türkiye solunun hatalarını tartışıyorlar.

Yakında içlerinden bazıları pratiğe çıkacak, Türkiye'nin çeşitli bölgelerine ve Dersim'e gidecekler. Heval Munzur yaşadığım zorlukları anlıyor. Kürt kültürü ona da, birkaç yıl önce ilk geldiğinde, bana olduğu kadar yabancıymış. Berlin'de antifaşist hareket içinde örgütlü olduğu için Alman solunun sorunlarını da biliyor.

Almanya Federal Cumhuriyeti'nde aranıyordu. Ama gerillaya katılmasının nedeni bu değildi; bu sadece bir vesile oldu. Gerillada mutlu olduğu her halinden belli. Munzur insana geçen bir enerji yayıyor ve kuzeydeki savaş bölgelerine gitmek için sabırsızlanıyor. En büyük isteği, Kürdistan'ın kuzey eyaletlerinden biri olan Dersim'e gitmek. Orada TİKKO gibi Türkiyeli sol örgütlerin gerilla güçleri de bulunuyor.

Heval Munzur'un bana bıraktığı en önemli şeylerden biri de şu sözleriydi: 'Hiçbir zaman "Beni kimse anlamıyor" diye düşünme. Önce arkadaşların hangi gerçeklikten geldiklerini anlamaya çalış. Bu her zaman kolay değildir. Ama onların çoğunun Avrupa'daki yaşamı tanımadığını da aklından çıkarma.'

Arkadaşlar baharda savaşa gidecek. Munzur da onların arasında olacak."

Cengiz'in sözlerini hiç unutmadım. Bulunduğumuz bölgede DHP saflarında yaklaşık 30 arkadaşın olduğunu anlatmıştı. Ayrıca, KDP'ye (Kürdistan Demokrat Partisi) karşı yürütülen çatışmalarda, o kış iki kadın yoldaşın, Mizgîn ile Ronahî'nin yaşamını yitirdiğini söylemişti.

1997'de Botan'da DHP'li Türkiyeli arkadaş Güneş ile yeniden karşılaştım. Bana Heval Munzur'u anlattı. Haziran 1996'da Dersim'e giderken (Botan Sêrt alanında) yaşamını yitirmişti. Birliği pusuya düşürülmüştü.

Cengiz direnenlere bir selamdır

Berlin'den tanıklardan Garip Bali şöyle diyor: "Antifa Gençlik gibi, devletten ve siyasi partilerden bağımsız özörgütlenmelere ihtiyacımız var. Birbirimizden uzak durarak değil, eşit ilişkiler kurarak. Bunun için yeni platformlara, yeni dillere ve yeni ilişki biçimlerine ihtiyacımız var. Son yıllarda, her tarafta etkisini gösteren kimlik siyaseti anlayışları yüzünden birbirimizden fazlasıyla koptuk. Alman solu da bundan bağımsız değil. Dayanışmaya ihtiyacımız var. Ama dayanışma tek başına ortaya çıkmaz. Bir araya gelmeli ve kesişen mücadele alanlarını gözeterek, birbirimizi eşit gören bir siyaset yürütmeyi öğrenmeliyiz."

Cengiz'le aramda kalan son bağ da, Devran'ın - Fatma Balamir'in - ölümüyle (29.11.2025) koptu.

Devran, Hamburg'da düzenlenen bir etkinlikte ifade vermeyi reddetme hakkı üzerine konuşmuş, daha sonra bu konuda Indymedia'da da bir yazı yayımlamıştı. Antifaşist Gençlik davası sırasında Alman solunun sergilediği dayanışmasız tavrı sert ama haklı bir şekilde eleştiriyordu.

Kaindl davasında gözaltına alınanlardan biri de Devran'dı. İfade vermeyi reddeden tek kişi oydu. Cengiz Kürdistan'a gitmeden önce onun hayat arkadaşıydı.

Cengiz'in yaşamı ve mücadelesi; direnen herkese, sokaklarda faşizme karşı mücadele eden antifaşistlere, onur ve insanlık için direnen gerillalara ve onurlu bir yaşam uğruna mücadeleyi ne pahasına olursa olsun sürdürmeye kararlı olan herkese gönderilmiş bir selamdır.

Faşizme karşı omuz omuza!

* Anja Flach, Hamburg'da yaşayan bir etnolog ve Kürt Kadın Hareketi aktivistidir. 1995-1997 yılları arasında Kürdistan dağlarında gerilla olarak bulunmuş; bu deneyimlerinin yanı sıra Kürt kadın hareketi ve Rojava üzerine de kitaplar yazmıştır.

Kaynak: Lower Class Magazine

Kaynak link: https://lowerclassmag.com/2026/07/23/cengiz-leben-ist-ein-gruss-an-alle-die-widerstand-leisten/