Bulvar Büfesi ve gerçeğin dağıtıcıları...

Dosya Haberleri —

Haşim Yaşa

Haşim Yaşa

  • Bulvar Büfesi... Burada dünyada eşi benzeri olmayan bir gazetenin hikayesi yatar. Yazıyor yazıyor, gerçekleri yazıyor... Sadece gerçeği değil bir halkın uyanışını da yazıyor... Gerçekleri yazmak yetmez, bir de o gerçeği dağıtmak gerek. Tıpkı gerçeği yazmanın bedeli olduğu gibi gerçeği dağıtmanın da bir bedeli vardır...
  • Haşim Yaşa, Yalçın Yaşa (13) bu büfede gazete dağıttığı için katledilir, Yahya Yaşa (15) ve Eşref Yaşa ise ağır yaralanır. Büfe bombalanır, Eşref Yaşa ağır yaralanır; yerini Haşim Yaşa alır. Haşim Yaşa silahlı saldırı ile katledilir; yerini Yalçın Yaşa (13) ve Yahya Yaşa (15) alır. Onlar da vurulur; Yalçın yaşamını yitirir, Yahya ağır yaralı kurtulur.
  • Dünya tarihinde böyle bir gazete yok dedik. Evet öyle. Bulvar Büfesi... Bu hikayenin çok az kısmını anlatabildik. Filmlere, romanlara, şiirlere, şarkılara konu olacak bir hikaye. Bugün bizim bilincimizi uyandıran pek çok şeyde bu hikayenin ayak izleri vardır. İşte bugünlere varmamız biraz da "Yaşa"lar sayesinde. Çok "Yaşa" onlara...    

GÜLCAN DERELİ

Bulvar Büfesi... Burada dünyada eşi benzeri olmayan bir gazetenin hikayesi yatar. Yazıyor yazıyor, gerçekleri yazıyor... Sadece gerçeği değil bir halkın uyanışını da yazıyor... Gerçekleri yazmak yetmez, bir de o gerçeği dağıtmak gerek. Yani gerçeğin taşıyıcılara ihtiyacı vardır. Tıpkı gerçeği yazmanın bedeli olduğu gibi gerçeği taşımanın da bir bedeli vardır... İşte Bulvar Büfesi'nin hikayesi burada başlar. Bu küçük büfenin etrafında yaşananlar, Özgür Basın Geleneği'nin başlangıç noktalarını, Apê Musa'nın küçük ve büyük generallerinin göze aldıkları şeyleri, bir hayatı uğruna verilecek en kıymetli şeyleri anlatır. 76 muhabir, yazar, dağıtımcı ve çalışanı katledilir. Dünyada örneği yok derken bir gerçeği anlatıyoruz. Sadece gerçeği bulup ortaya çıkaranlar değil, onu dağıtanlar da hedeftir. Dünyada 76 çalışanı katledilen, merkezi ve büroları bombalanan bir başka gazete yoktur. İşte Yaşa ailesine ait bu küçük Bulvar Büfesi, içinde Özgür Basın tarihini taşır.

Kuşaktan kuşağa

Haşim Yaşa, Yalçın Yaşa (13) bu büfede gazete dağıttığı için katledilir, Yahya Yaşa (15) ve Eşref Yaşa ise ağır yaralanır. Bunlar tek seferde olmaz, zaman içinde olur. Büfe önce bombalanır, Eşref Yaşa ağır yaralanır; yerini Haşim Yaşa alır. Haşim Yaşa silahlı saldırı sonucu katledilir; yerini Yalçın Yaşa (13) ve Yahya Yaşa (15) alır. Onlar da Tahir Elçi'nin vurulduğu Dört Ayaklı Minarelli'nin yanında vurulur; 13 yaşındaki Yalçın Yaşa yaşamını yitirir, 15 yaşındaki Yahya ise kafasına isabet eden kurşunla ağır yaralı olarak kurtulur. 14 Haziran 1993 tarihi Haşim Yaşa'nın katledildiği tarih. Bu vesileyle Yaşa ailesi ile konuştuk.

 

 

Aksiyon filmi...

Amed'de bulunan Bulvar Büfe, Özgür Gündem ve geleneğindeki gazeteleri sattığı için devletin markajındadır. Bu gelenekteki gazetelerin fısıltılarla alınıp koltuk altlarına saklandığı, dağıtımcıların tıpkı cezaevlerinde siyasi tutsakların zekice yöntemlerle kazdıkları tüneller gibi gazeteyi zekice saklamanın yollarını bulduğu zamanlardı. Yaşa ailesi, Bulvar Büfe'de devletin tüm tehditlerine rağmen gazeteyi satmaya devam eder. OHAL koşullarında gazete çoğunlukla yasaklanır, ulaşımı zordur. Burada bir aksiyon filmi gibi gazeteyi halka ulaştırmanın koşuşturması başlar. Önce gerçeğe ulaşılır, haberci yazar, gazete basar, dağıtımcı dağıtır. Ama bu öyle kolay olmaz. Önce gerçeği yazan vurulur, sonra da gerçeği dağıtan...

 

 

Bavo kuştîn

Haşim Yaşa’nın yeğeni Eşref Yaşa'nın işlettiği büfe 15 Ocak 1993 günü iki tetikçi tarafından önce silahlı saldırıya uğrar, ardından kundaklanır. Eşref Yaşa ağır yaralanır. Bunun üzerine mesleği fırıncı olan yedi çocuk babası Haşim Yaşa, Bulvar Büfesi'ne el atar ve gazete dağıtımını üstlenir. Sürekli tehdit edilmektedir ancak Haşim Yaşa tehditlere aldırmaz. Büfeyi her gün açar, gazeteyi okurlarına ulaştırır. Haşim Yaşa 14 Haziran 1993 günü saat 07:30 sıralarında saldırıya uğrar. Yanında bir de 7 yaşında olan çocuğu Aziz vardır. Haşim Yaşa'nın oğlu Mustafa'dan ilk duyduğu anları dinliyorum: "Kapı çaldı, kapıyı açtık ama karanlık gibiydi, abim ağlıyordu, annem kapıyı açmıştı, ben arkasındaydım Bavo kuştîn dedi."

Gözümden gitmeyen kare...

Babasını kaybettiğinde daha 4 yaşında olan Mustafa, anımsadıklarını aktarıyor: "Ben o dönem 4 yaşındaydım, hatırladığım ve annemin aktardığı kadarıyla biliyorum. Artık ezberlemişim tabi. Babam fırın sahibi aslında, fırını da işletiyor ama gazete dağıtımı için o ara fırını bırakıyor, büfeyle ilgileniyor. 7-8 aylık bir süreçti, o sırada babam çok tehdit alıyor. Aklımda bir şey kalmış, babam dolmuşa biniyor, biri de gelip yanına oturuyor 'bu işi bırak, çocuklar var' şeklinde tehditlerde bulunmuş. İki üç sefer kapımızı çalmışlardı. Çalıp gidiyorlardı, korkutmak amaçlı, yine tehdit ediyorlar. Gazeteye dağıtırken bir derginin arasında veriyor, insanlar farklı şekilde kamufle ederek gazetesini alıyor. Öyle vazgeçmiyor babam. 14 Haziran 1993 yılında sabah evden abimle çıkarken az ileride biri arkadan yaklaşıyor ve boğazını falan tutup ensesine kurşun sıkıyor. Morga gidildiğinde ilginç bir şekilde sedyede uzanıyordu, üzerinde beyaz bir örtü vardı, yüzünü hatırlıyorum biz etrafında durmuştuk. Ben ayak ucundaydım. Ayak baş parmağını hatırlıyorum, yüzü açıktı. En son bunlar hafızamda kaldı. Uyuyor gibi geliyordu. Gözümde hep bu fotoğraf karesi var. Annem morgu baya inletiyor. Tepkisi devletin şiddetine tabi, sağlıkçılara değil."

Annem morgda slogan atıyordu

Haşim Yaşa'nın kızı araya giriyor ve o da o anı şöyle anlatıyor: "Biz morga gidene kadar morgun ne olduğunu bilmiyorduk yaşadığını sanıyorduk. Morg ve hastane aynı şey sanıyorduk. Sedyenin üstünde hasta gibiydi, yatıyor gibiydi, ölü gibi değildi. Annem dedi çocuklarım babasını görecek. Biz bütün çocuklar annemle morga girdik. Babam anneme hep ben şehit olursam ağlamayacaksın, zılgıt çekeceksin diyordu. Annem de hastane morgunda babama zılgıt çekmeyi bilmiyorum ama senin sevdiğin şarkıyı söyleyeceğim dedi. Annem onların gözünün içine bakarak Berxwedan jiyane şarkısını söyledi. Annem hastaneyi inletti resmen. Slogan atıyordu. Önünüzde ağlamayacağım diyordu."