Covid-19 bizi nereye götürüyor?

Dosya Haberleri —

AYAKLANMA

AYAKLANMA

  • ‘’Bu krizi destekleyen tüm unsurlar salgından önce zaten mevcuttu. Salgınla birlikte küresel bir ayaklanmanın potansiyellerini de göreceğiz.’’

MAXİME AZADİ

Yeni koronavirüs çağımızın neredeyse tüm kötülüklerini gözler önüne serdi. Aynı anda hem geçmişi hatırladık, bugüne taşınan sorunların tanığı olduk ve geleceğin tehlikelerini gördük. Bir film şeridi gibi gözlerimizin önünde cereyan eden krizlerden ders çıkaracak mıyız? Sorun nereden geliyor, bu kriz sarmalından nasıl çıkacağız?

Yeni koronavirüsün resmi olarak Aralık 2019’da Çin’in Wuhan kentinde ortaya çıkması ile birlikte, dünya yeniden küresel bir felakete tanıklık ettiği gibi, devlet sırları, manipülasyonlar, baskılar ve yöneticilerin beceriksizliğine tanık oldu. Virüs aynı zamanda ekonomik ve sosyal krizleri tetikledi.

Yüzbinlerce kişi yeni koronavirüs ile bağlantılı olarak hayatını kaybetse de, hala virüsün kesin olarak ne zaman ortaya çıktığı bilinmiyor.  Dünya virüsün kökeni ve nedenleri ile ilgili soruların yanısıra, insanlığın geleceği, bilimsel çalışmalar ve yetkililerin Covid-19’a ilişkin yanıtlarını sorgulamaya devam ediyor.

Bu sırada, Çin salgını gizlemekle suçlandı; İran, Rusya ve Türkiye’ye Covid-19 bilançosunu çarpıttıkları suçlaması yöneltildi. Komplo teorileri sanal ağlarda yayıldı. Doğru ve yanlış sık sık yer değiştirdi. Hem insan sağlığı hem de demokrasiler için tehlike oluşturan fake-news bombardımanını gördük. Yine tıpkı Donald Trump ve Brezilyalı mevkidaşı Jair Boldonaro şahsında kendisini dışa vurduğu gibi, bazı yöneticiler gerçekliği görmeyi reddetti. Türkiye’de AKP-MHP hükümeti sürü  bağışıklığı yöntemini tercih ederek, insan hayatını hiçe saydı.

Başkaları durumdan yararlanarak toplumlar üzerindeki kontrol mekanizmalarını güçlendirdi. Çin’de yeni teknolojilerin kullanımı ile gözetim olanakları hızlandırıldı; Fransa’da bir süre Paris’te insansız hava araçları kullanıldı; Türkiye’de başta Kürtler ve HDP’li seçilmişlere yönelik olmak üzere baskı kampanyası tırmandırıldı, salgın sürecinde en az 14 HDP’li belediye gasp edildi, yüzlerce kişi gözaltına alındı, Kürtlere ait mezarlıklar tahrip edildi. Türk hükümeti salgını fırsat bilerek, aralarında aşırı milliyetçi mafya şefi Alaattin Çakıcı’nın da olduğu mafya üyeleri, tecavüzcüleri ve katilleri serbest bıraktı, buna karşın gazeteciler, siyasetçiler, feministler ve sivil toplum aktivistleri cezaevlerinde kalmaya devam etti. Siyasi tutsaklar başta olmak üzere yüzlerce hasta tutuklu cezaevlerinde ölüme terk edildi.

 

Sağlık sistemleri çöktü

Güney Kore’de yetkililer toplum için tehdit oluşturabileceği iddiasıyla insanların vücut ısısını tespite eden alıcılar hayata geçirdi; Polonya vatandaşları telefonlarına takip uygulamaları indirmek ile evlerine polis baskını arasında tercih yapmak zorunda kaldı. Avrupa’nın diğer bir çok ülkesinde de yerel veya ulusal düzeyde, belirlenen bazı yasal çerçeveler içerisinde Covid-19 takip uygulamaları hayata geçirildi.

Bir yandan baskını devamı ve güçlendirilmesine tanıklık ederken, diğer yandan tüm dünyada neoliberal sistemin zayıflıkları da kendisini bir kez daha gözler önüne serdi. Bilim çevreleri ve sivil toplum örgütlerinden yıllardır gelen uyarılara rağmen dünyanın böylesine bir felakete hazır olmadığı anlaşıldı; hastaneler gibi temel hizmetlerin çıkar için sistematik bir şekilde yok edilmesinin sonuçları bir kez daha sorgulandı.

Oysa, sağlık krizi uzun bir zamandır öngörülüyordu; bilim dünyası aralıksız uyarı yapıyordu, çok sayıda uzman, antikapitalist, ekolojist, aktivist, akademisyen, gazeteci ve hatta birçok film senaristi bizi bekleyen tehlikelere işaret ediyordu. Mesele hiç bir zaman ‘felaketin gelip gelmeyeceği’ değil, ne zaman geleceğiydi. 

Virüs sosyal sınırları da yok etmedi, tersine eşitsizlikler daha da güçlendi ve daha görünür hale geldi. OECD’nin ekonomi şefi Laurence Boone, 10 Haziran günü yaptığı bir açıklamada “Her yerde evde kalma tedbirleri işçiler arasındaki eşitsizlikleri güçlendirdi” derken, daha az kalifiye olanların en çok fazla etkilendiğine işaret ediyordu.

 

Kusursuz bir fırtına

Salgın, henüz boyutları bilinmeyen ekonomik ve mali krizi de eklemek gerekiyor. Her yerde işsizlik, yoksulluk ve öfke patlaması da giderek belirginleşiyor. Yeni Özgür Politika Gazetesi’ne konuşan tarihçi ve sosyolog Stephen Bouquin, Covid-19’u bizi nereye götüreceğini bilmediğimiz “kusursuz bir fırtına” olarak tanımlıyor. Bouquin, “Durum sert bir şekilde değişti ve tüm tedbirleri almak gerekiyor” diyor.

Basında düzenli bir şekilde küresel ekonominin 2008 mali krizi veya 1930’lu yılların Büyük Buhran’ından daha ağır bir şok yaşadığını duyuyoruz. Uluslararası Para Fonu (IMF) Patrono Kristalina Georgieva bile Nisan ayı başında yaptığı bir açıklamada, yaşanan durumun Büyük Buhran’dan bu yana en kötü ekonomik sonuçlar olduğunu kabul ediyordu.

Rojava Komünü adlı Fransızca kitabı eş yazarlarından olan Bouquin, “Covid-19 pandemisi, 2008’den daha derin genel bir ekonomik krizin tetikleyicisi oldu” vurgusunda bulunuyor.

Krizin boyutları kuşkusuz devasa olsa da, bu kriz gerçekte beklenmedik bir durum muydu? Stephen Bouquin şunları ifade ediyor: “Bu krizi destekleyen tüm unsurlar salgından önce zaten mevcuttu. Sadece spekülatif balonlar, olağanüstü borçlanma ile finansal aşırı birikim değil, aynı zamanda ve her şeyden önce yetersiz kârlılık ve OECD ülkelerindeki ticaret dengesizlikleri... Ekonomileri durdurmayı provoke ederek, Covid-19 kapitalist sistem için kalp krizi gibi bir şekilde biriktirme döngüsünü kesintiye uğrattı. Merkez bankaları, tüketimi desteklemek ve borçlu şirketlerin alacaklılarına geç bile olsa ödeme yapmaya devam etmeleri için ekonomiye büyük miktarlar enjekte ettiler.

SRAS, MERS, H1N1, Ebola, Zika vs…

Tarihçi Bouquin’e göre Covid-19, krizi tetikleyen bir çeşit öngörülmez kaza değil. “Kimsenin geldiğini görmek istemediği bir hastalık değil” diyen Bouquin, aksine 2018 yılında Dünya Sağlık Örgütü’ne bağlı bir uzmanlar grubunun pandemi tehlikesine ilişkin bir rapor yayınladığına dikkat çekti. Bouquin, ayrıca 2003 yılında beri SRAS, MERS, H1N1, Ebola, Zika ve Chikungunya gibi salgınların arttığına işaret etti. Bouquin, “Dünya Sağlı Örgütü uzmanlarına göre, zincirleme bir reaksiyonu tetiklemeden önce pandemiyi kontrol altında tutmak amacıyla pandemi risklerine karşı bir nöbet sistemi hayata geçirilmeli” diye hatırlatıyor.

Sağlık krizi, koronavirüsün ortaya çıkışı ve yayılmasını teşvik eden model ile kopuş için gerçekten bir fırsat sunuyor mu?

Bouquin, şöyle yanıt veriyor: “Sistemsel kriz avcı ve yıkıcı kapitalizm ile kopuş fırsatını kesinlikle sunuyor. Pandemi, başka unsurlardan sadece biridir. Pandemi, ekolojik krizden doğan bir olaydır denilebilir.”

Sosyolog Bouquin’e göre salgın risklerinin çoğalması doğanın bir intikamı değil. “Biyoçeşitlilik birçok bölgede serbest düşüşler yaşıyor, iklim krizi mevsimlerin bozulması, uzun süreli kuraklık, permafrostun erimesi gibi sorunlarla hız kazanıyor. Karasal ekosistemlerdeki bu kriz, sermayeye beklenmedik maliyetler dayatıyor ve bir şekilde sermayenin kendisiyle buluşmasını ifade ediyor.”

Bouquin, şöyle devam ediyor: “Pandemi hem ekolojik krizin bir ifadesi, hem de kapitalizmin eylemlerinin bir sonucudur. Pandemi, küresel ekonomiyi durdurarak, birikme döngüsünün durmasına neden oluyor ve bu da devasa bir resesyona yol açıyor.”

Sonuç olarak Bouquin’e göre “ekolojik kriz ve Covid-19 pandemisinin gösterdiği, sorun oluşturan herhangi bir kapitalizm değil -şuna neoliberal diyelim- kapitalizmin tıpatıp kendisidir.”

Krizler sarmalından nasıl çıkmalı?

O halde sistemsel kriz veya üst üste binen krizlerden nasıl çıkmalı? Bouquin, şöyle diyor: “Bunun 36 çözümü yoktur. Neo-keynesyen bir çözüm, başka bir kapitalizm her zaman ekosistem için zararlı olacaktır. Kapitalizmin dışlayıcılığa ve bize kalan müştereklerin metalaşmasına ihtiyacı var. Yeşil kapitalizm vardır, fakat ekolojik krizi çözemez, aksine parazit yapar. Ancak bu kriz, bir kâr kaynağı değildir, sadece on yıllardır maskelenen artı ekstra maliyetlerden oluşuyor. Sosyal düzeyde de burada krizin çözümü anti-kapitalist niteliktedir. Gelir hakkını genelleştirmeliyiz, evrensel ücreti genelleştirmeliyiz ve bunu yapabilen tek kurum sosyal güvenliktir.”

Ayaklanma zaten burada

Her ne kadar evde kalma tedbirleri başlangıçta, birçok ülkede ayaklanmaları bastırmış gibi gözükse de, yeniden ortaya çıkmaları gecikmedi. “Küresel bir ayaklanmanın potansiyelleri nelerdir?” sorusuna Bouquin önce şöyle yanıt veriyor: “Er ya da geç, sermaye için oldukça zorlu olan enflasyon ve para krizlerini yaşama riskiyle karşı karşıyayız. Dolar veya euro cinsinden menkul kıymet stokları gittikçe daha fazla değer kaybetmeye başlarsa, hissedarlar ve sermaye sahipleri için bunun ne anlama geldiğini düşünün. Ya kolay değer bozulur ya da parasal değer devalüe olur. Bu sermayenin büyük korkusudur. Bunu düzeltmek için sadece bir çözüm var: Krizin etkilerini çalışma dünyasına aktarın, ya da komşulara. Bu nedenle, sermayenin liderliğindeki sınıf mücadelesinin yoğunlaşmasını ve devletler arası veya emperyalistler arası gerginliklerin ve çatışmaların şiddetlenmesini deneyimleyeceğiz (...) Bundan böyle, cinsiyetçilik ve patriarkaya karşı kadınların seferberliği ve çözülmeyen sömürgeci sorunlar güçlü bir şekilde bağlantılı olan ırk ayrımcılığına karşı ayaklanma dalgası gibi, küresel görünümlü seferberlikler var. Black Lives Matter birçok ülkede yankılanıyor ve devlet ırkçılığına karşı mücadele neredeyse her yerde. "

Krizler ve olası başka sonuçları beklenirken, Covid-19 küresel salgını da henüz bitme işaretleri vermiyor. Sosyolog şöyle sonuçlandırıyor: “Avrupa'daki düşüşe rağmen, pandemi bitmedi. İkinci bir dalga tehlikesi gerçek (...) Zaten yola çıkmış durumda, belki daha az güçlü olabilir ve bunu kontrol altına almaya yönelik eylemler bazı ülkelerde etkili olabilir. Eğer hükümetler, ekonomiyi rayına koymaya çalışarak koronanın devam etmesine karar verirse sağlık açısından sonuçlarının korkutucu olması muhtemeldir.”

Ekosistemler korunursa risk o kadar azalır

Tarımımızın sanayileşmesi ve liberalleştirilmesi yolunda devam etmek, anlamsızdır. Dayanıklı, sağlıklı bir tarım ihtiyaç olduğu gibi herkesin sağlıklı bir besine erişimini garanti altına almanın zamanıdır.

Greenpeace Belçika’nın basın sorumlusu Anne-Françoise Moens, “Doğrudan Covid-19 salgın vakası üzerinden ele alırsak, bir ekosistemin yıkımı ile bağı henüz ortaya çıkmadı ancak ekosistemlerin ve biyoçeşitliliğin bozulmasının hayvan kökenli bulaşıcı hastalıkların gelişmesini teşvik ettiği inkar edilemez” diyor.

Moens şöyle devam ediyor: “Gerçekten de, ormansızlaşma veya endüstriyel tarım gibi bazı insan faaliyetleri doğal ekosistemleri yok ediyor. Bunu yaparken, insanların yabani hayvanlarla ve taşıdıkları muhtemel virüslerle temasını sağlayarak, insana bulaşma riskini arttırıyor.”

Moens’e göre çözüm hiç kuşkusuz vahşi faunayı ortadan kaldırmak değil, aksine doğal habitat gibi onu da korumak gerekiyor. “Zira biyoçeşitlilik ve doğal ekosistemler ne kadar korunursa, salgın riskleri de o kadar azalır.”

Sağlıklı besin garanti altına alınmalı

İnsanlık iklimi, doğayı ve hayvanları korumak için gerekli tedbirleri almazsa ne beklemek gerekiyor? Moens’in yanıtı şöyle: “Tarımımızın sanayileşmesi ve liberalleştirilmesi yolunda devam etmek, anlamsızdır. Dayanıklı, sağlık şoklarını daha iyi hazmedebilecek bir tarım, ama aynı zamanda hem sosyal hem de ekolojik olarak kalıcı bir gıda üretimini temin ederek, herkesin sağlıklı bir besine erişimini garanti altına almanın zamanıdır. Kamusal politikalar tarımı bu yöne sevk etmeli. Eğer bir şeyleri değiştirmezsek, duvara toslayacağız.”

O halde, durumu değiştirmek için hangi kalıcı tedbirler gerekiyor? “Tüketim alışkanlıklarımızı deştirmeliyiz, kısa tedarik zincirlerini teşvik etmeli ama aynı zamanda çiftçiler ile müşterileri arasındaki bağları güçlendirmeliyiz. Artık hayvan gemi olarak ithal edilen soyayı kullanmamalıyız. Hayvan yemi için soya fasulyesi gibi tarım ve gıda sistemimizi beslemeye yönelik bazı gıdaların ithal edilmesi ormansızlaşmaya katkıda bulunuyor. Oysa, doğal habitatların yok edilmesi zoonozların ortaya çıkmasını teşvik edebilir. "

Moens’e göre hem zihniyet değişimi hem de yeni bir yönetim sistemi gerekiyor. Moens, “Bir zihniyet değişimi, yönetim bu doğrultuda hareket ederse ancak gelir” diye ekledi.

Kadınlar başlarının çaresine bakmalı

Peki ya evde kalma tedbirleri sırasında kadına yönelik şiddeti nasıl ele almalı? Virüsle bağlantısı nedir, sorun nereden geliyor ve nasıl çözümler gerekiyor? Belçika’da geniş bir kadın ağı olan Vie Féminine koordinatörü Céline Caudron, ilk olarak kadına yönelik birçok şiddet biçimine dikkat çekiyor: “Bunlar arasında, evlilik içi (çiftler arası veya eski eşten gelen) şiddet ile kamusal alanda (sokakta veya internet üzerinde) şiddetin arttığını tespit ettik.”

Caudron şöyle devam ediyor: “Evlilik içi şiddetin failleri mağdurların tecrit etme stratejisinin güçlendirilmesi ve mağdurların koruma ve direniş olasılıklarının sınırlandırılması nedeniyle, evlilik içi şiddet daha yoğun hale geldi (psikolojik baskı, fiziki ve cinsel şiddete geçiş riski daha arttı).”

Yasal tedbirler boyutunda nasıl bir tablo ortaya çıktı? Caudron, şöyle diyor: “Evde kalma sırasında, kamu makamlarının kadına yönelik şiddetle mücadeledeki sorumluluklarıyla yüzleşmedeki muazzam başarısızlıkları daha fazla hissedildi.”

Caudron’a göre kolektif bir sorumluluk olan kamusal gücün yatırım eksikliği karşısında, kadınlar yapabildiği ölçüde kendi başlarının çaresine bakmalı: “Kadınlar arasında dayanışma ağları kuruluyor; öncelikle yalnız olmadığımızı bilmek, kiminle konuşacağımızı öğrenmek, kendimizi daha güçlü hissetmek, ama aynı zamanda maddi yardım, barınma, çocuklu olanlara yardım, idari ve hukuki girişimlere yardım gibi sosyal bağı korumak gerekiyor. Erkekler de maço şiddeti faili olması veya olmaya devam etmeyi önlemek için kolektif olarak sorumluluk kazanmalı; bu noktada vardığımız bir yer yok.”

Aralarında Vie Feminin’in de olduğu çok sayıda kadın organizasyonu, bugün yaşadıklarımızdan bir ders çıkarılmasında ısrar ediyor, kadına yönelik şiddete karşı uyumlu, koordineli, finanse edilmiş ve sonuç alıcı gerçek anlamda genel bir politika uygulanmasını istiyor.

 

 

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.