Değişimi yaratabilecek güçteyiz

Kadın Haberleri —

25 Ocak 2021 Pazartesi - 20:00

  • Ulusal Kadın Dövüş Sanatları Federasyonu Özsavunma Direktörü Prof. Dr. Martha E. Thompson, özsavunmayla kadınların seslerini yükseltmeyi öğrendiklerini belirtiyor. 32 yıllık eğitmen, “Bu tarihsel bir mücadele ve hiçbir kadın tek başına üstesinden gelemez. Birlikte olmalıyız. Değişimi yaratabilecek güçteyiz” diyor. 

HABER MERKEZİ

Ataerkil güç ilişkisinden beslenen erkek şiddetine karşı başvurulan özsavunma kadınların gündeminde. Son dönemlerde birçok kadın maruz bırakıldığı şiddetten korunmak için özsavunmada bulundu. Mezopotamya Ajansı’ndan Zemo Ağgöz ile Gözde Çağrı Özköse’nin sorularını yanıtlayan Ulusal Kadın Dövüş Sanatları Federasyonu (NWMAF) Özsavunma Direktörü Prof. Dr. Martha E. Thompson, özsavunmayı, özsavunma eğitimi alan kadınların hayatlarında nasıl değişimler olduğunu anlattı. Röportajı kısaltarak yayınlıyoruz: 

Neden özsavunma alanına yoğunlaştınız? Özel bir sebebi var mı?

Birden fazla sebep vardı. İlk özsavunma kursları aldığımda bir üniversitede profesör olarak çalışıyordum. Etrafımdaki herkes kafalarının içinde yaşıyordu. Ben de o sıralar toplumsal değişim hakkında kafa yoruyordum; kadınlar açısından toplumsal değişim. Özsavunma kursları almaya başladıktan sonra fark ettim ki insanın duruşu bile değişiyor. Kendi sesini kullanmayı öğreniyorsun. Bu bana da tam olarak böyle oldu. Yalnızca düşünerek ve kafamızın içinde teorize ederek değişim yaratamayacağımızı, bunun için fiziksel hareketliliğin de gerekli olduğunu gördüm. Değişim insanın tüm bedeniyle yaratabileceği bir şey. Kendimdeki değişimi gördükten sonra bu konuda çalışmak istediğime karar verdim. Yani şiddete odaklanmak ve ona karşılık vermek elbette önemli ve benim ilk baştaki motivasyonum da bu yöndeydi. Fakat özsavunma çalıştıkça gördüm ki vücudumuzu nasıl kullandığımız düşünme şeklimizi de dünyadaki duruşumuzu da etkiliyor. Bizim için neyin mümkün olduğunu, olabileceğini değiştiriyor. Ne dediklerini duymanızın bile güç olduğu son derece sessiz insanların, nasıl kendi seslerini kazandıklarını gördüm ve bu beni çok heyecanlandırdı.
 
Yıllarca özsavunma eğitimi veren, bu alanda çalışan birisiniz. Size göre özsavunma nedir? Kadınlar için ne anlam taşıyor?

Kendimizi fiziksel, duygusal, mental ve cinsel şiddete karşı korumak için yaptığımız her şey yani güvenliğimizi ve başkalarının güvenliğini en üst düzeye çıkarmak için yaptığımız her şey için özsavunma diyebiliriz. Pek çok insan özsavunma denildiği zaman saldırıya karşı fiziksel savunma, tekme, yumruk anlıyor. Bu kesinlikle özsavunmanın çok önemli bir parçası, fakat tamamı değil.

Beraber çalıştığım insanlarla güçlendirilmiş özsavunmayı konuşuyoruz. Bu farkındalık, risk tespiti, sesimizi kullanmak gibi fiziksel olmayan şeyleri de içeriyor. Çevremizle ilişkimizi algılamak, içinde bulunduğumuz ortamda şiddetle karşı karşıya kalıp kalmayacağımızı tespit etmek, çevremizdeki insanları fark etmek gibi. Karşılaştığım ve konuştuğum kadınlardan ve araştırmalarımdan edindiğim bilgiler ışığında diyebilirim ki özsavunma; ilk etapta konuşabilmeyi, sesini çıkarmayı öğrenebilmeyi hedefliyor. ‘Hayır, bunu yapmak istemiyorum, oraya gitmek istemiyorum, bu işe girmek istemiyorum’ demek bile aslında pek çoğumuzun zamanla öğrendiği şeyler. Ya da tam tersi, ‘Sen istesen de istemesen de ben bunu yapacağım, öyle istiyorum’ demek. Özsavunma çok geniş bir çerçevede ele alınması gereken bir olgu. Bizden istenen şeylere ‘hayır’ diyebilmeyi öğrenmek çok basit durumlar için geçerli olduğu gibi, çok korkunç, çok dramatik konumlarda da geçerlidir. Kişinin kendini güçlendirmesi ve kendini koruması, şiddetten sorumlu olanların kendileri değil saldırganların olduğunu anlamasını sağlıyor.
 
Kadınlarla özsavunma çalıştığınız süreçte sizi etkileyen ya da ilham veren durumlar oldu mu?

32 yıldır kadınlarla özsavunma çalışıyorum. Çok fazla kadın öyküsü dinledim. Beni her zaman en çok etkileyen, kadınların birbirlerini dinlemeye olan istekleri oldu. Kadınların, birinin onları dinlediğini, anlamak istediğini bildikleri zaman anlattıklarına inanamazsınız. Sanırım sustuğumuz, anlatmadığımız onca zaman susmamızın nedeni, birinin bizi gerçekten dinlediğini düşünmememizdi. Pek çok hikaye dinledim. Bu hikayelerde şiddetin aklınıza gelebilecek her türü vardı elbette ama daha da önemlisi, kendi sesini bulan kadınların hikayeleri vardı. Kimisinin bir yerden bir yere gitmekten korkmak gibi basit korkuları vardı ve bu korkularını yendi. Kimisinin başından korkunç şeyler geçmişti ve bir daha böyle bir şey yaşamamak için özsavunmayı öğrenmek istiyordu. Temelde hikayesi ne olursa olsun, benim gördüğüm şuydu; kadınlar yalnızca hazırlıklı olmak istiyorlardı. Çoğunlukla yalnızca kadın olmak bile tarihsel bir hafıza taşımak anlamına geliyor ve o hafıza da tarihsel bir şiddeti aktarıyor. 32 yıl içinde dinlediğim tüm hikayeler çok değerliydi.
 
Türkiye’de son dönemlerde kadınlar, kendilerine şiddet uygulayan erkekleri öldürmek zorunda kaldı. Bunu nasıl yorumluyorsunuz?

Melek İpek olayından haberdar oldum. Hikayeyi okuduğumda ağlamak istedim. Bunca korkunç şeyi yaşamış bir kadının, hem de yaralı bir şekilde tutuklanması akılla izah edilebilecek bir şey değil. Melek İpek gibi kadınların karşı koyduğu pek çok olayda da görüyoruz ki; bu kadınlar uzun süreli aile içi şiddete maruz kalmışlar. Ve bu şiddet kendi hayatını, çocuklarının hayatını tehdit eder bir hal almış.

Erkekler kendilerini ayrıcalıklı ve hak sahibi konumunda görüyor, bu durum kadınların erkekler tarafından şiddet görmesine neden oluyor. Özellikle ev içi şiddet durumlarında erkek, kadını ve çocukları sahip olduğu ve canının istediğini yapabileceği birer mülk olarak görüyor. Kanunların ve kolluk kuvvetlerinin konuyu ele alışı ise tek bir olaya dayanıyor. Melek İpek’te olduğu gibi. Adam öldürüldü mü? Öldürüldü. Ama bunun arkasında bir şiddet öyküsü var. Kanun bu gibi olayları son olay üzerinden, tek bir olay üzerinden ele aldığı zaman ev içi şiddetin önüne geçmek mümkün olmaz. Okuduğum haberde Melek İpek’in kocasının kendisini ve çocuklarını ölümle tehdit ettiğini gördüm. Bu alelade söylenmiş bir söz bile olsa bir tehdittir ve özsavunmaya geçmek için yeterlidir. Melek İpek kendisinin ve çocuklarının hayatını savundu.

Dünyada artan kadına yönelik şiddet ve bunu besleyen anlayış karşısında kadınların oluşturduğu özsavunma birliklerinin önemi nedir?

Rojava’daki Kürt kadın birliklerini okudum. Ataerkil normlarla mücadelede böyle bir şeyin de mümkün olduğunu görmek beni çok etkiledi. Hindistan’daki ‘Pembe Kuvvetler’ diye bilinen Gulabi kadınları da öyle. Bu tip örgütlenmeleri, kadın kolektiflerinin oluşumunu duymak beni çok heyecanlandırıyor. Bu kadınlar yaşadıkları ortamı daha güvenli bir hale getirmeye çalışıyorlar. Her şekilde destekliyorum. Zira, kadına yönelik şiddetin örgütlü mücadelede eksik kalınmasından da kaynaklandığına inanıyorum. Yalnızca Türkiye’de, ABD’de ya da falanca ülkede değil, küresel olarak mücadele edilmesi gereken bir durum var. Biliyoruz ki kadınların şiddet olaylarıyla karşılaşması daha muhtemel bir noktada duruyor ve bu şiddet olaylarında da nadiren saldırgan taraf oluyor. Yaşadıkları şiddet, ancak karşı koyduklarında fark ediliyor. Çünkü insanlar kadınların karşı koymasını beklemiyor. Beklenen kadının karşı koymaması, sessiz kalması ve erkek ne istiyorsa onu yapması. Milyonlarca kadına öğretilen bu çünkü.
 
Güçlendirici özsavunma eğitimi, taciz, tecavüz vb. her türlü şiddeti nasıl ele alıyor?

Güçlendirici özsavunma; taciz, tecavüz ve şiddeti bir sürekliliğin parçası olarak görür. Hepsi farklı şekillerde gelişen aynı şeyin parçalarıdır. Birbirinden farklı görünseler de kanuna göre cezalandırılmaları farklı da olsa hepsi kültürel bir yapının, kadına değer vermeyen, kadını değersizleştiren bir yapının parçalarıdır. 
Güçlendirici özsavunmaya göre, bizlerin elinde bir dizi araç var. Bu araçlar yalnızca birinin burnuna yumruğu indirmek ya da kasıklarına tekme atmaktan ibaret değil. Elbette ki bu araçlara da ihtiyacımız var. Ama tek ihtiyacımız olan şey bu değil. Bizim veriye, şiddetin gerçekliği ve kökeniyle ilgili bilgiye de ihtiyacımız var. Tüm bu bilginin yanı sıra bizim olumlamaya, savunulmaya ve güvende olmayı hak ettiğimize inanmaya ihtiyacımız var. Değer verilmeyi hak ettiğimizi bilmemiz gerekiyor. Güçlendirici özsavunma, bizi yalnızca fiziksel saldırıdan korumaz. Kendimizi görmemizi, kendimize değer vermemizi sağlar. Biz kendimizi koruyabiliriz. Bunun için yeterince güçlüyüz.
 
Özsavunma eğitimi alan kadınların hayatlarında nasıl değişimler oluyor?

Yalnızca eğitim sonrasında değil, yıllar sonrasında da gözlemledik ki bu kadınların kendilerine güvenleri artmış, karşı karşıya kalabilecekleri risklere yönelik farkındalıkları artmıştı. Bu bir kadının sokakta yürüyüşünü bile değiştirir. Eğer birisi size istemediğiniz bir şekilde bakıyorsa bununla ilgili bir şeyler yapabileceğinizi bilmek, çaresiz hissetmemek bile tek başına bir şeyleri değiştirmeye yeter.

Özsavunma eğitimlerinden sonra pek çok kadın, eşlerinin aslında istismar olarak tanımlanabilecek davranışlarını tanımaya başladı. Belki önceden ‘benim kocam biraz huysuzdur’ derken, farkına vardılar ki aslında istismar ediliyorlar ve yaşadıkları huysuzlukla tanımlanabilecek bir şey değil. Artık işaretleri görebilmeye başlıyorsunuz. Pek çok kadın artık seslerini duyurabildiklerini hissettiklerini söyledi. Kadınlar özsavunma eğitimlerinden sonra istismar karşısında sessiz kalmamayı ve seslerini yükseltmeyi öğrendiler. Başlarına gelenin kendi hataları değil saldırganın suçu olduğunu öğrendiler. Saldırıya uğrayan kadın çoğu zaman suçlanır, ‘o saatte orada ne işin vardı, neden o elbiseyi giydin’ denir. Özsavunma eğitimi size istediğiniz elbiseyle istediğiniz yerde gezebileceğinizi ve saldırıya uğrarsanız bunun suçlusunun saldırgan olduğunu öğretiyor. Pek çok kadın ilk olarak kendisini suçluyor. Özsavunma eğitiminden sonra pek çok kadın, sınırlar koymayı ve karşısındaki bu sınırlara uydurmayı başarabildiğini anlatıyor.
 
Bu konuda araştırma yaptığınızı söylediniz. Gözlemleriniz nelerdir?

Şu anda yaptığım çalışmada, topladığımız hikayelerde de görüyorum ki kadınlar vücutlarının ve duruşlarının da değiştiğini söylüyorlar. Korktukları zaman nefeslerini tutmadıklarını söylüyorlar. Bilinçli bir şekilde nefes almalarını engellememeyi öğreniyorlar. Kolay kolay sinmediklerini, daha dik durduklarını söylüyorlar ve insanlarla karşılıklı saygıya dayalı daha gerçek ilişkiler kurabildiklerini anlatıyorlar. Şunun da altını çizmek isterim ki; bir kadın bunları hissedemiyorsa, bu onun hatası değildir. Bu şekilde hissedemeyeceği öğretilmiştir.

Kadınların yaşadıkları bu sıkıntılar karşısında nasıl bir birliktelik kurmaya ihtiyaçları var?

Bütün bunları tek başımıza başarmak zorunda değiliz. Çünkü pek çoğumuza sessiz olması, karşı çıkmaması öğretildi. Bu nedenle tek yapmamız gereken dinlemek, şahit olmak, beraber olmak, kadınların hikayelerine kulak vermek, birbirimize kendimizi savunacak araçları tanıtmak. Çünkü hepsi zaten içimizde. Cesaret içimizde. Direnç içimizde. Tek ihtiyacımız olan şey biraz destek.

Bireylere mesajımız şudur; siz değerlisiniz. Siz güvenli bir şekilde yaşamayı, özgür olmayı hak ediyorsunuz. Bazen insanlar bunlardan sadece birini seçebileceğine inandırılıyor. Hayır, özgür, istediğimiz gibi ve güvenli bir şekilde yaşama hakkımız var. Tek başımıza başaramayız. Bu tarihsel bir mücadele ve hiçbir kadın tek başına üstesinden gelemez, gelmek zorunda da değil. Birlikte olmalıyız, dinlemeliyiz. Bize hikayelerini anlatan kadınlara kulak vermeliyiz. Birbirimize destek olmalı ve bildiklerimizi birbirimizle paylaşmalıyız. Hikayelerimizi birbirimizle paylaşmalıyız. Biliyorum ki her birimiz o toplumsal değişimi yaratabilecek güçteyiz. Hem de şimdi.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.