- PKK Yürütme Komitesi Üyesi Murat Karayılan, Türk devletinin şu hakikati görmesi gerektiğini söyledi: "Bizi yenemiyor. Halk olarak bizi yok edemez. İrademizi tanımalı, varlığımızı kabul etmeli, haklarımızı iade etmeli. Bunu yapmazsa kaybeder."
Kürtlerin, Lozan Antlaşması'nın 100. yılında tarihi yanlışlardan ders çıkarması ve tekrar etmemesi gerektiğini söyleyen PKK Yürütme Komitesi Üyesi Murat Karayılan, "Şu anda imkan vardır ve hiç kimsenin bu imkanları örgütsel veya ailesel çıkarları karşısında yok etme hakkı yoktur. Herkes ulusal çizgide birleşmeli. Bu yüzyıl da bu gerçekliği bize farz kılıyor. Gerçek ulusal birlige çağırıyorum" dedi.
PKK Yürütme Komitesi Üyesi Murat Karayılan, Stêrk TV'nin sorularını yanıtladı. Uzun söyleşinin bazı bölümleri özetle şöyle:
Türk ordusu Zap'ta tıkandı
Türk devleti, 8 yıldır yeni bir konseptle soykırımı hakim kılmak istiyor. Lozan’ın ve Cumhuriyet’in 100. yıl dönümü olan 2023'te tamamlamak, egemenliğini ilan etmek istiyordu. Bu çerçevede çetin bir savaş oldu ve devam ediyor. Hem Osmanlı dönemi hem cumhuriyet dönemi dahil tarihimizde ilk defa Kürtler olarak üç yıl boyunca devamlı olarak aynı mevzideyiz. Yasaklı silah ve taktik nükleer bombalar dahil dönemin bütün silahlarına karşı mevzimizi koruyoruz. Bu bizim için gurur kaynağıdır. Kürt erkek ve kadınları, kendine “NATO’nun en büyük ikinci ordusuyum” diyen Türk ordusunu üç yıldır Zap’ta tıkatmıştır. Türk ordusu her türlü silahı kullanmasına rağmen ilerleyemiyor. Bu, Kürtlerin her yerde gururla ve inançla hareket etmesi için önemli bir düzeydir.
Türk devletine çağrımızdır
Türk devletinin şu hakikati görmesi gerekiyor; bizi yenemiyor. Halk olarak bizi yok edemez. İrademizi tanımalı, varlığımızı kabul etmeli, haklarımızı iade etmeli. Bunu yapmazsa kaybeder. PKK, 50 yıldır mücadele ediyor, 40 yıldır savaş var fakat 8 yıldır yeni ve kapsamlı bir konseptle dönemin teknolojisiyle savaş sürdürülüyor. Bu savaşta Türk devleti bütün imkanlarını seferber etti. Türk devleti, Türkiye’nin bütün maddiyatını sarf etti. Türkiye, bunun için şimdi açtır. Türkiye ekonomik, siyasi, toplumsal ve askeri krizdedir. Erdoğan, şimdi Arap devletlerinden para dileniyor. Neden? Kürtlere karşı kullanmak için. Yine NATO devletlerini geziyor, çünkü Kürtlere karşı destek arıyor. Kürtleri ortadan kaldırmak için herkesle birleşmek istiyor fakat artık yapamaz. Kürtlerde bir irade oluştu. Bizim de halk olarak bu topraklar üzerinde özgürce yaşama hakkımız var ve özgür yaşayacağız. Türk devletine çağrımızdır; katliam siyasetinizi artık bırakın. Bırakmazsanız kaybedeceksiniz. Başarı bizimdir. Yolumuz doğru, davamız haklıdır. BEHDÎNAN
Rojava Devrimi doğru yoldadır
Rojava Devrimi, Kurdistani bir devrim olarak gelişti ama sonrasında kendi sınırlarını aşarak tüm Kuzey-Doğu Suriye’nin devrimi haline geldi. Arap halkını, Asuri-Süryani halkını ve oradaki tüm kesimleri kapsadı. Suriye’de demokratik bir devrimin gelişmesini hedef aldı.
Bir yandan savaştı, diğer yandan kendini korudu ve yapılandırdı. Rojava Devrimi’nin temsil ettiği değerlere karşıt olanlar çoktur. Bu nedenle saldıranlar da çok oldu. Özellikle de sömürgeci-soykırımcı Türk devleti tarafından saldırılar geliştirildi. Devrim bir yandan o saldırılara karşı direndi, bir yandan demokratik ulus siyasetini devreye koyma çabalarını geliştirdi.
En önemlisi de bir kadın devrimi haline geldi. Kürt ve Arap kadınların savaş meydanında ve siyaset alanında nasıl irade haline geldiğini tüm dünyaya gösterdiler.
Rojava Devrimi, Ortadoğu’nun karanlığına ışık saçtı. Kendisinden beklentiler devam ediyor. Kuşatmada ve saldırı altında olmasına rağmen önü de açıktır, çünkü halkların iradesine ve öz gücüne dayanıyor. Bu temelde küresel güçler ve çeşitli güçlerle ilişkisi var. Belki de hiç kimse, devrimin bu kadar dayanabileceğini, kendini koruyabileceğini ve gittikçe güçlendirebileceğini düşünmüyordu fakat bunu başardılar. Emek ve cesaret biraradadır. Onları takdir ediyoruz. Doğru yoldalar.
Ulusal çizgi farzdır
Türk devleti, Lozan Antlaşması'nın 100. yılına kadar Başûrê Kurdistan’ın büyük bir kısmını işgal etmeyi, Rojavayê Kurdistan'ı işgal edip ortadan kaldırmayı planlıyordu. Erdoğan’ın BM toplantısında gösterdiği; Efrîn’den Diyana’ya kadar 30 km derinlik olarak söz ettiği ama esasında Misak-ı Milli sınırlarına ulaşma planları vardı. Son 8 yıldır bunun için çok çabaladılar. Eğer başarabilselerdi bugün yeni bir antlaşma yapmanın tartışmalarını yürüteceklerdi.
Kürt tarihinde ilktir
Türk devleti, bundan vazgeçmiş değil ama işgal planını hayata geçiremedi, çünkü Zap’ta tıkandı. Bu üç yıldır Zap’ı işgal edemiyor ve şu an orada savaş yaşanıyor. Bu, Kürt halk tarihinde ilk kez yaşanan bir şeydir. Üç yıldır aynı cephede bu devlete karşı savaş yürütülüyor. Onlar burada tıkandı. Bundan dolayı şu an gündeme koymuyor ama esas olarak Türk devleti, Kurdistan’a dönük soykırımcı politikalarıyla Misak-ı Milli sınırlarını işgal etme projesini sonuca götürmek istiyor. Bunun için çabalıyor; bunun için Kürt düşmanlığı yapıyor. Şimdi de NATO yoluyla bunu hayata geçirmek istiyor.
Ulusal çizgide birleşmeliyiz
Doğrusu Lozan Antlaşması'nın 100. yılında Kürt halkı olarak bizlerin de ulusal tutumumuzu ortaya koymamız lazım. Halk olarak bu topraklarda özgürce yaşama hakkımız olduğunu, hiç kimsenin bu topraklarda hak talebi ve soykırım yürütme hakkının olmadığını herkese duyurmamız gerekiyor. Bakın, bugün tarihi fırsatlar vardır. Önceden de bu tür fırsatlar oluştu ama o fırsatlar kullanılmadı. Mesela 1830’dan 1850’ye kadar çok büyük imkanlar vardı. O zaman Osmanlı ve bölgedeki devletler çok zayıf düşmüştü. Bunun karşısında Mîr Mihemed Rewanduzî ve Bedîrxan Beg ise çok güçlüydüler. Esasen her ikisi anlaşsaydı devlet olabilir ve belki de Kürt halkının kaderini değiştirebilirlerdi. Her biri ‘ben’ dedi. Mîr Mihemed Rewanduzî, Şengal’e Êzidîlere saldırdı, Kürtler hakkında ferman ilan etti. Sonrasında Botan’a saldırdılar. Aralarında savaş yaşandı. Her ikisi de yenildi. Bunun ardından da birçok kere imkanlar oluştu. 1920’lerde de yaşandı, birçok kere de yaşandı. Bu, artık tekrar etmemeli. Şu anda imkan vardır ve hiç kimsenin bu imkanları örgütsel veya ailesel çıkarları karşısında yok etme hakkı yoktur. Hiç kimse böyle yapmamalı, herkes ulusal çizgide birleşmeli. Bu yüzyıl da bu gerçekliği bize farz kılıyor. Ben de bunun için gerçek ulusal birliğin gerçekleşmesi çağrısında bulunuyorum.
Kürtler birbirine böyle yapmamalı
100 yıldır halk olarak üzerimizde katliam ve tutuklama var. Bu devletlerin hepsinin zindanlarında Kürtler kalmış, işkence görmüş ve öldürülmüştür. Bugün de iki parçada, yani hem Başûrê Kurdistan'da hem de Rojavayê Kurdistan’da Kürt iktidarı ve hapishaneleri var. Kürt iktidarının hapishanelerinde zulüm ve işkence olmamalı. Katliamcı düşmanlarımızın bize yaptıklarını, biz kendi insanlarımıza ve hatta düşmanlarımıza da yapmamalıyız. Ben bunu Rojava için de Başûr için de söylüyorum.
Şimdi Başûr’da iki Kürt genci Mazlum Dağ ve Abdurrahman Er'e, yapmadıkları bir eylemden dolayı idam kararı verildi. İnsan ve Kürt’türler. Şimdi üzerlerindeki baskılar nedeniyle 60 gündür açlık grevindeler. Bu gençler şehit düşerse Federe Kurdistan Başkanı ve Başbakanı için büyük bir ayıp olmaz mı? Kürtlerin hapishanelerinde böyle olmamalı. Hele hele Kürtler birbirlerine böyle yapmamalı. Bu siyasi değil, insani, ahlaki ve vicdani bir meseledir.
ABD'nin devreye girmesi ayıp değil mi?
Bazı şeylere insan anlam veremiyor. Rojava ile Başûr sınırında alınan tedbirler, dünyanın hiçbir yerinde yok. Halbuki her iki taraf da Kürt’tür. Neden böyledir, hiç mi ulusallık hissi yoktur? Hadi siyasal olarak birbirinize karşısınız fakat ulusal çıkarlar ve insani şeyler var. Aralarındaki Sêmalka Sınır Kapısı’nın çalışabilmesi için ABD gidip geliyor. Hesekê’den Hewlêr’e gidip gelerek kapının çalışması için aralarını yumuşatmak istiyor. Onları bir araya getiremiyorlar. Kürt siyaseti için bu bir ayıp değil midir? Bizim kendi aramızdaki sorunları çözebilecek bilincimiz yok mu? Bu dönemde böyle bir anlayış olmaz. Birbirleriyle savaşanların bile çıkarları için oturup anlaşabildikleri şeyler de oluyor. Kürtlerin bunları aşması gerekiyor.
Konferans kararlarına uyacağız
İşte siyaset böyle olursa başkaları da Kurdistan üzerinde böyle hesaplar yapar. Bugün Kurdistan üzerinde egemen olan devletler toplanıyor ve birçok konuda anlaşabiliyor ama Kürtler bunu yapamıyor. Gerçekleşecek olan Lozan Konferansı’yla bu dönemin aşılmasını umuyoruz. Hareket olarak konferanstan çıkacak bütün kararlara bağlı olacağız ve vatansever bütün örgütlerin de mutlaka böyle tutum alması gerekir. Artık bu parçalılığı sona erdirelim.