Devlete uzak duran Aleviliğe yakın olur

Cihan EREN yazdı —

30 Eylül 2021 Perşembe - 23:00

  • Aleviler Türk devletinin dincisi, milliyetçisi, laikiyle Türk İslam sentezi zihniyetine sahip olduğunu, bu zihniyet demokratik temelde değişmedikçe Türkiye'de kendilerine Alevi olarak yer olmadığını bilmek zorundadır.

Önce, Malatya’daki bir okulda Alevi öğrenciler üzerinden Aleviliğe, birkaç gün sonra da AKPl’i Isparta belediye başkanı, PSKD Genel Başkanı Gani Kaplan şahsında Alevilere saldır yapıldı.

Her iki saldırı da bizzat devlet görevlileri tarafından yapıldı. Yani doğrudan AKP-MHP eliyle gerçekleşti.

Bu olaylar Alevilere dönük saldırıların çok tehlikeli bir noktaya vardığını gösteriyor. 

Isparta belediye başkanının sözleri, Kaplan’ın konuşma yaptığı kürsüye yürümesi, tehdit etmesi, sadece AKP’li birinin zihniyetini değil, Türk devletinin Aleviler hakkında ne düşündüğünü de bir kez daha göstermiş oldu.

İkincisi faşist şef Erdoğan’ın iktidarını korumak için baş vurduğu dinci ve milliyetçi söylem ve yöntemlerin Alevilere ne kadar büyük tehlike yarattığını ve saldırıları teşvik ettiğini gösterdi. 

AKP’li belediye başkanı saldırısını, faşist şef Erdoğan’ın din memuru Diyanet Başkanı Ali Erbaş’ı ‘kimseye yedirmem, yalnız bırakmam’ sözüne dayandırdı.

Demek ki, Erdoğan’ın sahiplendiği hiçbir kişi ve kurum bundan böyle eleştirilemez. Bunları eleştirmeye kalkanlar, asker, polis ve AKP’lilerin saldırısına uğrar mesajı verilmiş oldu.

AKP-MHP faşizmi, şefi yanında, şefin adamlarını eleştirmeyi de yasaklayan noktaya varmıştır.

Bu sonuç faşizmin geldiği nokta kadar, faşistlerin ‘safları sıklaştırmak’tan başka yollarının kalmadığının ilanıdır. Hatırlanacağı gibi, bir süre önce AKP’nin Ordu milletvekillerinden biri, İslam'ın şartlarına AKP’ye oy vermeyi de ekleyerek altıya çıkarmıştı.

Demek ki İslam'da faşizmi korumak, iktidarda tutmak için şartları bile değiştirilecek kadar yoğun kullanılacak noktaya gelinmiştir.

Tüm bunlar, sıradan yurttaşların göremeyeceği, görse bile normal karşılayacağı istismar alanlarının bile ellerinde kalmadığını gösteriyor. 

İslam ne değilse, Türk İslam sentezi odur. AKP artık İslamcılık dahi yapamayacak duruma gelmiştir. AKP’liler ve Erbaş gibi kapıkulları da Müslüman olmamak için ne gerekiyorsa onu yapacak noktadadır.

İçine düştükleri vaziyet, iç ve dış siyasi gelişmeler, dinci faşistlere sağa sola saldırmaktan, insanları tehdit etmekten, küfür etmekten başka yol bırakmamış.

Böyle bir durumdayken bile korkmadan, hiçbir hesap yapmadan Alevilere saldırmaları düşündürücü olmalıdır. Ve tabi en çok da Alevi örgütleri ve Aleviler bunun üzerine düşünmelidir. Dolayısıyla bir öğretmenin ve belediye başkanın bu kadar kolay ve cesaretle Alevilere saldırmasından çıkarılacak dersler olabilmelidir. 

AKP Afganistan'da arzuladığını elde edemeyince, Suriye ve Libya’daki çeteleri ne yapacağını kara kara düşünmeye başlamıştır.

Öyle anlaşılıyor ki, Afganistan'da ABD ile planladığı şekilde kalabilseydi, bu çetelerin önemli bir kısmını, Rusya, İran ve Çin’e karşı kullandırtmak için buraya taşıyacaktı.

Erdoğan ve rejimi, yapabilirse Rusya’dan biraz daha zaman kazanmak, dinci söylemlere ağırlık vermek suretiyle cihadist çeteleri oyalama ve bir dönem daha idare etme noktasına dayanmıştır.

Örneğin Erdoğan, Ali Erbaş’a ABD’de okuttuğu duayı ve Türkevi denilen binanın açılışına çağırdığı ABD İslam Toplulukları temsilcilerini bile İdlib ve Libya’daki çeteler içinde propaganda konusu yapabilmiştir.

Son dönemlerde bizzat Erdoğan’ın dinci söylemlere ağırlık vermesi, hemen her yere Diyanet başkanını götürmesi, dış politikada cihadistlerle başlayan gerginliği azaltmak amacı yanında, içerde de kendisine oy veren dindar kesimi diğer partilere kaptırmamak içindir.

Fakat malum dinciliği sadece sözle kullanmak zordur. Çünkü ne cihadistler ne de Türk İslam sentezini İslam bilen kesimler, ‘lafla peynir gemisi yürümez’ anlayışına sahiptir.

Bu kesimler eylem ve para istemektedir. Dolayısıyla içerde saldırırsak dinci faşistleri tutarız dedikleri kesim Aleviler olduğu görülmektedir. Alevilere dönük artan saldırıları böyle okumak yanlış olmayacaktır.

Dolayısıyla Aleviler AKP-MHP faşist rejiminden kendilerine yönelmiş saldırıları doğru anlamak ve tavır almak zorundadır. Bilmek gerekir ki Malatya saldırısı da, Isparta’daki saldırı da bizzat Erdoğan'ın yarattığı ortamın dilini, argümanlarını kullanarak gelişmiştir. Ve eğer Aleviler kitlesel ve örgütlü bir biçimde karşı koymazsa, faşist dincilerin daha büyük saldırıları da gelişecektir.

Aleviler saldırılara karşı pasif durursa, iktidarı kaybetme korkusuna kapılmış dinci faşistlerin cesaret toplayacağını da bilmelidir. 

Alevilerin kendilerine dönük saldırılara karşı stratejik adım atma imkanı da vardır. Aleviler Türk devletinin dincisi, milliyetçisi, laikiyle Türk İslam sentezi zihniyetine sahip olduğunu, bu zihniyet demokratik temelde değişmedikçe Türkiye'de kendilerine Alevi olarak yer olmadığını bilmek zorundadır.

Buna karşı yapılacak tek doğru şey, demokrasi cephesine daha aktif katılmaktır. Çünkü Türk devlet aklı Aleviler konusunda şunu not etmiştir; “Alevilere dinci ve faşistleri saldırtırsak, Aleviler Türk devletinin laik görünen yüzüne yakın durur.” Bu nedenle Aleviler kesin ve mutlak bir şekilde devletin bu zihniyetini değiştirmeye odaklanmalıdır. Ve politik tutumlarıyla, CHP adı altında görünen devletin laik yüzünün, dinci faşist ve liberal sağcı yüzüne alternatifi olmadığını gösterebilmelidir.

Aleviler mevcut CHP’liliğin kendilerini dinci faşistlerin saldırılarına zemin yaptığını bilerek tavır alırsa, devlet, “biz ne yapsak da Aleviler Alevi olarak kalacak, inançlarına göre siyasi tutum alacak” diyecek noktaya getirilebilir.

Bu devletin Alevilerin siyasi gücünü hesaplamaya da götürebilir. Böylece kendilerine saldırmayı düşünenleri bin defa düşünmek zorunda bırakır. 

Bir diğer noktaysa; Alevilerin kendi inançsal ve kültürel ihtiyaçlarını kendi öz gücü ile karşılaması olabilmelidir. Aleviler devlet dışı toplum olduğunu bilerek, ‘devlet ve iktidardan ne kadar uzak olursak o kadar Aleviliğe yakın oluruz’ ilkesiyle kendilerini örgütlemelidir.

AKP ve MHP’liler başta olmak üzere, CHP ve Türk İslam sentezi kafasındaki hiçbir devlet görevlisini “burası bizim inanç yerimiz, ibadethanemiz” diyerek cemhanelerine almamalıdır. Ben Aleviyim diyenler olursa da, “sade vatandaş kimliği ile gel” denilmelidir. 

Son saldırılar Alevilerin devlete yakınlaşarak değil, demokrasi cephesinde mücadeleyi yükselterek kimliklerini kabullendirebileceklerini ve kendilerini koruyabileceklerini bir kez daha göstermiştir.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.