Diaspora deyip geçmeyelim
Veysi SARISÖZEN yazdı —
- Diaspora sadece bir dayanışma potansiyeli olmaktan çıkıyor, yeni bir aşamaya yükseliyor. Aşağıdaki yazı, bu yeni aşamayı yorumlama denemesidir.
VEYSİ SARISÖZEN
Bakur ve Başûr ile diasporada bugüne kadar görmediğimiz nitelik ve nicelikte kitlesel eylemler yaşanıyor. Bu eylemlerin mahiyeti ve amacı nedir?
İlk akla gelen bu eylemlerin ulusal ve enternasyonal “dayanışma” eylemleri olduğudur. Biçimsel bakımdan bu eylemler dayanışma eylemleri formunda gibi olmakla birlikte, akla gelen bu cevap kökten yanlıştır. Ortada biri kendisiyle dayanışma yapılan, diğeri zor durumda olanla dayanışma yapan iki kesim yok. Gerçekte dayanışma yapan da, dayanışma yapılan da savaşın içinde olan iki güçtür. Bu durum III. Dünya Savaşı'nın karakteriyle ilgili. İlk iki dünya savaşıyla bugün yaşanılan dünya savaşı, özü bakımından aynı emperyalist paylaşım savaşı olmakla birlikte, ilk ikisinin “askeri cepheler"de yaşanan iki cepheli bir savaş olmasına mukabil, şimdiki bu iki askeri cephenin yanında bir de “sivil halklar"ın yer aldığı, yeni terimle söyleyecek olursam “hibrit”, "asker-sivil karışımı" bir savaştır. Bu savaşta siviller, savaşın pasif kurbanları değildir; aktif silahsız savaşçılarıdır. Ordular birbirleri; siviller de devletleri ile savaş halindedir.
Bu durum, iki dünya savaşında yaşanmadı. Bu savaşlar başlamadan önce, sivil halklar barış için alanlara çıkmış ama savaş başladığı günden sonra alanlardan çekilmişti. Devletleri yenilginin eşiğine gelinceye kadar ezici çoğunlukla devletlerinin yanında köleler gibi destekçi ve savaşmadan savaş mağdurları olmuştu.
Nihai dünya savaşına hazırlık
Şimdi durum değişik. III. Dünya Savaşı iki kesinleşmiş savaş cephesinde yaşanmıyor. Bir gün “Saddam’ı öldürme”, ertesi gün “Esad'ı tasfiye”, başka bir gün “Hamas’ı yok etme”, derken “Molları devirme”, nihayet “Kobanê’nin intikamını alma” gibi görünen ve bu “sınırlı cepheleri” destekleyenlerin bir bakışta iki kampa ayrıştırılamadığı ve hele “dünya savaşı” gibi görünmeyen bir savaş. Sebebi çok açık: Gerçekte bu dünya savaşı yine sadece iki küresel gücün dünya pazarlarını paylaşma savaşı ama bu iki küresel güç, henüz birbiriyle doğrudan savaş halinde değil. Yaşanan dünya savaşı, nihai dünya savaşına “hazırlık” savaşı.
Bu resmi basitleştirmek lazım. ABD ve AB emperyalizmi, tıpkı Hitler gibi ama onun kadar “şeffaf” olmayan bir strateji izliyor. Hitler, Sovyetler Birliği’ne karşı “nihai savaşa” hazırlanmak için önce nasıl Avrupa devletlerini birer birer işgal ettiyse ABD-AB emperyalizmi de aynısını yapıyor. Rusya ve Çin’e karşı nihai savaşa, Ortadoğu’da cephe gerisini güvenceye alarak, Hitler’in “yıldırım savaşı"ndan farklı biçimde, reel sosyalizmin yıkılmasından beri hazırlanıyor. Önce Irak düşürüldü, ardından Filistin, Lübnan, sonra Suriye. Bunlar yılları aldı. Şimdi sıra Irak Şii çoğunluklu rejime, oradan İran’a geliyor. Türk devleti ise bu savaşa adım adım hazırlanıyor. Bu hazırlık olup bittikten sonra “nihai savaş” sürecine girilecek. Trump ve müttefikleri, henüz nihai savaşa doğrudan girişmedikleri için sivil halkları yapacakları savaşın pasif destekçileri haline getiremediler. Önceki dünya savaşlarında adı duyulmayan sivil halklar, şu anda nihai savaşın bölge savaşlarıyla hazırlığının yapıldığı dünya savaşında giderek güçlenen bir kuvvet olarak hareket halinde.
Savaşa karşı savaş eylemleri
Dayanışma, kendisi savaş dışında olan bir grubun, savaşın içinde olan grupla yardımlaşması iken, şimdi insanlık dünya savaşının içindedir ve dayanışma gibi görünen bütün protesto eylemleri aslında savaşa karşı savaş eylemleridir. Her aile, her dost çevresi, her ideolojik, dini ve siyasi grup gittikçe artan ölçüde devletlerine karşı direniş içindedir.
III. Dünya Savaşı'nda orduların çarpıştığı askeri cephe ile sivillerin devletlere karşı savaştığı “vatandaş” cephesi içiçe geçmiştir. Öncülüğünü diasporadaki Kürt halkının yaptığı bu eylemler, gerçekte halkların kendi devletlerine karşı, dünya savaşı koşullarında yapılan “savunma savaşları"dır. Devrimci karakter taşımaktadır. Şimdi sorun milyonlarca insanın bu objektif durumu bilince çıkarmalarıdır. Rojava’yı emperyalist savaşta savunmanın, Avrupa'yı savunmak olduğunu kavramalarıdır. Avrupa’da bütün devletler, en başta iki dünya savaşını başlatan Almanya, dünya savaşına doğrudan katılmanın hazırlığı içindedir. Konfederal komünalist enternasyonal için bu eylemler büyük bir imkan yaratıyor. Küresel ve bölgesel emperyalizme karşı böyle bir enternasyonal yolunda atılacak adımlar, dünya savaşının yeni ve uygarlığı tehdit eden aşamaya tırmanmasını önleyecek biricik çaredir.
