Çözüm süreci düşmanlarına uyarı
Veysi SARISÖZEN yazdı —
- Apocu alternatifi karalayanların herhangi bir çıkış yolu alternatifi yoktur. Ne devrim yapacak halleri ne de demokratikleşme yolunda adım atma takatları vardır.
VEYSİ SARISÖZEN
Sanal medyada var olan sayısız siteleri ne yazık ki takip edemiyorum. Medya tekeli yüzünden bir çok gazeteci artık ne yazılı medyada ne de televizyon kanallarında çalışamıyor. Sanal medyada tutunmaya çalışıyor.
Geçtiğimiz günlerde bir rastlantı eseri bu gazetecilerden Yavuz Baydar’ın programını izledim. Bu program, Başkan Öcalan’a karşı başlatılan demagojik kampanyanın bir parçasıydı. İsimleri lazım değil, katılanlar geçmişte Kürt Özgürlük Hareketi'ni şöyle ya da böyle savunmuş kişilerdi. Onların ne dediklerinden de önemlisi, programı izleyen ve büyük bir kısmı iktidar trollerinden oluşan unsurların, Başkan Öcalan’a yönelik utanmaz iftiralarıydı. Bu da bir takım aydınların şu sıralarda “eleştiri” adı altında yazıp çizdikleriyle Kürt düşmanı cepheye yaptıkları “yardımı” gözler önüne seriyordu.
Bu yazının amacı içinden geçtiğimiz kritik aşamayı doğru analiz etmeden Başkan Öcalan’ın 27 Şubat manifestosunda dile getirilen görüşleri, III. Dünya Savaşı'nın yeni aşaması bağlamı dışında tartışmanın, bu gibi aydınları tehlikeli bir şekilde çözüm karşıtlarının cephesine sürükleyeceği uyarısında bulunmaktır.
Kürt Özgürlük Hareketi, reel sosyalizmin dağılmasının hemen sonrasında, Berlin Duvarı’nın yıkılmasından birkaç ay bile geçmeden ilk Basra Savaşıyla birlikte III. Dünya Savaşı'nın başladığı sonucuna varmıştı. Savaşın ilk aşaması, küresel ve bölgesel emperyalist güçler arasında keskinleşen çıkar çelişkilerinden, tam da bu sırada Başkan Öcalan’a karşı gerçekleşen Uluslararası Komplo'ya rağmen Ortadoğu devrimci sürecini atağa geçirme imkanı doğmuştu. Devrimci süreç, DAİŞ’e ve onu destekleyen Türk devletine karşı Kobanê zaferiyle zirve yapmıştı. III. Dünya Savaşı'nın kendine özgü gidişinin şafağında bölgesel devrimci perspektif görünür durumdaydı. Öyle ki, dört parça Kürdistan’ın yer aldığı dört devlet, bu dönem boyunca yıkıcı krizlerle güçten düşmüş, Ortadoğu “emperyalist zincirin zayıf halkası” haline gelmişti. Bu aşamada devrimci sürecin önderi Öcalan ve öncü gücü PKK, Kürt ulusal kurtuluş mücadelesini sosyalist ülkelerle ittifak sayesinde zafere ulaştırma stratejisini reel sosyalizmin dağılmasıyla birlikte değiştirmiş, Türkiyeli demokratik devrimci güçlerle birlikte “demokratik halk devrimi” stratejisine yönelmişti. Bu stratejinin hedefi “demokratik cumhuriyet” idi. “Ortak vatan” olarak bu cumhuriyet, “demokratik ulus” temelinde inşa edilecekti.
III. Dünya Savaşı'nın ikinci aşaması, İsrail-HAMAS savaşıyla başladı. Bu savaşın sonucunda Ortadoğu’da askeri ve politik dengeler, ABD ve İsrail’in lehine köklü olarak değişti, Rusya geri çekildi ve İran, Ortadoğu’daki yayılma imkanını kaybetti. Böylece III. Dünya Savaşı'nın yönü, Irak Şii rejimini ve İran İslam Cumhuriyeti’ni hedef aldı. Burada ABD’nin amacı, Ortadoğu’da cephe gerisini sağlama almak ve yüzünü Rusya ve Çin’e çevirmektir. Savaşın yeni aşaması, aynı anda hem dört parça Kürdistan’ın hem de Türk devletinin geleceğini büyük bir belirsizlik içine düşürdü. Irak’ı ve İran’ı hedef alacak olan savaş, NATO’nun 5. Maddesi gereği, Türk devletini otomatik olarak savaşa sürükleyecek ve Kürdistan’ın dört parçası bu savaşta iki düşman devlet arasında savaşın merkezi haline gelecekti. Böylece Kürt Özgürlük Hareketi'nin küresel ve bölgesel emperyalist güçler arasındaki çelişkilerden yararlanma imkanı büyük ölçüde ortadan kalkmış oldu.
Bu şartlarda Türk ve Kürt yurtseverleri, demokratları ve sosyalistleri için kaosa yol açacak durumdan çıkış yolu nedir? Başkan Öcalan, Bakur ve Rojavayê Kurdistan ile Türkiye ve Suriye devletlerinin “demokratik engegrasyonu” yoluyla bir çıkış yolu formüle etti. Apocu alternatifi karalayanların herhangi bir çıkış yolu alternatifi yoktur. Ne devrim yapacak halleri ne de demokratikleşme yolunda adım atma takatları vardır. Yaptıkları tek şey, gerçekçi alternatifi karalamaktır. Bu tutumlarıyla emperyalizmin hegemonya planlarının aleti oluyorlar.
Çıkış yolu çok nettir: Türkiye ve Suriye’de Kürt-Türk-Arap iç savaşlarına son vermek, Türk ve Suriye devletleri ile 60 milyonluk Kürdistan arasında barışı gerçekleştirmek, her iki devletin demokratikleşmesi temelinde, bu devletlerle dört parça Kürdistan arasında kurulacak ittifak sayesinde bölgenin III. Dünya Savaşı'nın yeni aşamasında savaş dışı kalmasını sağlamaktır.
Türk halkının ve Kürt halkının, tüm bölge halklarının yıkıma sürüklenmesini önleyecek bir başka çıkış yolu şu anda yoktur. Apocu paradigmaları yoldaşça tartışmak ve bütün güçleri bu çıkış yolunda seferber etmek, devrimci ve demokratik güçlerin ortak hedefi olmalıdır. Nükleer savaşa açılan savaşın yıkıntılarında ne devrim olur, ne Kürt sorunu çözülür ne de kömüre dönüşecek iktidar koltuklarında oturulur.
