'Rüşvet' ve süreç

Veysi SARISÖZEN yazdı —

  • Gelişmeler, ABD’nin Rojava’yı Türk devletine rüşvet olarak sunması karşılığında Saray rejiminin ABD ve İsrail’le birlikte, Irak Şii iktidarına ve ardından da İran’a karşı savaş stratejisine boyun eğdiğini açıkça ortaya koyuyor. 

Polis güçleri Suruç'ta barışçı gösteri yapan Kürt halkına karşı gaz bombalarıyla saldırıyor. Manzara “birinci Kobanê savunması” günlerini andırıyor. O günlerin hemen ardından Erdoğan, Dolmabahçe Mutabakatı'nı yırtmış ve arkasından ateşkesi çiğneyerek 10 yıl aralıksız sürecek olan savaşı başlatmıştı.

Üç yanı DAİŞ çeteleriyle, Kuzey’i de Türk tankları, topları ve askerleriyle kuşatmaya alınan Kobanê’de su, elektrik ve internet kesilmiş ve oradaki vahşet, dünya kamuoyundan Türk devleti tarafından gizlenmektedir.

Türk bayrağının indirilmesi bir provokasyondur, 'çözüm süreci'ni sona erdirmek için kolları sıvayanlar tarafından kirli bir bahane olarak kullanılıyor. DEM Parti ve ardından KCK, Türk halkının bayrağına saygılı olduğunu açıkladığına göre, iktidar çevrelerinin bu provokasyondan DEM Parti’yi sorumlu tutma gayreti çözüm sürecini sonlandırma niyetini gözler önüne seriyor.

Belli oluyor ki; Başkan Apo’nun geçtiğimiz yıl başlattığı Barış ve Demokratik Toplum sürecinin bin bir yöntemle bir yıl boyunca oyalanarak uzatılmasının amacı da ortaya çıktı. Türk devleti kazandığı bu zaman zarfında PKK’nin silahlı mücadeleye son vermesini, Türkiye’den ve özellikle Zap’tan çekilmesini fırsat bilip Rojava’ya karşı saldırı için Şam rejiminin konsolide olmasını, ABD’nin ise Şam rejimini İsrail’in etki alanına sokmasını bekledi. Nitekim Amerikan desteğini alan Şam rejimi, bu zaman içinde Kürt-Arap ittifakına karşı harekete geçip Arap aşiretlerini yanına çekti, uyuyan DAİŞ hücrelerini canlandırdı ve 4 Ocak’ta Coloni yüzde 20 büyüklüğündeki Suriye topraklarını İsrail’e teslim ettikten sonra Türk ordusunun yönetiminde Rojava’ya karşı savaş açtı. Saray rejimi de buna paralel olarak DEM Parti’ye karşı saldırıya geçti.

Bu gelişmeler, ABD’nin Rojava’yı Türk devletine rüşvet olarak sunması karşılığında Saray rejiminin ABD ve İsrail’le birlikte, Irak Şii iktidarına ve ardından da İran’a karşı savaş stratejisine boyun eğdiğini açıkça ortaya koyuyor. 

Bu gelişmeler, sadece Rojava’nın değil, Başûrê Kuürdistan dahil Irak’ı, İran’ın ve şu pejmürde haliyle savaşa sürüklenecek olan Türk devletinin kaosa sürükleneceğini kesin bir şekilde gösteriyor.

Ortadoğu’nun yeniden 'dizayn' edilmesinin ardından, Türkiye ve İran’ın da tıpkı Suriye ve Irak gibi kolu kanadı kırık birer sömürgeye dönüştürüleceğini; Suriye, Irak ve Türkiye'nin İsrail’in komutasında Ortadoğu’nun bekçiliğiyle görevlendirileceğini ve bu suretlle Rusya ve Çin’e karşı savaş hazırlığında ABD’nin 'cephe gerisi'nin güvenceye alınacağını gösteriyor.

Bu kaotik stratejinin boşa çıkarılması, dünya barış güçlerinin şu anda Rojava’daki insanlık düşmanı DAİŞ saldırısına karşı harekete geçmesine bağlıdır. Özellikle dört parçadaki 60 milyonluk Kürt halkının, “Kürt ulusal birlik bayrağı” altında birleşmesini zorunlu kılıyor.

Türk halkı ise Kürt düşmanı psikolojik savaşın etkisinden sıyrılarak, kendi vatanlarının geleceği adına bu büyük Kürt ulusal birlik güçleri ile geriye dönüşü mümkün olmayacak şekilde düşmanlaşmaya karşı çıkması ve yeniden barış ve demokratik toplum sürecini canlandırması acil mesele oldu.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.