Demokratik Cumhuriyet Kürtsüz olmaz

Veysi SARISÖZEN yazdı —

  • Kürt halkının, entegrasyonu bugünkü diktatoryal sistem içinde değil, ancak ve ancak “Demokratik Cumhuriyet” sisteminde gerçekleşecektir.

mralı heyeti adına Mithat Sancar, İlke TV’de son İmralı görüşmesi hakkında geniş açıklamalarda bulundu. Sancar'ın, Başkan Öcalan’ın “kelime kelime ifade ettiğini” söyleyerek aktardığı görüş şudur: “Demokratik cumhuriyetin inşası çok önemli ve çok ciddi bir meseledir. Entegrasyon ancak demokratik cumhuriyetle mümkündür. Uzun ömürlü, erimli yeni bir yüz yılı inşa etmekten söz ediyoruz. Günü değil, tarihi kurtarmaktan söz ediyoruz. Ve bu, Kürtsüz olmaz.”

Bu kısa ifade, geçtiğimiz yılın Şubat ayından bu yana izlenen çizginin en açık ve bir okuyuşta anlaşılır özetidir. İsteyen istediği teorik sorunda tartışabilir. Ağızlarından çıkanı kulaklarının işitmediği “ideolojik savaş cihatçılarını” bir yana bırakırsak, hepimiz için tartışma açıklığa kavuşmanın olmazsa olmaz şartıdır. Tartışılan teorilerin sahibi Öcalan da tecrit kapılarının aralanmasıyla birlikte 27 yıldır kendi açısından sistemleştirdiği ve hiçbir zaman tamamlandığını iddia etmediği görüşlerini bu fırsattan istifade ederek tüm kamuoyuna “tartışılsın” diye geniş ölçüde açıkladı. Bu açıklamaya kadar gerek Kürt Özgürlük Hareketi'nin saflarında, gerekse sosyalist hareketin saflarında var olan “ideolojik durgunluğun” yerini canlı tartışma süreçleri aldı. Bu aşamada tartışmalar, daha önemlisi bilinçli çarpıtmalar, ideolojik provokasyonlar kafaları karıştırmış olsa bile, kafa karışıklığı her yeni karmaşık konuların tartışıldığı aşamada kaçınılmazdır ve kafa karışıklığı donmuş düşüncelerin aşılmasında ilk ve zorunlu aşamadır. Başkan Apo’nun 27 yılda ulaştığı düşünsel düzeyin 27 günde kavranmasını beklemek saçmadır.

Tartışma konularından birinin “entegrasyon” kavramı olduğu biliniyor. Bir çok insan, Kürt ulusunun bugünkü haliyle Türkiye Cumhuriyeti devletine entegre edilmesini anlamakta zorluk çekti. Kimisi bunu “asimilasyon” olarak anlayıp reddetti. Şimdi Mithat Sancar’dan alıntıladığım Öcalan’ın bu konudaki sözlerini yeniden aktarayım: “Demokratik cumhuriyetin inşası çok önemli ve çok ciddi bir meseledir. Entegrasyon ancak demokratik cumhuriyetle mümkündür. Uzun ömürlü, erimli yeni bir yüz yılı inşa etmekten söz ediyoruz. Günü değil, tarihi kurtarmaktan söz ediyoruz. Ve bu, Kürtsüz olmaz.”

İsteyen istediği teorileri, istediği gibi tartışsa da tüm 'Barış ve Demokratik Toplum Süreci' dediğimiz çözüm sürecinde “entegrasyonun” tartışmasız ön koşulunu okur yazar her insan bu paragrafı okuduğu zaman bir çırpıda anlar: Kürt halkının, Türk halkı ve diğer bütün etnik, dini, mezhebi toplumlarla ve devletle entegrasyonu bugünkü diktatoryal sistem içinde değil, ancak ve ancak “Demokratik Cumhuriyet” sisteminde gerçekleşecektir. Başkan Öcalan, PKK ve DEM Parti, herkesi teorik önermeler temelinde birlik olmaya mecbur etmiyor. Öcalan’ın kendisi bile 27 yıldır kendi teorilerine eleştirel yaklaşıyor. Yapılan “birlik çağrısı”, Demokratik Cumhuriyet hedefinde birlik çağrısıdır. Bu bir.

İkincisi, 1963'ten beri programatik amaç olarak saptanan Demokratik Cumhuriyeti hedefine “demokratik halk savaşı” yoluyla ulaşmanın şartları III. Dünya Savaşı koşullarında kökten değişmiştir, gerek Türk devleti PKK ile savaşarak, gerekse PKK, Türk devleti ile savaşarak, birbirlerine taban tabana zıt olan amaçlarına ulaşma imkanını kaybetti. Bunun sonucunda demokratik uzlaşma ve diyalog, her iki taraf açısından zorunlu oldu. “Her iki taraf” dediğimizde Kürt Özgürlük Hareketi’nin yalnızca AKP-MHP blokuyla uzlaşma ve diyalog kurduğunu söylemiyoruz. Kürt Özgürlük Hareketi, toplumun bütün sosyo-politik güçleriyle, TBMM’de temsil edilen bütün partilerle uzlaşma ve diyalog halindedir. Bu partiler içinde bugünkü diktatoryal rejimden demokrasiye geçmeyi hedefleyen güçlü eğilimlerin olduğunu biliyoruz. Bu da Demokratik Cumhuriyet’e bir dizi evreden geçerek ulaşmanın mümkün ve muhtemel olduğunu gösteriyor.

Hedef “basit bir iktidar değişikliği” değildir. Alıntıda söylendiği gibi Demokratik Cumhuriyetin inşası çok önemli ve ciddi bir meseledir. Yeni bir yüzyılı inşa meselesidir. Ve bu yüzyıl “Kürtlüğü” sistem içinde “eriterek” değil, kendisini “demokratik ulus” olarak inşa eden Kürt halkının belirleyici mücadelesiyle inşa edilecektir. “Kürtsüz olmaz” iki kelimedir ama tüm stratejik programın binlerce kelimesinin özetidir.

Bir de şu ifadeye bakalım: “Kimlikler özgür olacak, inançlar özgür olacak, aidiyet ve mensubiyet özgür olacak ama bütün bunlar, Türkiye’nin bütünlüğü içinde ve demokratik cumhuriyetle bütünleşme şeklinde ilerleyecek.”

Bu berrak ifade bize ne anlatıyor? Hepimizin yıllar boyunca hedeflediğimiz, kimimizin “demokratik halk iktidarı”, kimimizin “demokratik cumhuriyet” dediği “demokratik halk devriminin” hedefinden vazgeçilmediğini ifade ediyor. Kürt halkının da bütün farklı aidiyetlerin de demokratik cumhuriyetin içinde “buharlaşmayacağını” ifade ediyor. Demek ki Apocu hareket, “devrimden” vazgeçmemiş, “Kürtlükten” vazgeçmemiş.

İyi ama bütün bu farklılıkların “demokratik cumhuriyetle bütünleşmesi” ya da “entegrasyonu” ne anlama geliyor? Yüz yıldır ağır bedeller ödeyerek kuracağımız demokratik cumhuriyeti yıkmayacağımızı, demokratik cumhuriyetimizi Türk ve Kürtler arasında bölüp dağıtmayacağımızı, kendi ellerimizle kuracağımız demokratik cumhuriyetimizle bütünleşeceğimizi ifade ediyor.

“Sosyalizm” ne olacak? Birbiriyle çeşitlilik içinde birleşen Türkiye halkları demokratik cumhuriyetten sosyalizme demokratik cumhuriyeti yıkmadan, onun sosyal temelini adım adım, barışçıl yollardan dönüştürerek, kesintisiz bir süreç içinde yürüyecek.

Sözün özü şu: Teorinin “gri labirentinde” kaybolmamak ve çıkış yolunu keşfetmek, hayat ağacının yeşil ışığını görmekle olur. Yeşil ışık, demokratik cumhuriyetin şu anda belli belirsiz göz kırpan ışığıdır.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.