Eleştiri yok, övgü var

3 Haziran 2021 Perşembe - 23:00

.

.

  • Bir kitap çıktığında, okurlar kadar eleştirmenlerin ve edebiyat dünyasının da beğenisine sunulur. Hele yazar, kitabının sadece okurlarca değil, eleştirmenlerce de değerlendirilmesini heyecanla bekler. Son dönemlerde eleştirinin yerini büyük sermayeli tekel yayınevlerinin ücrete mukabil yazdırdıkları ısmarlama ‘tanıtım’ yazıları almış durumda oysa.

EYLEM KAHRAMAN

Covid-19 salgını insanların birçok davranışını etkiledi. Bunlardan biri de okuma alışkanlığıydı. Okumak, bireysel bir eylem olduğu için insanlar kitaplarla ilişkisini sürdürdü, fakat bu dönemde yeni kitap almak yerine pek çok kişi eskiden okumuş olduğu kitapları tekrar okumaya yöneldi. Bu durum, yayınevlerini olumsuz etkilese de, yeni kitaplar çıkmaya devam etti.

NotaBene Yayınevi editörü Sibel Öz ile yayınevinin yayın politikası ve yeni yazarları nasıl karşıladığından edebiyatta kadın dayanışmasına kadar her şeyi konuştuk.

NotaBene Yayınları’nı hiç tanımayan birine yayınevinizi nasıl anlatırsınız?

NotaBene Yayınevi, 2009 yılında Ankara’da, genel olarak kitap piyasasının belirli alanlarında boşluk olduğunu düşünen bir arkadaş ve akademisyen grubu tarafından kuruldu.

NotaBene Yayınevi’ni ortaya çıkaran temel fikir, toplumsal muhalefetin düşünsel olarak köklü bir yenilenme ihtiyacının olduğu tespiti ve buna yanıt arayışı olarak tanımlanabilir.

NotaBene, bu coğrafyanın gündemini oluşturan ve emek hareketi açısından önem teşkil eden olguları tanımlayabilmeye, onların farklı bileşenlerini açığa çıkartabilmeye ve teorik tartışma ortamını besleyecek bir yayın çizgisini hayata geçirmeye çalışıyor. Edebiyatta ve çocuk edebiyatında da böyle bir alternatif çizgi arayışı var. Bununla birlikte dünyada da sınıf, siyaset, kültür-sanat gündemini takip etme, okurlara taşırma çabası içinde.

Yayınevinin ismi nereden geliyor?

NotaBene ismi, Latince bir deyimden geliyor – “nota” (not) ve “bene” (dikkat) kelimelerinden türemiş. “Buraya / bu nota dikkat” ya da öncelikli dikkat edilmesi gereken, önemli not anlamında. Marks başta olmak üzere, o dönem pek çok eserde kısaltılarak “nb” harfleri kullanılıyor sayfanın sonunda. Dipnotun da öncülü gibi bir anlamda. Uluslararası alanda çok yaygın olan bu kelimeyi, yayınevinin adı olarak felsefeci bir arkadaş önerdiğinde herkesin çok hoşuna gidiyor ve isim böyle konuluyor. “Bu yayınevine dikkat!” esprisiyle…

Her ay yeni kitaplar basıyor musunuz? Hangi türlere ağırlık veriyorsunuz?

Yıllık yayın programında her ay kuram, edebiyat, çocuk ve kültür-sanat alanlarında kitaplar yayınlanıyor. Bu kitapların bir kısmının çeviri olduğunu da belirtmeliyim. Sadece yerli gündemle sınırlı kalmamak adına edebiyat, çocuk ve daha çok da kuram alanında çeviri kitapları okurlara taşımayı oldukça önemsiyoruz.

Bu arada geçtiğimiz aylarda NotaBene Yayınevi’nin, Lalehan Öcal’ın kaleme aldığı “Yerçekimsiz Dünya Sineması” adlı kitapla sinema alanına girdiğini de ifade etmek gerekir. Bu kitabı, önümüzdeki aylarda yayınlanacak “Post-Sinema – 21. Yüzyıl Sinemasının Kuramlaştırılması” adlı önemli bir çeviri kitap izleyecek.

İlk kez bir kitap dosyası gönderen yazar adaylarını nasıl karşılıyor yayıneviniz? Tüm dosyaları okuyup geri dönüş yapıyor musunuz?

Yayınevinde her alanın yayın kurulu ayrı ve bunların kendi içlerinde özerk çalıştığını belirtebiliriz.

Her kurul, kendi alanındaki çalışmaları dikkatle, özenle okuyarak değerlendirir. Bir rapor ya da değerlendirmeyle zamanında dönülür mutlaka. Bu konularda çok şikayet edilen cevap alamama ya da bürokratik işleyişe takılma gibi durumların NotaBene’de geçerli olmadığını gönül rahatlığıyla belirtebilirim.

Kendi alanım olan edebiyata gelince, editör arkadaşım Arzu Eylem’le birlikte, bize gelen tüm dosyaları seve seve okuyup değerlendiriyoruz. Kendimiz de yazar olduğumuz için, editörlüğü teknik bir iş olarak görmediğimizi, kitapları editörlük düzeyinde sahiplenme duygumuzun güçlü olduğunu belirtebilirim.

Birçok yazar belli bir olgunluğa erişmek ve biraz da kendisini göstermek için edebiyat dergilerine gönderiyor öykü ve şiirlerini ilkin. Yayınevi olarak yayınlanmış öykülerden oluşan bir dosya önünüze geldiğinde, nasıl yaklaşıyorsunuz? Eserlerin daha önceden herhangi bir mecrada yayınlanmamış olması yönünde bir tercihiniz var mı?

Evet, böyle bir sorun var. Yazarlar kendilerini sınamak, geliştirmek ya da farklı nedenlerle dergilere, dijital mecralara eserlerini gönderiyorlar. Öte yandan dergileri de edebiyatın okulu, mutfağı olarak değerlendirmek mümkün.

Bize gelen dosyadaki öykülerin çoğu yayınlanmış ise bu, bir sorun teşkil ediyor. Birkaç yayınlanmış öyküde bir sorun yok, ancak tümü daha önce yayınlanmışsa buna hiçbir editörün sıcak bakacağını sanmam. Kitap, yazılan tüm öykülerin toplanması demek değildir ayrıca. Kitabın kendi bağlamı, atmosferi, ruhu vardır. Toplama öykülerle oluşturulan kitapların eklektik kaldığını da gözlemliyoruz. O nedenle bir kitap tasarlarken, o kitabın kendi ritmi, atmosferi olduğunu mutlaka gözetmek gerekir.

Yazılı basının televizyon dizilerine kitaplardan daha fazla yer verdiği bu dönemde kitaplarınız medyada hak ettiği ilgiyi görüyor mu sizce?

Bu, çok önemli ve kapsamlı yanıtlanması gereken bir soru. Sorun, sadece yazılı basının kitaplara ilgisindeki zayıflık değil. Bence en büyük sorun, eleştirinin uğradığı zafiyet.

Bir kitap çıktığında, okurlar kadar eleştirmenlerin ve edebiyat dünyasının da beğenisine sunulur. Hele yazar, kitabının sadece okurlarca değil, eleştirmenlerce de değerlendirilmesini heyecanla bekler. Son dönemlerde eleştirinin yerini, büyük sermayeli tekel yayınevlerinin ücrete mukabil yazdırdıkları ısmarlama ‘tanıtım’ yazıları almış durumda oysa. Yani eleştiri yok, övgü var. Tabii bu zincirin dışında kalanları da yok sayma, görmeme tutumu söz konusu. Burada karşımıza eleştirinin yokluğu meselesinden sonra ikinci büyük sorun çıkıyor: Kitabı meta olarak gören, yalnızca kâr marjını esas alarak etkili pazarlama stratejileri ve büyük sermayelerle piyasaya giren yayıncı şirketler. Bu yapıların eleştiriyi, özgür düşünceyi, edebiyatı öncelemeleri mümkün değil. Satış garantisi, burada en temel öncelik. Ve unutmayalım ki yayıncılık dünyasındaki tekelcilik sadece alternatif sesleri boğmakla kalmıyor, okurun zihnini de ipotek altına alıyor.

  • Notabene’de kadın arkadaşlığının, kardeşliğinin kıymetinin farkındayız. Sadece kitaplar yayınlamıyoruz, birbirimizi de yaratıyoruz. En büyük şansımız bu bence. Alternatif bir duruş ve çalışma tarzı sergilemeye çalışıyoruz. Yazarlık adına egoya, rekabetçiliğe, kayırmacılığa, adaletsizliğe fırsat vermiyoruz örneğin. 

Yayınevlerinin kurumsal sayfalarına baktığımızda, birçoğunda kadın yönetici ya da editörün olmadığını görüyoruz. NotaBene Yayınları’nda durum ne?

NotaBene Yayınevi’nde de bu açıdan çok istenilen bir tablonun olduğunu belirtmek zor. Edebiyat alanında iki kadın yazar/editör olarak görev yapıyoruz. Ancak kuram ve diğer alanlarda kadın arkadaşlar yer alsa da, böyle bir ağırlık yok.

Edebiyat alanında yazar arkadaşlarla ilişkilerimiz, çalışma tarzımız, mesai arkadaşı olarak birbirimizle ilişkiler yönünden hem şanslıyız hem de mutluyuz. Belki bu şansı biz yaratmışızdır, ancak birbirimize emek verdiğimiz bir süreç işletiyoruz çalışmalarda. Kadın arkadaşlığının, kardeşliğinin kıymetinin farkındayız. Sadece kitaplar yayınlamıyoruz, birbirimizi de yaratıyoruz. En büyük şansımız bu bence. Alternatif bir duruş ve çalışma tarzı sergilemeye çalışıyoruz. Yazarlık adına egoya, rekabetçiliğe, kayırmacılığa, adaletsizliğe fırsat vermiyoruz örneğin. Yazarlarımız yönünden de şanslı buluyoruz kendimizi. Objektif olarak sadece metni esas alarak dosyaları kabul ettiğimiz ve yayınladığımız için yazarlarla ilişkilerimiz de son derece güçlü. Vicdanımızla iş yapıyor, çok emek veriyoruz. 

Kadınlardan bahsetmişken, beni hem bir kadın hem de yazar olarak çok heyecanlandıran bir kitaba getirmek istiyorum sözü: Kirpiğin Düşmesin Yere. Bu kitabı niçin okumalıyız?

İzmir Zorba Kitabevi işletmecisi Sevda Karadağ Çırak’ın projesi olan bu kitaba 19 yazar öykülerimizle katıldık. Kitabın geliri Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı’na bağışlanacak. Biliyorsunuz Türkiye, 19 Mart 2021 gecesi Resmi Gazete’de yayınlanan Cumhurbaşkanlığı kararıyla, İstanbul Sözleşmesi’nden çekildiğini açıkladı.

Kadınlar olarak yaşadığımız tablo her gün biraz daha ağırlaşıyor. 2008-2020 tarihleri arasında 3621 kadın katledilmiş. Kadın cinayetleri son on yılda üç kat artmış. Bu koşullarda İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmek, yeni cinayetleri de cesaretlendiren bir anlam taşıyor. Caniler üzerindeki hukuki yaptırım gücü, her geçen gün biraz daha zayıflıyor. “Kirpiğin Düşmesin Yere” kitabı, “İstanbul Sözleşmesi Yaşatır” diyor, kadınların farkındalığına ve kolektivizmin gücüne vurgu yapıyor. Öte yandan kadınların kurtuluşunun esasen kadın dayanışmasından geçtiğini vurguluyor. 

Türkiye’deki baskı ve şiddet ortamında her yaştan kadınların, özellikle de sanat ve edebiyat ile ilgilenenlerin dayanışması dikkat çekiyor. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Az önceki sorunuzdan devamla, kadınlar hangi yaş ve sınıftan olursa olsunlar, kadın olmaktan kaynaklı şiddet görüyor, ayrımcılığa uğruyorlar. Yani bir kadın sınıfından bahsetmek gerekir belki de. Aklıma bu noktada Dr. Hikmet Kıvılcımlı’nın on yıllar önce “Kadın Sosyal Sınıfı” tanımı geliyor. Doğal olarak tekil düzeyde yaşanan bu sorunların kolektif olarak tartışıldığı mecralar, zeminler var. Yani durum sürerken, diğer taraftan bilinçlenme, bir araya gelme, çare, çözüm arama, sesini duyurma arayışları da artıyor, güç kazanıyor.

Kadınların sesi olma şansına ve sorumluluğuna sahip sanatçıların ve edebiyatçıların yaşananlar karşısında bir duruşu ve tavrı var. Bu tavrı, her fırsatta güçlü bir sesle ortaya koyuyorlar. Tabii bütün bunların kadın hareketinden alınan güçle olduğunu da belirtmek gerek. Ancak durumumuz o kadar vahim ve acil ki, yapılanlar yetersiz kalıyor. Yaşam hakkını savunmak üzere kalıcı kurumlaşmalara ve yeni projelere ihtiyaç var acilen.

Yurt dışındaki okurlar kitaplarınızı nasıl edinebilirler?

Okurlarımız, öncelikle kitaplarımızı e-kitap olarak edinebilirler. Aynı şekilde NotaBene’yi arayıp yurtdışına kitap gönderilmesi için talepte bulunabilirler. Bir de önümüzdeki süreçte yurtdışındaki okurların doğrudan kitap temin edebilmesi için internet sitemizi düzenlediğimiz bilgisini paylaşabilirim.

Sibel Öz kimdir?

1973 yılında İstanbul Üsküdar’da doğan Sibel Öz, Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo, Televizyon ve Sinema bölümünü bitirdikten sonra, yüksek lisans eğitimini, aynı üniversitenin Sinema alanında tamamladı. İlk öykü kitabı “En Çok Seni Bekledim” 2006’da yayınlandı. Bu kitabı “Serçeler Ölürse” ve “Yokuş Yukarı İstanbul” adlı öykü kitapları izledi. “Kıyıya Vuran Dalgalar”, “Pabucu Yarım” ve “Korkma Kimse Yok” adlı kolektif kitapları hazırladı. 2020 yılında “Oyuncu – Yeşilçam Yıldız Sisteminde Bir Anti-Yıldız: Adile Naşit”, Bizim Anti-Kahramanlar serisinden “Fakir Baykurt” adlı çocuk kitabı ve İsmail Afacan’la birlikte hazırladığı “Arabesk Yeniden” adlı kuram kitabı okurlarla buluştu. 2013 yılından beri NotaBene Yayınevi’nde edebiyat editörlüğü yapıyor.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.