Fantastiğin sınırlarını zorlamak: Güç yüzükleri

Kültür/Sanat Haberleri —

9 Eylül 2022 Cuma - 21:00

.

.

  • Güç yüzükleri hakkındaki ilk yorumlar epey olumsuzdu. Kimi beklentisini karşılayamadığını belirtirken, kimi büyük bir hayal kırıklığı yaşadığını, kimiyse bu yapılanın ihanetten farksız olduğunu dile getirdi. Elflerin pek elf gibi davranmadığı, hobbitlerin pek hobbit gibi durmadığı yorumları bir yana, başta Galadriel olmak üzere, bazı karakterlerin Tolkien’in yazdıklarıyla alakasız olduğu da söylendi. 

BİLGE AKSU

 

2 Eylül, J.R.R. Tolkien’in ölüm yıldönümüydü. Amazon Prime da buna bir saygı duruşu niyetiyle, yeni dizisi Rings of Power’ı bu tarihte yayına sürdü. Daha birkaç yıl önce, büyük bir fiyaskoyla sonuçlanan Game of Thrones örneğini de dikkate aldığımızda, bu dizinin akıbeti epey merak ediliyordu. Fantastik denen tür, bir süredir yalnızca kendi fanlarının görüş alanında olmaktan çıkmış, bir zamanlar yalnızca ‘nerd’lere bırakılan bu gizemli alan, artık dünyanın en popüler türlerinden birine dönüşmüştü. Ki tarihin en büyük ‘nerd’ ilgisini üzerinde toplamış bir yapıtın, Yüzüklerin Efendisi’nin bir spin-off’u gibi kurgulanan bu yeni dizi, söz konusu hayran kitlesinin artık emeklilikte yaşa takıldığı bir döneme denk geldiğinden, ne tür bir ilgiyle karşılaşacağı muammaydı. Eski Tolkien fanlarının, bu evrene ne kadar bağlı olduğunu ve birçok konuda yeniliğe pek açık olmadıklarını da bildiğimiz için, en az onlar kadar gergin bir bekleyiş içinde olduk hepimiz. Buna bir de, Marvel Sinematik Evreni gibi yeni girişimlerin rüzgarını ve elbette yine, yeniden, Game of Thrones çılgınlığını da ekleyince, Rings of Power’ın kendi kitlesinde yarattığı beklentiyi hayal etmek hiç zor değildi.

Dizi, Yüzüklerin Efendisi’nde tanık olduğumuz olayların binlerce yıl öncesinde geçiyor. İkinci Çağın başlarında, Elflerin büyük bir medeniyet kurduğu ve Orta Dünya’da barışın hakim olduğu bu dönemde yaşayan bazı tanıdık isimler mevcut. Galadriel, Elrond, Gil Galad gibi Elf kahramanları, ömürlerinin baharını yaşar halde karşımıza çıkıyor. İlk bölümün açılış kısmında, Galadriel’in sesinden geçmişe kısa bir bakış atıyoruz. Hikayeye göre, çok uzun zaman önce Melkor’un doyumsuz iştahı ve kıskançlıkları sebebiyle patlayan bir savaş yaşanmış. Elflerin en değerli hazineleri saydığı iki kutsal ağaç da dahil olmak üzere, orta dünyada kötülükten nasibini almamış her canlı ve nesne bir bir ortadan yok olmuş. Türlü çekişme ve çatışmadan sonra Melkor def edilince, onun yardakçısı Sauron öne çıkmış. Fakat direnen bir halkı kimse yenemez malum, sonunda Sauron da karanlığın içinde kaybolup gitmiş. Galadriel’in ağabeyi, ettiği yemine sadık kalmak için epey uğraşmış. Orta Dünya’nın her bir köşesinde Sauron’u arayıp alt etmek istese de, Sauron onu daha önce bulmuş ve öldürmüş. İşte hikaye, Galadriel’in bu yemini abisinden devralmasıyla açılıyor.

Elfler pek elf gibi değil miydi?

Dizi hakkındaki ilk yorumlar epey olumsuzdu. Kimi beklentisini karşılayamadığını belirtirken, kimi büyük bir hayal kırıklığı yaşadığını, kimiyse bu yapılanın ihanetten farksız olduğunu dile getirdi. Bunun en büyük sebebi, izleyicinin Peter Jackson filmlerindeki evreni ve onu oluşturan köşe taşlarını dizide bulamamasıydı. Elflerin pek elf gibi davranmadığı, hobbitlerin pek hobbit gibi durmadığı yorumları bir yana, başta Galadriel olmak üzere, bazı karakterlerin Tolkien’in yazdıklarıyla alakasız olduğu da söylendi. 

Amazon Prime, bu işe girişirken kritik birkaç hata yapmış. Söylenenlere göre, Tolkien evrenini oluşturan eserlerin yalnızca bir kısmının haklarını satın aldığı için eli kolu epey bağlanmış. Bunu da orijinal evrende olmayan bazı olaylar ve karakterler ekleyerek aşmayı denemişler. Fakat hem fanların hem de sıradan izleyicinin hemfikir olduğu üzere, bu hususta pek parlak bir sınav veremedikleri aşikar.

İlk iki bölüm özelinde konuşursak, dizideki hikayenin birkaç kahramanı var. Elf Galadriel, hobbit Nori, orman elfi Arondir bunlardan bazıları. Orijinal hikayenin de baş karakterlerinden biri olduğu için, üzerinde en çok durulan kişi Galadriel oldu. Tolkien’in yarattığı haliyle düşünürsek, bu karakterin hem görüntüsüyle hem de kişilik yapısıyla öne çıktığı bazı özellikleri mevcut. Örneğin cildinin ve saçlarının parlaklığı, üzerine efsaneler türetilecek cinsten. Ay ve güneş yaratılmadan evvel dünyayı aydınlatan elflerin iki kutsal ağacının ışığı, onun saçlarında gizlenmiş ve Silmarilleri yaratan Feanor’a bu ilhamı veren, onun saçlarıymış. Yine bu evrendeki en güçlü kişilerden biri olduğunu, hem söylencelerden hem de filmler ve kitaplardaki bazı sahnelerinden anlıyoruz. Frodo’ya verdiği ilham şöyle dursun, ikinci çağda yeniden palazlanan Sauron’un tuzaklarına düşmemesiyle bilge kişiliğini de kanıtlamış biri Galadriel.

Galadriel: Yeni yetme bir süper 

Gelgelelim dizide karşımıza çıkan Galadriel, Tolkien’in bu özellikleri atfettiği bir karakter olmaktan çok uzak. Verdiği kararlardaki çiğlik, Sauron’un peşine düşmekteki kısır motivasyonu ve elbette en çok, atlas okyanusu boyutundaki bir denizi yüzerek geçmeye kalkması, onun LOTR evreninden güçlü bir elf değil de, Marvel evreninden yeni yetme bir süper kahraman olduğu hissini yaratıyor. Bunda oyuncu seçiminin etkisi de var. Filmlerde bu karakteri canlandıran Cate Blanchett’in soğuk ve bilge tavırları ne kadar başarılıysa, dizide bu görevi üstlenen Morfydd Clark’ın gergin tavırları bir o kadar problemli. Tolkien’in fantastik evreninde kimse, geçmişi ve geleceği aynı anda görebilen Galadriel’i böylesine sıradan hatalar yaparken görmek istemiyor. Çünkü Tolkien böyle iki yönlü ve çok boyutlu başka karakterler yaratmış ve ‘hata yapabilen’ kahraman kontenjanını (Gandalf dahil) bunlarla doldurmuş zaten. Bu evrende kimse, Galadriel’i açık denizde bir sal üzerinde romans yaparken izlemeyi beklemiyor.

Hobbit Nori’ye gelirsek, orijinal hikayede bulunmaması sebebiyle ilk bakışta nötr kaldığımız bir karakter bu. Meraklı ve cüretkar tavırları, fantastik izleyicisini tatmin edecek nitelikler. Fakat onun hikayesinde de, yine çoğunlukla yapım kaynaklı tuhaflıklar söz konusu. Bir kere Tolkien’in hiçbir hikayesinde ve notlarında bulunmayan, göktaşıyla gelen yabancı sekansı işleri çığrından çıkarıyor. Bütün Orta Dünya’da görülen ve bizim eski Kemal Sunal filmleri gibi, karakterlerin her birinin yakın çekimle şaşkınlıklarını izlediğimiz bu meteor sahnesinden sonra, olay yerine bir tek Nori ve arkadaşının gitmesi, geri kalan hobbitlerin sıradan bir akşamüstü misali kendi iş güçlerine devam etmesi bana komik gelen ayrıntılardan biriydi. Yine de bu hikaye arkında geliştirilebilecek çok fazla unsur bulunduğundan, bu kısımla ilgili umutlu bir noktadayım. Ki gelen yabancının kim olduğu, en popüler komplo teorilerinden biri olarak öne çıktı bile.

Orman Elfimiz Arondir de Galadriel gibi, fazlasıyla ciddi ve gergin bir karakter. İdealist tutumları ve korkusuzluğuyla tipik bir kahraman özelliği çizen bu kişi, aynı zamanda gizli bir romantik. 79 sene görev yaptığı Elf Kulesi’ndeki birliği dağıtılınca, sorumlu olduğu insan köyüne uğrayıp abayı yaktığı Bronwyn’e şöyle bir görünmek isterken, köylünün biri hasta ineğiyle çıkagelince, içindeki idealisti durduramıyor ve olayın içinde buluyor kendini. İneğin memesinden süt yerine koyu renk bir sıvının aktığını gören Arondir, bu işin Sauron tarafından yapıldığını tahmin edip yola düşmeye karar veriyor. Fakat böyle bir karakter, sıradan bir kadına aşık olacak değil sonuçta. Güzeller güzeli, zarif ve bir çocuk annesi Bronwyn de hemen gönüllü oluyor ve birlikte yola düşüyorlar. Buldukları şey, şüphelerini doğruluyor elbette. Ama burada yollarını ayırmak zorunda kalıyorlar. Arondir gizemli kazının peşine düşerken, Bronwyn halkını bu tehlikeden haberdar etmek üzere köyüne koşuyor. Dizideki en tuhaf sekanslardan biri de tam burada yaşanıyor. Köylüler tarafından söylediklerine inanılmayan zarif Bronwyn umutsuzluk içinde evine döndükten sonra, tahta döşemenin altından çıkıp evi zapteden korkunç yaratığı çığlıklar ata ata kovalayıp bir hamlede kafasını kesiyor ve ona inanmayan köylülerin önüne atıyor.

Fantastiğin evreni mi?

Söz konusu fantastik olduğunda, tartışması asla bitmeyen bir mefhuma götürüyor bunlar bizi. Bu türe uzak olan sıradan izleyici, zaten olağanüstü bir sürü olayın yaşandığı bir hikayede böylesi tuhaflıklara takılınmaması gerektiğini düşünüyor. Ama fantastiğin kendi sınırları ve kuralları gereğince, tıpkı diğer türlerde olduğu gibi, herhangi bir olayın yaşanma biçimi yine o evrenin kurgusal kurallarına dayanmalı. Örneğin, içinde ejderha geçen bir dizide ejderhalarla ilgili her türlü şeyi gösterebilir ve birçok tuhaf durumu anlatabilirsiniz. Ama bu ejderhaların birdenbire konuşmaya başlayacağı anlamına gelmez. Bunu yaptığınızda evrenin kurallarını baştan aşağı değiştirmeniz gerekir. Rings of Power’daki en büyük sorun, bu kuralın görmezden gelinmesi. Geçmişi ve geleceği gören Galadriel’in okyanusu yüzerek geçmesi, meteorla gelen birini iki hobbit çocuğu hariç kimsenin umursamaması ya da zarif bir hanımefendinin birden yaratık öldüren birine dönüşmesi bu cinsten hatalar. Bu açıdan bakınca, Tolkien evrenini geçtim, fantastiğin evrenini dahi hazmedememiş bir yapımla karşı karşıya olduğumuzu kabul etmeliyiz. Gelecek bölümlerde hikayeler derinleşip karakterler çeşitlenince ne olacağını göreceğiz. Ama bu ilk kuralın görmezden gelinmesi, kolay kolay toparlanabilecek bir hata değil ve işi bilen izleyici için beklentilerini düşük tutması yönünde önemli bir uyarı.

Harikulade efektler

Dizide olumlu yönler yok değil elbette. Bir kere görsellik, belki de şu ana kadar yapılmış bütün işler içinde en iyilerden. Kendi adıma, bir tek Dune ile kıyaslayabilirim. Gösterilen şehirler, cücelerin devasa mağaraları ya da ‘vaat edilmiş topraklara’ dönen elflerin deniz üzerinde gördüğü harikulade efektler, sinematografiye verilen önemin kanıtları. Böyle bir görsellik çağında bunları izleyebilmemize şaşırmak hala güzel. Fakat bu harikulade niteliklerin, bir sinema/TV yapıtını kurtarmaya yetmediğini daha önce defalarca gördük. Bu yüzden, çoğunluğun hissine ortak olup, görüntünün vereceği tatminin ötesine geçilmesini bekliyorum.

Yine her ne kadar orijinal hikayedeki tavırlarından epey uzak olsa da, Elrond karakterinin renkli kişiliği de olumlu bulduğum yönlerden. Arondir ve Galadriel’in aşırı gergin ve bir o kadar kimseyi içine çekmeyen tavırlarından sonra, Elrond’un cücelerle yaşadığı dostluk, hikayenin eğlenceli kısmını taşıyan ve kurtaran bir iş olmuş. Ki Celebrimbor ile başlayan dostluğu, bu dizinin ana hikayesini öreceğinden, bu arkta yaşanacak olayları merakla bekliyor olacağım.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2022 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.