Faşizmden sonra faşist mimariye ne olur? 

Dosya Haberleri —

23 Ocak 2022 Pazar - 19:00

Karl Albiker'ın Berlin Olimpiyat stadyumunda yaptığı Nazi dönemi heykelleri-foto:wikipedia

Karl Albiker'ın Berlin Olimpiyat stadyumunda yaptığı Nazi dönemi heykelleri-foto:wikipedia

  • Avrupa genelinde, birçok tartışmalı anıt hala duruyor. Alex Sakalis, faşizmin mimari mirasını bağlama oturtup etkisiz hale getirmenin bir yolunu bulan küçük bir İtalyan kasabasını ziyaret etti.

ALEX SAKALİS / Çeviren: Serap Güneş

İlk bakışta, İtalya'nın en kuzeyindeki Bolzano’nun diğer dağ kasabalarından bir farkı yok. Kaleler, ahırlar ve kiliselerle bezeli dik yeşil tepelerle çevrili ve üzüm bağları ile teraslanmış bir vadide yer alan şehir, dolambaçlı sokaklar, pastel renkli evler ve Barok tavernalardan oluşan tuhaf bir kar küresi.

Ama şehrin batı ucundaki Talfer nehrini geçtiğiniz an bambaşka bir hikaye çıkıyor karşınızda. Rahat sokakların yerini geniş caddeler ve sade, gri binaların tepeden baktığı büyük, ciddi meydanlar alıyor. Mimari, uzun, dikdörtgen sütunların revaklarıyla ve hiçbir yere gitmeyen viyadükler gibi caddeler boyunca dörtnala dönen garip, döngüsel kemerlerle lineer, monoton ve otoriter.

İlk gerçek faşist anıt

Bu kasvetli toplamın içinde iki yapı öne çıkıyor. İlki şehrin vergi dairesi, Roma'ya Yürüyüş’ten Afrika'daki sömürge fetihlerine kadar İtalyan faşizminin tartışılmaz yükselişini betimleyen (57 oymalı panel üzerine) devasa bir bas-rölyefle süslenmiş hantal mı hantal bir gri blok. Ortasında Mussolini'nin at sırtında bir tasviri var, sağ kolu Roma selamı yapıyor. Faşist ajitprop mimarisinin dikkate değer bir parçası – aynı anda hayranlık hem uyandıran, hem tiksindirici hem de kafa karıştırıcı.

İkincisi, sütunları faşist hareketi simgeleyen çubuk demeti olan fasyaları andıracak şekilde yontulmuş, beyaz mermerden yapılmış çarpıcı bir kemer olan Bolzano Zafer Anıtı. Onu çevreleyen gri apartmanlardan ve yeşil ağaçlardan bir serap gibi yükselen semavi, neredeyse hayalet gibi bir varlığı var. Frizi boyunca Latince bir yazıtta şunlar yazılı: "Burada, anavatan sınırında, sancak dikildi. Bu noktadan sonra başkalarını dil, hukuk ve kültürle eğittik."

1928'de inşa edilmiş olup, şu anda yüksek, metal bir çitle çevrilidir. Aşırı sağ yürüyüşler için bir toplanma noktası ve onu havaya uçurmaya yönelik çeşitli girişimlerin hedefi olmuştur. Tarihçi Jeffrey Schnapp onu "ilk gerçek faşist anıt" olarak tanımlamıştır.

Ancak bugün faşist mimari propagandanın bu iki parçası, ırkçı, emperyalist veya faşist çağrışımlara sahip anıtları yıkmak ya da tutmak konusunda bölünmüş diğer topluluklar için bir örnek sunan, tartışmalı anıtlar etrafındaki gündemi ele alan cesur bir sanatsal deneyin merkezini oluşturuyor.

Faşist İtalyanlaştırma sürecinin simgesi

Birinci Dünya Savaşı'ndan önce, Bolzano (ya da Almanca'da bilinen adıyla Bozen - her iki isim de resmi) Avusturya-Macaristan İmparatorluğu içindeki dağlık bir eyalet olan Güney Tirol'ün en büyük şehriydi. Hem şehir hem de eyalet ezici bir çoğunlukla Almanca konuşuyordu, ancak 1919 Barış Konferansı'nda güvenlik gerekçesiyle İtalya'ya verildiler. Güney Tirol, İtalya'ya Alpler'in sırt çizgisi boyunca doğal bir kuzey sınırı sağlayacak ve ona stratejik Brenner Geçidi'nin kontrolünü verecekti.

Çoğunlukla İtalyan olmayan bir nüfusa sahip bir sınır kasabası olarak, Mussolini yönetiminde yoğun bir İtalyanlaştırma politikasına tabi tutuldu. Yer adları değiştirildi, Tirol kültür kurumları kapatıldı ve eyaletin %90'ının ana dili olan Almanca fiilen yasaklandı.

Bolzano'dan nehrin karşısına devasa bir yeni mahalle ve sanayi bölgesi inşa edildi ve binlerce İtalyan yerleşmeye teşvik edildi. Yeni kasaba, faşizmin "şanına" adanmış sayısız anıt ve bina ile süslendi.

Bolzano'daki Zafer Anıtı; "ilk gerçek faşist anıt" olarak tanımlanıyor.

Savaştan sonra, İtalyan hükümeti Güney Tirol sakinlerine yüksek düzeyde özerklik vererek faşist politikaların kefaretini ödemeye çalıştı. Kültürel ve dilsel haklara saygı duyulacak, kamu hizmetleri ana dile göre verilecek ve vergi gelirlerinin %90'ı bölge içinde kalacaktı.

Ancak faşist anıtlar bir sürtüşme kaynağı olmaya devam etti. "Almanca konuşanlar için onlar, kültürlerini ve dillerini yok etmeye çalışan faşist İtalyanlaştırma sürecinin bir simgesiydi. Anıtların yıkılmasını istediler" diyor Bolzano Üniversitesi'nde çağdaş tarih profesörü Andrea Di Michele. "Şimdi Bolzano'da çoğunlukta olsa da ağırlıklı olarak Almanca konuşulan bir eyaletle çevrili olan İtalyanlar, özellikle Zafer Anıtı'na faşizmin değil, bölgedeki İtalyan kimliklerinin bir sembolü olarak sarılıyorlar."

Israrlı vandalizm ve bombalama girişimleri, Zafer Anıtı'nın etrafına büyük bir metal kapı dikilmesine neden oldu, vergi dairesinin ise günün her saati askeri polis tarafından korunması gerekiyordu. İki bina, İtalyanca ve Almanca konuşan aşırı sağ gruplar arasındaki rakip yürüyüşler için bir toplanma noktası olarak kullanıldı. Çatışmayı çözmek için yapılan girişimler, nihayetinde karşılıklı anlaşılmazlığa dönüştü.

İspanya’da ‘karşılıklı unutma anlaşması’

Faşist dönemin mimari mirasıyla mücadele eden tek ülke İtalya değil. İspanya'da bir "karşılıklı unutma anlaşması", Franco döneminden kalma faşist anıtların, Tarihsel Hafıza Yasası'nın bunların kaldırılması için yasal bir çerçeve sağladığı 2007 yılına kadar büyük ölçüde bozulmadan kalmasına imkan verdi. 2010 yılında, İspanya Ulusal Araştırma Konseyi'nin frizinden Franco'yu öven bir yazıt kaldırıldı ve ortaya genişçe bir boşluk çıktı. Bu arada, Franco'nun halka açık son heykeli, İspanya'nın üçüncü büyük siyasi partisi olan Vox'un karşı çıktığı bir hareketle, Şubat 2021'de indirildi.

Yıkılamayacak kadar büyük binalar zorluk oluşturmaya devam ediyor. Gijon Üniversitesi, Franco rejiminin ilk yıllarında Neo-Herrerian tarzında inşa edilmiş ve "olağanüstü mimari değere" sahip olarak tanımlanan İspanya'nın en büyük binası. Yine de bölgedeki sol görüşlü konsey, "Francoculukla bağlantılı bir bina Dünya Mirası Alanı olamaz" diyerek, UNESCO'ya tanınmasını önerme girişimlerini defalarca veto etti.