Garê gerçekleri

Forum Haberleri —

16 Şubat 2021 Salı - 23:00

  • Garê gerilla direnişi, Türk devlet faşizminin gerçek yüzünü bütün dünyaya göstermiştir. Garê direniş ruhu, Kürt halkının, Türk devlet faşizminden hesap sorma gücünü ve kabiliyetini ortaya çıkarmıştır. 

İSKAN AMED

Türk devleti, bütün dünyanın gözü önünde 41 savaş uçak, onlarca SİHA, Cobra, Skorsy helikopterleri, binlerce personeli ile Garê Dağı’na işgal saldırısı düzenledi. İşgal saldırısının öncesine dönülürse Türk devletinin başındaki şahıs, 10 Şubat günü ‘müjde vereceğini’ açıkladı. Şahsın müjdesi, kandan başka ne olacaktı ki? Ay’a çıkmış, gaz çıkarmış, altın bulmuş, Rojava’da Kürtleri katletmiş, elindeki bütün şov malzemelerini tüketmişti.   

Faşist Türk devletinin ırkçı zihniyetinin binlerce yıldır adı Garê olan bir dağı dahi nasıl ‘Gara’ diye lügatına çevirdiği görülüyor. Kürt’ün dağına, taşına verdiği ismi bile kendi lisanına çeviren bir alçaklık ve kokuşmuşlukla karşı karşıyayız. Kürt’ün ‘ê’ harfine dahi tahammül edemeyen bir zihniyetin yok olmaya mahkum olacağını bilmek için kahin olmaya gerek yoktur.

Türk devleti, savaş uçaklarından, helikopterlerinden, tutalım da onca tekniği ile savaş esirlerinin tutulduğu bir kampı dünyanın gözü önünde bombaladı. Güçler arasındaki eşitsizlik göz önünde durmaktadır. Buna rağmen savaş esirlerinin tutulduğu bir kampı tonluk kazanlarla defalarca bombalayıp bunda mağduriyete yatan bir devlet çürümüş ve çökmüştür.

Türk devlet faşizminin zihniyeti, saldır, katlet ve rant devşir zihniyetidir. Bu cüreti gösteren Türk devleti özünde derin bir bataklığın içinde debelenmekte hatta can vermeye doğru gitmektedir. Evrenin, dünyanın ve doğanın her şeye rağmen bir adalet sisteminin olduğu bilinmektedir. Bu yazı vesilesi ile insanlığı adil özüne davet etmek gerekir. Türk devletinin büyük bir teknik güçle bir başka ülkenin topraklarına işgal saldırısı yapıp, mağduriyet yaratmaya çalışması, insana ‘Adalet nerede’ sorusunu hatırlatıyor. 

Halk savunma Merkez Komutanlığı, operasyonun ilk gününde savaş esirlerinin kampının bombalandığını bütün dünyaya yaptığı açıklama ile duyurmuştur. Peki, Türk devleti bu açıklamaya rağmen neden operasyonu durdurmamıştır? Erdoğan beşerine tapan Hulusi Akar ve çapsız tayfası neden operasyonda ısrar etmiş, yaptıkları saldırıyı durdurmamıştır? Bu noktada esir askerlerin tek ölüm nedeni Türk devletinin güç gösterisine dönüşen vahşi operasyonu ve saldırısıdır.

Türk devleti, yaptığı katliama kılıf aramanın telaşı içinde kızgın boğa gibi gördüğü her kırmızı şala yani sadece elinde devletler düzeyinde silahı olmayan Kürt, Arap ve Ermeni, halklarına saldırmaktadır. Burada dünyanın bütün doktorlarına seslenmek ve çağrıda bulunmak gerekir. Dünya sağlık örgütü bağımsız bir heyet oluşturup, katledilen savaş esirlerinin otopsisini yapsın. Otopsi sonucu bütün gerçekler ortaya çıkacaktır. Ama Türk devleti her zaman olduğu gibi o insanların bedenlerini şovenist histerisiyle bayrağa saracak, kendisine bağlı doktorların sahte otopsi raporlarıyla işin içinde çıkmaya çalışacak ve bu insanları Erdoğan gibi hırsız siyasetçilerin boş beleş nutuklarıyla erkenden toprağa verecektir.

Savaş uçaklarının bomba yağdırdığı kapalı yerlerde insanlar basınç ve tozdan ölür. Türk devletinde eğer zere miskal şeref ve haysiyet varsa dünya sağlık örgütlerinden müteşekkil uzman doktorların otopsi yapma koşullarına imkan sağlar. Basınçtan ve tozdan nefessiz kalıp da can veren insanların cesetlerinin kafasına sıkma, Türk devletinin Boğaz köprüsünde askerlerinin kafalarını kesmesinden daha rahattır.              

Şimdi savaş esirlerini katledip de timsah gözyaşları döken, AKP-MHP hükümetinin, oy ve rant devşirmeye çalıştığı açıkça ortadadır. İşgal operasyonunun, gerilla direnişi ile bozguna uğramasının ardından Türk devleti açıkça Kürt halkına saldırma basitliğinin içine girmiştir. Türk devletine sormazlar mı? Garê’ye yaptığınız vahşi operasyonla, Türkiye ve Kürdistan’da yaşayan sivil insanların ne ilgisi vardır? Bu sivil insanları neden gözaltına alıyorsun?

Türk devletinin operasyonla katlettiği 13 savaş esiri, 6 yıldır PKK’nin elindeydi. Hepsi yaşıyordu. Dünyası tahtı ve iktidarı olan Erdoğan-Bahçeli-Ergenekon ve DAİŞ faşizminde insan yaşamının hiçbir değeri ve önemi yoktur. Zenginler dışında bu iktidar odağı, Türkiye ve Kurdistan halklarına kan, ölüm, yıkım ve yoksulluk getirmiştir.

Eski çağlarda zalimler: ‘Gittim, gördüm, yendim’ derdi. Güçlerini ve yaptıklarını inkar etmezlerdi. Sezar, İskender, Napolyon, bu diktatörlerden hiçbiri haksızken kendilerini haklı gibi gösterme basitliğine tenezzül etmemişlerdir. Bir yere açıktan saldırıp işgal ettikleri, tarih anlatımlarında fazlasıyla görülüyor. Çağları ve dönemleri, ellerinde silah bulunduran zalimlerin üstün oldukları zamanlardı. Türk devleti belki de tarihin tanıdığı en haksız sömürü çarkının erbabıdır. Öyle ki onca tekniğine ve gücüne rağmen Kürt gerillasının çıplak iradesine çarpınca ağlayıp, sızlamaya ve hayasızca yalanlara sarılmaktadır. Düşmandır ağlasın, sızlasın Süleyman Soylu gibi Sayın Murat Karayılan karşısında yenilgisini engerek diline dolasın.

Garê gerilla direnişi, Türk devlet faşizminin gerçek yüzünü bütün dünyaya göstermiştir. Garê direniş ruhu, Kürt halkının, Türk devlet faşizminden hesap sorma gücünü ve kabiliyetini ortaya çıkarmıştır. Kürtler onurlu ve inatçı bir halktır. Akıncı geleneğinden gelen ödlek Erdoğan ve tayfasından her yerde hesap sorma direnişine geçmesi gerekir.

Kürtler, gençlerinin ve kadınlarının öncülüğünde öz savunma temelinde her yeri direniş alanı haline getirirse Türk devletinin faşist zihniyeti Garê’ye ‘Gara’ diye uyduruk isimler veremeyecektir. Kürtler Garê direnişi ile direnenlerin kazandığını gördü. Şimdi her yerde her zaman ve her mekan da faşizme cehennemi yaşatma zamanıdır. Büyük Kürt komutanlarından Şehit Süleyman Aslan’ın söylediği gibi “Her Kurdistanlı faşist Türk devletine bir acı tattırmanın zevkini mutlaka yaşamalıdır.” Şimdi Türk devletine büyük acı tattırma zamanıdır. Ancak o zaman adalet yerini bulabilir.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.