Gençler borçlu, mutsuz ve umutsuz

Nevra AKDEMİR yazdı —

16 Ekim 2020 Cuma - 23:00

  • Türkiye’de yaşayan gençler borçlu ve gelecek konusunda son derece kaygılı. Nasıl olmasınlar ki! Şimdiden okumak veya yaşamak için borçlanmaları gerektiğini deneyimlemiş durumdalar.

Gençlerin umutsuz ve öfkeli olduğu tek ülke Türkiye değil elbette. Ancak özellikle 2015 sonrasında Türkiye, dünyanın diğer totaliter sağcı hükümetlerinin yarattığı koşullara benzer ama bazı açılardan da oldukça özgün bir şekilde yaşam sunuyor. 18-29 yaş grubu arasında yapılan bir araştırmanın verilerinden hareketle gençlerin ne yaşadığına kuşbakışı görelim:

Türkiye’de yaşayan gençler borçlu ve gelecek konusunda son derece kaygılı. Nasıl olmasınlar ki! Emeklilik sistemi yakın zamanda değişti ve aslında emekli olma ihtimalleri de ellerinden fiilen alındı. Şimdiden okumak veya yaşamak için borçlanmaları gerektiğini deneyimlemiş durumdalar. Borçlarını çevirmek için çalışmak, gençlerin deneyimsiz ve eğreti olarak dahil oldukları iş hayatının bir sonucu değil sadece, ebeveynlerinin de hayat deneyimi. Gençler borçsuz bir yaşamı hiç tanımamış olabilir. Zira gençler arasında eğitimde veya istihdamda olmayanların oranı çok yüksek. Yani hiçbir emeği, kimliği olmayan bir gençlikten bahsediyoruz. Kendi hayatlarına yatırım yapmak için gerekli gelecek motivasyonu olmayan bir gençlikten... Zira aynı araştırma bize gençlerin yetenek veya eğitime dayalı liyakat sisteminden umudu kestiğini, bir işinin olmasını veya bir geleceğinin olmasını “doğru tanıdıklara” yani torpilin işlediğini düşündükleri ortaya çıkmış.

Liyakat sistemi ortadan kalkmış ise gençlerin kendilerini geliştirme ihtiyacı ortadan kalkar ve etik değerlere olan bağlılığı sadece bir vicdan sorunu haline gelir. Yani, demokrasi ve barışın yokluğunun, hayatta kalmak ve normal hayatını sürdürmek isteyen herkesi suç ortağı haline getirdiği gibi... Zira totaliter yönetimlerin ittifakını sürdürebilme yolu da budur; normal bir hayatı imkânsız hale getirerek herkesi tanık ve suç ortağı olarak diğerlerine zarar veren hayatı sürdürmek zorunda bırakması. Dolaylı veya direkt doğanın yağmasına, kamusal hakların tahrip edilmesine ve hukuksuzluklara bilfiil ortak olunmasına kadar uzanan kocaman bir yelpazeyi önümüzde buluruz tercihler olarak. İçine girmezseniz yaşamanızı imkânsız kılacaktır. Gençler bunların elbette farkında.

Bu yüzden Türkiye’de yaşamak istemiyorlar. Türkiye’den “gitmek”, mütedeyyin ve milliyetçi gençler de dahil olmak üzere hepsinin arzusu gibi görünüyor bu konudaki araştırmaların hepsinde. Ancak Türkiye’den gitmek mümkün mü sorusu ise önümüzde duruyor. Gençlerin ve pek çok yaş aralığından insanın özlemle baktığı “gitmek”, aslında, Türkiye’nin bu halinde yaşamanın imkânsız hale gelmesiyle ilgili. Esnaflık da yapsanız memur olarak da çalışsanız, bir anda bir kişinin ağzından çıkacak bir kararla hayatınızın altüst olmasının mümkün olduğu bir yer, bir süredir Türkiye. Kendinize yaptığınız yatırımı bir anda yok eden bir rejime sahip. Tarlanızda ekininizi beklerken bir anda resmi kanaldan yağmalanmasını izlemek zorunda kalabilirsiniz. Satmak üzere deponuzda tuttuğunuz malın bir anda bir kararname ile satılamaz hale geldiğini görebilirsiniz veya onca emekle yıllarca uğraşarak elinize aldığınız mesleğinizden bir anda KHK ile men edilebilirsiniz. Bu rejim ancak yıkarak kendini var eden ve etrafındakilere biat ederlerse varlık hakkı tanıyan bir rejim. Bu rejim sayesinde AKP’yi oluşturan kesim giderek daha da zenginleşip refah içinde yaşarken 18-29 arası gençler bile borçlanıyor. Bu yüzden ekonomiden sorumlu bakan damat, dövizin ne olduğu ile ilgilenmediğini söylüyor. Bu yüzden Sağlık Bakanı “her korona testi pozitif çıksa bile semptom göstermeyen her vaka hasta değildir” diyebiliyor. Bu yüzden Milli Eğitim Bakanı çalışmayan uzaktan eğitim sistemine dair “aslından çok olumlu” diyerek değerlendirip meslek liselerine yüz yüze eğitimi şart koşabiliyor.

Türkiye’de yaşamak akla, ruha ve belleğe zarar verebiliyor. Bu durum Türkiye’nin pek çok bölgesinde şiddetli ve yoğunlaşarak yaşanıyor. Kadın olunca, Kürt veya Ermeni olunca, Suriyeli olunca veya vatandaşlık hakları askıya alınmış olunca, politik görüş olarak azınlıkta olunca, LGBTİ+ birey olarak kendi varlığını tanımlayınca şiddetin boyutları da değişiyor. Evimiz güvenli olmaktan veya sokağımız bizim olmaktan da çıkıyor. Fiilen yersiz yurtsuz kılıyor bizi bu rejim. Vatandaşlarını “vatan” veya “ev” fikrini ve duygusundan mahrum eden bir hükümet, suç ortaklıkları zemininde oluşmuş mikro iktidarlar varken gençler nasıl ülkelerinde bir gelecek tahayyül edebilir ki!.. Tahayyül edilen gelecek, kendimizi var edebildiğimiz ve politik olarak müdahil hissedebildiğimiz yerde oluşur. Bu açıdan bir gelecek tahayyülümüzü çalıyor bu rejim ve öfke birikiyor.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.