Gençler, mutsuz ve işsiz

Dosya Haberleri —

26 Temmuz 2022 Salı - 20:00

Mutsuz gençler/foto kaynak:pixabay.com

Mutsuz gençler/foto kaynak:pixabay.com

Türkiye'de üniversitelerden bu sene mezun olan gençlere istidam olanaklarını, gelecek kaygılarını ve sebeplerini sorduk.

  • Türkiye’deki genç nüfus ve işsizlik oranları göz önüne alındığında ciddi bir mezun krizi yaşandığını söylemek mümkün. Türkiye, genç işsizliğinin en yüksek olduğu Avrupa ülkesi. Türkiye İstatistik Kurumu’nun 2022 yılı Nisan ayı verilerine göre genç işsizlik oranı yüzde 20’nin üzerinde.
  • Eda, Hukuk Fakültesi mezunu: "Güvenlikçi politikaların bütçesi ve askeri harcamalar, ekonominin daha da kötüleşmesine sebep oluyor. Hukuk fakültesi mezunları hem bu ekonomik krizden etkileniyor, hem de savaş politikalarının sebep olduğu güvenlikçi politikalar ile hukuken baş etmek zorunda kalıyor." 
  • Sultan, Matematik Öğretmenliği mezunu: "40 yıldır devlet diyalog kurmaya yanaşmadığı için ekonomisi de düzelmiyor, işsizlik de bitmiyor. Gençlerin yarısı okusa da okumasa da işsiz. Sorunlarını çözmenin tek yolu olarak savaşı gören bir ülkede gençlerin gelecek kaygısının biteceğini düşünmüyorum."

MIHEME PORGEBOL

Türkiye’de üniversiteler Haziran başından itibaren 2022 mezunlarını vermeye başladı. Son yıllarda üniversite sayısının hızla artmasıyla birlikte öğrenci sayısı da büyük artış gösterdi. Avrupa’da nüfusa göre en çok üniversite öğrencisi olan ülke Türkiye. Ancak Avrupa İstatistik Kurumu’nun (Eurostat) verileri oldukça ilginç bir durumu ortaya koyuyor. Buna göre Avrupa ülkelerinde eğitim seviyesi arttıkça işsizlik oranı düşüyor. Bunun tek istisnası ise Türkiye.

2021 yılında üniversitelerde lisans düzeyinde mezun olan öğrenci sayısı 1 milyon 156 bin 184 kişiydi. Son 10 yılda mezun sayısının gittikçe arttığını düşünürsek, bu sayının 2022 yılında daha da artacağını kestirmek zor değil. Türkiye üniversitelerinden mezun olan öğrenci sayısının her sene artması olumlu bir gelişme gibi görülebilir, ancak Türkiye’deki genç nüfus ve işsizlik oranları göz önüne alındığında ciddi bir mezun krizi yaşandığını söylemek mümkün. Türkiye, genç işsizliğinin en yüksek olduğu Avrupa ülkesi. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) 2022 yılı Nisan ayı verilerine göre genç işsizlik oranı yüzde 20’nin üzerinde. TÜİK, toplumsal alanda güvenilirliğini en çok kaybeden kurumlar arasında, dolayısıyla gerçek rakamların yüzde 20’den fazla olduğu tahmin ediliyor.

İşsizlik her sektörde

Eğitim ve istihdam politikalarındaki tutarsızlık genç işsizliğinin en belirgin sebebi. AKP hükümetinin yandaş inşaat şirketlerine ihale devşirme niyetiyle yaptırdığı her üniversite projesiyle birlikte, lisans mezunu sayısı daha da artıyor. Sayıları her yıl artarak devam eden lisans mezunları, istihdam yaratılmaması sebebiyle büyük oranda açıkta kaldı. Mezun işsizliğinin boyutunu anlayabilmek için sayıları 1 milyona yaklaşan atanamayan öğretmenlere bakmak yeterli. Diğer taraftan Türkiye’de avukat sayısı yüzbinlerle ifade edilirken, Avrupa ortalamasına göre Türkiye, avukatların en az kazandığı ülkelerin başında geliyor. Yine mezun işsizliğinin en yüksek olduğu lisans alanlarından biri de sanat. Üniversite konservatuarlarından mezun öğrencilerin yüzde 90’ından fazlası herhangi bir istihdam olanağı bulamıyor. Peki durumun bu denli vahim bir tabloya dönüşmesinin esas sebebi ne? 

Kaynaklar savaşa akıyor

Ülkeyi faşist-popülist politikalarla yönetmeye çalışırken gittikçe daha yaşanmaz hale getiren AKP-MHP ortak hükümetinin anti-demokratik uygulamaları ve Kürdistan’da sürdürdüğü savaş politikaları, birçok şey gibi mezun işsizliğinin de en önemli sebebi. Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü (SIPRI) Türkiye’nin 2021 yılında yaptığı harcamaların toplamını 15.5 milyar dolar olarak açıkladı. Bu rakam günün kuruyla yaklaşık olarak 260 milyar TL’ye tekabül ediyor. Yalnızca bu miktar ülkedeki işsizliği büyük oranda çözebilecekken, hükümetin askeri harcamalardan geri adım atmaması gençlerin gelecek hakkındaki kaygılarını da arttırıyor. Biz de üniversitelerden bu sene mezun olan gençlere istidam olanaklarını, gelecek kaygılarını ve sebeplerini sorduk. Üniversitelerin farklı bölümlerinden mezun gençlerin ortak fikri, Kürdistan’da yürütülen savaşın işsizliği arttırdığı yönünde.

İşçi avukatlığı konuşuyoruz

Eda, Hukuk Fakültesi mezunu: "Bölüme başladığımızdan itibaren yoğun bir gelecek ve geçim kaygısı hissetmeye başlıyoruz. Öğrenciyken zaten yaşadığımız geçim sıkıntısı; staj döneminde nasıl geçineceğimizi, mesleğimizi hangi koşullarda yapacağımızı düşünerek devam ediyor. Bu konuları fakülte arkadaşlarımızla genelde umutsuz bir atmosferde konuşuyoruz. Avukatların kendilerine bir büro açması beklenirken, artık 'işçi avukat’lığı konuşuyoruz. Staj dönemi ve sonrasında yoğun bir emek sömürüsü var. Baroların da genç avukatlar ve stajyer avukatlarla ilgili önemli bir çalışması olmuyor. Bu geçim derdi herkesi etkileyen savaş gündeminden bağımsız değil. Güvenlikçi politikaların bütçesi ve askeri harcamalar, ekonominin daha da kötüleşmesine sebep oluyor. Hukuk fakültesi mezunları hem bu ekonomik krizden etkileniyor, hem de savaş politikalarının sebep olduğu güvenlikçi politikalar ile hukuken baş etmek zorunda kalıyor. Özellikle 2016 sonrası avukatlığın icra edilmesinin önüne konulan engeller hukuk formuna sokularak meşruiyet kazanmış durumda. Dışardaki savaş içerdeki anti demokratik polis devletini de canlı kılıyor."

Savaş politikalarına çarpıyoruz

Türkiye'de hiçbir mesleğe saygının olmadığına işaret eden Eda, "Avukatlar demokratik taleplerin dile getirildiği kitlesel eylemlerde gözaltına alınıyor, gözaltına alınanlarla görüştürülmesi yasaklanıyor. Bu durumda zaten kıt kanaat geçim sağladığınız mesleği yaparken engelleniyorsunuz, tutuklanıyorsunuz. Mahkemelerde yaptığınız savunmalar bile ileride aleyhinize delil olarak kullanılıyor. Yani mesleğiniz bir suç unsuru oluyor. Barolar da bu durumla ilgili gerekli tepkiyi vermiyor. Klikler halinde birbirileriyle çıkar çatışması yaşıyorlar. Birçok avukat tutuklu ve bu avukatlar toplumsal davalarda yer almış kişiler. Selçuk Kozağaçlı örneğin, demokratik talepleri dile getiren ve toplumsal davalarda yer alan insanlardan. Yine Ebru Timtik, adil yargılanma hakkı için girdiği açlık grevinde yaşamını yitirmiş bir avukat. Kürdistan'da işletilen düşman hukukundan avukatlar da nasibini alıyor. Savunma yapma hakları ellerinden alınıyor. Devlet anti demokratik duruma ses çıkaranların yasalarla korunan savunulma hakkından bile rahatsız oluyor. Savaş ve beslediği anti demokratik ortam devam ettikçe içerde bir hukuksallıktan söz etmek imkansız. Hem mesleğimizi icra ederken hem de demokratik haklarımızı talep eden bir yurttaşken, bu savaş politikalarına çarpıyoruz. Savaşın demokratik bir barışla bitmesi ve anti demokratik ortamın değişmesi için çok fazla çalışmamız gerekiyor" dedi.

Mezuniyetin bir artısı yok

Arif, Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu mezunu: "Üniversiteye başladığım yıl kurguladığım yaşam ile bugünkü mezuniyet aşamasında kurguladığım yaşam arasında nitelikleri itibariyle uçurum var. Bu uçurum üniversiteye başladığım sene çok da idealist bir yaşam kurguladığımdan dolayı değil, insanca yaşam koşullarının oldukça güç bir hal almasından dolayı. Öncelikle mezun olarak iş hayatına başlayabilirsem borçlarla başlayacağım. Bu her üniversitelinin yaşadığı bir şey, sürpriz bir durum değil benim için de. 5 yıl düzenli olarak sınav arası, sınav sonrası sigortalı/sigortasız işlerde çalıştım. Bu sene de öyle olacak. Ama elimde hali hazırda bir lisans mezunu niteliği olmasına rağmen bu niteliğimle ancak ve ancak en asgari hayati ihtiyaçlarımı karşılayabilirim. Bu kaygılarım salt yurttaş olmaktan kaynaklanan kaygılar olarak düşünülemez. Ekonomik krizin derinliği itibariyle Türkiye'de yaşayan herkesle bir eşitlik durumunun yakalandığını düşünüyorum ve ekonomik durum herkes gibi beni de etkiliyor. Fakat etkisini daha çok savaş düzleminde bir Kürt olarak tanımlayabileceğim sebepleri de var bu kaygıların. Bu savaş düzleminde bir Kürt olarak insani bir yaşam alanının olmadığını söyleyebilirim. İçimde beni silikleştiren korkuyu, panik içindeki yılgınlığı atamamanın, sağlıklı düşünememenin getirdiği kaygılar var."

İşsizliğin sebebi iktidar

Fırat, Veterinerlik Fakültesi mezunu: "Türkiye’de birçok kaygımız var. Bunların başında mezun olduktan sonra ne yapacağımız geliyor. Bugün mezun olan bir öğrencinin herhangi bir kurumda iş bulması neredeyse imkansız. Zaten okumamız için ailelerimiz borç yapıyor, biz öğrenim kredisi çekiyoruz. İş de bulamadığımız için bunları nasıl ödeyeceğimizin telaşına düşüyoruz mezun olur olmaz. Çoğu kişinin kendi işini kurması da mümkün değil. Bu yüzden de belirsizlik içerisindeyiz. Bu belirsizliğin sebebi Türkiye’deki iktidar. İktidarın savaşa yaptığı yatırımlar herkesin geleceğinden çalıyor. İnsanlar ekonomik sorunlarından bahsederken, iktidar mermi fiyatlarından bahsediyor. Zaten kaygılarımızın asıl sebebi bu karşılaştırma. Savaşa ayrılan bütçenin ülkenin geleceğine aktarılması tüm sorunları çözer." 

Savaş gündelik yaşamı vuruyor

Cudi, Hukuk Fakültesi Mezunu: "Türkiye’de bir geleceğin mümkün olduğunu düşünmüyorum. Türkiye Cumhuriyeti kurulduğundan beri tekçi, şovenist, mezhepçi bir anlayış güttüğü için bir Kürt’ün, Alevi’nin, LGBTİ+’nın veya herhangi bir azınlığın gelecek planlamasının mümkün olduğunu düşünmüyorum. Öte yandan son 7 yılda yaşanan ekonomik çöküşe baktığımızda bunun asıl sebebinin Kürt’e karşı başlatılan yoğun savaş olduğu barizdir. Yeni mezun olmuş bir Kürt genci olarak Türkiye’de kendim için bir gelecek göremiyorum. Kürt kimliğimden dolayı telefonlarımın dinlenmesi, takip edilmem, izlenmem de cabası. Geliştirilmiş olan savaş konsepti gündelik hayatımızı dahi hedef almakta. Tecavüze uğrayıp intihara sürüklenen ve yaşamına son veren bir Kürt kadının yazdığı intihar mektubunda, intiharın müsebbibi bir uzman çavuş olduğu için ceza dahi almıyor, aksine ödüllendiriliyor. Bir Kürt genci olarak tüm bunları görüyor, takip ediyor ve elimden geldiği kadar ses çıkarıyorum, ancak yine de bu sebeplerden dolayı Türkiye’de gelecek düşünemiyorum. Bu kaygıların giderilebilmesi için devletin saldırgan politikaları bırakıp çözüm için somut adımlar atması gerekir. Bunun için başta tecridin kaldırılması gerekir. İrademizle seçilen belediyelerdeki kayyumlar geri alınmalı ve seçtiğimiz belediye başkanları görevlerine iade edilmeli. Siyasi tutsakların yaşadığı işkencelere son verilmesi ve tutsakların serbest bırakılması gerekir. Bunlar gerçekleştikçe ekonominin düzeleceği de çok net bir gerçektir. İktidarın tüm kaynakları savaşa ve cezaevlerine harcaması hem krizin hem de kaygılarımızın asıl sebebidir."