İktidar bloklaşmaları ve Kılıçdaroğlu

Forum Haberleri —

4 Kasım 2021 Perşembe - 23:30

CHP Genel Başkanı Kemal kılıçdaroğlu

CHP Genel Başkanı Kemal kılıçdaroğlu

  • Kılıçdaroğlu Kandil’i yerle bir edecekmiş! Öyle diyor, zat ı şahaneleri. Henüz iktidar olmadan, iktidar olmaları halinde yapacaklarını söylüyor. Bunu ciddiye almak gerekir mi bilemiyorum. Halk deyişini herkes biliyor; “Ayranı yok içmeye, atla gider…” diye…

DOĞAN AMED

Mevcut durumda Türkiye siyasi sahnesine bakanlar, bir tarafta ‘Cumhur İttifakı’ adı altında AKP, MHP, Vatan partisi, BBP, Hüda-Par’ın birliğini, diğer tarafta da ‘Millet İttifakı’ adı altında CHP ve İyi Parti’nin başını çektiği, Deva, gelecek ve saadet partisinin oluşturduğu birliği göreceklerdir.

Aralarında çok fazla bir fark bulunmayan her 2 blok’unda iktidar blok’u olduğunu söylemeye gerek bile yok…

Bu iki iktidar bloğunun dışında bir de Türkiye’nin demokratik güçleri ve Kürtlerin birliğini temsil eden; halkların, kültürlerin, demokratik inanç kesimlerinin olduğu ve kendisini 3.yol olarak tanımlayan alternatif blok var.

Yeni bir durum olarak sunulsa da bu durum, dikkatlice bakıldığında bunun çok da yeni olmadığı, tarihin (Osmanlının son dönemi) güncelde tekrar dile gelip vücut bulduğu, mevcut durumda gerçekleşenin, tarihtekinin (basit değil, elbet) bir tekrarı olduğu çok rahatlıkla görülebilecektir.

“İki" çizgi tek zihniyet

Enver bir çizgiydi; Osmanlı’yı yıkımdan kurtarmak gibi bir amaç edinmişti, fakat tarih, artık Osmanlı tarzı güçlere yer vermeme üzerine gelişme içerisine girmişti.

Nitekim Enver-Talat-Cemal troykası da bunu çok geçmeden anlamıştı; son bir gayretle “İslam-Ümmet kardeşliği” diyerek birliği korumaya çalışsa da, tarih hükmünü vermiş ve Osmanlı işgal altında tuttuğu Arabistan yarımadası ve balkanlardan sökülmüştü.

Yusuf Akçura’ya atfedilen “3 tarzı siyaset” kuramı, bu durumu çok geniş biçimde değerlendirir ve Osmanlıcılık, Panislamizm ve Türkçülük’ü teker teker ele alıp, neden Türkçülükte karar kılınması gerektiğini anlatır.

Sonrası malum; Türkçülükte karar kılan bu çizginin sahipleri, 1. dünya savaşından yenilgiyle çıktılar. Yenilgi sonrası, devletin yönetim kademelerinden uzaklaştırılan bu çizginin yerine, adına Kemalist hareket denen çizgi geç-irildi-ti.

Elbette Enver çizgisi, iktidardan uzaklaştırılınca yok olmadı, kendisini farklı biçimlerde ve farklı isimlerle devam ettirdi; yeri geldi, Kemalist hareket içerisinde yer aldı, yeri geldi kendisini farklı parti ve isimlerle konumlandırdı, lakin her dönem de devletin içerisinde bir blok olarak var olmaya devam etti.

Öte yandan; bu bloklar dışında adı konulmasa da, 3. yol olarak konumlanan kesimler de vardı.

Ermeni, Kürt, demokratik muhalefet, zayıf ve örgütsüz olmakla birlikte vardı, ancak siyasete etki edecek düzeyleri bulunmamaktaydı. 

O dönemi ve günümüzün anlaşılmasına yardımcı olacak bir başka yön ise şudu: Enver ve daha sonra Kemalist olarak adlandırılan 2 çizgi arasında zihniyet ve nitelikte çok büyük farklılıklar bulunmamaktaydı; ayrıştıkları nokta, Türkçü-milliyetçi-faşizan politikaların nasıl hayata geçirileceği idi.

Birisi (Enver) saldırgan iken, ötekisi ise, (Kemalist) gerek duyulduğunda saldırgan olan, fakat koşulları ve şartları çok fazla zorlamayan, gerçekçi (!) olmaya çalışan idi.

Farklılık, daha çok tarz ve taktikte yaşanıyordu; bundan ötürü aynı zihniyetli kadrolar her yerde yer aldılar, her partide bulundular, TC’nin yönetimi oldular. TC’yi bu şekilde yöneterek, bilinen yüz yıllık anti-demokratik, faşist ve soykırımcı sistemi kurdular.

Yüz yıllık cumhuriyet tarihindeki iktidarlara baktığımızda, bu zihniyetin dışında pek bir şeyin olmadığını çok net bir şekilde görüyoruz.

Denge siyaseti ve 3. yola karşıtlık

Her iki iktidar blok’u da, her zaman için devlet bürokrasisi, ekonomisi, siyaseti ve yönetiminde bir dengenin olmasına azami dikkat ettiler.

Bir parti veya bir çizginin devlette dengeleri değiştirecek düzeyde hakim olması halinde bunu sorun olarak görüp devleti tekrardan dengelerine oturtma arayışı ve çatışması içerisine girdiler-girmekteler.

Günümüzde, AKP’nin dengeleri değiştirecek düzeyde devlete yerleşmesinin tepkiyle karşılaşmasının bir yönü de budur, demek yanlış olmayacaktır.

Lakin her iki iktidar blok’unun arasında yaşananlar ne olursa olsun; toplumda ve siyasette ortaya çıkan elverişli ortamdan üçüncü çizginin yararlanmaması için ortak çaba halinde olmaları hiç durmadı.

Üçüncü çizginin önünün kesilmesi için açık, gizli çok yoğun bir çaba içinde olmak her iki blok-çizginin de temel çalışması ve amacı oldu.

Bu, kaba yöntemlerle yapılabileceği gibi, üçüncü çizgi dinamiklerini kendi içine alarak eritmek, demokratik güçler dışında ‘alternatifler’ çıkarmak şeklinde de olabilir. (CHP’nin 1960 sonrası yaptıkları budur)

Cumhuriyetin ilk dönemlerinde, özellikle tek partiden çok partiye geçiş sürecinde, incelikli yöntemi kullanan DP olurken, DP’nin iktidar olması ve devleti temsil etmesi ile birlikte roller değiş-tiril-miş, CHP demokratik muhalefete yaklaşarak, onu içerleme ve böylece Kürtlerin ve demokratik muhalefetin yer aldığı 3. Yol’un alternatif haline gelmemesi için uğraşmıştır.

Bugün kaba yöntemlerle ön kesme, tasfiye etme çalışmalarını yürüten, AKP-MHP faşist ittifakı olmaktadır. Bu ittifakın tüm uygulamalarını bu amaçla yaptığı açıktır.

İçine alarak eritme veya demokratik güçler dışında sistem içi ‘alternatifler çıkarma’ işini ise daha çok Millet İttifakı, onun içinde de CHP yapmaktadır.

***

Gelinen aşamada rejim açısından AKP-MHP iktidarıyla devam etmek, astarı yüzünden pahalı bir durumu doğurmuştur. 

Sadece Kürtler değil, bir avuç azgın azınlık dışında coğrafyada yaşayan tüm kesimler; emekçiler, kadınlar, üniversiteler, dini ve kültürel guruplar, AKP-MHP iktidarının yönelimi altına girmiş haldedirler.

Tepki, değişim talepleri ve arayışlar yoğundur ve bu arayışların adresinin Kürt özgürlük hareketi ve temsil ettiği çizgi olduğu birçok kesim tarafından görülmekte ve Erdoğan-Bahçeli diktası aşılırken, alternatif, demokratik güçler içinde değil, bizzat sistemin içinde oluşturulmak istenmektedir.

Bunun, başarılması halinde, Türkiye ve Kürdistan’daki hâkimiyetin yeni adlarla ama aynı özle sürdürülmesi anlamına geleceğini belirtmeye gerek yok.

“Ayranı yok içmeye, atla gider…”

Kılıçdaroğlu Kandil’i yerle bir edecekmiş! Öyle diyor, zat ı şahaneleri. Henüz iktidar olmadan, iktidar olmaları halinde yapacaklarını söylüyor. Bunu ciddiye almak gerekir mi bilemiyorum. Halk deyişini herkes biliyor; “Ayranı yok içmeye, atla gider…” diye…

Adama sorarlar ve sormak da gerekiyor: Daha düne kadar diktatör karşısında iki cümle kuramayacak denli zavallı duran sen, hangi kudreti kendinde gördün de, 50 yıldır yapılamayanı yapacak cesareti edindin?

Neyle, hangi güçle? Seni yetiştiren, sana akıl veren, seni o koltuğa oturtanların yapamadığını sen hangi üstün yeteneklerinle yapacaksın?

Bugüne dek yapılmamış olan hangi vahşeti yapacak, bunun için hangi silahları kullanacak, hangi güçleri devreye koyacaksın? O nedenle çok üzerinde durulacak ve ciddiye alınacak bir yönü yok, bu kart ergen çıkışların…

3. yola açılan imkan

Öte yandan, bunun dile gelmesi, ne Kürt halkı, ne Kürt özgürlük hareketi ve onun bileşenleri ve ne de demokratik muhalefet açısından yeni bir durum değildir. Bilinenin tekrarı, malumun ilanı olmaktan öte olmadığı gibi, şaşırtıcı bir şey de değildir.

Zira Kürtler ve Kürt özgürlük hareketi CHP ve onun paydaşları için gerçekçi olmayan beklentiler içerisine girmiş değildir; bir yandan Türk devletinin 100 yıllık inkar ve imha politikalarına karşı direnirken, öte yandan AKP-MHP iktidar blok’una karşı politikanın gereklerine göre hareket etmektedir.

Lakin, Kılıçdaroğlu’na söyletilen bu sözlerin, Kürtler ve demokratik muhalefet açısından avantaja dönüştürülecek yönleri çok daha fazladır; AKP-MHP blok’unu devirmek için Kürtlere ve Kürt özgürlük hareketine ihtiyaçları gün gibi ortadadır.

Bu anlamda, Kılıçdaroğlu’na söyletilen bu sözlerin, Kürtlerin önümüzdeki süreçte elini daha da güçlendireceği gün gibi ortadadır…

Belirtilmesi gereken bir diğer şey de şudur: Kılıçdaroğlu, “Kürt sorunu parlamento da çözülür” ve “Muhattap HDP’dir” demiş midir? Demiştir. Bu sözü inkar edebilir mi, mümkündür.

Lakin ne Kürtler ve ne de tarih hafızasız değildir; söylemek ve sonra inkar etmek, bayatlamış bir politikadır.

CHP açısından bir kırılma yaşanmıştır ve bundan geriye dönüş mümkün olamayacaktır. Günü gelir, inkar edilen bu sözü, sahibine yutturmak da vardır, tıpkı Erdoğan’a yutturulduğu gibi...

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.