İran'ın geleceğinde Kürtler

Jin Jiyan Azadî / foto:AFP
- İran'ın geleceğine Kürt katılımı opsiyonel değil, zorunludur. Kürt siyasi aktörler, taban meşruiyeti, örgütsel deneyim ve diğer muhalefet güçleriyle iş birliği yapma iradesine sahip.
- Bunlar, çoğulculuk, temsili yönetim ve toplumsal uyuma dayalı bir savaş sonrası düzenin inşası için hayatidir. Katılım, dengeli ve güvenilir geçişin en güçlü güvencesidir.
İran Kürtleri, üç yıl önce “Jin Jiyan Azadî' hareketinde öncü rol oynadı. Jîna Emînî'nin katledilmesi büyük öfkeye yol açtı. Kürt kenti Seqiz’de başlayan protestolar, kısa sürede İran’ın 31 ilinin tamamına, 165’ten fazla şehre ve 144 üniversiteye yayıldı. Hareket, İran rejimine yakın tarihin en önemli meydan okumalarından birine dönüştü.
Bu, İran tarihinde izole bir olay değildi. Bu yılın başlarında da temel siyasi değişim taleplerini yansıtan yeni bir protesto dalgası yaşandı. Rojhilatê Kurdistan'daki genel grev, Tahran ve diğer kentlerdeki göstericilerle dayanışmayı ortaya koydu ve Kürt katılımının rejime karşı geniş ulusal hareketle iç içe geçtiğini bir kez daha gösterdi. Rejimin tepkisi ise kitlesel katliamlar ve tutuklamalarla çok sert oldu; bu da İran’da siyasi muhalefetin bedelinin ne kadar ağır olduğunu bir kez daha kanıtladı.
Savaşla birlikte İran’ın geleceğine dair tartışmalar yoğunlaşırken, Komala'nın ABD Temsilcisi Salah Bayaziddi, The Washington Times'taki makalesinde, istikrarlı ve demokratik bir geçiş için ortaya konacak herhangi bir ciddi vizyonun, Kürtleri mutlaka kapsaması gerektiğini belirtti. Salah Bayaziddi, şunları yazdı: Kürt siyasi partileri milyonlarca insanı temsil edip önemli örgütsel kapasiteye ve geniş taban desteğine sahiptir. Sıklıkla dar bir güvenlik penceresinden bakılarak, İran’ın toprak bütünlüğüne tehdit olarak gösteriliyorlar. Bu yaklaşım, son derece haksızdır. Self-determinasyon hakkı uluslararası hukuk tarafından tanınmaktadır ve İran’daki Kürt hareketleri, parçalanma yerine siyasi diyalog ve sorumlu yönetime yönelik tercihlerini defalarca ortaya koydu. Kürtler, ülkeyi istikrarsızlaştırmak bir yana, birleşik bir İran’da daha kapsayıcı ve istikrarlı bir siyasi düzenin inşasına anlamlı katkılar sunma potansiyeline sahiptir.
Tarihsel olarak Kürtler, İslam Cumhuriyeti’ne karşı direnişin ön saflarında yer aldı. 1979’da İslam Devrimi sonrası düzenlenen referandumda Kürtler ezici çoğunlukla mevcut sistemi reddetti, dışlayıcı teokratik devlete erken bir muhalefet sinyali verdi. O tarihten bu yana Kürt hareketleri, bölgesel taleplerin ötesine geçerek İran’ın farklı etnik ve toplumsal gruplarını kapsayan geniş demokratik taleplerle uyum sağladı.
Bugün İran kritik bir kavşakta duruyor. Siyasi geçişler, yalnızca mevcut rejimlerin çöküşüyle değil, onların yerine kurulan sistemle de tanımlanır. Sürdürülebilir yönetim, meşruiyet, kapsayıcılık ve kamu güvenine dayanır. Derin toplumsal kökleri ve siyasi deneyimi olan grupları dışlamak istikrara değil, yeni çatışma ve parçalanma döngüsüne yol açar.
Bu nedenle Kürt katılımı opsiyonel değil, zorunludur. Kürt siyasi aktörler, taban meşruiyeti, örgütsel deneyim ve diğer muhalefet güçleriyle iş birliği yapma iradesine sahip. Bu nitelikler, çoğulculuk, temsili yönetim ve toplumsal uyuma dayalı bir çatışma/savaş sonrası düzenin inşası için hayati öneme sahiptir. Kürtlerin ve diğer toplulukların dahil edilmesi, dengeli ve güvenilir bir geçişin en güçlü güvencesidir.
Kürt hareketlerini doğuştan tehdit unsuru gibi göstermek, bu imkânı baltalıyor. Bu tutum, politika seçeneklerini daraltıyor, olası koalisyonları zayıflatıyor ve on yıllardır süren huzursuzluğun temel nedeni olan dışlama döngüsünü pekiştiriyor. Daha doğru bir yaklaşım, Kürt aktörlerinin bir engel değil, demokratik bir geleceğin ortakları olarak görülmesidir.
Özellikle ABD’deki politika yapıcılar için bu perspektif değişikliği çok önemlidir. İran halkını desteklemek, güvenilir muhalefet gruplarıyla angajmanı, iletişim teknolojilerine erişimin genişletilmesini (özellikle son baskılar ve uzun süreli internet kesintileri dikkate alındığında) ve rejim devam ederse grev gibi barışçıl protesto biçimlerini desteklemeyi gerektirir. Ayrıca Kürdistan bölgesinin 40 yılı aşkın süredir orantısız siyasi idamlara ve askerileşmeye maruz kaldığını kabul etmek, Kürtlerin dahil edilmesini hem stratejik bir zorunluluk hem de tarihsel bir sorumluluk hâline getiriyor.
ABD’nin alabileceği ek önlemler arasında, insan hakları standartlarına uygun askeri firarları teşvik programları ile rejime bağlı elitlerin kalan finansal ağlarını hedef alacak çalışmalar yer alabilir. İran halkı için özel bir demokrasi fonu oluşturulması da siyasi geçiş ve kurumsal gelişime uzun vadeli taahhüt anlamına gelecektir.
Kürt aktörlerle angajman bir taviz olarak değil, bir zorunluluk olarak görülmelidir. Onların rolü İran’ın geleceğinde periferik değil, merkezidir. İstikrarlı ve demokratik bir İran, nüfusunun önemli kesimlerini dışlayan yaklaşımlardan çıkamaz. Bunun yerine kapsayıcılık, karşılıklı tanıma ve paylaşılan siyasi sorumluluk temelinde inşa edilmelidir. Kürt katılımı vazgeçilmezdir. Kürtlerin İran’ın geleceğini şekillendirmedeki rolünü tanımak ve entegre etmek, yalnızca adalet meselesi değil, kalıcı istikrar ve anlamlı demokratik değişim için de önkoşuldur. HABER MERKEZİ















