İran savaşından bölgesel savaşa doğru
Hüseyin GEDİK yazdı —
- Çağımızın vebası haline gelen dincilik ve milliyetçilik ideolojileriyle ayakta kalmaya çalışan köhnemiş rejimler, kendi halkına da en büyük zararı veriyor.
HÜSEYİN GEDİK
İsrail-ABD ile İran savaşının yol açtığı bölgesel ve küresel gelişmeler, dünya gündemindeki yerini koruyor. Bu savaşın amacı ve ulaşılmak istenen hedefler konusundaki belirsizlikler nedeniyle nasıl ve ne zaman sonuçlanacağı da bir muammaya dönüşmüş durumdadır.
Savaşın gerekçesi yapılan konular, bölgesel ve küresel sistemin krizidir. Bu sistemsel kriz, İran savaşıyla aşılması hedeflense de daha büyük sorunlara yol açması kaçınılmaz hale geldi. İsrail ve ABD, İran’ın nükleer kapasitesini yok etmek, zenginlik kaynaklarına çökmek, 'direniş ekseni' dedikleri Irak, Lübnan, Filistin, Yemen’de desteklenen güçleri İsrail için güvenlik sorunu olmaktan çıkarmak, vekalet savaşlarına son vermek ve böylece bölgedeki askeri varlığına son vermek için İran savaşına giriştiler. Bütün bunlar bir rejim değişikliği olmadan gerçekleşmesi oldukça zor görünüyor. Askeri stratejiler açısından değerlendirdiğinde ABD ve İsrail'in hedeflerine ulaşıp ulaşmayacakları konusunda kafalar karışık görünüyor. Savaşın gidişatına dair ABD ve İsrail tarafından yapılan tutarsız ve dengesiz açıklamalar, kafa karışıklığını daha da arttırıyor. Psikolojik savaşla sahadaki durum arasında yaşanan belirsizliklerden savaşın sonucunu kestirmek zorlaşmakla beraber, kapsam ve derinlik bakımından bölgeye yayılma ihtimali de söz konusudur.
İran'ın hedeflerini çeşitlendirerek çevresindeki ülkelere saldırması, savaşın yayılmasına ve uzamasına zemin hazırlıyor. İran’ın savaşı zamana yayarak uzatması kendisine avantajlar sağlayacaktır. Bu avantajları kullanarak stratejik açıdan bir savunma hattı çizmiştir. İran’ın 'direniş ekseni'nin de halen aktif olduğu görülüyor.
İran’ın üst düzey yöneticileri hedef alınarak öldürülmüş olsa da savaştan tümüyle düştüğü anlamına gelmiyor. Ne kadar darbe yese de ABD ve İsrail'in amaçlarına ulaşmaması halinde İran için bir başarı hikayesi ortaya çıkacağı muhakkaktır.
ABD ve İsrail’in sadece hava saldırılarıyla bekledikleri sonuca ulaşmaları bu aşamada pek mümkün görünmüyor. İran’ın alt yapısı tahrip edilerek kolu kanadı kırılsa da karadan bir saldırıyla beraber kitlesel kalkışma olmadığı müddetçe molla rejimini değiştirmede zorlanacaklar. Savaş uzadıkça ABD ve İsrail için daha fazla risk oluşturacaktır. Her iki ülkenin savaştan olumsuz etkilenmeleri halinde toplumsal muhalefetin oluşması da dahil ekonomik, askeri ve siyasi kayıplar daha fazla zorlayıcı hale gelecektir.
İran savaşı, küresel krizi derinleştirecek potansiyele sahiptir. Molla rejimi devrilmediği müddetçe ağır darbeler alsa da İran ayakta kalmaya ve sorunlu bir alan olmaya devam edecektir. Böylesi bir durum, ABD ve İsrail’in başarısızlık hanesine yazılacaktır. Savaşın mevcut seyirde uzaması durumunda ise savaş karşıtı toplumsal tepkiler artacak, ülke ekonomileri olumsuz etkilenecek, küresel kriz derinleşecek ve psikolojik üstünlüğün İran’a geçmesine hizmet edecektir.
Savaşın sonuçlanması için ABD ve İsrail’i tatmin edecek ve kendi kamuoyuna anlatacak elle tutulur bir başarı hikayesine ihtiyaç vardır. NATO ülkelerinin bu aşamaya kadar temkinli davranarak savaşa müdahil olmaması, İran için avantajlı durum anlamına gelse de küresel çapta olumsuz sonuçlar ortaya çıkması durumunda bir tavır değişikliğine girmeleri beklenen bir durumdur. İran yanlısı 'direniş ekseni'nin fiilen savaşın bir tarafı olması halinde, saldırılarda darbe alan Körfez ülkelerinin de savaşa dahil olması kaçınılmaz hale gelecektir. Özellikle de Suudi ve Birleşik Arap Emirlikleri, bu savaşta İran’ın yaralı bırakılmasından ziyade rejimin yenilgiye uğratılmasını en hararetli savunan ülkelerin başında geliyor.
İran savaşının geldiği bu aşamada savaşan tarafların askeri, siyasi ve jeopolitik üstünlükleri açısından savaşın olası sonuçları hakkında bir kanaate varmak mümkündür. Tarafların hangi şartlarda müzakere masasına oturacakları konusunda yürütülen arabulucu çabalardan sonuç çıkmış değildir. Ucu açık sürdürülen savaş durumu söz konusudur. Savaşın nasıl ve hangi şartlarda biteceği veya devam edeceğine dair iç içe geçen birçok spekülatif değerlendirme yapılıyor. İran, ABD ve İsrail’in beklentilerini karşılar duruma gelmesi yönünde bir emare göstermediği gibi ABD ve İsrail’in, İran’ı yenilgiye uğrattığı da söylenemez.
İçinden çıkılmaz bir hale doğru gittiği ve yan etkilerinin arttığı bir savaşa dönüşmüş olması halinde yıkım ve tahribatlar daha da artacaktır. Rakiplerin birbirlerine üstünlük sağlamak için enerji ve sanayi alt yapılarına dolayısıyla sivil hedeflere yönelmeyi bile göze almaları muhtemeldir.
Ortadoğu’nun zihniyet kalıplarından beslenen ulus devlet formatlı yönetimlerin yaratacağı sonuç, İran savaşıyla kendisini dışa vurdu. Çağımızın vebası haline gelen dincilik ve milliyetçilik ideolojileriyle ayakta kalmaya çalışan köhnemiş rejimler, kendi halkına da en büyük zarar veriyor. Ulus devletlerin, bölünme parçalanma korkusuyla azınlıkların dillerini-kültürlerini yasaklayarak kendilerini güvenceye alma dönemi kapanmıştır. Söz konusu iktidar modelleri aşılmıştır.
Benzer bir durum kapitalist sistem için de geçerlidir. Sistemin temsilcisi durumundaki ABD yönetimi, hiçbir kural tanımayan haydutlukla istediği yere saldırarak, güç kullanarak dünyaya ayar veriyor. Askeri teknolojik üstünlüğe dayanarak herkese kafa tutuyor.
İran savaşı belki de türünün son örneğidir. İran’la aynı konumu paylaşan Türkiye’nin de aynı akıbete uğraması içten bile değildir. Ortadoğu, düşmanlıklar üreten bir coğrafya olmaktan kurtulması için demokrasiden başka çözüm şansı yoktur.
