Suriye’de devlet inşası ve Rojava
Hüseyin GEDİK yazdı —
- Merkezi üniter yapının, toprak bütünlüğünün korunması adına Suriye’nin başına çöreklenmiş cihadist bir örgütün dayatmalarına boyun eğmek entegrasyon değildir.
- Henüz nasıl bir devlet sisteminin kurulacağı dahi bilinmezken, bu konuda bir konsensüs sağlanmamışken kim kime nasıl entegre edilecektir? Bu sorunun karşılığı yoktur.
- Savaş tehdidi altında halklara biat dayatılıyor. Entegrasyon adına teslimiyet anlamına gelecek algıların oluşması, halk nezdinde ciddi tepkilere ve gerilimli ortamlara neden oluyor.
- HTŞ ve Özerk Yönetim arasında yaşanan çatışmaların tahribatları bile tam manasıyla giderilmedi, birçok savaşçının akıbeti net değil. İşleri yokuşa süren bir mantalite var.
- Eldeki kazanımların, entegre aldatmacasıyla tasfiye edilmesi isteniyor. Sürecin bu şekilde devamı halinde yeni bir savaş kaçınılmaz hale gelecektir.
HÜSEYİN GEDİK
I. Dünya Savaşı'ndan sonra Ortadoğu’da çizilen sınırlarla oluşan Suriye devleti, Fransa’ya bağlı manda sistemiyle yönetilen bir ülke haline geldi. 24 Ekim 1945'e kadar da Fransız mandası olarak varlığını sürdürdü. Fransız askeri varlığının çekilmesiyle manda sisteminden kurtuldu, bağımsız bir devlet oluşturma sürecine girdi. Birleşmiş Miletler'in (BM) onayıyla 1946'da da Suriye devletinin bağımsızlığı onaylanmış oldu.
Suriye, 1945-2024 yılları arasında yaşanan bir dizi askeri darbelerle el değiştiren Arap milliyetçiliğinin hüküm sürdüğü BAAS rejimi ile yönetildi. Kısa adı BAAS olan Arap Sosyalist Diriliş Partisi'nin sivil ve askeri kanatları arasında yaşanan iktidar mücadelesinden yararlanan Hafız Esad, 1971’de gerçekleştirdiği askeri darbeyle yönetimi ele geçirdi ve 2000’deki ölümüne kadar 29 yıl boyunca iktidarda kaldı. Yönetim, 2000-2024 yılları arasında Beşar Esad’ın idaresinde kaldı.
BAAS rejiminin yönetiminde kurulan Suriye ulus devleti, kısa ömürlü ve kanlı bir geçmişe sahiptir. Yapay sınırlarla çizildi, askeri darbelerle yönetildi, tek parti rejiminin kurumları haline gelen devlet sistemi nihayetinde yıkılmaktan kurtulamadı.
Muhammed Buazizi adındaki gencin 18 Aralık 2010'da Tunus’ta kendisini yakmasıyla tetiklenen ‘Arap Baharı’ yaklaşık 19 Arap ülkesine yayılarak kitlesel protestolara dönüştü ve bazı ülkelerde iktidar değişimlerine, iç çatışmalara neden olurken Suriye’de daha fazla derinleşerek büyük bir yıkıma yol açtı.
Suriye'de 26 Ocak 2011'de başlayan rejim karşıtı gösteriler kısa sürede ülke geneline yayıldı ve bir yıl sonra da bir iç savaşa dönüştü. 13 yıldan fazla süren iç çatışmalar neticesinde resmi olmayan rakamlara göre 500 binden fazla insanın ölümüne, milyonlarca insanın yerinden edilmesine yol açan BAAS rejimi yıkıldı ve ulus devletin varlığı fiilen ortadan kalktı.
BAAS'ın yerine HTŞ
BAAS'ın yerine geçen HTŞ, devlet geleneğini temsil etme ve sürdürme ehliyetine sahip olmayan örgütler koalisyonundan oluşmuş bir yapılanmadır. Şam Kurtuluş Hareketi olarak bilinen Heyet Tahrir Şam (HTŞ), selefi, cihatçı temelde kurulan ve Sünni İslam’ın mezhep siyasetini temsil eden bir örgüttür. Köktendinci geleneğe dayanan Selefi-cihatçı ideolojiyi Arap milliyetçiliğiyle harmanlayan HTŞ, Ensaruddin Cephesi, Ceyşu’s-Sünne, Liva El-Hak ve Nureddin Zengi örgütlerinden oluşan el-Nusra cephesinin bir devamı olarak şekillendi. Terör örgütleri listesinde yer alan HTŞ, 2018'de Türkiye tarafından da 'terör örgütü' olarak listelendi.
Zor bir süreçten geçiliyor
İçinde yabancı uyruklu cihatçı gurupların da yer aldığı HTŞ’nin Suriye’de yıkılan devlet sistemini yeniden inşa etmesi oldukça zor görülüyor. Hemen hiçbir konuda devlet yönetme ehliyeti olmayan bireylerin atanma yoluyla kurumların başına getirilerek devlet sistemi inşa edilmeye çalışılıyor. Hali hazırda Suriye’de işleyen bir norm devletinden söz edilemez. Dolayısıyla azınlıkların, idari yapıların, özerk kurumların, savunma ve güvenlik güçlerinin, eğitim sisteminin HTŞ yönetimine entegrasyonu, bilinenden de zor bir süreçten geçiyor. Merkezi üniter yapının, toprak bütünlüğünün korunması adına Suriye’nin başına çöreklenmiş cihadist bir örgütün dayatmalarına boyun eğmek entegrasyon değildir.
Bilinmezliklerle entegrasyon
Henüz nasıl bir devlet sisteminin kurulacağı dahi bilinmezken, bu konuda bir konsensüs sağlanmamışken kim kime nasıl entegre edilecektir? Bu sorunun karşılığı yoktur. Rojava özerk bölgesinde iç savaş sürecinde inşa edilmiş kurumların hangi yapıyla nasıl entegre edileceğine dair birçok bilinmezlik mevcuttur. Anayasası bile yazılmamış Suriye’nin BAAS sisteminden kalma yol ve yöntemlerle yeni Suriye’nin yönetilmesi daha da kötü sonuçlara yol açıyor. İran savaşının tozu-dumanı içinde gündemden düşen Suriye’de savaş tehdidi altında halklara biat dayatılıyor.
Irak ve Suriye gibi devletlerin yaşadığı dış askeri müdahaleler nedeniyle BAAS sisteminden kalma devlet işleyişi yıkıldı, yönetimleri dağıldı. Yerine oluşturulan mekanizmalar kurumsallaşan devlet mekanizmaları olmaktan uzaktır. Siyasi, hukuki, idari ve güvenlik sistemleri çöktü. Yönetim, yasama, yargı ve güvenlik erklerinde inşa edilen yeni sistemlerin ise ihtiyaca cevap veren, sorunları çözen yapılar olmaktan ziyade içten yozlaşıp sorun üreten bir sistem haline gelmesi kaçınılmazdır.
Halkın da tepkisi var
DAİŞ’e karşı mücadele ortamında oluşan Özerk Yönetim, HTŞ’nin bilinen cihadist geçmişiyle entegre edilmesi anlamına gelen merkezi bir sistemin kurulması her açıdan sancılıdır, zorlayıcıdır. Pratikte yaşanan sorunlar, entegrasyon adına teslimiyet anlamına gelecek algıların oluşması, halk nezdinde ciddi tepkilere ve gerilimli ortamlara neden oluyor. Büyük bedeller uğruna elde edilen kazanımların, güven ortamı oluşmadan HTŞ yönetimine devri her açıdan sakınca barındırıyor. HTŞ ve Özerk Yönetim arasında yaşanan çatışmaların tahribatları bile tam manasıyla giderilmiş değildir. Birçok savaşçının akıbeti henüz netleşmiş değildir. Savaş esirlerinin serbest bırakılması, yerinden edilen halkın güvenlikli bir şekilde evlerine dönmesi dahi istenilen düzeyde yerine getirilmemişken entegre olmak akla ziyan bir uygulamadır.
Entegre adına tasfiye
Suriye’de son derece keyfi uygulamalarla işleri yokuşa süren bir mantaliteden devlet idaresi oluşturuluyor. Emrivaki yöntemlerle Rojava’nın selefi-cihatçı yapıya entegre edilmesi bekleniyor. Can güvenliği başta olmak üzere hiçbir güvenlik garantisi olmadan eldeki kazanımların pazarlık konusu yapılması bir yana, entegre aldatmacasıyla tasfiye edilmesi isteniyor. Sürecin bu şekilde devamı halinde yeni bir savaş kaçınılmaz hale gelecektir.
