İyi edebiyata çocukların da ihtiyacı var

Kültür/Sanat Haberleri —

Arzu Karacanlar

Arzu Karacanlar

  • Çocukların da aynı biz yetişkinler gibi hayatı deneyimlemek, hayal kurabilmek ve çocukluklarını yaşayabilmek için edebiyata ihtiyaçları var. En önemlisi dünyanın iyi bir yer olmadığını ama aynı zamanda harika bir yer olabileceğini görebilmeleri için. 

MIHEME PORGEBOL

Türkiye'de yayıncılık imkanları belki de hiç olmadığı kadar kısıtlı. Ekonomik kriz, faşist-popülist kültür politikaları, sansür ve oto-sansürler bağlamında tartışmaların hiç eksik olmadığı yayıncılık dünyasında ayakta kalmaya çalışan, yayınlarının çizgi ve niteliğini birincil sorumluluk olarak gören yayınevleri de her zaman oldu. Adını iki ağabeyi tarafından sokak ortasında vurulduktan sonra kaldırıldığı hastanede yine ağabeyleri tarafından öldürülen Güldünya Tören’den alan Güldünya Yayınları da sözünü ettiğimiz bu yayınevlerinden biri. 2014 yılında kurulan Güldünya Yayınları, feminist bir yayın politikası izliyor. Her ne kadar yayıncılık alanında bilinen birçok yayınevinden daha genç bir yayınevi olsa da Güldünya Yayınları'ndan çıkan eserler oldukça ses getiriyor. Özellikle de çocuk kitaplarıyla. Daha önce yayımladıkları "Kese Kağıdı Prensesi", "Küçük Feministin Kitabı" ve "Morris Micklewhite ve Turuncu Elbise” gibi çocuk kitaplarıyla alışılagelmiş çocuk edebiyatı algısını dönüştürmeye kararlı olduklarını gösteren Güldünya Yayınları artık herkesin ne kitap basacağını merakla beklediği bir yayınevi olmuş durumda. 

Biz de Güldünya Yayınları editörlerinden Arzu Karacanlar ile Güldünya Yayınları'nın yayın politikaları bağlamında çocuk edebiyatına yaklaşımları hakkında konuştuk. 

Sorarsak çocuk edebiyatının önemli olduğunu herkes söyler ancak sizce neden önemlidir çocuk edebiyatı?

Bana göre çocuklar için edebiyatın önemi yetişkinler için öneminden çok farklı değil. Edebiyatın her türü bizi anlama ve düşleme yönünde cesaretlendirdiği; başka hayatlar ve başka ihtimaller üzerine bizi güçlendirdiği için önemlidir. Çünkü sizin potansiyelinizi harekete geçirmenizi ve yalnız hissetmemenizi destekler. Çocuk için de aynı nedenle önemli. Çocukların da aynı biz yetişkinler gibi hayatı deneyimlemek, hayal kurabilmek ve çocukluklarını yaşayabilmek için edebiyata ihtiyaçları var. Bence en önemlisi dünyanın iyi bir yer olmadığını ama aynı zamanda harika bir yer olabileceğini görebilmeleri için edebiyata ihtiyaçları var. En azından ben ve Güldünya'daki arkadaşlarım böyle düşünüyoruz. İyi edebiyata herkes gibi çocukların da ihtiyacı var.

Çocuk edebiyatı dediğimiz şey büyümesi devam eden, her şeyi almaya çok açık, henüz zarar görebilir durumda olan bireylere dönük bir edebiyattır. Yazar, alıcının [çocuğun] hiç duvarının olmadığını hesaba katarak daha dikkatli olabilir. Dolayısıyla çocuğun etkilenme, uygulama ve onunla biçimlenme olasılığı -bunu pedagoglar daha iyi bilir- bir yetişkine göre daha yüksek. Çıkardığımız kitaplar üzerine çocuklarla zaman zaman yaptığımız sohbetlerde edindiğim izlenime göre çocuklar almaya daha açık oldukları için etkilenmeleri de daha fazla oluyor.  

Size göre çocuk edebiyatı üretilirken nasıl bir sorumlulukla hareket etmek gerek?

Çocuğa yönelik herhangi bir alanda çalışan birey ve kurumlar için çocuğun zarar görebilirliğini dikkate almak zaten çok önemli bir sorumluluk. Ancak bununla birlikte yine çocuk edebiyatının sorumluluğu yetişkin edebiyatınınkinden çok da farklı değil. Bir aktarım yaparken, dünyayı yeniden tanımlarken ürettiğiniz içerikle zaten her tarafımızı saran eşitsizlikleri yeniden üretip üretmediğinize bakmalısınız. Dünya pek çok eşitsizlikler üzerine kurulu. İnsanlar cinsiyete, yaşa, etnik kimliğe ya da ırka dayalı olarak zarar görebiliyor. Sizin yaptığınız iş bu eşitsizliklerin gerekçelendirilmesi, yeniden üretilmesi veya normalleştirilmesi üzerine kuruluysa o zaman çocuğa da, yetişkine de zarar vermiş olursunuz. Bizim Güldünya Yayınları olarak dikkat ettiğimiz ve durduğumuz nokta burası.

Peki üretici verdiği bu zararın farkında değilse? 

Farkında olarak ya da olmayarak bu yapılabiliyor. Çünkü baktığınızda dünyanın düzeni de bu eşitsizliklerle ayakta duruyor. Bu eşitsizliklere dayanan toplumsal bir kurgu içerisinde yaşıyoruz. Dolayısıyla üretilen pek çok içerik tabii ki bu eşitsizliklere dayanarak kendini var ediyor.  Buna geleneksel pek çok ninni, kitap, masal, fabl vb. dahil. 

Çok yakınılan bir durum olduğu için konuyu daha da açmak istiyorum. Çünkü kitapçılardaki çocuk edebiyatı raflarına baktığınızda tehlikeli birçok şey görebiliyorsunuz. Bu yüzden bir de Güldünya Yayınları nasıl içerikleri basmaya uygun görüyor?

Bizim durduğumuz yer şurası: Güldünya, feminist bir yayınevi. Kendisini toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin olduğu bir kurgu içerisinde bu eşitsizliği teoride ve pratikte ortaya koymaya çalışarak ele alan içerikleri basmaya odaklanan bir yayınevi. Biz bu dünyanın kadınların ve kadın emeğinin sömürüsü üzerine varlık sürdürdüğünü düşünüyoruz. İçinde yaşadığımız toplumsal kurgunun da buna dayalı olduğunu düşünüyoruz.  Bu kurgu çocuğun doğduğu andan itibaren kendini içinde bulduğu bir kurgu. Dolayısıyla bu eşitsizliği görünür hale getirmek, işyerinde, okulda, evde, sosyal hayat içerisinde kendini nerede nasıl gösteriyorsa bunun görünür hale gelmesi ve bunu değiştirmeyi hedefleyen pratikleri yayın alanı olarak seçiyoruz. 

Şimdi ben size Güldünya Yayınları'nda çocuk edebiyatı üzerine çalışan biri olarak şunu söyleyebilirim: Biz hem ebeveynlere hem de çocuklara dönük daha didaktik, bize göre olması gerekenleri anlatan kitaplar yayımlayabilirdik. Ama yayımlarımızı takip edenler böyle bir çizgiden kaçındığımızı görürler. Çünkü amacımız öğretmek değil. Hepimiz farklı konu ve alanlarda azınlıklarız. Çocuklar da bu azınlık gruplarından biri. Dolayısıyla çocuğun kendini yalnız hissetmemesi, kendisi gibi düşünen çocuk ve yetişkinler olduğunu bilmesi bizim en önemli motivasyon noktamız. Aynı şey ebeveynler için de geçerli. Trans çocuğu olan ebeveyn de kendini yalnız hissediyor çünkü. Sadece kız çocuğu olduğu için korkunç eşitsizlikler içerisinde ezilen çocuklar var. Benzer bir eşitsizlik içerisinde ezilen trans çocuklar var, Kürt çocuklar var, Suriyeli çocuklar var. Eğer genel edebiyata bakarsanız bu çocukları göremezsiniz. Oysa gerçeklik öyle değil. O çocuklar tek ve yalnız değil. Biz de onların yalnız olmadığını duyurmak istiyoruz. 

Dediklerinize ek olarak Türkiye'de egemen kimliğin dışında kalan çocuklara (Kürt, Laz, trans, engelli, mülteci vb.) dönük eserlerin yayım imkanı bulamadığını söyleyebiliriz. Bu gerçeklik birçok kez tecrübe edildi. Başka kimliklerdeki çocukların hikayeleri neden yayım imkanı bulamıyor?

Galiba ülkedeki yayın piyasasının genel durumuna referans vermeden bu konuda bir şeyler söylemek zor. Uzun zaman boyunca Türkiye'de yayıncılığın çok farklı alanlarında çalıştım. Diğer ülkelerdeki durumu bilmiyorum ama Türkiye'deki yayın piyasasının güçlü bir piyasa olmadığını söyleyebilirim. Bizim baskı adetlerimiz sürdürülebilirliği sağlamaya yeterli değil. Satış adetleri kendisinden sonra başka kitaplara yatırım yapmayı destekleyecek adete ulaşmıyor. Buna ulaşan popüler kitaplar dışında hiçbir kitap devamlılığı sağlayabilecek bir döngü yaratamıyor. Sektörün genelini etkileyen böyle bir boyut var. Bu sektör ticari ek kaynaklar kullanmadan kendisini döndürebilen ve hak ettiği yatırımları alarak ilerletebilen bir sektör değil Türkiye'de. Eğer bir sektör çeşitli koşullara karşı kendisini ayakta tutacak yatırımlar yapamıyorsa geriye düşer. Dolayısıyla kaynak gerekiyor ama Türkiye'deki yayınevlerinde böyle bir kaynak yok. 

Çocuk kitapları o kaynağı yaratmak için mi bu kadar pahalı?

Aslında sadece çocuk kitapları değil, bütün kitaplar çok pahalı. Çünkü kitapların fiyatlarını genellikle belirleyen şey baskı adetleri artık. Baskı adeti arttıkça kitapların birim maliyetleri düşer. Birim maliyeti düştükçe siz kitapları daha düşük fiyatlara satabilirsiniz. Yani bir kitabı bin adet basıp tanesini 50 liraya satarken on bin basarak 15 liraya satabilirsiniz. Bu döngünün dışına çıkmak da kaynak gerektirir. Kaynak olmadıkça az kitap basmak, az bastıkça da kitaplarınıza yüksek fiyat biçmek zorundasınız. Örneğin kaynağınız veya öz sermayeniz yoksa kağıt stoklayamazsınız. Kağıt stoklayamazsanız iktidardakiler SEKA'yı kapatır ve üç sayfalık broşür basmak için kağıt ithalatı beklersiniz. Her ay kağıt satın aldığınızda önceden planlayamadığınız kadar yüksek paralar ödersiniz. Bu bütün sektörler için geçerli. Ekmeğin de fiyatı yüksek, telefon faturası da yüksek, kitap da yüksek. Bizim gelirimiz çok düşük. 

Ancak çocuk kitaplarının şöyle bir farkı var. Türkiye'de çocuk kitaplarının pek çok ülkeden daha pahalı olduğunu görebiliyoruz. Ama Türkiye'de çocuklarına eğitim harcaması yapabilen, çocuklarının ruhlarının ve zihinlerinin nasıl geliştiğini dert edip buna para ayırabilen nüfus çok küçük. Bu durum kısmen de olsa kitap fiyatlarının pahalılığını açıklayabilir.

Yayınevlerinin hep aynı tür çocuk kitapları basmasının sebebi ne peki? 

Çünkü içine yaşadığımız ve dayanılması oldukça zor olan bu toplumsal kurguyu devam ettirmenin önemli araçlarından biri bu. Toplumsal kurgu derken sistemden bahsediyorum; içinde yaşadığımız bütün bu düzenin ta kendisinden. Düzenin sürekliliği için hep aynı şeyler basılıyor.

Ama biz bundan memnun değiliz…

Ben de bu düzenin çoğunluğun emeği ve hayatı pahasına devam edebildiğini düşünüyorum ancak memnun olanlar var. Öyleyse bu kurgunun devamını isteyenler de doğal olarak mevcuda dayalı içerik üretecekler. 

Peki siz Güldünya Yayınları olarak tüm bu anlattıklarınıza karşı nasıl bir yayın politikası güdüyorsunuz?

Biz aslında çok yoğun düşünsel süreçlerden geçerek politikamızı belirlemedik. Çoğumuz feminist hareket ve onun içeriğiyle üniversite yıllarında tanıştık. Biz yaşayabilmek için feminist olduk. Feminizmle daha önce tanışsaydık mutlaka daha önce feminist olurduk. Dolayısıyla bizim tek amacımız yayınevi değil. Biz kadınlar kendini yalnız hissetmesin diye kitaplar basıyoruz. Çünkü bizim okumak istediğimiz şeyler vardı ama bu şeyler Türkçede yoktu. Dünyada feminist çocuk kitapları olduğunu hatta bunların bir kısmının kültleşmiş kitaplar olduğunu ama hiçbirinin Türkçede olmadığını da çok sonradan fark ettik. Türkçede olmasında fayda gördüğümüz, arkadaşlarımızla konuşabilmek istediğimiz şeyler vardı. İmkanlarımız doğrultusunda da bu kitapları basmaya, o yalnızlık hissini dağıtmaya çalışıyoruz. Burada bizi etkileyen şey ise şu oldu: Çok şükür ki bahsettiğim kitapların çoğunu feminist kadınlar yazmış. Sadece kendileriyle ilgili değil, hayatın her alanında feminist oldukları için başka eşitsizlikler üretmemişler. 

 

Herkesin Gölgesi

Yayınevinizden son çıkan kitap da bir çocuk kitabıydı. Melanie Rutten'in Herkesin Gölgesi adlı kitabını Handan Öz çevirdi. Tüm bu konuştuklarımız bağlamında Herkesin Gölgesi üzerine bizimle paylaşmak istediğiniz bir şeyler var mı?

.

Herkesin Gölgesi aslında bu kadar küçük bir yaş grubuna yönelik çıkardığımız ilk kitap ama benim için ayrı bir anlamı var. O kitap benim seçtiğim bir kitap. Yayıncılık yapıyorsanız size çeşitli ajanslardan tanıtım bültenleri gelir. Bu bültenler Türkçedir. Ama asıl daha detaylı tanıtım kitabın ana dilindedir. Ben Fransızca bilmiyorum ve Herkesin Gölgesi'nin detaylı tanıtımı Fransızcaydı. Bültendeki kısa Türkçe tanıtımı okurken bile nefesim tutuldu. O kadar şiirsel, yalın ve sakin bir anlatımı vardı ki; gözlerim doldu. Kitabın Fransızcasını online sözlüklerden çevirerek okudum. Google Translate bile kitaptaki şiirselliğe engel olamadı diyebilirim. Yalnızlık, yas, kaybolma, yolculuk ve büyüme gibi birçok şey var kısacık metinde. Her çocuğun doğduğu andan öldüğü ana kadarki büyüme hikayesi okuyucunun gözüne sokmadan, çok ama çok sakin bir dille anlatılıyor kitapta. Ben okurken çok etkilenmiştim. Dolayısıyla bu kitabı basmaktan çok mutluyum. 

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.