Kapitalizmin krizi ve bir dizi

Forum Haberleri —

14 Ocak 2021 Perşembe - 23:00

  • 3. Dünya Savaşından 25 yıl sonrasını konu alan ‘La Valla’ dizisi, savaş sonrası iktidarın otoriterleşmesi ve toplumu her yönüyle esir almasını çarpıcı biçimde perdeye yansıtıyor. Ancak, kapitalist moderniteye karşı mücadelenin nasıl olması gerektiğine dair bir perspektif sunmuyor.

ENGİN MEYMAN

Kapitalist dünya düzeni, gün geçtikçe her yönüyle daha büyük krizlere ve toplumsal sorunlara yol açmaktadır. Muhtevası gereği kaos ve kriz yaratmak, sistemin sürdürülebilirliği açısından olmazsa olmaz kâbilindedir. Kapitalist sistemin yürütücülerinin sistemin yaşadığı derin krizin aşılması ve daha fazla kâr hırsı uğruna yapamayacakları şey yoktur. Adeta herşeyi mübah gören anlayışı, insanlığı büyük bir felaketin eşiğine getirmiş durumdadır. Ortadoğu ekseninde yaşanan Üçüncü Dünya Savaşı, iklim krizi, küresel ısınmanın vardığı boyut, doğaya yapılan suni müdahaleler sonucu doğal dengenin bozulması gibi daha birçok sorun kapitalist sistemin yaşadığı derin krizi aşmak için iktidar ve sermaye gruplarının neler yapabileceğine dair bir fikir veriyor bize.

Bu anlamıyla Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın “Kapitalizmin kanserleşme yaratan bir sistem” olduğu tespiti bize tehlikenin boyutunu göstermektedir. Kapitalist dünya düzenin yaşadığı global tıkanmayı aşmak uğruna başvurduğu yöntemler gezegenimizi âdeta yaşanmaz bir duruma getirmiş durumda. Savaşın yol açtığı yıkım, sefalet, açlık, giderek yoksullaşan toplum zenginin daha da zenginleştiği, yoksulun giderek yoksullaştığı insanların açlık sınırı altında yaşamaya mahkum edildiği bir dönemin zirvesindeyiz. Küresel ısınmanın, fabrika ve motorlu araçların yaydığı gazlar, kozmetik ürünlerinin artan kullanımının ozon tabakasına olan etkisi, ranta açılmak için binlerce yıllık tarihi eserlerin yok edilmesi, orman yangınları gibi birçok şey sayılabilir. Yani başta da belirttiğim gibi kapitalist sistem yaşadığı derin krizi aşmak için her yol ve yönteme başvuruyor. Bu anlamda kısa bir süre önce izlediğim İspanyol yapımı "La valla" adlı dizi kapitalizmin yol açtığı ve açmaya gebe olduğu toplumsal kriz, salgın hastalıklar ve doğal dengenin bozulması gibi birçok örneği barındırması açışından iyi bir örnek teşkil ediyor. Dizide, günümüzde yaşananlar ve yakın gelecekte bizi nelerin beklediği bir çok durum çarpıcı bir biçimde sahnelenmiş.

Madrit’te geçen (La Valla) dizideki olaylar kurgusu, 3. Dünya Savaşından 25 yıl sonrasını gösteriyor. Buna göre savaş sonrası iktidar giderek otoriterleşir ve toplumu her yönüyle esir alır. Tıpkı geçen yıldan beri dünyada esen Covid-19 salgınına benzer "Nora Virüs" adlı bir salgın ortaya çıkar. Toplum artık kriz öncesi koşullarının çok gerisinde yaşamak zorunda kalır. İnsanlar sağlıklı olduklarına dair belge olmadan hiç bir yere seyahat edemez hale gelir. Günün belli saatleri arasında sokağa çıkma yasakları ilan edilir. Toplumda sınıfsal bir ayrışma olur. Kent, zengin ve yoksullaşan toplumu kategorize ederek 1. Bölge, 2. Bölge... diye sınıfsal statüye göre bölünme yaşamak zorunda kalır.

İktidar ve devletin tarafında olanlar, her şeye ulaşma imkanına sahipken, toplumun geri kalanı açlık sınırında yaşar. İşsizlik ve yoksulluk giderek artan bir hal alır. Hükümetin Sağlık Bakanı olan Luis'in eşi ve aynı zamanda epidemoloji uzmanı olan Alma, üzerinde çalıştığı aşı geliştirme programında, çocukların kanındaki antikor oranının yüksek oluşu nedeniyle çocuklardan alınacak kanla sadece "elit-makam ve mevki" sahibi hastaları iyileştirmek istemektedir. Bu aşı çalışmaları esnasında ailelerine ‘öldü’ denilen ve devlet gözetiminde çalınan yüzlerce denek olarak kullanılan çocuk ölür. Hastalığın yayılmasının hız kazandığı bir dönemde hükümet, Sağlık Bakanı’na 15 yaşından küçük çocukların devlet gözetiminde kamplara alınacağı ve ailelerin de buna rıza göstermesi gerektiği yönünde bir açıklama ile çağrı yaptırmak ister. Asıl ivme burda başlar ve gerçeği bilen Sağlık Bakanı, açıklamayı hükümetin istediği şekilde değil de, çocukları koruma yönünde ailelere çağrı yapar ve devamında ‘terörist’ ilan edilir. Bunun üzerine daha önce Direniş Cephesi lideri olan ve virüs uzmanı eşi öldürülen, aynı zamanda torunu Marta da denek olarak kullanılan Emilla öncülüğündeki direnişçilere katılarak otoriterleşen iktidara karşı toplumu örgütler.

Dizi iktidar-devlet ve kapitalist sisteme yönelik eleştirel bir tarzda seyretse de buna karşı mücadelenin nasıl olması gerektiği yönü muğlak kalıyor. Ama her şeye rağmen izlenmeye değer ve önemli sonuçlar çıkarılabilecek bir dizi. Kesin olan şu ki, giderek kapitalizmin toplumu yok eden bir hal almasına karşı ciddi bir mücadele arayışı var. Ancak bunun nasıl ve alternatifinin ne olacağına dönük bir muğlaklık görülüyor.

Bu anlamda Rojava; kapitalist moderniteye karşı mücadelenin nasıl olması gerektiğine dair iyi bir örnek. Rojava’da örülen komünal sistem, kadın öncülüğünde inşa edilen ekolojik yaşam alanları, alternatif ve toplumcu eğitim anlayışı, toplumun her kesiminin kendi rengi ve özgünlüğü ile katıldığı yönetim şekli, tabandan- tavana, yerelden-genele işleyen karar mekanizması ile iktidar, devlet ve kapitalizmin tüm kurumlarını işlevsiz hale getirmiştir. Rojava’nın ekolojist, enternasyonalist, feminist, anti-kapitalist, sol ve sosyalist sistem karşıtı tüm güçleri birleştirici etkisinin sırrı, sadece sistem eleştirisi yapmakla kalmayıp aynı zamanda iyi bir alternatif yaşam ve sistem inşa etmesinden geliyor. Bu açıdan tekrar etmekte yarar var; kapitalizme karşı mücadelede sonuç almak isteyen herkesin ve kesimin bir kez daha dönüp Rojava’ya bakması gerekir. Bu anlamda kapitalizme karşı mücadelede sonuç almak için umut veren bir örnek olarak duruyor ve Rojava modelini her yerde esas mücadele tarzı haline getirmek gerekiyor.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.