Kaygısı kendisi değil halkı içindi

Dosya Haberleri —

14 Şubat 2021 Pazar - 23:00

  • Bugün Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın tutsak edildiği 15 Şubat Uluslararası Komplosunun 22. yıldönümü. Öcalan, 22 yıldır ağır tecrit altında tutulduğu İmralı’da direnişini sürdürüyor; Kürt halkı ise komplonun başlangıcından bu yana Önderliğinin etrafında kenetleniyor.

DENİZ BABİR

 

Ahmet Yaman, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın İtalya’da bulunduğu günlerde Kürdistan Ulusal Kurtuluş Cephesinin (ERNK) Roma temsilciliğini yapıyordu. Öcalan’ın İtalya’ya gelişine yönelik hazırlıklara dahil olan, geldikten sonra yaşananlara da birinci elden tanıklık eden Yaman, o günleri anlattı.

Öcalan’ın Rusya’da olduğu günlerde İtalya Parlamentosundaki siyasi partilerin grup başkan vekilleriyle bir basın toplantısı düzenlediklerini, bu toplantıya bazı siyasi partilerin başkanlarının da katıldığını anlatan Yaman, “Katılımcılar Başkan’ı İtalya’ya davet ettiler ve birçok sivil toplum kuruluşu da aynı tutumu sergiledi. Toplantıdan sonra İtalyan hükümetiyle görüşmeler gerçekleştirdik. Önderliğin İtalya’ya gelme süreci böylece başlamış oldu” dedi.

 

Rusya’nın iki şartı

Aynı günlerde Almanya’nın Öcalan’la ilgili tutuklama kararı çıkardığı bilgisini aldıklarını paylaşan Yaman, anlatımlarını şöyle sürdürdü: “Almanya’nın kararının öğrenilmesiyle İtalya hükümetiyle yaptığımız anlaşma bozuldu. İtalya, aranan birini ülkeye kabul etmekten çekiniyordu. Bu sırada Rusya araya girdi, İtalyan hükümetinden Önderliğin İtalya’ya girişiyle ilgili garanti istediler. İtalya hükümeti, ortaya iki şart koydu. Birincisi, siyasi iltica şartıydı; ikinci olarak ise Alman hükümeti Öcalan’ın iadesini talep ettiği takdirde iade etmek zorunda kalacaklarını belirttiler. Bu iki şartı kabul ederlerse Rusya’ya garanti vereceklerini söylediler. Bize, ‘İtalya hükümetinden biriyle birlikte Rusya’ya gidin, Öcalan’a bu şartları sunun, eğer o kabul ederse biz de Rus hükümetine bu şartları sunacağız’ dediler.

Ahmet Yaman, Kürt Halk Önderi Öcalan’la birlikte uçakta.

Roma’ya ilk adım

İtalyan hükümetinin yetkilendirdiği biriyle birlikte Moskova’ya gittik. Başkan bizi havaalanında karşıladı ve kendisini ilk kez orada gördüm. Başkan’a İtalya hükümetinin şartlarını ilettik ve kabul ederse İtalya’nın onu kabul edeceğini, hemen o gün İtalya’ya doğru yola çıkabileceğimizi söyledi. Başkan şartları reddetmedi ve ‘Benim için sorun değil, Almanya hükümeti isterse gidebilirim’ dedi. Aynı gün Önderlikle birlikte normal bir Rus havayolu şirketinin uçağıyla Roma’ya döndük. Roma Havaalanında, kontrol noktasında başkan, ‘Ben PKK Genel Başkanıyım, üzerimdeki pasaport da bana ait değil, iltica talep ediyorum’ dedi. Böylece Roma süreci başlamış oldu.

 

Almanya iade talep etmedi

Avrupa Birliği sınırları içinde Strasbourg Anlaşması uyarınca ‘suçluları iade etme’ mecburiyeti var ama bunun için Almanya’nın başvuru yapması gerekiyordu. Fakat Başkan hakkında bir uluslararası arama kararı vardı ve İtalya’ya girdikten sonra önce tutuklanarak Roma’ya yakın bir hastaneye yerleştirildi. Bu zaten bizim anlaşmamızda olan bir durumdu. Tutuklama sürecini cezaevinde geçirmeyecek, rahatsızlıklarından dolayı hastaneye yerleştirilecekti. Roma İstinaf Mahkemesi kararıyla uygulanan bu tutukluluk 10-15 gün sürdü. Almanya, iade talebinde bulunmadı, aksine bu süreçte uluslararası aramayı kaldırdı. Bunun nedeni de Öcalan’ın tutuklu olarak Almanya’ya girecek olmasından korkmaları oldu. Kürt sorunu gibi önemli bir sorunun ellerinde patlamasını istemiyorlardı. Tabii ki Almanya’da Kürt nüfusun yoğun olmasından dolayı da bunu istemediler, diye düşünüyorum. Bu karar aslında bir hukuk skandalıdır. Böylece Strasbourg Anlaşmasını ihlal etmiş oldular, hukuku bir kenara ittiler.

Dönemin ERNK Roma Temsilcisi Yaman, Öcalan’ın yaptığı birçok görüşmede de yer aldı.

D’Alemo’nun mahkeme projesi

Bu dönemde daha sonra anladık ki, dönemin İtalya başbakanı Massimo D’Alemo’nun başka bir projesi varmış. D’Alema, Roma’ya uluslararası bir mahkeme kurup Başkan’ı buraya yargılamak istiyordu ve bu projeye diğer Avrupa ülkelerini de katmaya çalışıyordu. Almanya bunu önce kabul etti ama ABD ve Türkiye’nin baskıları sonucunda geri adım atarak D’Alema’yı yalnız bıraktılar.

Önderliğin Roma süreci, toplamda 65-66 günlük bir süreden oluşuyor. Bu süreçte yapılan birçok görüşmenin tanığıyım. Şunu net söylemek lazım: Başkan’ın Roma’ya gelmesi, dünyada büyük yankı uyandırdı. Bu, Kürt sorununun uluslararası alanda tanınmasına da büyük katkılar sağladı. O günlere kadar belki birçok insanda ‘Başkan neden dağa değil de Avrupa’ya geçti’ sorusu vardı. Ben Önderlikte şunu çok açık gördüm: Siyasi çözüm konusunda büyük bir kararlılığı vardı. İtalya’da da başlangıçta D’Alema Başkan’la ilgili parlamentoda oylama yaptırdığında sağ partilerin bile büyük çoğunluğu, ‘Öcalan’ın siyasi iltica hakkı tanınmalıdır’ kararına oy verdi. İlk bir ay, çok yoğun ve olumlu bir süreçti ve Başkan’ın bunda çok katkısı oldu. Başkan’ın hükümet yetkilileriyle yaptığı bütün görüşmelerde ben de yer aldım. Başbakan D’Alema, Önderliğin siyasi çözüm konusundaki kararlılığını gördü. Başkan’ın yedi maddelik bir çözüm paketi vardı. Roma’da uluslararası mahkeme kurulması önerisini de Başkan kabul etmişti. Büyük bir kararlılık ve büyük bir fedakarlık söz konusuydu. Başkan’ın siyasi çözüm konusundaki Roma’daki bu tutumu, İmralı mahkemelerinde daha net anlaşıldı.

 

Öcalan halkı neden selamlamadı?

Önderlikle o dönemde her günün akşamında görüşmeye gidiyordum. Yaptığı görüşmelere mümkün olduğunca bizi de katıyor, bizimle durum değerlendirmeleri yapıyordu. Başkan çok pozitif bir insan, herkese de çok değer veriyordu. Roma’ya kendisiyle görüşmek için birçok ziyaretçi geliyordu ve İtalyan dostlarla da görüşüyordu. İtalyan dostlar üzerinde büyük etkiler bırakabiliyordu. Hele ki Önderliği ilk defa görenler, büyük hayranlık duyuyordu.

Bu süreçte kendini yakanlarla ilgili Başkan, çok üzülüyordu ve “Yapmasınlar” diyordu. Hatta bir ara, meydanda toplanan kitleyi ziyaret etme konusunda izin başvurusu yaptık, hükümet de bunu kabul etti. Her şeyi organize ettik. Önderlik, üstü açık bir arabadan kitleyi selamlayacaktı. Fakat orada kendini yakan arkadaşlardan dolayı başkan vazgeçti. “Şimdi ben oraya gidersem izdiham oluşur, halkımıza bir şey olur, endişeliyim” dedi. Çekinceleri vardı ve insanların kendilerini yakmasından dolayı duyduğu üzüntü ve endişe, Başkan’ı derinden etkilemişti.

 

‘Ahmet, kendine dikkat et’

Bu süreçte beni en çok etkileyenlerden biri de şuydu: Roma’dan Rusya’ya dönüyoruz, uçaktayız. Bana, ‘Ahmet, geri döndükten sonra kendine çok dikkat et, sana saldırılar olabilir’ dedi. Roma’ya ilk uçakla geri dönmem gerekiyordu. Önderlik, kendisi için kaygı duymuyordu ama bizim için, halkı için kaygı duyuyordu. Önderliğin bu yaklaşımı beni içten içe çok duygulandırdı, çok etkiledi.”

 

 

 

‘Duyduğumuz anda Roma’ya doğru yola çıktık’

 

  • O heyecan, Önderliği görme umudu, çok farklıydı. Yanımıza soğuk olduğu için battaniye almıştık, onları heyecandan trende unuttuk. Milano gümrüğünden İtalya’ya girdik. Gördüğümüz manzara karşısında bir hayli şaşırdık: Meğer bu gece vakti yola çıkan bir tek biz değilmişiz. Binlerce insan Milano sokaklarındaydı.

 

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, İtalya’da siyasi çözümün önünü açmak için görüşmeler yaparken Avrupa’da yaşayan Kürtler ise yönlerini Roma’ya çevirmişti. Farklı ülkelerden Roma’ya akın eden on binlerce Kürt, Öcalan’a çabalarında destek olabilmek için ellerinden geleni yapmaya çalışıyordu. Öcalan’ın İtalya günlerinin bu boyutunu, o dönemde yaşadıkları Frankfurt’tan haberi alır almaz Roma’ya hareket eden üç Kürt’ten, Ömer Xelîkan, Kamil Durgun ve Arif Dirik’ten dinledik.

‘O heyecanı tarif edemem’

Ömer Xelîkan: Ben bir Orta Anadolu Kürt’üyüm ve 1992’den bu yana Almanya’da yaşıyorum. Önderliğin Roma’ya geldiği haberini aldığımda bende oluşan sevinci, heyecanı asla tarif edemem. Önderliği canlı görmek umuduyla haber aldığım anda beş arkadaşla birlikte hemen arabalara bindik, Roma’ya doğru yola çıktık. Bizden önce haber alanlar, çoktan İsviçre sınırına yığılmıştı ve gümrük işlevsiz hale gelmişti. Gümrük görevlileri bu yığılmayı anlamakta zorluk çekiyordu. Pasaportu olmayanlar bile gümrüğe gelmişti, orada tutuluyorlardı. Bazıları sınırı geçemedikleri, Önderliğe ulaşamadıkları için ağlıyordu. Sınırda tutulanlar bize, ‘Ne olur Önderliği gördüğünüzde selamlarımızı söyleyin ve hepimizin Roma’ya bir şekilde ulaşacağımızı haber verin’ diyordu.

Biz Roma’ya ulaştığımızda arkadaşlar açlık grevindeydi. Kıştı, hava soğuktu, eksi 8 dereceydi ama soğuk kimseye işlemiyordu. Söz konusu Önderlik olunca her şey değişiyordu. Açlık grevi, üç günlük dönüşümlü olarak sürüyordu ama ben beş gün açlık grevinde kaldım. Ben orada olduğum süre boyunca arkadaşlar grevdeydi, benim yemek yemem o direnişe ve emeklerine saygısızlık olur gibi geldi.

Tüm bu süre boyunca, ‘Acaba Önderlik gelir mi? Bir konuşma yapar mı?’ diye bekledim. Çeşitli haberler geliyordu. Kimi, ‘Önderlik hastanede tedavi görüyor’ diyordu, kimi ‘Almanya iadesini istiyor’ diye bir haber veriyordu. Ben oradayken yapılan ilk yürüyüşe üç bin, ikinci yürüyüşe 70 binin üzerinde kişi katıldı. O an yaşadığımız duyguları anlatmamım imkanı yok.

Orada kalmayı çok istiyordum ama Almanya’da da eylemler yapmamız gerekiyordu. Almanya, Önderliğe yönelik tutuklama kararı çıkarmıştı. Biz Bonn’da 200 bin insan topladık ve Alman devletine ‘Siz nasıl 40 milyonluk bir halkın önderini yargılarsınız’ diye tepki gösterdik. Sonrasında Almanya İtalya’ya mesaj yolladı ve ‘Öcalan’ı istemekten vazgeçtik’ dediler.

Önderliğin tutsaklığına karşı eylemler yıllardır devam ediyor. 22 yıldır ben de bunun mücadelesini veriyorum. Herkes artık bilmeli ve kavramalı: Önderliğin esaretini asla ve asla hiçbir Kürt kabul etmiyor. Biz Önderliğimiz için her zaman alanlarda olacağız ve onun özgürlüğü için direnişi daha da yükselteceğiz.

 

‘Bizim için hayat durdu’

Kamil Durgun: Ben 40 yıldır Frankfurt’ta yaşıyorum. Önderliğin Roma’ya geleceğini daha o gelmeden önce duymuştum, çünkü arkadaşlarla sürekli iletişim halindeydim. Önce telefon geldi, Önderliğin Hollanda’ya geleceğini söylediler ama bize ‘Bekleyin’ dediler. Birkaç saat sonra bu kez ‘Önderlik Roma’ya geldi’ dediler. Akşam saat 9’da haberi alır almaz dört arkadaşımla birlikte tren istasyonuna gittik ve Roma’ya doğru hareket ettik.

O heyecan, Önderliği görme umudu, çok farklıydı. Yanımıza soğuk olduğu için battaniye almıştık, onları heyecandan trende unuttuk. Milano gümrüğünden İtalya’ya girdik. Gördüğümüz manzara karşısında bir hayli şaşırdık: Meğer bu gece vakti yola çıkan bir tek biz değilmişiz. Binlerce insan Milano sokaklarındaydı ve Roma’ya geçebilmeyi bekliyordu. Gümrük polisleri adeta işlevsiz kalmıştı. Öcalan ismini duyduklarında bizi bıraktılar. Hiç unutmuyorum, doğrudan D’Alema bir tren ayarlayarak bizim Roma’ya geçmemizi sağladı.

Roma’ya vardığımızda önce pek kimse yoktu ama bir anda insanlar akın etmeye başladı ve kocaman meydan doldu taştı. Roma’da çok kalacağımızı düşünerek hemen kendimize bir komite kurduk. Üç gün o soğukta öylece bekledik. Üçüncü günün sonunda Roma’nın belediye başkanı bize ısınmamız için tenekeler dolusu odun ve mercimek, pirinç, süt gibi gıda ürünleri yolladı. Tabii İtalyan devrimcileri de komün çalışmaları yapıyorlardı. Sayımız giderek 35 bine ulaştı ve artık gelenleri nöbetleşe karşılıyorduk.

Önderliğin İmralı esareti sürecinde biz hiç durmadık, hep eylemdeydik. Örgütlü olmayan, sadece Kürtlük duygusu taşıyanlar bile bu ihanete sessiz kalamadılar. Bu süreçten sonra zaten hiç ummadığımız insanlar bizimle birlikte mücadele etme kararı verdiler ve Kürt ulusal mücadelesine sahip çıktılar. Hiçbirimiz bu komployu beklemiyorduk. Adeta gözümüz döndü ve bizim için hayat durdu. Bedenlerini ateşe verenler oldu. Bu süreç, bizim tarihimizin en karanlık sürecidir. Hayatı boyunca insancıl bir demokrasi mücadelesi veren Önderlik, bunları asla hak etmedi. 22 yıl geçti, Önderliğe yönelik tecrit maalesef devam ediyor. Biz o yıllarda olduğu gibi bu yıl da alanlarda olacağız. Tek amacımız Önderliğin özgürlüğüdür. İmralı şahsında ben, umudumuz olan bütün gerilla güçlerini yürekten selamlıyorum.

 

‘Herkes patlayan bomba gibiydi’

Arif Dirik: 27 yıldır Frankfurt’ta yaşıyorum. O dönemde benim Roma’ya gidişim, öyle organizeli gelişmedi. Birkaç arkadaşla birlikte haberi aldığımız gibi olduğumuz yerden Roma’ya doğru harekete geçtik. Çok farklı bir süreçti. Esnafı, ailesi, kim varsa, haberi alan yönünü Roma’ya çevirdi. İsviçre ve İtalya sınırlarında adeta yığılmalar yaşanıyordu. Binlerce insan, sonu görünmeyen kuyruklar. Gümrük polisleri gelenleri geri de gönderemiyordu, çünkü insanların her şeyi göze aldığını görmüşlerdi.

Roma’ya vardığımızda Almanya’dan çıkışımızın üstünden iki gün geçmişti. Sınırdaki yığılma nedeniyle ancak ulaşabilmiştik. Bir hastane meydanı vardı, oraya gittik. İğne atsan yere düşmez, öyle bir kalabalık var. Ben de 14 gün Roma’da kaldım. Ayazda bekliyorduk. O sırada hemen yanı başımda aniden bir basınç hissettim ve birinin “Bijî Serok Apo” sloganı attığını duydum. Başımı çevirdiğimde birinin kendini ateşe verdiğini gördüm. Alevler içinde yanıyordu, sanki acı nedir hiç hissetmiyordu. Önderlik için herkes, adeta patlayan bir bomba gibiydi. Kabullenmesi zor bir süreçti. Bir şaşkınlık vardı ve kimse ne olacağını bilmiyordu.

Önder Apo, düşünceleriyle karanlığı aydınlatan bir ışık. 22 yıldır biz, Önder Apo için alanlardayız ve onun özgürlüğü sağlanmadığı müddetçe de alanları terk etmeyeceğiz. Esas teröristler, bu komployu gerçekleştirenlerdir. Kimse ışığımızı karartamaz.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.