KDP, 15 Ağustos’u engellemek istemişti

Dosya Haberleri —

12 Ağustos 2021 Perşembe - 07:16

XEBAT ANDOK

XEBAT ANDOK

  • 15 Ağustos Atılımı’nı KDP, engelleyemedi.  Böylece hem TC’ye verdiği taahhütü hem de  NATO Gladyosu’ndan aldığı görevi yerine getiremedi. Bu, KDP’nin iktidar hayallerine büyük bir darbe  vuruyordu. Bu nedenle de KDP, PKK’nin  tasfiyesi için en az TC kadar seferber oldu. 

SALİH DOĞAN

 

KCK Yürütme Konseyi Üyesi Xebat Andok, 15 Ağustos 1984 Atılımı’nın yıldönümü vesilesiyle, Kürt Özgürlük Hareketi’nin silahlı çıkışının Başûr’daki etkilerini ve KDP’nin PKK karşıtı politikasının arkaplanını değerlendirdi.

 

Genel bir soru ile başlamak istiyoruz: 15 Ağustos Atılımı’nın Kürdistan ve PKK tarihi açısından anlamı nedir?

15 Ağustos’u gerçekleştirmemiş bir PKK’nin varlığından, gelişme yaratmasından ve dolayısıyla herhangi bir yeri etkilemesinden bahsedilemez.

Partileşmeden önce ve sonra Apocu hareketin yaptığı tüm teorik tespitler, Kürdistan’ın kırıma uğratılan gerçekliği ve sömürgecilik, PKK’yi böyle bir atılımı gerçekleştirmek zorunda bıraktı. Zira var olmanın, özgürlüğü elde etmenin başka da bir yolu bırakılmamıştı.

PKK, bugün Kürt halkı içindeki en etkili güç, bölgesel bir aktör ve tüm ezilen halkları, toplumsal kesimleri etkileyen bir hareket haline gelmişse, bunda 15 Ağustos Atılımı’na cesaret edebilmesi, atılımı geliştirmesi, aynı çizgide süreklileştirerek günümüze kadar taşıması, belirleyici rol oynadı. Bu nedenle PKK’nin yarattığı tüm kazanımlarda, gerçekleştirdiği tüm yeniliklerde 15 Ağustos Atılımı’nın etkisini görmek, dahası tüm bunların bu atılımın sonucu olduğunu bilmek, çok büyük önem taşıyor.

Rahatlıkla söyleyebiliriz ki, 15 Ağustos’suz bir PKK düşünülemez bile. PKK’yi PKK yapan en büyük gerçekleşme, 14 Temmuz fedai direniş çizgisi temelinde gelişen tarihi 15 Ağustos Atılımı’dır; çünkü soykırımın eşiğine getirilmiş Kürt halkının nefes bile alması ancak soykırımcı düzene karşı verilecek bir özgürlük savaşı ile mümkün olabilirdi. Ancak bu yapıldığı zaman Kürtlerin özgürlüğü için yola düşmüş olmanın ve partileşmenin bir anlamı olacaktı. İşte 15 Ağustos, Kürtler için bu denli önemli, hayati ve gerekliydi. Nihayetinde gerçekleşen de bu oldu.

 

Peki Atılım’ın Güney Kürdistan’a (Başûr) etkisi nasıl oldu?

Bu etki, çok yönlü oldu. Atılımın gerçekleştiği 1984 yılından günümüze kadar gerillanın, gerilla savaşının ve bununla bağlantılı olarak da hareketimizin Başûr halkımız üzerindeki etkisi giderek artıyor. Elbette bu etkilenme, nerede durulduğuna bağlı olarak, halkı, kadınları, gençleri farklı bir şekilde kapsıyor; siyasi güçler açısından ise daha farklı etkilenme söz konusu. Hatta siyasi güçler içinde de KDP’yi farklı etkilerken, diğer siyasi güç ve çevrelere etkisi daha farklı bir karakterde oldu.

 

Nasıl? Biraz daha somutlaştırabilir misiniz?

Elbette. Kabile kişiliği, Kürtlerin temel karakteristik özelliklerinden. Bu özellik, ulus olarak davranmak yerine aileci, kabileci, aşiretçi, parçacı; özcesi yerel hareket etmeye neden oluyor. Bunun en derinlemesine yaşandığı yer ise Başûr’dur. Bunda tarihsel toplumsal özelliklerin yanında Başûr’un siyasi güçlerinin etkisi de oldukça fazla. Hatta bu gibi darlıkların önemli ölçüde aşıldığı günümüzde Başûr’da bunların hala canlılığını koruyor olması, neredeyse tamamen siyasi güçlerin yaklaşımı nedeniyledir.

15 Ağustos Atılımı’nın gerçekleştiği dönemde de Başûr, kendi içinde paramparçaydı. Başûr’daki halkımızı özgürleştirmek, Irak sömürgeciliğini Kürdistan’dan atmak üzere kurulmuş ve bunun için mücadele ettiği iddiasında olan pek çok örgüt ve güç, birbirleriyle amansız bir savaş içindeydi. Sömürgeciliğe karşı bir birlik yoktu. Dahası: Sadece Irak sömürgeci olarak görülüyordu ve Kürdistan’ın diğer parçalarına ilişkin herhangi bir sorumluluk hissi bulunmuyordu. Bu güçler, halka dayalı mücadele etmek yerine dış güçlere dayalı siyaset yapmayı esas aldılar. Dış güçlerin verdiği destek kesilince de -Cezayir Antlaşması sonrasında yaşandığı gibi- on binlerce peşmerge, silahlı oldukları halde özgürlük mücadelesini sonlandırdı. “Aş Betal!” denilen süreç böyle gelişti. Tüm bunların toplamı da halkta bir umutsuzluk, kararsızlık ve parçalanma yarattı.

 

Başûr halkı, 15 Ağustos eylemini duyduğunda etkilendi mi?

15 Ağustos Atılımı, sömürgeci soykırımcı TC rejimine karşı yapıldı ve kuşkusuz Başûr halkımız da bundan büyük bir heyecan duydu ve eylemi sahiplendi ama yapılan eylemlerden ziyade en çok da eylemi yapan gerilladan etkilendi. Çünkü gerillada peşmergede gördüklerinden daha farklı şeyler görüyorlardı. Gerillanın kısa sürede Kürdistan’ın dört parçasından gelen gençlerden oluşması, bu yönüyle bir parçanın değil tüm ülkenin ve ulusun gerillası olması, Başûr halkını da etkiliyor ve kısa süre içinde Başûr’dan gençlerin de gerilla saflarına katılmasını sağlıyordu. Başûr halkı, gerillada ülkenin bütünlüğünü ve ulusun birliğini görerek özgür gerilla saflarına binlerle aktı. Gerillanın fedai duruşuna çok büyük bir hayranlık duyuyorlardı.

Kapitalist modernite çağında Kürt gençlerinin her türden bireysel ve maddi yaşamdan kendini kurtarması ve ülkesi için, halkı için kendini feda etmesi, Başûr’da gerillaya olan hayranlığı arttırdı. Özgürlük gerillası, klasik isyancı duruştan ibaret değildi ve elinde silahı olsa da peşmergeden farklı olarak tüm yaşamını feda ediyordu; bu da halkı muazzam etkiliyordu. Gerillanın halkçılığı, samimiyeti, dürüstlüğü, temiz ahlakı, yüksek sorumluluk bilinci ve duyarlılığı da bunlara eklenince halk, gerillaya adeta aşık oldu. Giderek halkın kendini en rahat, güvende ve özgür hissettiği yerler, gerillanın bulunduğu alanlar oldu.

 

KDP gibi güçler, gerillanın 45 yıldır mücadele yürüttüğü, gerilla atılımının planlamasını yaptığı ve savaş verdiği Başûr’dan çıkması dayatmalarında bulunuyor. Halk gerillaya bu kadar olumlu yaklaşırken onlar neden bu şekilde düşünüyor?

Dediğim gibi Başûr’un siyasi güçleri, 15 Ağustos’tan ve özgürlük gerillasının giderek güçlenmesinden biraz daha farklı biçimde etkilendi.

KDP dışındaki siyasi güçler, kendilerini ezen KDP’ye karşı bir güç dengesi oluşturacak böyle bir çıkıştan memnun olup cesaret kazandılar. Zaten varlıklarını önemli ölçüde 15 Ağustos Atılımı’nı yapabilmiş PKK’ye dayandırarak sürdürüyorlar. Bu yönüyle gerilla, bu güçlerin de varlıklarının teminatı haline geldi.

Gerilla ama, hem yaşamda hem de direnişte çıtayı çok yükseltiyor ve bu da bu güçleri halk nezdinde zor duruma düşürüyor. Buna rağmen KDP dışındaki güçler, gerillanın varlığını hem kendileri hem de Güney Kürdistan’ın bütünü için hayati önemde görüyorlar. Bu yaklaşımda tabii ki pragmatizm söz konusudur ama onların da, halk gibi, gerillanın varlığını bir teminat olarak gördüklerini söyleyebiliriz.

Şimdiye kadar hep 15 Ağustos’tan olumlu etkilenmeleri sıraladık. Genelde PKK’nin çıkışından, özelde ise 15 Ağustos Atılımı’ndan en olumsuz etkilenen ise KDP. Tek başına bu durum bile KDP’nin halkımızın, kadınların, gençlerin ve Başûr siyasi güçlerinin isteklerine ve duruşuna neden bu denli uzak kaldığını göstermeye yeter. Bu ayrıca KDP’nin ne düzeyde ulusal hareket ettiğini de ortaya koyuyor.

 

Anladığım kadarıyla KDP’yi, bu yönüyle, Başûr halkından ve diğer siyasi güçlerden ayrı olarak ele alıyorsunuz…

Evet, ne yazık ki öyle. Halbuki Kürdistan’ı özgürleştirmek için yapılanları memnuniyetle karşılamalı ve daha eski bir örgüt olmaları nedeniyle destek olmalıydılar. Normalde olması gereken buydu ama hiç de öyle olmadı.

KDP, Atılım’ın başlamaması için de büyük bir çaba içine girmişti ve 15 Ağustos Atılımı’nın ardından da daha önce PKK ile yaptığı dayanışma ve birlikte hareket etme protokolünü iptal etmişti. Bu protokol ile sonuçlanan ilişkileri yanaşırkenki amacı da zaten PKK’yi kontrol altında tutmak ve onun TC’ye karşı savaş ilan etmesini TC ve NATO Gladyosu adına engellemekti. 

KDP, daha Molla Mustafa Barzani döneminde TC’ye, ona yönelik tüm tehditleri bertaraf edeceğine ilişkin bir taahhütte bulundu. Bu taahhüt ve KDP’nin NATO Gladyosu ile ilişkileri, KDP’nin Başûr başta olmak üzere Kürdistan’ın tamamında bir kontrol örgütü olarak programlanması, 15 Ağustos Atılımı’na karşı bu tavrın alınmasında da belirleyici oldu. KDP, PKK’nin çıkışına kadar da kendisine verilmiş görevleri başarıyla yerine getirmişti: Kürdistan’daki neredeyse tüm örgütlenmeleri bir şekilde etkisi altına almış, buna gelmeyenleri ise bertaraf etmişti. TC’ye karşı Kürt özgürlük mücadelesi yürütmek isteyen Dr. Şivanlara yapılanları da herkes biliyor.

15 Ağustos Atılımı’nı ise KDP, engelleyemedi. Böylece hem TC’ye verdiği taahhütü hem de NATO Gladyosu’ndan aldığı görevi yerine getiremedi. Bu, KDP’nin iktidar hayallerine büyük bir darbe vuruyordu. Bu nedenle de KDP, PKK’nin tasfiyesi için en az TC kadar seferber oldu.

 

Peki KDP’nin böylesi bir tutum takınmasında dış güçlerin PKK’ye olan yaklaşımının etkisi de yok mu?

Kuşkusuz ki var. Az önce belirttiğim gibi NATO Gladyosu’nun yaklaşımı belirleyici. KDP, pek çok şeyi zaten bu güçler adına yapıyor. Bilindiği gibi Kürt sorununu 1. Dünya Savaşı’ndan sonra dönemin hegemon güçleri yarattı. Kürtleri statüsüz bırakıp Kürdistan’ı aralarında paylaşan dört sömürgeci ülkeyi de ulus-devlet şeklinde formatladılar. 2. Dünya Savaşı’ndan sonra kapitalist modernitede hegemonya İngiltere’den ABD’ye kayınca ve Sovyetler ile Soğuk Savaş başlayınca, komünizm ve sosyalizmin yayılmasını engellemek gerekçesiyle, NATO’nun pek çok ülkesinde gladyo örgütlenmelerine gidildi. Türkiye’de de kurulduğu 1952’den beri gladyo, zamanla farklı isimlerle ve güç kaymaları da yaşayarak Türkiye’nin yöneteni ve Kürt sorununun asıl muhatabı olagelmiştir. İşte bu NATO Gladyosu’nun bir Kürt stratejisi var ve o cephedeki her şey bu çerçevede gerçekleşiyor. Bu stratejiye göre KDP’nin önü açılacak, PKK ise tasfiye edilecektir. KDP ile PKK arasındaki özsel farklılıkların yanı sıra işte kapitalist modernite güçlerinin KDP ve PKK yaklaşımlarının farklılığı, KDP’nin PKK’nin tasfiyesinde en aktif rolü oynamasına sebep olmaktadır. Bu yönüyle KDP, PKK’nin tasfiyesinde görevlidir.

KDP, PKK’nin tasfiye edilmesiyle Kürt sorununu yaratan büyük güçlerin Kürdistan’ı kendisine vereceğini düşünüyor. Bu nedenle böyle iştahlı davranıyorlar. Unuttukları veya henüz bilmedikleri şey ise, soykırımcı TC’nin kapitalist moderniteyle daha derin ve köklü ilişkilerinin olduğudur.

Gerçekten de KDP’nin hareketimizin tasfiyesi için yapmadığı şey kalmamıştır. Bunu da sadece Başûr’da değil, Kürdistan’ın her yerinde yapıyorlar. Hatta uluslararası komplo döneminde Önder Apo’nun Avrupa’da kalamaması ve hareketimizin “terör örgütleri” listesine alınması için Batılı güçlere yaptıkları başvuruların metni elimizdedir. 

Şimdi de aynı güçler tarafından hareketimizin tasfiyesi amacıyla güncellenen komplo koşullarında KDP, 15 Ağustos Atılımı’nı gerçekleştirmiş, Kürdistan’daki tüm kazanımların elde edilmesini sağlamış, Kürdistan’ın varlığının garantisi olan özgürlük gerillasının tasfiyesi için her şeyi yapıyor. Gerilla karşısında tarihi bir hezimet yaşayan TC ordusunu stratejik yenilgiden kurtarmak için seferber olmuş durumdalar. İlan edilmemiş bir savaşı özgürlük gerillasına karşı çok kapsamlı bir şekilde yürütüyorlar.

 

Bu bağlamda bizi önümüzdeki günlerde ne beklediğine dair öngörüleriniz var mı?

Mevcut durumda KDP, ya Kürtlük davasını tümden bırakarak özgürlük gerillasının tasfiyesiyle Kürt soykırımını gerçekleştirmek isteyen güçler gibi olmuştur ya da Kürdistan’a hakim olması önünde engel olarak gördüğü hareketimizi uluslararası güçlerin de desteğini alan TC’ye ezdirmek için çabalamaktadır. İkincisinde, PKK’nin tasfiyesiyle Kürdistan’ın her yerindeki tüm kazanımların kendisine kalacağını ve Kürdistan’ın hakimi olacağını hesaplıyor. Gerillanın tasfiyesi için bu kadar çabalaması bundan dolayı.

Bir şeyi ama belirtmekte fayda görüyorum: KDP’nin de var olmak için PKK’ye ihtiyacı var. KDP, dış güçlerin verdiği destekle yaşıyor ve bu destekle Kürdistan’a hakim olacağını zannediyor. Halbuki dış güçler onu, PKK’nin Kürdistan’daki etkisi ve bölgede ve hatta dünyada etkili olma potansiyeli nedeniyle destekliyor. KDP, kendisine verilen desteğin PKK olmadan da devam edeceğini sanıyor. Halbuki o süreç, 1975’teki Cezayir Antlaşması ile sonuçlandı. O dönemde ona destek veren dış güçler, sömürgeci devletlerden yana tavır aldılar ve verdikleri desteği de kestiler. Dağılmış, parçalanmış, mücadele iradesini yitirmiş, Aş Betal’ı yaşamış ve bir iddiası kalmamış KDP’nin yeniden desteklenmesinin tek nedeni, hesapta olmayan bir şekilde PKK’nin ortaya çıkmasıdır. Dolayısıyla PKK’nin tasfiye edilmesi halinde KDP’ye de ihtiyaç kalmayacaktır; bu durumda KDP de tasfiye olacaktır. KDP, kendisini göbekten dış güçlere bağlaması nedeniyle basireti bağlandığı için bunları göremez hale gelmiştir. Akıl tutulması denilen şey de herhalde budur.

TC, Lozan’ın yüzüncü yılında, kaybettiği ve “Misak-ı Milli” diye tanımladığı toprakları -ki buna Başûr da dahildir- ilhak etmek için seferber olmuş durumda. Özgürlük gerillasının tasfiyesi için TC ile birlikte iş tutmak, kendi mezarını kazmak anlamına geliyor.

Halkımız bu tehlikeleri görüyor; PKK’nin TC ve diğer sömürgeci güçlerin Kürt soykırımını başarması önündeki en büyük engel olduğunu, Kürdistan’ın en özgürleştirici gücü olduğunu biliyor. Bu nedenle de halk, PKK’nin var olmasını ve Başûr’da kalmasını istiyor.

KDP’nin aksine Başûr halkı, PKK’nin Başûr’da ne işi olduğunu sormuyor, aksine PKK’nin neden hâlâ Başûr’u yöneten güç olmadığını sorguluyor ve PKK’yi eleştiriyor. Halkımız, Başûr’u bile en az iki parçaya bölmüş despotik karakterli KDP yönetimini istemiyor. Halk nezdinde KDP, hem ideolojik hem de politik olarak ömrünü çoktan tamamlamış durumda. Varlığını sürdürüyor olması da halktan gördüğü destekten kaynaklanmıyor; PKK’nin daha etkili hale gelmesini engellemek üzere kendisine verilen dış destekten kaynaklanıyor. Gerçekte KDP, hala ayakta kalan bir güç değildir; PKK’nin daha etkili hale gelmesini engellemek için ayakta tutulan bir güçtür.

Ne var ki temsil ettiğini iddia ettiği halka ters düşenlerin, kendisini uluslararası güçlere ve Kürt düşmanlarına göbekten bağlamış olanların başarılı olması mümkün değildir. Beklentimiz, KDP’nin yüzünü artık halkına dönmesi ve başkalarına göre değil Kürt halkının istemlerine göre hareket etmesi ve hareketimizi tasfiye çabalarından vazgeçmesidir. Bu gerçekleşirse Kürtler, özlemini duydukları her şeye kavuşacaktır.

Biz, Kürt halkının er ya da geç hak ettiği özgür, eşit, demokratik ve kadın özgürlükçü yaşama kavuşacağına, Kürdistan’ın özgürleşeceğine ve Ortadoğu’nun demokratikleşeceğine inanıyoruz.

 

 

KDP ile PKK’nin Kürtlük dışında ortak noktası yok

 

Belki tekrar ya da malumu ilâm da olacak ama KDP ile PKK’yi birbirinden bu denli farklı kılan, hatta karşı karşıya getiren nedir?

Bu iki parti birbirinden o kadar farklı ki, deyim yerindeyse Kürtlük dışında hiçbir ortak veya benzer noktaları yoktur, diyebiliriz. Adeta varoluşsal olarak farklı ve hatta zıt. Biraz somutlaştıralım…

* PKK, tüm Kürdistan’ı Kürtlerin gözüyle, yani bütünlüklü görüyor ve kurtuluşu da ulusun birlikte özgürlüğü temelinde ele alıyor. KDP ise Kürdistan’ı soykırımcı rejimlerin gördüğü gibi parçalı görüyor ve özgürlüğü ise soykırımcı TC’ye peşkeş çektiği iki şehre hakim olmak şeklinde ele alıyor. 

* PKK, kurtuluşun Kürt halkına ve dostlarına dayanarak, özgüç temelinde mümkün olabileceğini savunuyor; KDP ise kurtuluşun dış güçlerle işbirliğine dayanarak gerçekleşeceğini düşünüyor. Bu desteği almak için de Kürt halkının ne dediğine değil, soykırımcı sömürgeci rejimler de dahil dış güçlerin kendisinden istediklerine bakıyor ve ona göre pozisyon alıyor. Başkalarına göre olma hali, KDP’yi Kürt halkının duruşunun karşıt kutbuna yerleştiriyor.

* PKK, sömürgeciliğe karşı savaşmanın yanında içte de her türden iktidarı reddetmek ve halkın kendi kendisini yönetmesini sağlamak gerektiğini söylüyor; KDP ise iktidar olmak ve iktidarda kalmak uğruna egemen sınıfın bilinen tüm oyunlarına başvuruyor, bunun için soykırımcı TC rejimiyle bile işbirliği yapmaktan geri durmuyor. Eğer halkı o yönetmezse her şeyin yitirileceğini düşünüyor.

* PKK, devrimci, demokratik bir harekettir; KDP ise Kürdistan’da hanedanlık peşinde koşuyor, bunu mümkün kılmak için aile içi tasfiyeler de dahil her türden gözükaralığı yapmaktan geri durmuyor, klasik bir iktidar gücü olmayı tercih ediyor.

* PKK, salt statü elde etmek talebi ile yetinmiyor, ayrıca toplumsal özgürlüğün de olması gerektiğini, aksi takdirde statü elde etmek için yürütülen mücadelenin boşa gitmiş olacağını söylüyor; KDP ise iktidarcı karakterinden dolayı hiçbir toplumsal sorunu çözemediği gibi tıpkı kapitalist modernitenin yaptığı gibi tüm sorunları derinleştiriyor. Kendisini sonradan görme “Kürt kapitalist modernitesi” haline getirme hevesinde. 

* PKK, özgürlüğü kadın toplumsallığına, zekâsına dayandıracak denli kadın merkezli ve kadın partisiyken KDP, kaskatı bir egemen erkek partisidir.

* PKK kendisini halkına, ülkesine, insanlığa ve özgürlük değerlerine feda etmiş olanların topluluğuyken KDP, bireyciliğin, bencilliğin, maddi yaşamın ve çıkarcılığın hakimiyetindedir.

* PKK halkların eşit ve özgür temelde bir arada yaşamasını, Kürtler de dahil tüm halkların yaşam garantisi olarak görüyor; KDP ise milliyetçi bile denemeyecek bir motivasyonla hareket ediyor, Kürtler için büyük tehlikeler yaratıyor ve dış güçlerin bugüne kadar olduğu gibi her türden istismarı yapmasına sebep oluyor.

 

 

 

Ne kadın eskisi kadar köle,

ne erkek eskisi kadar egemen

 

Kadınların da gerillaya katılıyor olmasının Başûr halkı üzerinde özel bir etkisi oldu mu?

Bu, apayrı bir etki yaratmıştır. Evin dışına çıkmasına ve yabancı erkeklerle görüşmesine bile müsaade edilmeyen kadınların Kürdistan’ın dört bir yanından gelen erkeklerle birlikte mücadele etmesi, Başûr halkını ve özellikle de kadınını derinden etkiledi. Kadın ile erkeğin güdülerin ötesinde, özgür ve eşit temelde, bir dava uğruna ve yoldaşça ilişkilenebileceğini, soykırımcı rejime karşı birlikte savaşabileceklerini gördüler. Eve kapatılan ve asla savaşamayacağı düşünülen kadının savaşta büyük kahramanlara dönüşebileceğini gördüler. Başûr kadını bundan etkilendi ve gerilla saflarına geldi.

Kadın ve erkek gerillaların özgür ve eşit yaşamları, halkın yaşamını da etkiledi ve kadın-erkek ilişkileri çok büyük değişimler yaşadı. Artık Başûr’da ne kadın eskisi kadar köledir ne de erkek eskisi kadar egemen kalabilmiştir.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.