Müzikolog Cemîla Celîl’le babası Casimê Celîl'in sürgünden kültürel mirasa uzanan yaşamını ve Erivan Radyosu günlerini konuştuk:

  • Erivan Radyosu, evimizdi. Kürt köylerinden her gün ziyaretçi gelirdi. Mîroyê Esed, Eliyê Evdirehman, Egîdê Xito, Porsora Sebrî… Her kaydı özenle alıyorduk. Kürtçe söylenen her söz babam Casimê Celîl için hazine gibiydi. “Bunlar Kızılkule’nin kilamları” derdi.
  • Radyoda elbette tartıştık, birbirimizi sert eleştirdik, ancak ne olursa olsun Erivan Radyosu ayakta kalmayı başardı. Orada 35 yıl çalışmak çok değerliydi. Casim’in çocukları olarak bizden çok siz sevdiniz Erivan Radyosu’nu, Kürtler çok sevdi…

FELEKXAN SERHAT

Kürt şair ve yazar Casimê Celîl, henüz 10 yaşındayken koynunda sakladığı kavalı ile Kars’tan Ermenistan’a göç ederken, bir halkın kültürel hafızasını da kendisiyle götürdüğünden bihaberdi. Leninakan ve Stepanavan’da büyüdüğü yetimhanelerde akşamları kavalını çıkarıp göç yolunda kaybettiği kız kardeşi Xecê için çalıyordu. Kamıştan yapılan kavala her üflediğinde Xecê’yi arıyor, gizlice ağıt yakıyordu. Ve içini döktükten sonra tekrar kavalını koynunda saklayıp uyuyordu. Böyle başladı Casimê Celîl’in Kürtçe ezgiler, sözler ve kilamlarla yolculuğu…

Erivan’daki Kürt köylerinden, Kürdistan’ın dört parçasına kadar ana dilinde söylenmiş her kilamın peşinden gitti, eliyle tek tek yazdı ve Erivan Radyosu’yla bizlere armağan etti. Oğlu Ordîxan, 70 yıl önce “Yêrîvan xeber dide!” sözleriyle ilk anonsu yaptığında, Erivan Radyosu artık hep Kürtçe söylemeye başladı. Ordîxan, Celîl, Cemîla ve Zînê, babaları Casimê Celîl’in izinden giderek yıllarca yüzlerce kilamı kayıt altına aldı.

Biz de Casimê Celîl’in yakın dostu ve müziğini ilk kaydettiği isim olan zurnacı Şamilê Beko’yu dinleyerek o yolculuğa çıkıyoruz… Erivan Radyosu’na 35 yıl emek veren 86 yaşındaki Müzikolog Cemîla Celîl, radyodaki çalışmalarını, babası Casimê Celîl’i ve Kürt müziğini Yeni Özgür Politika’ya anlattı:

Ordîxan, Casimê ve Celîl

Sizinle ilk tanıştığımızda “Biz üç erkek kardeşiz” demiştiniz. Hem bu sözün anlamını hem de Cemîla Celîl kimdir, bizlere kendisini nasıl anlatır.

Casimê Celîl’in kızıyım, Ordîxan ve Celîl’in kız kardeşiyim. 1940 yılında doğdum. Şu anda Erivan’da babamın evinde kalıyorum. Ordîxan ve Celîl, bana “Sen bizim küçük erkek kardeşimizsin” derlerdi. O yüzden hep “Biz üç erkek kardeşiz” derim. Ordîxan, St. Petersburg’da doktora yaptığı zamanlar “yanıma gel” diyordu. “Hayır, ben küçük kardeşinizim, küçükler hep evde kalır” derdim. Kürt hikayelerinde de bu böyledir. En küçük erkek çocuk, babasının evini korur. Sovyetler Birliği düştükten sonra babamın evinin kapısı hiçbir zaman kapanmadı.

İlk okulu Maksim Gorki Okulu’nda okudum. Müzikle ilk kez 7 yaşında tanıştım. Babam bana bir saz aldı ve profesyonel eğitim almak için derslere başladım. Ardından Alexander Spendiaryan Müzik Okulu’na kaydoldum. 1948-1958’li yılları kapsayan bu süreçte piyano çalmayı öğrendim. 1960 yılında, Romanos Melikyan müzik kolejine başladım ve mezun olur olmaz “Talîn” adlı bir Kürt köyünde öğrencilere ders verdim. Ardından Maksim Gorki Okulu’nda altı yıl boyunca müzik öğretmeni olarak çalıştım. Bu süreçte bir yandan da müzikle alakalı her şeyi öğrenmeye devam ediyordum. Komitas Devlet Konservatuarı’nda yüksek lisans yapıyordum. Eğitim hayatım boyunca araştırdığım Kürtçe kilamları da kayıt altına aldım. 24 yaşımdayken, “Kilamên maqamên Kurda” adlı ilk kitabımı okurlarla buluşturdum. 

Siz bir yandan Kürtçe kilamların izini sürüp bir yandan çocuklara müzik eğitimi verirken, Erivan’da bir radyo Kürtçe konuşuyordu… Erivan Radyosu’nun ilk günlerini nasıl hatırlıyorsunuz?

Ben çocuk yaşlardayken evimize Kürt köylerinden misafirler gelirdi. Aydınlar, yazarlar, dengbêjler ve müzisyenler. Her misafirin gelişi bizim için bir düğün ve kutlama demekti. Kürtçe söylenen her söz her kilam babam için hazine gibiydi. 1954’te Erivan Radyosu’nun test yayınları yapıldığında babam ve Apê Mîro (Mîroyê Esed) radyonun başına geçti. Haftada üç gün olmak üzere 15 dakikalık programlar yayımlanıyordu. Tabii bu yayınlar daha çok siyasi ağırlıklı haber bültenleriydi. O yıl ilk kez radyoda Kürtçe bir ses duyuldu. 16 Kasım 1954’tü tarih. Abim Ordîxan’ın sesinden duyduk Kürtçeyi. “Yêrîvan xeber dide!” demişti. Bu anons bugün radyonun kültürel izini süren herkesin hafızasında.

1 Ocak 1955’te resmi olarak açıldığında bu kez çok farklı bir dönem başladı. Her şey 15 dakikaya sığdırılır, en sonda ise bir şarkıyla program kapatılırdı. Rusça ve Ermenice şarkılar söylenirdi. Babam hep şunu derdi: “Biz Kürtler iki dili konuşuyoruz, ana dil ve müzik dili.” Ve bu müziğin radyodan duyulması için çok emek verdi. Kürtçe bir şarkının da söylenmesini istedi ancak hükümet karşı çıktı. Babam, “Kürtlerin radyoya ilgi duymasını ve dinlemesini istiyorsanız muhakkak bir şarkı olmalı” sözleriyle ısrar etti. Hükümet kabul etmek zorunda kaldı ve böylece serüven başladı. Nurê Polat ve Ordîxan spikerdi. Müzik bantları, teyp ve ses mühendisleri yoktu, dahası bunun için verilen bir fon da yoktu. Babam 28 Ocak’ta bir ihtiyaç listesi raporu yazarak yetkililere gönderdi. Raporda 15 dakikalık yayın süresinin artırılmasını ve kayıtlar için ekipmanların temin edilmesini istedi. Aslında bu istek sadece halkımızın geleceğini düşündüğü içindi. Ne kadar kilam kaydederse folklor da o kadar zengin olurdu. Sıra gelmişti radyoya gelip kayıt verecek dengbêjlerin, sazbendlerin ve sanatçıların izini sürmeye. 

İlk olarak Elegez eteklerindeki Talîn’e gitti. Şamil amcanın (Şamilê Beko) evinin yolunu tuttu. Şamil amca da Karslı, Qozilcî köyünden. Çok iyi bir dûdik ustasıydı. Babamın köyü olan Kızılkule’ye de (Hisarönü) gidip düğünlerde çalarmış. Babam ondan ilk kaydı almak istediğini söylediğinde, “Casim, babanı ve deden Osê’yi de çok iyi tanıyorum, hatırlıyorum onları tabii ki çalarım” demiş. İlk çaldığı şarkıya da babamın küçültme adını verdi: Casko. Şamil amca kaval, zurna ve mey de çalardı. Babam çok severdi onun çalmasını…

Casimê Celîl kaval çalıyor

Casimê Celîl, çok küçük yaşta sürgün olmasına ve yetimhanede büyümesine rağmen ana dilini konuştu, şiirler yazdı, kilamları kaydetti. Sizce babanızı Kürt müziğine bu kadar bağlayan şey neydi?

Size babamın başından geçen çok özel ve trajik bir olayı anlatmak istiyorum. Belki de bu hayatını sonradan şekillendiren bir olaydı, bilemiyorum. Kızılkule’deyken köyün çocukları toplanıp kamışlardan kaval yaparmış. Yaşça büyük çocuklar en güzel çalan kavalı kendilerine alıp, geri kalanları da küçüklere verirmiş. Babam da kendisine verilen bir kavalı saklamış hep. Ve 1918 yılı gelip çatmış. Babam, Osmanlı zulmünden kaçıp Ermenistan’a geldiğinde daha 10 yaşında bir çocukmuş. Yolda kız kardeşi Xecê’yi kaybetmiş, birbirlerini bulamamışlar. Kaçarken kavalını da koynunda saklayıp getirmiş. Leninakan’da yerleştirildiği yetimhanede ne zaman ailesini, evini, köyünü ve Xecê’yi özlerse kimsenin onu görmediği bir yerde saklanıp kavalını çalarmış. İçini döktükten sonra kavalını koynunda saklarmış. En çok da Xecê halam için ağlarmış. Onu çok aradı ama bulamadı. Hatta bir ara arkadaşları ona bir adres vermiş Moskova’ya kadar gidip sormuş. Karşısına çıkan kadın “Ben Yahudiyim, Kürt değilim ailem var, ben kardeşin değilim” demiş. Başına ne geldi öğrenemedi, o hasret hep kaldı içinde. Diğer halam Pitê, nenem Bezer ve Osê dedem ise Kızılkule’de kaldılar… Babam kavalını çok severdi. Hastalandığında, “Kavalımı getirin baş ucuma koyun” derdi. Hüzünlendiğinde çok acıklı çalardı.

Peki en çok hangi kilamı severdi?

Babam bütün kilamları çok severdi. “Bu arşiv altın gibidir, her bir kilam dünyaya bedel” derdi. 1000’den fazla kilamı kaydettik, 300’ü ise kaydedemedik. Bunlar köylerde kaydedilenlerdi. Gerçekten çok emek verdi, hep kilamı titizlikle yazıyordu. “Bunlar Kızılkule’nin kilamları” diyordu. Stalin döneminde Kürtçe yasaktı, üzerinde büyük bir baskı vardı. Babam Kürtçe kitapları ve Rêya Teze’yi saklardı. Annem Xanim, eve baskın olacak kitaplardan dolayı babamı götürecekler diye çok korkardı. Sobayı yaktığında “Casim, ver onları da yakayım. Seni götürmesinler. Biz yetim büyüdük ama Ordîxan ve Celîl yetim büyümesin” derdi. Babam ise “Asla, kendimi mi yakayım?” diye cevap verirdi. Kitapları vermedi. “Olur da beni götürmeye gelseler sen sakla, ‘bilmiyorum’ de. Ama yılda iki kez havalandır kitapları sayfaları sararmasın. İnsan, kitapla dünyanın en zengini olur” derdi. Kürtçeye dair ne varsa sakladı ve bizi de öyle yetiştirdi. Babam, 50 yıl önce evimizde Biblioteka (kütüphane) açtı. Tüm rafları monte etti, kitapları büyük bir özenle dizdi. Annem de böylece artık bizden daha çok değer verdi Kürtçe kitaplara. 23 yıl önce kaybettik annemi. Hastalandığında Celîl’i aradı ve “Babanın kütüphanesi ne olacak?” diye sordu. O kütüphaneyi çocukları olarak hâlâ koruyoruz.

Xanima Rizgo/Erivan

Tekrar Erivan Radyosu’na döneceğim. Tam 35 yıl emek verdiniz radyoya. Çalışmaya ilk nasıl katıldınız?

Ordîxan ve Celîl, yakın köylere kayıt almaya gittiğinde ben de eşlik ederdim. O zamanlar 14 yaşındaydım. Ordîxan, gittiğinde Celîl küçüktü. Sonra büyüdü o da gitti köylere. Ordîxan, Leningrad Üniversitesi’nde (St. Petersburg Devlet Üniversitesi) doktora başladığında artık Celîl’e ben eşlik ettim. 1967 yılında resmi olarak çalışmaya başladım. Ve ardından Kürdistan’ı karış karış gezmeye karar verdik.

2000 yılında Ordîxan’la Hewlêr ve Duhok’a gittim, 1988 yılında Celîl’le Suriye ve Rojava’ya gittim. Orada çok şarkı yazdık, iki cilt kaydettik. Celîl’in üçüncü gidişiydi herkes tanıyordu onu. Oradaki Kürtler çok güzel misafir ettiler bizi, evimizdeymişiz gibi hissediyorduk. Çok mutluyduk onlarla. Şimdi anılardan bahsedince insan üzülüyor. Celîl’le Colemêrg’e de gittim ancak çok kalamadım burada.

Radyo bizim evimizdi. Çok güzel günlerdi, çok güzel çalışmalar yapılıyordu. Kürt köylerinden çok ziyaretçimiz gelirdi. Öğrenciler, gençler, kadınlar. Bazen oturacak yer kalmıyordu. Mîroyê Esed, Eliyê Evdirehman, Egîdê Xito, Porsora Sebrî… Kayıtları büyük bir özenle alıyorduk. Sesleri yanımızda kaydederdik, babam “Kötü kaydetseniz radyoyu kapatırlar” diyordu. Bin 500’den fazla kilam ve avazı kaydettik. Babam her seferinde, “Arşive ve şarkı ve avazlara sahip çık” diye tembih ediyordu.

Siz en çok düğün kilamlarını seviyorsunuz sanırım…

Evet, düğün kilamlarını çok severim. Egîdê Têcir, düğün kilamları da söylerdi ama arşiv için kayıt aldığımızda asla demezdi. Sîyabend û Xecê, Sincana Talo, Mem û Zînê, Ker û Kulîlk, Hesenîko’yu söylerdi. Kayıt yaptığımız herkesten düğün parçalarını söylemesini isterdim. Bir gün Apê Ahmed’e (Ahmedê Mîrazî), “Sesin çok güzel, bir düğün parçası da söyleyebilir misin?” diye sordum. Güldü, yüzüme baktı ve “Paşê” (Sonra) dedi. Bir kere de Celîl’le Reşîdê Baso’nun evine gitmiştik, ona da “Apocan bir düğün şarkısı söyle lütfen” dedim. O da “Paşê” dedi. Yine Egîdê Têcir, Hesenê Gogo ve Memoyê Silo’dan da aynı istekte bulundum ama cevapları aynıydı. Bana kıyamadıkları için direkt “hayır” diyemiyorlardı tabi, “Paşê” demişlerdi. Ama düğünlerde hepsi de çok güzel söylerdi.

Başka bir sohbetimizde dengbêj Memoyê Silo ile bir anınızdan bahsetmiştiniz. Sîsîlê kilamı, ilk kez bir uluslararası kültür-sanat festivalinde söylenmişti… 

Çok güzel bir anıydı, hatırladıkça mutlu oluyorum. 1973 yılında Erivan’da büyük ve uluslararası katılımlı bir kültür-sanat etkinliği düzenleniyordu. Ben o zamanlar Margo Aramov’un öğrencisiydim. Etkinlikte ben de görevliydim, programı hazırlıyorduk; hangi grup sahne alacak, kim hangi şarkıyı söyleyecek. Margo Aramov’un yanına gittim, “Repertuvarda bir Kürtçe şarkı da olsun mu? Buradaki Kürtler de ana dilinde söylesin, Kürtler bu etkinliğe gelip eğlensin” dedim. Margo hoca, “Yetişir mi, hazırlanır mı söyleyecek kişiler?” dedi.  Hemen radyoda çaldığımız birkaç parçanın listesini ve sözlerini verdim. “Tamam, Kürtçeye de bir şarkılık yer vereceğim” yanıtını verdi. Hemen Xelîlê Evdila’nın yanına koştum ona zurnayı çalmasını söyledim ve dengbêj Memoyê Silo’yu çağırdım. “Sahneye çıkıp Kürtçe bir eser söyleyebilir misin” diye sordum. Yanıtı da kendisi gibi netti; “Hazırım” dedi. Birlikte “Sîsîlê” kilamına karar verdik. Festival başladı, heyecandan yerimde duramıyordum. “Xelîl ve Memo, size güveniyorum” dedim, “Merak etme, halledeceğiz” yanıtını verdiler büyük bir özgüvenle. Sahneye çıktılar ve Erivan’da uluslararası etkinlikte ilk kez Kürtçe söyleniyordu. Herkes çok beğendi, alkışlar durmuyordu ve Kürtler çok mutluydu. Ermeni besteciler de çok şaşırdı. Bu dilin her yerde gelişmesi, yayılması ve değerinin bilinmesi için elimden gelen her şeyi yapmaya çalıştım. Ne güzel günlerdi…

35 yıldan sonra Erivan Radyosu’nu bırakmak kolay olmasa gerek. Anılarınızı “Yêrîvan xeber dide” adlı yayımlanan son kitabınızla kısa bir süre önce okurla buluşturdunuz. Bugün ne hissediyorsunuz o günlere dair?

Emekli olmanın zamanı gelmişti. 2002 yılında ayrıldım, yorulmuştum, sağlığım ve yaşım da el vermiyordu. Radyoda elbette tartıştık, birbirimizi sert eleştirdik, küslükler oldu ancak ne olursa olsun Erivan Radyosu ayakta kalmayı başardı. Gürcü Kürtleri de büyük çalışmalar yaptı ve şu anda da yapıyor. Radyo hala açık, en son yarım saatlik yayın yapıyordu. Çalıştığım süre boyunca hem Kürdistan hem dünyanın farklı ülkelerinde yaşayan Kürtlerden onlarca mektup gelirdi, şarkı sözleri gönderilirdi. Benim çok değerli bir anıydı orada çalışmak ve emek vermek. Kitaba gelince ise neler yaşadık, bu günlere nasıl geldik yazmak istedim. Babam, “Kürtler, şarkılar olmadan yaşayamaz” derdi. Evet, biz şarkı olmadan yaşayamayız. Casim’in çocukları olarak bizden çok siz sevdiniz Erivan Radyosu’nu, Kürtler çok sevdi…

***

Cegerxwîn ve Ordîxanê Celîl

Ordîxan’ın ardından

Prof. Dr. Ordîxanê Celîl, Casimê Celîl ve Xanima Rizgo’nun en büyük oğlu. 1932 yılında Erivan’da doğdu. Filolog, akademisyen, yazar ve bilim insanıydı. Kazakistan’dan Türkmenistan’a Orta Asya’dan Kürdistan’ın dört parçasında Kürtlerin izini sürdü, onlarla konuştu, dinledi, yazdı… 20 Ekim 2007'de St.Petersburg'da (Leningrad) hayata gözlerini yumarken ardından 60’tan fazla eser bıraktı. Ordîxanê Celîl’le tanışamamak içimde ukde olarak kalsa da hem Celîl amcadan hem de Cemîla Celîl’den onu dinlemek benim için büyük bir şans. İki yıl önce gazetemize röportaj veren Celîl amcaya abisini sormuştum; anlatmaya başlamış ama devamını getirememişti. Bugün Cemîla Celîl’e de “Ordîxan’ı biraz anlatabilir misiniz?” diye sorduğumda gözleri doluyor… “Çok çalışkandı, çok emektardı. Kürtçe kilamları, hikayeleri, romanları ve şiirleri çok severdi. En çok da Osman Sebrî ve Cegerxwîn’in şiirlerini severdi” diyor.

Cemîla Celîl, Cegerxwîn’in Ordîxan’ı St.Petersburg'daki evinde ziyaret edişini ve çektikleri o meşhur fotoğrafın hikayesini de anlatıyor: “Ordîxan, çok sevdiği şairin şiirlerini ve hayatını 1960’lı yıllarda ‘Cegerxwîn'in Yaşamı ve Şiir Anlayışı’ adlı kitapta derledi. Onu fiziken hiç görmeden, sadece eserlerinin felsefi ve edebi derinliğini çözümlemişti. Kitabın yayımlamasından yıllar sonra Cegerxwîn, St.Petersburg'a giderek Ordîxan’ı ziyaret etmiş ve ona sıkıca sarılmış. Birlikte güzel vakit geçirmişler. Babam, Cegerxwîn’i Erivan’a davet etti, birçok kez davetiye gönderdi çok uğraştı gelmesi için. Cegerxwîn de gelmeyi çok istiyordu. Ancak devlet gelmesine izin vermedi.”

***

Texnîkûm’da 85 yıllık fotoğraf

Casimê Celîl, Heciyê Cindî, Xanima Rizgo, Zeyneva Îvo, Mîroyê Esed, Qanadê Kurdo, Cankoê Genco, Vazîrê Eşo, Şirînê Teko ve diğerleri… Hepsi Kürt tarihi, edebiyatı, müziği ve folklorunu bugüne taşıyan birer aydın. 1931 yılında Sovyetler Birliği'nin azınlık politikaları çerçevesinde Erivan’da “Kürtçe Öğretmen Yetiştirme Kursları” açıldı. Ermenistan’ın farklı şehirleri ile Gürcistan ve Azerbaycan’dan gelen gençler, çocuklara Kürtçe eğitim vermek için bu kurslara kaydoldu. İlk yıl altmış öğrenci kabul edildi. Kürtlerin “Texnîkûma Kurmanca” (Tehnikum-Техникум) adını verdiği bu okullarda Erebê Şemo ve İsahak Marogulov’un hazırladığı Latin alfabesiyle Kürt köylerindeki okullarda çocuklara ana dillerinde eğitim vermesi için kadrolar yetiştirildi.

Cemîla Celîl, Kürt öğrencilerin Texnîkûm’da çektiği fotoğrafın kendisinde en çok iz bırakan fotoğraf olduğunu söylüyor ve ekliyor: “Annem ve babam da kurs açıldığında oraya gitmiş. Babam yaşça okulun en büyük öğrencisiymiş. Annemle aynı köylü olduklarını bilmiyorlarmış orada öğrenmişler. Babam oradan mezun olduktan sonra köylerde çok sayıda öğrenciye Kürtçe öğretti. Texnîkûm’da çok değerli insanlar okudu. Çoğunluğu birçok çalışmanın temelini attı. O yıllar için büyük başarıydı.” 

***

Kürt müziğinin emektarı

Müzikolog Cemîla Celîl, şu anda Erivan’da babası Casimê Celîl’in evinde yaşıyor. Ermenistan’daki Kürt köylerinden Kürdistan’a Kürtçe şarkıları kayıt altına aldı. Sovyetler Birliği, Birleşik Krallık, Güney Kürdistan, Avusturya, Finlandiya ve diğer birçok ülkede katıldığı konferans ve sempozyumlarda da Kürt müziğini anlattı. Kilamêd Cimeta Kurda, Goraniye Milliyekanî Kurdî, Stran û Dîlanên Kurdî, Stran û Awaz, Stran û Awaz, Stranên Kurdî Yên Gelêrî adlı kitaplarında Kürt müziğinin tarihinin izini sürdü. “Yêrîvan xeber dide” adlı son kitabını ise geçtiğimiz günlerde okurla buluşturdu.