Kurdistan gibi anne
Kadın Haberleri —

Rabia Taylan
- Rabia Taylan, Nisêbîn’deki öz yönetim direnişinde ölümle yaşam arasındaki ince çizgide gidip geldi. Keskin nişancılar evine saldırdığında Mehmet Emin İnan, Cûdî, Lokman ve Mazlum şehit düşerken, kendisi de sırtından, kalçasından ve dizlerinden yaralandı. Şu anda 67 yaşında vücudunda devlet mermilerinin iziyle yaşıyor.
MEHMET ZAHİT EKİNCİ/HAMBURG
Rabia Taylan, 2015’te başlayan öz yönetim direnişinin tanıklarından. Türk devletinin polis ve askerleri tarafından evine yapılan saldırılarda Mehmet Emin İnan, Cûdî Teber, Lokman ve Mazlum şehit düşerken kendisi de sırtından, kalçasından ve dizlerinden yaralanmış. Kürt özgürlük mücadelesinin başlangıcından bu yana kendisi ve eşinin ailesinden toplam 48 kişi devlet ve ona bağlı korucular tarafından katledilmiş.
"Bize dayatılan koruculuğu kabul etmeyen birçok akrabamız ya dağa gitti ya da ikisi de korucubaşı olan Bahattin Aktuğ ve Kâmil Atak’ın adamları tarafından katledildi" diyor ve bazı akrabalarının isimlerini sayıyor: "Abim Abdullah Abay’ın kızı Hediye Abay (Çiçek Botan) şehitlerimizdendir. Amcaoğlum Perver Uzalp özgürlük mücadelesinde komutanlık düzeyine yükselen değerli bir insandır, 2020’de Rojava’nın Hesekê kentinde şehit düştü. Amca çocuklarım Mazlum Uzalp, Cesur Uzalp, Derviş Uzalp ve Ramazan Uzalp Rojava ve Kurdistan’ın değişik yerlerinde yaşamlarını feda ettiler. Kayınım Mehmet Kayran’ın kızı Keser Kayran bir diğer şehidimiz. Daha sonra kardeşi Osman Kayran şehit düştü. Ağabeyleri Resul Kayran koruculuğu kabul etmediği için daha önceleri mücadeleye katıldı ve şehit düştü. Kendisi Resul Soro olarak biliniyordu."
Vücudundaki mermi izleri
67 yaşındaki Rabia Taylan, vücudunda Türk devletinin mermilerinin izleriyle yaşıyor. “Benim kanım şehitlerin kanıyla karıştı Nisêbîn topraklarında… Bunun gururunu yaşıyorum" diyen Rabia Taylan’ın hayat hikayesini kendisinden dinlerken boğazım düğümleniyor çoğu zaman. Yurtseverliğin en temel özelliği olan direnişle adeta abideleşen Rabia Taylan, bir dönemin hem tanığı hem de mağduru olarak 90’lardan itibaren yaşadıklarını anlatıyor.
Her kötülüğün altında Bahattin Aktuğ
Şirnex’in Basan (Güçlükonak) ilçesinin Dilopkî köyünde doğup büyüyen Rabia Taylan’ın coğrafyadan dolayı zorlu bir yaşamı olsa da Türk devlet zulmünün de zorlukları katmerleştirdiği bu coğrafyanın bir insanı: Kürt ve yurtsever.
“Kendimi bildim bileli ben ve ailem Kurdistan’a ve yurtseverliğimize hep sadık kaldık" diyen Taylan, mücadele içerisinde yaşadıklarını anlatıyor: “PKK’nin kurulmasıyla bizler de bu davaya gönül verdik. 1993’te serhildanların yoğun olduğu günlerde dönemin Basan Belediye Başkanı Bahattin Aktuğ ile yeğenleri Ali ve Ramazan Erdoğan'ın ihbarları sonucu köyümüze baskın düzenlendi.”
Türk devletinin Kurdistan’daki tetikçileri olan koruculuk sisteminin toplum ahlakını nasıl çürütüp, sömürgeciliğin hizmetinde türlü kötülükler yaptığını örnekleri ile anlatan Rabia Taylan; “Bahattin Aktuğ yurtsever olduğumu bildiği için daha önce de bana birkaç kere komplo kurmaya çalıştı. Beni evine çağırarak birtakım notlar verip kırsaldaki PKK’lilere teslim etmemi istedi. Devletle çalıştığını biliyordum; kabul etmedim. Ona da ajan olduğunu bildiğimi ve ona güvenmediğimi söyledim.Çok kişinin canını yaktı” diyerek ihanetin detaylarını anlatıyor, bu ihaneti tarihe geçiriyor.
Anneyi bulamayınca oğlunu götürdüler
İhbar üzerine köye yapılan baskında yakalanmamak için bir komşusunun evine sığınır Rabia Taylan. Yaşadığı ev de dahil olmak üzere üç ev ateşe verilir. Oğlu Sabri o sırada 12 yaşındadır. Sabri’yi evden alıp Basan’daki karakola götürürler. Eşi Tahir, o zamanlar Konya'da çalışıyordur ve bu olay üzerine köye gelir. Karakol komutanı "Annesi gelsin teslim olsun oğlunu bırakacağız" deyince Tahir de "Annesi gelip teslim olacağına oğlumu öldürün daha iyi" der.
Konya’ya kadar uzanan ihbarlar
Rabia Taylan yaşadıklarını anlatırken zorlanıyor, duygulanıyor. Çoğu zaman derin düşüncelere dalıyor…
Kaldığı yerden devam ediyor: “O dönemde seçimler vardı. Bizler de Sosyal Demokrat Halkçı Parti (SHP) adayı Zübeyir Aydar için çalışıyorduk. Devlete çalışanlar bizi asılsız bir ihbarla köyümüzden uzaklaştırdı. Artık köye gitmem mümkün değildi. Gitsem bile kalacak bir yerim yoktu. Bunun üzerine eşimin çalıştığı Konya'ya gitmeye karar verdik. Gittik ama Konya’da da gün yüzü görmedik. Gittiğimizi öğrenen Bahattin Aktuğ, peşimizden kendi adamlarını göndermişti. Orada da evimiz defalarca basıldı. Tabii Türkçe bilmediğimden karakolda kendimi ifade edemiyordum. Sonradan öğrendik ki bizi Midyad’ın Helex köyünden Oso diye biri ihbar ediyormuş. Ödülü ise karakolun verdiği yemek. Para ödülünü bile ona çok görmüşler.” Taylan, her ihanetin de bir bedeli olduğunu anlatırken ihbarcı Oso’nun fedailerce cezalandırılıp öldürüldüğünü ekliyor.
Atatürk’ünüzü mü öldürdüm?
Kürt Halk Önderi Öcalan’ın esaretinden sonra Taylan ailesi üzerindeki baskılar daha da artıyor. Yapılan bir ihbardan sonra eşiyle beraber Kulu Cezaevi’ne gönderilen Rabia Taylan, daha sonra serbest bırakılır. Taylan mahkeme sürecini şöyle anlatıyor: “Karakolda nöbet tutan asker 'Teyze geçmiş olsun' deyince ben de tüm kızgınlığımla, Neye geçmiş olsun; Atatürk’ünüzü mü öldürdüm, diyerek öfkelendim. Başımıza getirdikleri onca şeye rağmen yurtsever bir Kürt olarak, her şeyi göze alıp sözümü esirgemedim.”
Türk devletinin bu ülke hepimizin yalanının Konya’da çöktüğüne tanıklık eden aile Kurdistan’a dönme kararı alır. Rabia Taylan, “Hayatı bizim için bir cehenneme çevirmişlerdi. Böyle gitmeyeceğini anlayınca Nisêbîn’e taşınmaya karar verdik" diyerek vatana dönüşlerini anlatıyor.
Devlet, zulmüyle vardı Nisêbin’de
“Ölsek de kendi topraklarımızda ölelim" diyerek Nisêbîn’e taşınan aile, burada da devlet teröründen kurtulamaz. Defalarca evleri basılır. Zaten Nisêbîn’e geldikten kısa bir süre sonra öz yönetim direnişi başlar. Tanıklıklarını anlatırken göz bebekleri büyüyor Rabia Ana’nın.
“Nasıl anlatayım, hangisini anlatayım… Devlet, zulmüyle vardı Nisêbîn’de. Bir ülkeyi işgal etmiş gibi her tarafa kendi bayraklarını asmışlardı. Devletin zulmüne, tankına, topuna direnen bir avuç cesur insan vardı. Her şeyimizi paylaşıyorduk. İki tandır ekmek yaparsak birisi onlarındı. Elimizden ne gelirse artık… Devlet bunu biliyordu, zaten aramızda bir fark da gözetmiyordu" diyerek devletin Kürt’e karşı tarihi düşmanlığını kendi sözleri ile tarif ediyor.
Gözlerini ellerimle kapattım
"Cûdî, Lokman ve Mazlum evimize geldiklerinde fark edilmişler. Bir anda evimizi bombaladılar. O esnada ben, gelinim, torunlarım ve savaşçı arkadaşlar evdeydik. Başımızı dışarı çıkardığımızda Türk devletinin keskin nişancılarının hedefi oluyorduk. Durumu görüp yardıma gelen Mehmet Emin İnan kapı önünde vuruldu. Ölen insan ağırlaşıyor haliyle. Onu içeriye çekmek isterken ben vuruldum. Cûdî de balkonda ayaklarından vuruldu. Yaralandığımın farkında bile değilim. Can havliyle arkadaşların yarasını bağlamaya çalışıyordum. Her tarafım kan içinde. Mehmet Emin boynundan vurulmuştu. Boğazı olduğu gibi dışarı çıkmıştı. Gözlerini kendi ellerimle kapattım. Ardından, devlet eve daha ağır silahlarla saldırmaya başladı. Mehmet Emin İnan, Lokman, Cûdî ve Mazlum yanı başımda şehit düştüler. Lokman, Hezex’in Bafê köyünden, diğerleri de Nisêbîn’in köylerindendi. Onların kanıyla benim kanım beraber aktı Nisêbîn toprağına. Bu esnada fistanım naylon olduğundan yanmaya başladı. Torunum Rojda ‘Geri çekil seni de öldürüyorlar’ deyince ‘Benim canım onlarınkinden tatlı mı kızım’ dediğimi hatırlıyorum."
İşkence ambulansta da sürdü
Ajanslara düşen haberlerde Rabia Taylan’ın da yaşamını yitirdiği bilgisi geçer. Bundan polisler de haberdardır ve bu yüzden de ambulansta ona rahatça işkence ederler.
“Ambulans sözde hayatımı kurtarmaya gelmişti. Türk’ün polisi-askeri ambulansın içinde bana işkence yaptı. Nasıl olsa resmiyette ölüydüm. Sırtımdan, kalçamdan ve dizimden yara almıştım. Her tarafımdan yanık kokuları geliyordu. Beni o halimle hastane kapısına bırakıp gittiler.”
Hipokrat yemini nedir? Sağlık personeli dediğin, insanlık için çalışır. Bundan bihaber Türk sağlık personelinin elinde kaldığını anlatan Rabia Ana “Beni kimseyle konuşmamam için ayrı bir odaya aldılar. Vücudumdaki parçaları anestezi yapmadan işkence edercesine çıkarttılar” diyor.
Devlet sensin katil de sensin
Rabia Taylan'ın vücudunun birçok yerinde bu vahşet döneminden kalma yaralar var. Bir dostuna yarasını gösterir gibi yaralarını gösteriyor. “Bu halimle bile beni gözaltına almak istediler" diyor. İstanbul Adli Tıp Kurumu’na cenazelerin teşhisi için çağırıldığında yeniden hakim karşısına çıkar Rabia Taylan: “Hakim, ‘Kim seni öldürmek istedi’ deyince ‘Sen ve yanındakiler’ dedim. Tabii neye uğradığını şaşırdı. ‘Dün beni öldürmeye çalışan devlet bugün de beni hapse atmaya çalışıyor. Devlet siz değil misiniz? Haksız yere öldürülen bütün insanların da katili sizsiniz’ dedim. Nisêbîn’e geri döndüğümde yeniden TEM polisleri tarafından gözaltına alındım. Avukatlar korkudan mahkememe gelmiyordu. Çoğu zaman kendi kendimi savunmak zorunda kaldım. Bizi ihbar edenler bizimle aynı dili konuşanlardı. Beraber aynı havayı soluduğumuz insanlardı. Yaralarımı uyuşturmadan bana işkence eden de Kürt’tü. Beni en çok yaralayan bunlardı.”
Ne ihaneti ne direnişi unuturum
Eşi vefat ettikten sonra Almanya’ya, oğlu Sabri’nin yanına geldiğini anlatan Taylan, “Sağlık sorunlarım hala devam ediyor. Soğuk havalarda yaralarım daha da kötü oluyor. Tek hayalim bir gün insanca ve korku duymadan ülkeme geri dönebilmek. Ömrüm buna yeter mi yetmez mi bilemem. Ama yaşadığım sürece ne o yaşanılan ihanetleri ne de o direnişi unuturum” diye ekliyor.














