Kürtaj kanlı bıçaklı resmedilmek zorunda mı?

Kadın Haberleri —

13 Kasım 2020 Cuma - 23:00

  • Asıl tartışmak istediğim şey; biz bunu neden ana akım dizilerde, filmlerde doğru düzgün göremiyoruz? Neden gebelik sonlandırma, birçok diğer kadın meselesi gibi hayatın bir parçası olarak paylaşılmıyor?

NİLGÜN YELPAZE

Friends (Arkadaşlar) Amerika’da oldukça tutan dolayısıyla da yüzlerce örneği üretilen ‘sit-com’ adındaki komedi formatındaki kısa dizilerden bir tanesi. Doksanlardaki komedi dizilerinin özelliği, hepsinin birbirinden beyaz, genç, engelsiz bedenlere sahip, sınıfsal olarak çok da farklı gruplara ait olmayan, cinsel kimlik anlamında hiç çeşitlilik barındırmayan sözde sıradan Amerikalılar olmaları. Ancak bu yazıda başka bir şeyi konuşacağız.
Dizinin sonlarına doğru bir yerde, Rachel Green karakteri, Ross ile yaşadığı ayrılık ve barışmalarla dolu ilişkisinde beklenmedik bir hamilelikle karşılaşır. Ve o sırada Ross ile birlikte olmamasına rağmen tek başına bekar bir anne olarak çocuk sahibi olmaya karar verir. İlk bakışta oldukça modern ve radikal bir karar olarak görünse de aslında değil, o yüzden ben de yıllardır hep kendime sorarım. Neden beklenmedik bir hamilelik gayet sıradan ve gündelik bir prosedür olarak kürtajla sonlandırılmadı? Tabii ki kadınlar tesadüfen öğrendikleri gebelikleri her zaman sonlandıracaklar diye bir şey yok, ancak bazen de çok çeşitli sebeplerle sonlandırmak isteyebilirler. Burada asıl tartışmak istediğim şey; biz bunu neden ana akım dizilerde, filmlerde doğru düzgün göremiyoruz? Neden gebelik sonlandırma, birçok diğer kadın meselesi gibi hayatın bir parçası olarak paylaşılmıyor?
Ne yazık ki olmadı, olamıyor. Şimdi zaten her yanıyla sorumlu ana akım televizyon dizilerini ve filmleri bir kenara bırakıp gerçekten de dünya çapında sanatsal, deneysel, alternatif, feminist vs. olarak anılan ve izleyici erişimi olarak çok da küçük çaplı olmayan diğer filmlere bakalım. Ne yazık ki yine çok fazla kürtaj filmi bulamayacağız.

  • 4 Ay, 3 Hafta, 2 Gün: Kürtajı ahlaki olarak yargılamadığı ve gerçekçi biçimde ne kadar zor olduğunu gösterdiği, yasal olmadığı durumda ne kadar tehlikeli olduğunun altını çizdiği için müteşekkir olsak da, bunu drama öğeleriyle yaptığı için biraz da kalbimizi kırıyor.

4 Ay, 3 Hafta, 2 Gün

Geçtiğimiz yazıda ele aldığımız ‘Never Rarely Sometimes Always’, işte böyle bir bağlamda pırıl pırıl parlayan bir örnek olmayı başarırken, akla onunla aynı kulvarda düşünebileceğimiz ilk gelen film, ‘4 Months, 3 Weeks and 2 Days’ (4 Ay, 3 Hafta, 2 Gün) Film, 2007 yılında Cannes Film Festivali’nden Altın Palmiye ile ayrıldı. ‘Never Rarely Sometimes Always’ filmi de Berlinale’den Gümüş Ayı ile ayrılmıştı. Daha fazla kürtaj filmi çekmek için bir sebep daha! 4 Ay 3 Hafta 2 Gün, Romanyalı yönetmen Cristian Mungui’nin Romanya’da iki üniversite öğrencisi genç kadının yasadışı bir şekilde kürtaj hizmetine erişebilmek için başlarına gelen korkunçlukları oldukça minimal ve detaylı bir şekilde gösterdiği bir film. Kadınların birbiriyle arkadaşlığının dayanışmasının bu yolda ne kadar önemli olduğu dışında, bu filmi diğer filmden ayıran bariz şey ise, o kadar da pozitif olmaması. Hatta hiç pozitif olmaması. Kürtajı ahlaki olarak yargılamadığı ve gerçekçi biçimde ne kadar zor olduğunu gösterdiği, yasal olmadığı durumda ne kadar tehlikeli olduğunun altını çizdiği için müteşekkir olsak da, bunu drama öğeleriyle yaptığı için biraz da kalbimizi kırıyor 4 Ay 3 Hafta 2 Gün. Ancak 1966 yılında Romanya’da kürtajın yasaklanmasına giden baskıcı yolu düşündüğümüzde, bu karanlık da anlaşılır hale geliyor. Hamile kalan bedenlerin bu hamilelikle ne yapacaklarını kontrol etme sevdalıları ne yazık ki sadece Katolikler değil. Bütün ataerkil iktidar mekanizmaları, devletin yasa koyma gücünü gerek dini bahanelerle gerekse nüfus politikasını düzenleme gerekçesi ile olsun her zaman kürtaj üzerinden gerçekleştirdiler. Demir Perde’nin Romanyası da bundan azade değildi.
Bu örnek ister istemez akla Margaret Atwood’un Damızlık Kızın Öyküsü isimli distopik romanından İngilizce orijinal adıyla ‘Handmaid’s Tale’ olarak HBO’da yayınlanan televizyon dizisini getiriyor. ‘Handmaid’s Tale’ doğrudan kürtajla alakalı değil elbet ancak onu da içine alan bütün bir kadın bedeninin özellikle de cinsel ve üreme hakları üzerinden kontrol edildiği ataerkil sistemin varabileceği faşist diktatör rejimi ve bu rejim içerisindeki direniş imkanlarını konu alıyor. Romanya’nın komünist lideri de işte böyle bir evrende yasaklamıştı kürtajı. Hep dediğimiz gibi bunun yasaklanması merdiven altı yöntemlerle bu işlemin gerçekleştirilmeye zorlanması, dolayısıyla da çok sayıda kadının hayatını bu yüzden kaybetmesi demek. Handmaid’s Tale dizisinde ise beden kontrolü kadınların faşist diktatörlükler için insan olarak değil birer doğum makinesi olarak görülmesinin kristalize bir örneği. Bu arada meraklıları için, dizinin yeni sezonu COVID-19 salgını nedeniyle tamamlanamayarak 2021’e ertelendi, ancak halihazırda 3 sezon bulunuyor.

Negatif değerler yükleniyor

Kürtaj genel anlamıyla sinemada karanlık ve dramatik, hatta bazen oldukça kanlı bıçaklı resmedildi. Bu kanlı korku hikayelerinin yanına son yıllarda Obvious Child (Gillian Robespierre, 2014) gibi komedi filmleri eklense de çok etkili olduğu söylenemez, kürtaj denince yine hep dehşet kazandı. Sağlıklı, erişilebilir, yargılanmayan, kimsenin mağdur olmadığı nötr hikayeler çok fazla yer almadı. Bunun bir sebebi konunun zaten gerçek hayatta da hayli zor ve sıkıntılı olması ve dolayısıyla gerçekleri yansıtmak için böyle işlenmesi olabilir ama bir sebebi de kesinlikle kürtajın hala bir tabu olması ve negatif değerler yüklenmesi. Bu tabunun kırılabilmesi için bazen bir kere lafının geçmesi bile yeterli olabiliyor, korkunç yaşlı doktorların kanlı metal bıçakları buz gibi masalara yan yana dizmesine, birilerinin bu kararı almak için akla karayı seçmesine, aldıktan sonra pişman olmasına, cezalandırılmasına, kabuslarla rahatsız edilmesine filan hiç gerek yok.