Lozan’ı yırtmalı, özgür yaşamı inşa etmeli

Demir ÇELİK yazdı —

22 Temmuz 2022 Cuma - 08:30

  • Kürdistan ile ilgili maddelerden hareketle Sevr’i uygulamayan Kemalist devlet, 24 Temmuz 1923’ te İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya ve Yunanistan’ının da taraf olduğu Lozan Antlaşması’nı imzalar. 

10 Ağustos 1920’ de imzalanan Sevr Antlaşması sonrasında İttihat Terakki Cemiyeti, Osmanlı’nın dağıldığını, meclisi mebusanın da antlaşmayı kabul etmediğini söyleyerek Sevr Antlaşmasını kabul etmez ve uygulamaz. 433 Maddeden oluşan Sevr Antlaşmasının etnik ve din azınlıklara tanıdığı hakların ilgili maddeleri dikkate alındığında Türk Ulus Devleti’nin kabul etmeyişinin asıl nedeni daha net anlaşılacaktır. Çünkü 23 Nisan 1920’ de kurulan TBMM’nin bu antlaşmayı onaylama hakkına sahipken bundan kaçınması, topu Osmanlıya ve meclisi mebusana atması durumdan vazife çıkarmaktan başka bir anlamı yoktur.

Sevr Antlaşmasını özetlemek gerekirse: İstanbul Osmanlı Devleti’nin başkenti olarak kalmaya devam edecek. Osmanlı Devleti’nin hüküm sürdüğü yerler İstanbul ve çevresinden oluşan küçük bir toprak parçası olacak; eğer Osmanlı Devleti, İtilaf güçlerinin belirlediği şartlara uymazsa, İstanbul’da ellerinden alınacak, Batı Anadolu Bölgesi, Adalar ve Trakya Yunanistan’a, Irak, Musul ve Arabistan İngiltere’ ye verilecek,  Doğu’da Ermeni Devleti kurulacak, Boğazlar, bütün ülkelerin gemilerine savaş zamanında dahi açık bulundurulacak, on ülkeden oluşan Komisyon tarafından yönetilecek ve bu komisyonda Türk üye bulunmayacaktır. 
Bir köşe yazısında yer vermeyecek kadar geniş açıklama ve içeriğe sahip bu maddeleri kısaca hatırlatmak istedim. Ancak Sevr Antlaşmasının üçüncü bölümünün 62-63 ve 64. Maddeleri Kürdistan başlığı ile imza altına alındığından, bu maddeleri olduğu gibi paylaşmakta yarar vardır.

Madde 62: “İngiliz, Fransız ve İtalyan temsilcilerinden oluşan komisyon Fırat’ın doğusundaki Kürt vilayetlerinde bir yerel yönetimler düzeni kuracak, bir yıl sonra Kürtler dilerse Milliyetler Cemiyetine bağımsızlık için başvurabilecek.” 

Madde 64: “İş bu Antlaşmanın yürürlüğe girmesinden bir yıl sonra 62. Maddede belirtilen bölgelerdeki Kürtler, bu bölgelerdeki nüfusun çoğunluğunun Türkiye’den ayrılarak müstakil olmak (bağımsız olmak) istediklerini kanıtlayarak Milletler Cemiyeti Konseyine müracaat eder ve Meclis de ahaliyi bu istiklale laik görür ve onlara istiklâl bahsetmesini Türkiye’ye tavsiye eylerse Türkiye iş bu tavsiyeye muvafakat ve bu havali üzerindeki bilcümle hukukundan feragat etmeyi şimdiden taahhüt eder… Bu feragat vuku edilecek olursa Kürdistan’ ın şimdiye kadar Musul vilayetinde kalmış olan kısmından yerleşik Kürtlerin bu müstakil Kürt devletine iltihaklarına karşı müttefik hükümetler tarafından hiçbir itiraz  yapılmayacaktır.” 

Gerek genel hükümlerden gerekse Kürdistan ile ilgili maddelerden hareketle Sevr’i uygulamayan Kemalist devlet, 24 Temmuz 1923’ te İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya ve Yunanistan’ının da taraf olduğu Lozan Antlaşması’nı imzalar. Sevr Antlaşmasının feshedilmesi sonrasında imzalanan Lozan Antlaşması ile Sykes Picot Antlaşması güncellenerek Kürdistan’ın parçalanması tescillenir, Kürtlerin ayrıştırılıp karşıtlaştırılmasının yolu açılmış olur. Lozan Antlaşması sayesinde Kapitülasyonlardan kurtulan, küresel emperyalist devletler tarafından tanınan Türk Ulus devleti, Rum, Ermeni, Kürt, Arap, Süryani halklar ile Êzidî ve Aleviler gibi farklı toplum kesim-lerinin tüm meşru taleplerini reddeder. Yetinmez inkâr ve imha siyasetini bugüne kadar sürdürmenin ısrarı içinde olur. Katliam ve soykırımları yürütmeyi kendi bekası için ‘Tamamlanmamış Görev’, ’Bitmemiş Suç Pratiği’ olarak görüp halklara ve inançlara onlarca kez katliamlar yapar. Asimilasyon amaçlı yeni ideolojik aygıtları devreye koyarak halkları ve inançları başkalaştırmada asla geri durmaz.

Bu amaç doğrultusunda Mart 1924’ te Diyanet İşleri Başkanlığı’nı kurar.  30 Kasım 1925’ te Tekke ve Zaviyeler kapatarak, başta Raya (Rêya) Heqî Kürt Aleviler olmak üzere bir bütün Alevileri asimile etmenin kurum-sallığına gider. İnancı başkalaştırma faaliyetlerini devreye koymaktan kaçınmayan devlet, Kasım 1928’ de Latin harflerini kabulü eder. Başta Arapça, Kürtçe ve Farsça olmak üzere İngilizce, Fransızca ve Almanca’ dan devşirdikleri kelime ve sözcüklerden yapay dil oluşturan inkârcı ve imhacı zihniyet, Mezopotamya ve Anadolu’ da yaşayan tüm halkların dillerini ve kimliklerini yasaklar. Halkların dillerinden oluşturduğu Türkçe’yi halklara dayatmakla kalmaz, asimilasyonla başkalaştırdığı halkların Türk olduğunu iddiasında bulunur.

Madde 38
Türk hükümeti doğuş, milliyet, dil, ırk ya da din farkı gözetilmeksizin Türkiye’de yaşayan herkesin hayat ve özgürlüğünün tam olarak korunmasını teminat altına almayı taahhüt eder. Türkiye’de yaşayan herkes kamu güvenliği ve ahlaka aykırı olmadıkça ister halk arasında ister özel yaşamında her tür itikat, din ve inancın gereğini yerine getirmekte özgür olacaktır. Gayrimüslim azınlıklar, bütün Türk uyruklular için ülkenin bir bölümü ya da tamamında Türk hükümetince ulusal savunma ve kamu düzeninin korunması gerekçesiyle alınan önlemlere tabi olarak, seyahat ve göç etmekte tam özgürlük sahibi olacaktır.

Madde 39 
Gayrimüslim azınlıklara mensup Türk uyruklular, Müslümanlarla aynı yurttaşlık haklarına ve siyasal haklara sahip olacaktır. Türkiye’ de yaşayan herkes, din farkı gözetilmeksizin yasa karşısında eşit olacaktır. Hiçbir kimse, kamuda işe alınma, kamu görevi yerine getirme ya da onurlandırılma ya da iş ve meslek edinme gibi yurttaşlık haklarından ve politik haklardan yararlanmasında din, itikat ve inanç farkı gözetilmeyecektir. Hiçbir Türk uyruklunun özel ilişkilerinde, ticarette, ibadette, basında ya da her tür yayında ya da halka açık toplantılarda herhangi bir dili serbestçe kullanmasına kısıtlama getirilmeyecektir. Resmi dilin mevcut olmasına bakılmaksızın Türkçe konuşmayan Türk uyruklulara mahkeme önünde kendi dillerini sözel olarak kullanmaları için yeterli olanak sağlanacaktır. 

Lozan’ın 38, 39, 40 ve 41.nci maddeleri azınlık haklarını koruyor görünsede, Türkiye tarafından uygulanmamış, antlaşmayı imzalayanlar da denetlememişlerdir. Yüz yıl önce uluslaşmanın ve ulus devletlerin şafağında Kürtler örgütlü ve birlik olmadıkları için Kürtleri statüsüz bıraktıran, Kürdistan’ ı parçalayan, Kürtleri birbirinden ayıran ve onları sömürgeci devletlerin katliam, soykırım ve asimilasyonuna açık hale getiren Lozan Antlaşması, bu anlamda tarihin çöplüğüne atılmalıdır. Egemenin inkâr ve imha seçeneği yerine mazlum ve mağdurların kendi seçeneğini ete kemiğe büründürmenin, halkları ve inançları özgür kılmanın zamanıdır. 

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2022 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.