Öcalan için mekanizmalar işletilmiyor

Dosya Haberleri —

11 Ekim 2021 Pazartesi - 21:00

Seçkin Güneşer

Seçkin Güneşer

  • Sayın Öcalan’a ve Kürtlere “her türden şiddet uygulanabilir, istenile her araç ve silah kullanılabilir” deniyor. Kimyasal silah ve bunun gibi yasaklı silahlar kullanılıyor. Bu konuda hiçbir yasa ve evrensel değer, norm tanınmıyor. Kürtler eylemleriyle seslerini duyurmaya çalışıyorlar fakat tek bir STK devreye girmiyor. 

BARIŞ BALSEÇER / STASBOURG

15 Şubat 1999 Uluslararası Komplo hemen sonrası aralarında Nobel Barış Ödüllü Mairead Maguire, Jose Ramos-Horta, Adolfo Perey Esquivel ve Nobel Edebiyat Ödüllü Dario Fo, Jose Saramago, Danielle Mitterrand, Uri Avnery, Prof. Noam Chomsky'nin yanı sıra Gianna Nannini, Geraldine Chaplien gibi birçok sanatçı, dünyanın çeşitli yerlerinden birçok milletvekili, avukat ve sivil toplum örgütü 'Abdullah Öcalan'a Özgürlük – Kürdistan'a Barış Uluslararası İnisiyatifi'ni oluşturmak için girişimde bulundular. 

Bu ilk imzacıların bir araya gelişi ile Mart 1999'da merkezi bir koordinasyon bürosu açıldı ve 'Abdullah Öcalan'a Özgürlük – Kürdistan'a Barış' Uluslararası İnisiyatifi çalışmalarına başladı. Çok uluslu bir barış inisiyatifi olan 'Abdullah Öcalan'a Özgürlük – Kürdistan'a Barış' Uluslararası İnisiyatifi, Kürt sorununun barışçıl ve demokratik çözümü için günümüze kadar çalışmalarını sürdürmektedir. Aynı zamanda Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın savunmalarını farklı dillere de çeviren inisiyatiften Seçkin Güneşer ile Öcalan paradigmasının ezilenler açısından önemini, bu paradigmaya karşı geliştirilen saldırıları, Öcalan’ın esaretindeki uluslararası güçlerin rolünü ve yeni çalışmalarını konuştuk.

Kırk yılı aşan bir mücadelenin öncüsü olan Kürt Halk Önderi Öcalan başta Türk devleti olmak üzere uluslararası güçler tarafından kriminalize edildi. Bunu tersine çevirmenin yolu nedir? Öcalan’ın fiziki özgürlüğü için çalışma yapıyorsunuz bu kriminalizasyonun halklar üzerindeki etkisini nasıl değerlendirirsiniz?
Bu sorunun cevabı özellikle insanlığın son 200 yıllık tarihinde gizli. ‘Kürt sorunu’  başta olmak üzere genel anlamda halklara dayatılan soykırımcı ve faşist politikalar Türkiye’de şekillendirilen sistem ve bağlı olduğu Kapitalist Modernite’yle onun siyasi, ekonomik örgütlenmesi olan devlet kuramı ile anlaşılabilir. 
Soykırımcı ve faşist temeller üzerine inşaa edilen Türk devleti bir yanıyla I. ve II. Dünya savaşlarının doğurduğu sonuçlar, diğer yanıyla da 1917’de Rusya’da gerçekleşen Ekim Devrimi ve bu devrimin şekillendirdiği Sovyetler Birliği’ne dayalı kuruldu.

Bu süreçlerde Türk devleti “tek devlet, tek bayrak, tek millet, tek dil” temelinde uluslararası sisteme entegre edildi. Buna bağlı olarak bölgedeki Süryani, Ermeni, Rum, halklarına karşı komple imha, soykırım gerçekleşti.

Kürtlere karşı da imha ve inkâr, yani tarihten silme ve var olmama durumu dayatıldı. Böylelikle Türk, Arap, Fars halkları da soykırımcılaşan ve ulus - devlet temelli bir kimliğin içine çekildiler.  Bu yok edilmeye karşı savunmaya geçenler, direnenler ise ‘eşkiyalıkla, terör’ kavramlarıyla kriminalize edilip göstermelik mahkemelerde yargılanarak idam edildiler.

Bugün olduğu gibi o süreçlerde de İngiltere, Fransa, Almanya, Rusya vb. devletler bu katliam ve soykırımlarda Türk devletine askeri ve siyasi destek verdiler. Diğer devletler ise çıkarlarını esas alarak soykırım ve katliamlara sessiz kaldılar. Dolayısıyla, 41 yıldır sürdürülen örgütlü Kürt Özgürlük mücadelesi sadece Türk devletine karşı değil, aynı zamanda bölgede Türk devletinin çıkarlarını koruduğu güçlere karşı da veriliyor. Sayın Öcalan, Kürt halkının “özgürlük, demokrasi ve eşitlik” mücadelesinin öncüsü, yaratıcısı ve yürütücüsü olarak 41 yıldır mücadele halindedir. Bugün ise uluslararası bir cezaevi olan İmralı’da, dört duvar arasında bu mücadeleyi ve direnişini sürdürmektedir. 

Kapitalist modernite ve ona dayalı dünya sistemi halkların özgürlük, demokrasi ve eşitlik mücadelelerine karşı her türlü saldırıyı, haksızlığı, hukuksuzluğu, baskı, sömürü ve katliamları kendilerine ‘hak’ görerek, bütün bunlara karşı direnenleri “terörist” kavramıyla yaftalayıp, kriminalize ederek sonuç almaya; halkların, toplumların gözünde hiçleştirmeye çalışmaktadır. Bu kriminalizasyonla, Sayın Öcalan’ın ve Kürt halkının söz ve eylemleriyle suçlu ilan edilip, yıldırma veya marjinalleştirme amaçlanıyor. Kürdistan’ın statüsüz, Kürdün ise “köle” statüsünde kalması sağlanmak isteniyor. Fakat başta Sayın Öcalan olmak üzere Kürt halkının, dostlarının, enternasyonalistlerin verdiği mücadele, gösterdikleri direniş bu durumu boşa düşürmektedir. 

Elbette bu direniş ve “yeniyi” oluşturma mücadelesi her alanda önemli aydınlanma, birikim ve tecrübeleri açığa çıkarmaktadır. Farkında olmasak da Kürdistan, ortadoğu ve dünyada önemli bir zihniyet değişimi yaratmaktadır. Yaratılan bu değişim, yaşamın bir çok alanına etki ediyor. Bütün bu direniş ve mücadele halen Sayın Öcalan’ın fiziki özgürlüğünü sağlayamamış, Kürdistan ve bölgeye de barış  getirememiştir. 

Bize göre bu zihniyet değişimi hızlanarak Kürtlerin kendi içerisinde ve halklar arasında bir birliktelik oluşturmuş durumdadır. Enternasyonal dayanışmayı açığa çıkarmıştır. Asıl belirleyici olan da budur. Bizlere düşen görev bu gücü İmralı’nın kapılarını açabilecek, bölgede barışı tesis edebilecek bir güce dönüştürmektir. Kriminalizasyon rejimlerin elindeki bir silahtır ancak halkların birlikte yarattığı güç bu silahı etkisiz kılar. 

Sayın Öcalan’ın tüm savunmaları - özellikle Özgürlük Sosyolojisi – bu anlamda ilham kaynaklarıdır. Mücadelemiz 5 bin yıllık erkek egemen sistemin halklar, toplumlar üzerinde yarattığı zihniyete karşıdır. “Modern devletler” her söylediklerinin deyim yerindeyse bir ‘tanrı kelamı’ olarak kabul edilmesini ve uygulanmasını amaçlamaktadırlar. Ama bu artık mümkün değildir. Halkların uyanışı söz konusu. Ulus-devletlerin artan fiziki ve ekonomik şiddetinin nedeni de budur. Tüm bu saldırılara karşı halklar ve kadınlar direnmektedir. Tüm bunlar yeni bir bilinç, öz-kimlik, öz-örgütlülük oluşturmaktadır. Kafalardaki duvar ve sınırlar ortadan kalkmaktadır. 

Ulus-devlet şiddetini tanımlamak için kullanılan “terör ve terörizm” kavramları günümüzde devlete başkaldıran grupları tanımlamakta kullanılıyor.  Kavramların ters yüz edildiği böylesine bir dönemde Öcalan’ın ortaya koyduğu felsefe, ezilenlerin paradigmasında nasıl yer buluyor? 
Evet, genel anlamda bir kavram karışıklığı söz konusu.  Bu kavramlar II. Dünya savaşı ardından var olan sistemle ABD öncülüğünde yeniden formülleştirildi. İki kutuplu dünyanın dağılmasıyla birlikte, “kapitalist modernist” güçler kendilerini dünyanın tek hakimi olarak ilan ettiler. Hatta “ideolojilerin sonu” diye bir yalan bile ortaya attılar.

Fakat gerçekliğin böyle olmadığı görüldü. Öte taraftan iki kutuplu dünya sisteminin kapitalist sistemi ayakta tuttuğu, sürekli kıldığı da ortaya çıktı. 11 Eylül saldırıları ve ardından “terör ve terörizme karşı mücadele” bahanesiyle başta Ortadoğu olmak üzere birçok yere müdahalelerde bulunuldu. Gelinen noktada iyice anlaşıldı ki bu müdahalelerin temel amacı sistemin kendisini yenileme, süreklileştirmesidir. Bu müdahaleler halklara karşı çok yönlü saldırılardı. 

Bu saldırıları karşı halklar da farklı alanlarda direniş ve mücadele içerisine girdiler. Direnişler değerliydi ama geniş çaplı ve belli stratejiler üzerine kurulmuş bir çözüm projeleri yoktu.  Dolayısıyla halkların değişik biçim ve renklerde yürüttüğü mücadelelerin vicdanında, Sayın Öcalan’ın “özgürlük felsefesi” alternatif bir yaşam biçimi – sistemi olarak görüldü ve anlama çabası içerisine girildi. 

Uzun yıllara dayanan bir emek ve çaba sonucunda önemli deneyim elde edildi. Bunun alt yapısı oluşturulmuş durumda.  Birikim ve tecrübesiyle Öcalan’ın “özgürlük felsefesi” yeni enternasyonali yaratacaktır. Halkların büyük buluşmasını açığa çıkartacaktır.

Özellikle Ortadoğu‘da, Latin Amerika halklarında, yine Avrupa halklarında devlet dışı sistem olarak “Demokratik Konfederalizm” çok büyük bir ilgi topluyor. Halklar bunu kendi mücadele ve yaşam koşullarına adapte etmeye çalışıyorlar. Elbette, sistem de buna karşı ideolojik, askeri, politik, ekonomik, sosyal ve kültürel her alanda bu buluşmayı engellemeye çalışmaktadır. Sayın Öcalan‘dan çok uzun zamandır haber alınmamasını bu bağlamda değerlendirmek gerekiyor. Çünkü kendisinin her konuşması ardından sistemde geri alınamayacak gedikler açığa çıkarmıştır. Rojava, Şengal, HDP bunun örneklerindendir. 

Öcalan’ın 23 yıllık esaretinin temel nedenleri ve bu esaret sonucunda paradigmasının halklara ulaşması engellenebilmişmidir? Rojava Devrimi bağlamında ele aldığımızda neler söyleyeceksiniz?
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 23 yıllık esaretinin temel nedenlerinden biri, uluslararası güçlerin kendi çıkarları temelinde Kürt halkına biçtiği roldür. Bu tanımlanan rolü kabul etmeyen ve özgürleşmek isteyen Kürtlere, Sayın Öcalan’a ve Kürt Özgürlük Hareketi’ne her türden saldırının temel nedeni budur. Bu saldırılar bir konsensus içerisinde gerçekleştiriliyor. Dolayısıyla Kürt halkı ayrı ve Sayın Öcalan ayrı şekilde ele alınamaz. Ki bu uluslararası güçler de ayrı ele almıyorlar. Sayın Öcalan şahsında tüm Kürtler hedeflenmiş durumdalar. 

Bu temelde Sayın Öcalan 23 yıldır tam bir tecrit altında, hiçbir uluslararası norm, kanun ve kuralın olmadığı uluslararası bir cezaevi olan bir ada cezaevinde tutuluyor. Herhangi bir insani haktan yararlandırılmaktadır. Sayın Öcalan’a bu yaklaşım, Kürtlere karşı yaklaşımdır. 

Bu yaklaşımı pratikte de görüyoruz. Uluslararası Komplo’nun planlayıcıları Sayın Öcalan’a ve Kürtlere “özgürlük, demokrasi ve eşitlik” isteyen her Kürde “her türden şiddet uygulanabilir, istenile her araç ve silah kullanılabilir” diyor. Kimyasal silah vb.gibi yasaklı silahlar kullanılıyor. Ama uluslararası sessizlik hâkim. Bu konuda hiçbir yasa ve evrensel değer, norm tanınmıyor. Kürtler eylemleriyle seslerini duyurmaya çalışıyorlar fakat tek bir STK devreye girmiyor. Tek bir mekanizma işletilmiyor. 

Diğer bir neden ise sistemin çarpıtmaları, saldırılarına karşı yeni bir paradigma etrafında bilinçlenen, örgütlenen, bunun zihniyetini oluşturan Kürt varlığıdır. 
Büyük bir mücadele ve direniş elbette var. Ama bütün bu zorlu süreçlere rağmen ne olursa olsun Sayın Öcalan’ın 23 yıllık esaretini ortadan kaldırıp, fiziki özgürlüğünü sağlayabilmiş değiliz. Şimdiye kadar İmralı kapılarını parçalamalıydık. Çünkü Kürt halkının, özgür Kürt kadınının ve bu paradigma etrafında “özgür ve eşit” yaşamı düşleyen halkların bu gücü var. Sayın Öcalan’ın felsefesi, paradigması Rojava’da umutsuzluğun ve alternatifsizliğin yoğun olarak yaşandığı bir süreçte bölge ve dünya halklarına umut vermiş, alternatif yaşam sunmuştur. 

Rojava da gelişen özgürlük, demokrasi ve eşitlik mücadelesi halklarla buluşmada önemli bir kaldıraç rolü oynamıştır. Sayın Öcalan gittikçe evrenselleşen bir “Rêber” gerçeğine dönüşmektedir. Elbette Rojava hala saldırı ve işgal altındadır. Buna cevap, alternatif yaşamı daha olgunlaştırmaktan, doğru toplumsal mücadele zihniyetini, yol ve yöntemlerini geliştirmekten geçiyor. Bu da, daha fazla evrenselleşme anlamına gelecektir. Sadece Rojava değil her dört parçada, her parçanın özgünlüğü temelinde geliştirilecek direniş ve mücadele belirleyici olacaktır. Komple izolasyon ile aslında verilen mesaj Kürt halkının, kadınların ve halkların özgür birlikteliğine geçit verilmeyeceğidir. Fakat Sayın Öcalan, ağır izolasyon altında da olsa kayalıklardan fışkıran gül misali başta Kürt halkına, halklara ve kadınlara ilham vermeye devam ediyor. 

Öcalan’ın cinsiyet eşitliğine dayanan, kadın özgürlükçü, ekolojik paradigmasını esas alanların verdiği mücadele egemenlerde nasıl bir karşılık buluyor?
Kürt Özgürlük mücadelesinden haberdar olmayanlar, bu mücadele ve paradigmayla ekseriyetle DAİŞ gibi bir vahşiliğe karşı ortaya konulan büyük irade, direniş ve mücadele döneminde tanıştılar. Uluslararası birçok gücün destek verdiği DAİŞ ve faşist Türk devletinin vahşeti karşısında Kürt halkı, özgür Kürt kadını taviz vermedi. Bütün bu baskı, saldırılar karşısında halkların kardeşliği tüm zorlukları aşarak bir gerçekliğe dönüşüyor. Bazı güçlerin “devlet olun, bütün çileleriniz bitecektir” yalanına da artık kimse inanmıyor. 

Tüm dünyada halklar, kadınlar, emekçiler bu direnişin umut yarattığını; bu mücadelenin insalığı sömürüsüz, özgür bir geleceğe götürdüğünü gördüler. Elbette tüm dünya sömürüsüz, eşit bir dünyayı yaratılması için büyük bir mücadele verilmesi gerektiğini de gördü. Bundan güç aldı halklar, insanlık.  Sadece kadın değil, erkeğin özgürleşmesi sorunu ciddi bir evrensel sorun olarak karşımızda duruyor. Özgürlük, eşitlik, kimlik ve inanç sorunları aynı şekilde...Bu mücadeleye kadar tüm bu sorunlar parçalı şekilde ele alınıyordu. Aynı zamanda yürütülen mücadeleler bir şekilde sistem içileşmekten kurtulamıyorlardı. Bu nedenle de sorunlar çözüleceğine, katmerleşerek devam etti. 

Sayın Öcalan’ın ortaya koyduğu demokratik, kadın özgürlükçü, ekolojik toplum düşüncesi ise sorunları bütünsel olarak ele alarak, evrensel bir çözüm modeli sunuyor. Bütün bu çözüm modelini ortaya koyarken aynı zamanda kişinin sorunun çözümündeki rolünü teslim ederek harekete geçiriyor. Bireyin özgürlüğünün toplumsallıkla mümkün olduğunun altını çiziyor. Toplumsal bireyi esas alıyor.

Kapitalizmin çürüten yanlarını deşifre ederek, toplumsallaşmış bireye coşku ve cesaret verir. Bu paradigma ezen, tahakkümcü ve baskıcı tüm zihniyetleri deşifre etmekte ve aldanmayı en asgariye indirmektedir. Dünyamızın her türlü zenginliğini dünya nüfusunun sadece yüzde 1’i kullanmakta ve yönetmektedir. Yüzde 1’in gözünde herşey kullanılıp satılabilir bir metadır. 

İnsanlık gün geçtikçe tüm bu gerçekliği daha iyi anlıyor. Birçok isyan oldu ama sistem tarafından bastırıldı. İlk defa özsavunma olgusunun dönüştürücü bir rolü olduğu ortaya çıktı. Egemenlerin temel korkusu halkların bir araya gelerek özsavunma temelinde direnişe geçmesidir. Bu paradigma sömüren, ezen bu sisteme karşı alternatif ve egemen güçlerin saldırmasındaki temel nedenler bunlardır.