Önder Öcalan yargılanmadı, yargıladı

Forum Haberleri —

2 Haziran 2020 Salı - 12:29

  • “Savunmama yön veren onurlu barış ve demokratik çözüm oldu!” A.Öcalan

Ali GÜNDEM

 

Türkiye Cumhuriyeti devleti red ve inkar temelinde kuruldu. Türk devletinin katliam ve yok etme üzerine kurulu bu aklı, adına Kürt sorunu denilen meselenin özünü oluşturan temel etkendir. Kürtlerin kabul etmeyerek karşısında direndiği bu barbar politika, isyanları da beraberinde getirdi.

Kürt halkının red, inkar ve asimilasyona karşı onlarca yıldır sürdürülen isyanların son temsilcisi, 1978 yılında Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın önderliğinde kurulan, 1984 yılından günümüze silahlı mücadele veren, bugün ise onbinlerce savaşçısı, binlerce kadrosu, milyonlarca taraftarı olan Partiya Karkerên Kurdistan, yani PKK’dir.

Faşist devletin şefleri 1984’ten bu güne her bahar geldiğinde aynı hikayeyi tekrarlar; Bu yaz son yazları olacak, der. Ancak her yazın sonuna gelindiğinde de denilenler unutulur. Kenan Evren’den Özal’a, Tansu Çiller’den Ağar’a, şimdi de Faşist Şef Erdoğan’dan onun Gestapo birliklerinin amiri Süleyman Soylu’ya aynı şeyi söylüyorlar. Karşısında titredikleri, her bitireceğiz dediklerinde kendilerinin tükendiğini görmekten bile aciz Türk devletinin şeflerinin korkulu rüyası olan bu örgütün mimarı, hiç kuşkusuz Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’dır.

O, engin felsefesiyle sıfırdan alıp bugünlere getirdiği mücadeleyle Kürt halkına direnç verdi, özgüven verdi, inanç verdi.

Önder Öcalan, 1999 yılından bu yana İmralı Zindanı’nda ağır bir tecrit altında tutuluyor. Ancak buna rağmen, üretmeye, paradigmasının ortaya çıkardığı etkin güç ile düşmanlarını korkutmaya devam ediyor.

Önder Öcalan, uluslararası komplo sonucunda Türkiye’ye teslim edildiğinde, çokları artık PKK’nin sonununun geldiğine inanıyordu. Kısa sürede bunun böyle olmadığı ve Kürt düşmanlarının hiçbir zaman istediklerini zorbalıkla elde edemeyecekleri anlaşıldı. Türk devletine teslim edildikten kısa süre sonra, 31 Mayıs 1999’da alel acele İmralı Adası’nda kurulan özel mahkemeye çıkarılan Önder Öcalan, tutumu ve savunmasıyla, Kürt halkına önderliğin hakkını vereceğini, Türk devletinin yok edemeyeceği bir mücadelenin önderi olduğunu bir kez daha gösterdi. Bu yanıyla da Ankara 2 No’lu Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin İmralı Adası’na kurduğu mahkeme, Kürt halkının özgürlük mücadelesinin savunma kürsüsüne dönüştü. “Bir Halkı Savunmak” bu kürsünün ürünüdür.

Önder Öcalan, savunmalarıyla Türk devletini yargıladı, sömürgeci zorba akıl ile Kürt sorununun çözümünün mümkün olmadığını, daha da önemlisi PKK ve Kürt halkı üzerindeki etkisini dosta ve düşmana açıkça gösterdi. Önder Öcalan’ın bu konudaki tespitleri çok açık:

“Benim şahsımda PKK’nin ve Özgürlük Hareketi’nin bitirilişini sağlamak istiyorlardı. Cezaevi uygulamaları, AİHM ve AB’nin tüm yaklaşımları bu ana amaçla bağlantılıydı. Benden arındırılmış bir Kürt Hareketi aranıyordu. Yüzlerce yıldır uyguladıkları tasfiye yöntemlerinin bir benzeri PKK’ye ve devrimci, kolektif özgürlük ve eşitlik hareketine uygulanıyordu. İmralı sürecinden beklenen esas sonuç buydu; üzerinde çokça çalışılan ve ustaca uygulanmak istenen plan buydu. Strateji ve taktikler bu plan çerçevesinde geliştiriliyordu. İmralı sürecini bu oyunu bozmak için ideal bir platform olarak değerlendirdim. Bunun için gerekli olan teorik temelimi güçlendirdim. Barışın ve siyasi çözüm koşullarının bütün felsefi ve pratik argümanlarını geliştirdim. Demokratik siyasi çözümün özgünlüğü üzerinde yoğunlaştım. Zorlu ve sabır isteyen bu çalışmalar komplonun kısırdöngülerini kırabilir ve çözüm alternatiflerini geliştirebilirdi. Bu konuda kendime güvenmekten başka çarem yoktu.”

Savunmasının özüne ilişkin ise şunları belirtiyordu:

“Benim geliştirdiğim savunma ne klasik Ortodoks dogmatik tutuma, ne de kendimi kurtarmaya ve koşullarımı iyileştirmeye dayanıyordu. Savunmama yön veren şey ilkeli, halkların tarihsel ve toplumsal gerçekliğine uygun onurlu barış ve demokratik çözüm yolu oldu.”

Önder Öcalan’ın Demokratik Özgürlük Manifestosu’nun esasını oluşturan çözüm felsefesini esas alan Rojava’da kazanımlar 2012’nin ardından adım adım yaşama geçerken, Türk devleti hep gitgeller yaşadı. Bazen görüşmelerle çözüme niyetlense de haramilerin saltanatının Demokratik Özgürlük Manifestosu’nda yerinin olmadığı görülünce, hemen yeniden savaş tamtamları çalmaya başladılar. 2014 yılının sonbaharında gerçekleşen Milli Güvenlik Kurulu toplantısında kabul edilen Çöktürme Planı’yla Kürt halkına karşı 6 yıldır amansız ve acımasız bir şekilde sürdürülen savaş, bu gitgellerin bir sonucudur. Kürt düşmanlığının en ağır biçimde yapıldığı, tüm özel savaş yöntemlerinin kullanıldığı bu saldırılara, Önder Öcalan da, ondan güç alan Kürt halkının öncüleri de, Kürt halkı da boyun eğmedi. Önder Öcalan, çok önceden tespit ettiği bu durumu savunmalarında şu sözlerle vurguluyor:

“Tutumum yarın olacakmış gibi barış ve demokratik uzlaşıya her an hazır olmak kadar, yarın benden başlayacak bir imha savaşına da sonuna kadar karşı olmak ve her zaman inanç, kararlılık ve hazırlılıkla buna cevap vermektir. Bunun dışında ne yaşam tanıdım ne de anlarım.”

Önder Öcalan, başında Demokles’in kılıcı gibi sallanan tüm tehditlere de yanıt verdi, savunmalarında:

“Ölüme karşı Sokrates tavrı diyebileceğimiz tavrı esas almaya çalıştım: Ölümü bile anlamlı kılmak, niçin ve nasıl ölmenin felsefi anlamını bulmak! Mevcut durumda tahmin edemediğim kadar yaşıyorum. Demokles’in kılıcı gibi başımda sallanan ölüm kararı altında ruhun büyük yükselişini, anlamın büyük gelişimini artan bir huşu içinde karşılıyorum. Normalde birkaç haftalığına dayanılamayacak ve taş olsa çatlatacak bir yaşam biçimi anlamlı kılınmıştı. Aslında ölüm beni değil ben ölümü çözmüştüm. Ölüm kararı beni etkisizleştirmemiş, ben ölüm kararını çirkin ve uğursuz tarzıyla etkisizleştirmiştim. Nereden ve nasıl gelirse gelsin, ister yarın ister gelecek yıllarda olsun, ölüm artık benim için ciddi bir konu olmaktan çıkmıştı. Hatta hoş geldi, sefa geldi diyebilecek anlam gücüne ulaşmıştım. Kısmen ‘öl-öldür’ felsefesinden ‘yaşa ve yaşat’ felsefesine geçiş çok kapsamlıca yürütülmüştü. Eğer taraflar çalışsalar, bunun zaferini de onurlu barışta birlikte paylaşmak mümkün olabilirdi.”

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.