Ortadoğu’nun Mandelası

Kadın Haberleri —

17 Temmuz 2020 Cuma - 11:16

  • Öcalan, demokratik konfederalizmin çeşitli siyasi ve diğer gruplara açık olduğunun altını özellikle çiziyor: “Esnek, çok kültürlü, anti-tekelci ve fikir birliğine dayalıdır. Ekoloji ve feminizm temel direklerdir. Yani, radikal bir kadın devrimi olmadan hayatı kurtarmak imkânsızdır. Tekeller değil, toplum politik odağın merkezindedir.”

ZABEL MİRKAN



“Bir zamanların Marksist-Leninist ve milliyetçi gerilla lideri, katılımcı demokrasi, feminizm ve ekoloji politikalarını nasıl geliştirdi?” New Internationalist’in Temmuz-Ağustos 2020 sayısında yer alan makalede Vanessa Baird, bu sorudan yola çıkarak Abdullah Öcalan’ın yolculuğunu takip ediyor. Makaleyi kısaltılmış bir şekilde sizler için çevirdik.

‘Eski zincirleri yenileriyle değiştirmeyin’

13 metrekarelik hapishane hücresinden, PKK liderinin dış dünyaya dair gördükleri; duvarlar, gökyüzü ve bir tel örgüden ibaret. Burayla ilgili “Tabut gibi” benzetmesini yapıyor. Kız kardeşi Fatma, onu beş yıldır görmedi. 2011-2019 yılları arasında avukatlarının bile ziyaretleri reddedildi. Çok kısa bir süre önce, hapishanedeki bir yangından sonra Öcalan’ın bir erkek kardeşiyle telefon görüşmesine izin verildi.
Öcalan, ömür boyu hapis cezasının başlamasından bu yana 10 kitap yazdı ve yazdıklarının Kürt Özgürlüğü Hareketi ve ötesinde derin bir etkisi oldu.
Öcalan’a göre, Kürt davasıyla ilgili politik düşüncesi, hapsedilmeden önce değişmeye başladı. Zaten 1990’larda, Sovyetler Birliği’nin çöküşü (ve onun ‘gerçek sosyalizm’ olarak adlandırdığı şey) PKK liderleri arasında ‘özeleştirel yansımayı’ arttırmıştı.
Fakat değişimine en büyük katkısı, hapishanede okumaya başladığı ABD’nin ‘özgürlükçü sosyalisti’ Murray Bookchin’in çalışmaları oldu.
PKK lideri, Kürt ulus-devlet arayışı hakkında çarpıcı bir sonuca vardı ve “Kürtler için bir anlam ifade etmiyor,” dedi. “On yıllar boyunca Kürtler sadece egemen güçlerin baskılarına karşı değil, varlıklarının tanınması için değil; toplumlarının feodalizmden kurtulmak için de mücadele ettiler. Bu nedenle eski zincirleri yenileriyle değiştirmek ve hatta baskıyı arttırmak mantıklı değildir. Ulus devletin temelinin kapitalist modernlik bağlamında anlamı budur.”

Devletsiz demokrasi

Öcalan’ın demokratik konfederalizm açıklamalarından birçoğunu korkutucu, jargon yüklü bulabilirsiniz. Kendisi bunu daha açık bir şekilde ifade ediyor: “Bu tür bir kural ya da yönetime devletsiz siyasi yönetim ya da devletsiz demokrasi denilebilir.”
Demokratik konfederalizmin çeşitli siyasi ve diğer gruplara açık olduğunun da altını özellikle çiziyor: “Esnek, çok kültürlü, anti-tekelci ve fikir birliğine dayalıdır. Ekoloji ve feminizm temel direklerdir. Yani, radikal bir kadın devrimi olmadan hayatı kurtarmak imkânsızdır. Devletle ilgili sorun, iktidar tekellerinin çıkarlarını gözetmek için kendisini sürekli olarak merkeziyetçiliğe yöneltmesidir. Bunun tersi konfederalizm için geçerlidir. Tekeller değil, toplum politik odağın merkezindedir.” Ve şu uyarıda bulunuyor: ‘Toplumların homojen birimler olması gerektiğine inanma hatasına düştüğümüz sürece, demokratik konfederalizmi anlamak zor olacaktır.”
Bu yöntemin nasıl işleyeceği hakkında şunları kaydediyor: “Bu sistemde ‘tüm toplumsal gruplar ve kültürel kimlikler’ yerel, genel toplantılar ve konseyler aracılığıyla kendilerini ifade edebilir ve kararlar verebilir. Her topluluk, etnik köken, kültür, dini topluluk, entelektüel hareket, ekonomik birim vb. kendilerini özerk bir biçimde bir siyasi birim olarak yapılandırabilir ve ifade edebilirler.”
Öcalan, demokratik konfederasyon ve ulus devletler arasındaki ilişkide, bunun ‘ne sürekli savaş ne de öncekinin ikincisine asimilasyonu’ olması gerektiğini söylüyor. Ancak demokratik konfederasyonun kendini savunabilmesi gerekiyor: “Devletin ne tamamen reddedilmesi ne de tam olarak tanınması sivil toplumun demokratik çabaları için yararlıdır. Devletin, özellikle de ulus devletin üstesinden gelmek uzun vadeli bir süreçtir. Demokratik konfederalizm, toplumsal meseleler açısından sorun çözme kapasitelerini kanıtladığında devlet aşılacaktır.”

Despot olmayan sosyalizm

Teori bu. Ve Öcalan bunu Kuzey Irak’ta (Güney Kürdistan), Türkiye’nin doğusunda ve en çok Kuzey Suriye’de, yani Rojava’da PKK tarafından işletilen mülteci kamplarında uygulamaya koymakla meşguldü.

Nadje Al Ali; Öcalan’ın hapishaneden salıverilmesinin, fikirlerinin daha yapıcı bir eleştirisini mümkün kılacağını söylüyor ve ekliyor: “Öcalan’ın genç Kürt erkek ve kadınları tarafından sorgulanacağı ve hepsinin özgürce ve barışçıl demokratik tartışma ve müzakere ruhu içinde bir araya geleceği günün gelmesini umuyorum.”

Bu fikirle gerçekleşen Rojava’daki devrim, uluslararası arenada hayli ilgi çekti ve destek topladı. Öcalan’ı tutsaklığının insanlık dışı koşullarından arındırılması için uluslararası bir kampanya, dünyadaki sendikaların ve ilerici grupların desteğiyle devam ediyor.
Kampanyaya destek veren İngiltere Birlik sendikası Tony Burke, Öcalan için; “Ortadoğu’nun Mandelası olduğuna inanıyorum,” diyor. Ancak herkes aynı fikirde değil.
Bazı yönlerden Öcalan’ın hapsedilmesinin Kürt mücadelesi üzerinde politik olarak çarpıcı bir etkisi oldu. Nadje Al Ali, “Hapsedildiği sürece, rolünün sembolik olması ve günlük olarak iktidar ve siyaset görüşmelerine katılan ve meydan okunabilecek bir siyasi liderin rolünü aşması doğal” diyor. Öcalan’ın hapishaneden salıverilmesinin, fikirlerinin daha yapıcı bir eleştirisini mümkün kılacağını söyleyen Al Ali, “Öcalan’ın genç Kürt erkek ve kadınları tarafından sorgulanacağı ve hepsinin özgürce ve barışçıl demokratik tartışma ve müzakere ruhu içinde bir araya geleceği günün gelmesini umuyorum” diye ekliyor.
Doğrusunu söylemek gerekirse, siyasi yazılarında savunduğu türden bir demokrasi mümkün olacaktır.

Çevirinin orijinalini okumak için şuraya tıklayabilirsiniz:


Vanessa Baird kimdir?

Vanessa Baird, 1980’lerin ortasına kadar Güney Amerika ülkesi Peru’da gazeteci olarak çalıştı. 1986’dan beri İngiltere’de 1973’ten beri yayın yapan New Internationalist’te eş editör olarak çalışıyor. Ağırlıkta göç, para, din ve eşitlikten yerel aktivizme, iklim değişikliği, feminizm ve küresel LGBT hakları gibi mevzuları yazıyor. Ayrıca Mixed Media adlı derginin sanat ve kültür bölümünü de düzenliyor.
Baird’in kitapları arasında Dünya Nüfusu İçin Saçma Kılavuz (2011), Cinsiyet, Sevgi ve Homofobi (2004), Büyük Fikirlerin Küçük Kitabı (2009) ve İlk İnsan Ekonomisi (2010) yer alıyor. 2012 yılında Uluslararası Af Örgütü İnsan Hakları Medya ödülü kazandı.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.