RAF’lı Eckes ile PKK’li Çelebi’nin mektuplaşması

Dosya Haberleri —

23 Ağustos 2021 Pazartesi - 21:13

  • Almanya’da aynı dönemde biri Kızıl Ordu Fraksiyonu’na (RAF), diğeri ise PKK’ye üyelik gerekçesiyle tutuklanan iki devrimcinin, Christa Eckes ile Hüseyin Çelebi’nin 1988-1990 yılları arasında kaldıkları hapishaneden birbirlerine gönderdikleri mektuplar kitaplaştırıldı.

 

REWŞAN DENİZ

Kızıl Ordu Fraksiyonu (RAF) üyelerinden Christa Eckes ile Avrupa’da faaliyetlerini halen sürdüren Kürdistanlı Öğrenciler Birliği’nin (YXK) kurucu üyelerinden, 1992’de Haftanîn’de şehit düşen Hüseyin Çelebi, 80’li yılların sonunda Almanya’nın iki farklı cezaevinde tutsaktı.

İki tutsak devrimci, 1988 ile 1990 yılları arasında birbirlerine, kaldıkları cezaevlerinden yazdıkları mektuplarla ulaştı.

Kürt devrimciler, Almanya’da, aralarında Duran Kalkan ve Ali Haydar Kaytan’ın da bulunduğu 15 Kürt’ün tutuklu yargılandığı “Düsseldorf Davası” kapsamında hapisteydi. Bu davanın soruşturması, ülkede RAF soruşturmasından sonra bir siyasi örgüte karşı yürütülen o güne kadarki en büyük soruşturmaydı.

Kürt Özgürlük Hareketi’nin Hamburg doğumlu kadrosu Hüseyin Çelebi, Düsseldorf Davası kapsamında tutuklananlardan biriydi.

Mainz doğumlu Christa Eckes ise 1973’te RAF’a katılmış ve ilk olarak 1974’te yapılan bir polis baskınında tutuklanarak 7 yıl hapiste kalmıştı. Eckes, 1984’te ise yeniden tutuklanarak 1992’ye kadar Stuttgart’taki Stammheim Cezaevi’nde kaldı.

‘Koşullarınızı merak ediyorum’

Çelebi ile Eckes arasındaki mektuplaşmayı başlatan, Eckes’in mektubu oluyor. Eckes, o günlerde Wuppertal Cezaevi’nde kapan Hüseyin Çelebi’ye gönderdiği mektubunda, “Öğrendim ki, Almanca biliyorsun. Almanya’da 15 Kürt’ün tutuklandığını duydum ve cezaevi koşullarınızı merak ediyorum” diye yazacaktı.

Eckes, 2012’de yaşamını yitirdi ve ardında Hüseyin Çelebi ile olan mektuplaşmayı da bıraktı. Şimdi o mektuplaşma, Almanca kitaplar basan “Edition Cimarron” isimli yayınevi tarafından Gisela Dutzi, Sieglinde Hofmann ve Brigitte Mohnhaupt’un editörlüğünde kitaplaştırıldı.

Kürt tutsaklar için yeni bir deneyim

Christa Eckes, bir enternasyonalist devrimci olarak dünyadaki gelişmeleri yakından takip ediyor ve Kürt Özgürlük Hareketi’yle de yakından ilgileniyordu. Eckes, mektuplarında Çelebi ile daha çok Almanya’daki cezaevi ve tecrit koşulları hakkında bilgi alışverişinde bulunuyor.

Eckes, daha önceki cezaevi deneyimlerinden Almanya’da tecridin nasıl işlediğini ve buna karşı hangi yollarla direnilebileceğini biliyordu. Kitabın yayıncıları, Eckes için bu deneyimleri Hüseyin Çelebi’ye ve diğer yoldaşlarına aktarmanın önemli bir amaç olduğunu belirtiyor.

Çelebi ile Eckes’in mektuplaşmalarının toplandığı kitabın kapağında, Eckes’in bir mektubundaki, idarenin tutumunu ti’ye alan cümleleri bulunuyor: “Sürpriz bir biçimde mektubun, beni hukuk düşmanı tutumumda bile güçlendirmiyor ve cezaevi görevlilerine karşı agresif davranışlara sevk etmiyor. Anlamı: Mektubunu bugün aldım.” 

Yayıncılardan Gisela Dutzi, şunları söylüyor: “Türk zindanlarındaki tutsakların 1988-89 yıllarından fotoğrafları var. Christa, mektuplarında bu fotoğraflardan bahsediyor ve oradaki tutsakların gruplar halinde kalmasına seviniyor. Almanya’daki Kürt tutsaklar için buradaki tecrit (‘Isolationshaft’) yeni bir deneyimdi. Tutuklananların birbirleriyle her türlü iletişimlerini engellemek için 1988’de birçok farklı zindana dağıtılması, her şeyin başlangıcıydı. Federal Almanya’da sadece (tutsakların) bir araya gelme talebi bile kriminalleştirildi.”

‘Erdem’e söylemek zorundayım’

Bu konu, Hüseyin Çelebi’nin mektuplarına da yansıyor. Bir mektubunda Çelebi, Selahattin Erdem’in kendisine “Savunmamızı hazırlamak için Türkiye’deki cezaevlerinde yaptığımız gibi bir araya gelmemiz mümkün değil midir acaba?” diye sorduğunu anlatıyor ve ekliyor: “Şimdi ona sadece bunu düşünmenin bile ‘terörist’ olduğunu yazmak zorundayım.”

Christa’dan kesk-sor-zer

Çelebi’nin 9 Şubat 1989’da yazdığı mektup ise Êzîdîlerin bugünkü durumlarına ve Şengal’de yaşanan son soykırıma dair de bir şeyler söylüyor. Alman yoldaşına Êzîdîlerin yaşadığı baskı ve zulmü anlatan Çelebi, aynı mektupta, Christa’nın kendisine gönderdiği yeşil-sarı-kırmızı bileklik için teşekkür ediyor: “Kürt ulusal renklerinden bileklik çok hoşuma gitti. Kırmızı, işgalcilere karşı mücadele eden şehitlerimizin kanını; yeşil, dünyanın bereketini ve ülkemizin inanılmaz zenginliğini; sarı, aydınlığı ve geleceği temsil ediyor.”

Mektuplardaki bir başka konu ise Kürt Özgürlük Hareketi’nin Türkiye’deki sol hareketler ile ilişkileri. Christa, bu konuya çok meraklı ve sıklıkla buna ilişkin sorular soruyor. Keza aynı dönem, Almanya’da da bir yandan sol içi tartışmaların ama diğer yandan “birlikte mücadele” konseptlerinin gündemleştiği bir dönem.

Yayıncılar da RAF’taydı

Mektupları oldukça “ince bir işçilik” ile ayrıştıran, yeniden yazan, sıraya koyan ve dönemi anlamayı kolaylaştıran bir “80’ler Kronolojisi” ile birlikte yayına hazırlayan üç kişilik ekibin üyelerinden biri olan Gisel Dutzi, hem Christa Eckes ile kendi ilişkisini hem de kitabın hazırlanma sürecini gazetemize anlattı.

Diğer yayıncılar Sieglinde Hofmann ve Brigitte Mohnhaupt ile birlikte kendisinin de Christa Eckes’i RAF’ta yer aldıkları dönemde tanıdıklarını anlatan Gisel Dutzi, devam ediyor: “Cezaevinde birlikte açlık grevlerine katıldık ve daha sonraki yıllarda da hep yakındık. Christa 2012’de yaşamını yitirdikten sonra Hüseyin Çelebi ile birlikte yazdıkları mektupları bulduk. Zaten bize Hüseyin’le yazışmalarından sık sık bahsederdi. Bir gün bu mektupları okumaya ve kitaplaştırmaya karar verdik. Bu süreci de kitabın girişinde anlatıyoruz.”

‘Christa yorulmaz ve içtendi’

Yoldaşı Christa’nın 30 yıllık daktilo ile yazılan mektupları okurken yaşadığı duyguları ise Dutzi, “Mektuplar üzerinde çalışırken Christa ile bir kez yaklaştığımızı hissettim: Onun ne kadar sağlam, net görüşlü ve yorulmaz, samimi ve içten olduğu anlaşılıyor. Onu tanıyan ve ona değer veren herkes okurken bunu hissedebilir” cümleleriyle anlatıyor.

Yayıncılar, çalışmalarını Kürt Özgürlük Hareketi’yle iletişim halinde ve birlikte gerçekleştirmişler. Dutzi, “Zaten böylesi Hüseyin ve Christa’ya uygun bir çalışma” diyor.

Nasıl bir dönem?

Mektuplaşmaların devrimci siyasetin de koşullarını ciddi anlamda değiştiren bir küresel ekonomik ve politik çalkantı döneminde gerçekleştiğine dikkat çeken Dutzi, o dönemi şu sözlerle anlatıyor: “Güç dengesi gergindi. Almanya Federal Savcılığı, bir tür dünya polisi rolü üstlenmişti. Kürt, Filistin, Tamil Hareketi ve İrlanda Cumhuriyet Ordusu (IRA) gibi Almanya’da aktif olan uluslararası hareketlere karşı girişimlerde bulunuyorlardı. Bu harekete karşı yürütülen soruşturmalarda yasal dayanağı bile olmayan uydurma suçlamalar yapılıyordu. PKK yasağı da bu soruşturmalardan beş yıl sonra ilan edecekti.”

‘Gelenek’ yaratmak için

Dutzi, bu mektuplaşmaları yayınlamalarının motivasyonlarından birinin de bu döneme dair belge azlığı olduğunu belirtiyor. “80’lere dair çok az belge var ve bu mektuplaşmalar çağdaş bir tarihin belgeleri oldukları için bu kitap, tarih yazmayı yöneticilere bırakmamak açısından da küçük ama önemli bir çalışma” diyen Dutzi, bir taraftan da Almanya solunun “gelenek kültürü olmamasını” eleştiriyor.

Dutzi, “Gelenek eksik ve bu şekilde diyalektik farkındalık da çok az gelişebilir. Nereden geliyoruz, süreçler nasıl ilerliyor, geçmişten bugünler için neleri alabiliriz gibi sorular çok önemli” diyor.

60’lı yıllarda solcuların birbirleriyle ve uluslararası tartışmalara ve siyaset teorisine çok daha büyük önem verdiğine de dikkat çeken Dutzi’ye göre “bugün ise birçok şehirde solcu bir kitap dahi bulunamıyor”.

‘Kim ilgilenir ki?’

Kitap hakkında çalışırken yayıncılar, yalnızca olumlu tepkiler almamışlar. Dutzi, “Bu mektuplarla kim ilgilenirki!” diyenlerin de olduğunu anlatıyor ve ekliyor: “Bu tarih bilincinden yoksun tutum, günümüzdeki hareketleri zayıflatıyor ve köklerinden koparıyor. Bugün olanlar, geçmiş savaşlardan, tüm deneyimlerden ve tüm yenilgi ve hatalardan bugüne geldi, gelişti. Bunun farkında olmak gerekiyor, çünkü bizi güçlendiren de budur.”

Kitabın anlattığı dönemde cezaevlerindeki devrimci tutsakların farklı örgütlerden ve İrlanda, ABD, İspanya, İtalya ve Fransa gibi farklı ülkelerden diğer tutsakları tanımak için de çaba harcadığını, koşulları hakkında mektuplaştıklarını ve birbirlerine nasıl yardımcı olabileceklerini öğrenmeye çalıştıklarını vurgulayan Dutzi, bunu, “enternasyonalizmin siyaset anlayışlarının temeli” olmasına bağlıyor.

‘Yeni bir düşünceydi’

Christa Eckes’in Kürt Özgürlük Hareketi’ne olan yakınlığına da dikkat çeken Dutzi, şunları söylüyor: “Christa, Kürt Özgürlük Mücadelesi ile yakından ilgilenirdi. Abdullah Öcalan da Kurdistan Report dergisinde Almanca yayınlanan birçok yazısında hareketin evrenselliğinden bahsediyor. Çok iyi hatırlıyorum: Bu bizim için yeni bir düşünceydi. Biz bu sözü, ulusal kurtuluş mücadelesinin sınırların ötesinde düşünüldüğü biçiminde yorumladık. Bu, coğrafi olarak değil, içerik olarak anlaşılmalı.”

Kalkan’ı okurken yüzleşme

Kitabın önsözünü, aynı dönemde Almanya’da cezaevinde bulunan PKK’nin kurucu kadrolarından Duran Kalkan yazmış. Dutzi, Kalkan’ın yazısında Almanya’daki cezaevlerinin Kürt tutsaklar için nasıl yeni bir deneyim olduğunu anlattığına vurgu yapıyor ve bu önsözü okurken “hapishane gerçekliği” ile yüzleştiğini söylüyor.

Sansür ve denetim altında

Eckes ile Çelebi’nin yazışmalarda siyasi tartışmalara da girdiğini ama bu tartışmaların cezaevi idarelerinin sansürü altında yapıldığını belirten Dutzi, bu tartışmalara dair şu bilgileri veriyor: “Christa ile Hüseyin, Kürdistan’daki ve küresel siyasi duruma ilişkin de yazışıyor. Türk cezaevlerindeki mücadelelerle ilgili de yazışmalar var. Aynı dönemde gerçekleşen ve PKK’nin de suçlandığı Olof Palme cinayeti de konu edilmiş. Tabii bunların hepsi sansür ve denetim şartlarında yazılıyor; yani çok şey söylenmiyor aslında, çünkü aksi halde sansürden geçemeyecek. Mektuplarla birçok şey, sadece ima ediliyor, genel tutuluyor, çünkü devlet güvenliği bunları bilmese de olur!”

‘Kışkırtıcı uykuya dalmak!’

Dutzi, mektuplaşmaların bazı saçma ve komik detayları da barındırdığını söylüyor: “Mesela Christa, Hüseyin’e yazdığı bir mektupta, Stammheim’daki bir duruşma sırasında uyuyakalmış iki ziyaretçiden bahsediyor. Bu ziyaretçilere ‘kışkırtıcı biçimde uykuya dalmak’ suçundan idari para cezası kesilmiş ve bu olaya tepki olarak salonda çıkan kargaşa ardından da dört kişi daha gözaltına alınmış.”

 

Önsözü Duran Kalkan yazdı: Hüseyin Çelebi bunları nasıl yapıyor?

 

Hüseyin Çelebi ile Christa Eckes’in mektuplarının bir araya getirildiği kitabın önsözünü, aynı dönemde Almanya’da cezaevinde bulunan ve “Düsseldorf Davası” kapsamında yargılanan PKK’nin kurucu kadrolarından Duran Kalkan yazdı.

Kalkan, önsözde Çelebi ile nasıl tanıştıklarına dair şu bilgileri veriyor: “Hüseyin Çelebi yoldaşı PKK’nin 3. Kongresi ardından, 1986 yılı sonunda, Avrupa’ya gittiğim süreçte tanıdım. 1987 yılı boyunca Avrupa çalışmalarını birlikte yürüttük ve 1988 baharında da birlikte tutuklanıp Almanya cezaevlerinde kaldık. Hüseyin yoldaş, bana göre cezaevinde daha az bir süre kaldı. Cezaevinden çıktıktan sonra kısa bir süre Avrupa’da kalıp çalışmalar yürüttü, ardından Mahsum Korkmaz Akademisi’ne ve oradan da Kürdistan’ın kalbi olan Botan’a gerillacılık yapmaya yürüdü.”

‘Mücadelenin öncüsüydü’

Çelebi’yi dikkat çeken bir yoldaşı olarak hatırlayan Kalkan, onun Düsseldorf Davası kapsamında tutuklananların en genci olduğuna da dikkat çekiyor ve ekliyor: “Fakat Almanya’da büyüdüğü ve Almancayı çok iyi bildiği için hukuki sürece, yapılması gerekenlere ve davaya çok güçlü bir biçimde hakimiyeti vardı. Düsseldorf Davası’nda güçlü devrimci savunma yapmayı; PKK şahsında Kürt halkının ve insanlığın özgürlük davasının yargılanıp mahkum edilmesi amacı güdenlerin kendilerinin yargılanır ve mahkum edilir duruma düşmesini sağlayan mücadelenin her bakımdan öncülüğünü Hüseyin Çelebi yoldaş yaptı. ‘Sezar’ın hakkını Sezar’a vermek’ lazım; eski kuşaklar da, ‘Yiğidi öldür, hakkını inkâr etme’ demişler. Hüseyin Çelebi yoldaşın da hakkını bu noktada tamamıyla teslim etmeliyiz.”

Herkesle mektuplaşıyordu

Çelebi’nin cezaevinde oldukları dönemde kendilerine de sürekli mektuplar yazdığını aktaran Kalkan, “Daha o zamandan şunu düşündüğümü hatırlıyorum: Kendisi dışında tutuklu olan on beşe yakın arkadaşımız vardı ve herkese böyle 7-8 sayfalık mektubu neredeyse her hafta ya da on on beş günde bir aynı konuları tekrar tekrar yazarak gönderiyorsa, bu Hüseyin Çelebi yoldaş nasıl bir enerjinin ve çabanın sahibidir, bunları nasıl yapıyor?”

‘Manevi komutasında’ yaşıyor

Çelebi’nin yaptığı savunma ile de “Savcılığı adeta işlemez hale getirdiğini” belirten Kalkan, önsözünü şu ifadelerle bitirdi: “Kürdistan’ın varlık ve özgürlük mücadelesi gelişiyor; özgür Kürdistan şahsında demokratik Ortadoğu’yu ve özgür insanlığı yaratmayı hedefliyor. Hüseyin Çelebi yoldaş, böyle büyük bir özgürlük kavgasının içinde, önünde, manevi komutasında yaşıyor. Tıpkı Christa Eckes gibi.”

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.