Renkli bir dekolonyal festival: Newroz

Dosya Haberleri —

Newroz, Akre /foto:AFP

Newroz, Akre /foto:AFP

  • Çağdaş Kürt tarihi içinde dört farklı Kürt alanında Newroz’un dört farklı biçimde yaşandığına dikkat çeken Doç. Dr. Engin Sustam, Newroz’un direnişin ve dirilişin günü olarak işleyen bir dekolonyal festival ya da miting zamanı içinde olduğunu belirtiyor.
  • Doç. Dr. Engin Sustam, ''Newroz’un çok iç içe geçen bir tarih ve hafıza anlatısı vardır. Bir yandan antikolonyal direniş tarihine dokunan bir araç olurken, diğer yandan Kürtlerin varlık sebebine işaret eden güçlü bir hafıza alanıdır'' diyor.

BARIŞ BALSEÇER

Kürdistan’da Newroz, yarım asırdır her parçada farklı estetik ve politik imgelerle kutlansa da denilebilir ki direniş ve özgürlük arayışı bütün parçalarda yükselen ortak mesajdı. Özellikle Kuzey Kürdistanlı Kürt örgütlerin 1970’lerden başlayarak Kawa mitolojisi etrafında adeta yeniden şekillendirdiği Newroz anlatısı, 12 Eylül darbesi sonrasında Amed Zindanı’nda işkence ve zulme karşı Mazlum Doğan’ın eylemiyle sonraki yıllarda farklı anlam ve biçimler kazandı...

Paris 8 Üniversitesi’nde akademik çalışmalarını sürdüren Doç. Dr. Engin Sustam’la; Newroz’un dört parça Kürdistan’daki dönemsel anlamını, kolektif hafızasını ve özellikle son yarım yüzyılda kamusal alanın yeniden kurulmasındaki rolünü politik sosyoloji ve kültürel antropoloji perspektiflerinden ele aldık.

Newroz’un tarihsel, politik ve kültürel boyutları dikkate alındığında, sadece bir bayram olarak değerlendirmek neden yetersiz kalır?

İlk önce şunu belirlemekte fayda var: Newroz, Kürtlerin direniş hafızası içinden kurulan bir diriliş anlatısıdır ve dört farklı Kürt alanında (Türkiye, İran, Irak ve Suriye’de) uzun bir zamana kadar farklı biçimlerde kutlanmaktaydı. Şu an ise Türkiye, Suriye ve İran alanlarında Kürt Newrozu daha çok politik bir miting havasında, Güney Kürdistan’da ise bir festival havasında geçmektedir. Elbette bu hem bir bahar bayramı hem eski Mezopotamya takvimine göre Kürtlerin yeni yılı hem de Kürtlerin direniş hafızasının alanı olarak ele alınabilir. Newroz’un çok iç içe geçen bir tarih ve hafıza anlatısı vardır. Bir yandan antikolonyal direniş tarihine dokunan bir araç olurken, diğer yandan Kürtlerin varlık sebebine işaret eden güçlü bir hafıza alanıdır.

Mesela 1990’ların başında Bakur’da Newroz, ilk kez kamusal alana çıkışıyla birlikte “serhildan”ı ifade ediyor ve önemli bir kalkışmaya işaret ediyordu. Silahlı mücadelenin kitleselleşmesine önemli bir katkı sunuyordu. Eğer 90’ları, mesela Cizre Newrozu’nu düşünürsek, o Newroz’un politik olarak bir antikolonyal kalkışmanın imge dünyasını tarif ettiğini görebiliyoruz. Bundan dolayı Kürtler son yüzyılda Newroz’a başka anlamlar yüklediler. Yani Newroz, ulusal bilincin grameri ve kurucu öznesi hâline geldi.

90’ların başındaki kamusal alandaki Newroz’ları düşünürsek, örneğin “serhildan” döneminde Newroz alanına çıkmak kitlesel olarak ölümü ya da gözaltında kaybolma riskini göze almak demekti. Bunun bir bedeli vardı. Elbette 2017’de öldürülen Kemal Kurkut’un katıldığı Amed Newrozu’nu es geçmiyoruz, ama burada bir fark olduğunu söylemeye çalışıyorum. 1990’larda kalkışmanın izinde ilerleyen alanın politik aurasını kuran militan bir anlatı vardı. Cizre Newrozu sadece serhildanı ifade etmiyordu; aynı zamanda ünlü direnişin simgesi olan, üzerine hikâyeler ve şarkılar kurulan Bêrîvan Cizîrî, Rahşan Demirel gibi isimler üzerinden kalkışmanın kadın militanlarını, genç militanlarını ve militanlığın hafızasını kuran bir alanı, bir şenliği de ifade ediyordu.

Ayrıca şunun altını özellikle çizmek gerekir: 21 Mart 1982 yılında, 1990’ların serhildan ruhunu yaratan Diyarbakır Cezaevi’ndeki Mazlum Doğan’ın hücresindeki eylemi ve üç kibrit çöpü meselesi, sadece dönemin diriliş miti olarak okunamaz. O eylem ve o tarih, bugünün Newroz’unu yaratan, bedel ödeyen militantizmin kurucu tarihidir. Oysa bugün Newroz günü herkes yeniden icat edilen Kürt geleneksel giysilerini giyerek, birçok yerde sabit alanlarda, daha çok bir şenlik havası içinde kutlama yapıyor. Elbette bu durum Newroz’un politik içeriğinin anlamını boşaltmıyor. Hayır; Newroz kutlamaları, bir ulusal bayram olmanın ötesine geçerek Kürtlerin isyancı hissiyatlarını da kucaklayan kurumsal bir ifadeye dönüşmüş durumda. Elbette bunda da bir militan hafıza ve daha çok kurumsallaşmış bir militan aktivite söz konusudur.

Yani 1990’ların militan Newrozu ile 2000’ler sonrası miting ya da festival havasında geçen Newroz anlatısı aynı şeyi ifade etmiyor. 90’lar, Kürtlerin görünmez kılındığı ve kabul edilmediği bir dönemdi. O militan anlatı ise tamamen bedel ödeyerek Newroz’un kurucu aktörü hâline geliyordu.

Bu, politik risk alarak alana çıkmayı ifade ediyordu. Aklıma 1993’te İstanbul Nurtepe’de kutlanan ve 5 binden fazla insanın katıldığı Newroz geliyor. O Newroz, 1979’da İstanbul’da yapılan ilk Newroz kutlamalarından sonra, kitlesel olarak büyük ve görkemli bir ateş etrafında militanların halkla birlikte halay çektiği İstanbul’daki en önemli Newrozlardan biri sayılabilir.

Oysa 2000’ler sonrası Newroz hem İstanbul’da hem de Kürdistan’da, bir miting havasında (elbette 2001’deki ilk kitlesel Amed Newrozu’nu unutmadan), Kürt öznelliğinin sahaya inişini, varlığının görünür hâle gelmesini ve bir direnişin çabaları ile emeklerinin sonucunda ortaya çıkan siyasal ve kültürel kazanımları işaret ediyor. Yani geleneğin yeniden icadını ele veren bu Newroz, militan çizgiden çok kurumsal bir sakinleşmeyi ve tam da sivil itaatsizliğin anlatısı olan bir barış dönemini işaret ediyor.

Bu, devletle olan bir barış süreci değil; zaten böyle bir süreç hâlâ gerçekleşmiş bile değil. Ben daha çok toplumsal ve mekânsal bir barıştan bahsediyorum. Newroz’un her alanda kabul görmesi ve yasallaşması, Kürtlerin bir özne olarak yeniden tarih sahnesine çıkmasına önemli bir katkı sundu. Hatta bugün Newroz, (kitle kültürü bağlamında) popüler bir kültürel araca da dönüşmüş diyebiliriz.

Yani antikolonyal bir pratiğe yaslanan 90’ların Newrozu’ndan, kolonileştirme, iktidar ve direniş kavramlarını kararlı ve anlaşılır bir şekilde sorgulayan dekolonyal bir Newroz festivaline gelmiş durumdayız. Bu durum aslında bütün Kürt alanları için geçerli ama özellikle Güney Kürdistan, Rojava ve Bakur bu konuda en görünür olan alanlar. Rojhilat, yani İran Kürdistanı’na dair ise o görkemli 2025 Newrozu dışında, savaştan ve İran rejiminin içeride yarattığı şiddet katmanından dolayı şu an için çok net bir şey söyleyebilmek kolay değil.

Kürt toplumsal ve siyasal tarihinde Newroz’un kolektif hafıza üretimi ve sürekliliği açısından oynadığı rol nasıl açıklanabilir?

Bugün açısından baktığımızda “kültürellik” oldukça sorunlu bir kavram olarak duruyor. Keza Newroz, Kürt alanının sömürgesizleşmesine en çok katkı sunan politik aygıtlardan biri. Kültürel bir hafızadan çok bir direniş ve varoluş hafızasını barındırıyor.

Hatta 90’larda bile bu şekilde ilerliyordu. Ama bugün mesela Güney Kürdistan’ı ele alırsak, Duhok’ta Akre Dağı’nda kutlanan Newroz ve onun etrafında oluşan festivale özgü ruh, geleneksel giyim-kuşam anlatısıyla birlikte bir kültürel hafızaya da yerleşiyor. Lakin orada bile politik hafıza devrede. Yani Mezopotamya’nın ve Zerdüştlüğün antik sembollerine, oradaki belleğe yaslanarak yeni bir Kürtlüğün varlık konteksi Newroz üzerinden kuruluyor.

Akre şehri, biliyorsunuz, Newroz’un başkenti olarak kabul ediliyor. Kürtlerin yeni yılını festival havasında kutlamak için bölgeye gelen 100 binden fazla kişinin katılımıyla gökyüzünü kaplayan havai fişekler eşliğinde şehir ışıl ışıl parlayan Newroz gösterilerine sahne oluyor. Bu, açıkçası tarihten güncelliğe uzanan Newroz ruhu ve sembollerine dair inanılmaz bir perspektif sunuyor. Newroz tam da 14 Temmuz Fransız Devrimi kutlamaları gibi bir ulus bilincinin politik festivaline dönüşürken, zaten var olan bu hafıza üzerinden Kürtlerin geleceğinin kurucu aygıtlarından biri hâline geliyor.

Kawa anlatısı başta olmak üzere mitolojik unsurlar, Newroz’un sembolik evreninde nasıl bir işlev görür ve bu anlatılar toplumsal kimlik inşasına nasıl katkı sunar?

Örneğin Farslarda Newroz anlatısı daha çok kolonyal bir kültürel anlatı olarak kurulurken, Kürtlerde durum farklı. Kürtlerde dirilen ve kalkışan bir öznenin, yani Kawa’nın varlığı o “dirilişi” kurucu bir güç olarak ele alıyor. Bu nedenle Newroz, Kürtlerin özgürleşmesine işaret eden bir anlatı olarak kuruluyor. Bugün Newroz, Kürt alanlarının direniş hafızasını konsolide eden en güçlü politik araçlardan biri. Bu yüzden yalnızca ulusal bayram ya da festival olarak kutlanmıyor. Newroz aynı zamanda bir gösteri ve miting alanı olarak kuruluyor, yani bir bakıma 1 Mayıs gibi. Bu anlatısıyla da kesinlikle klasik ulusal bayram parametreleri içinde okunamaz. Hatta tersine, Newroz bir davettir. Ateşin etrafında örülen halaya bir davet, özgürleşme katmanlarının ele alınmasını sağlayan dostluğa bir davet. Sanırım Newroz’u gerçek bir sosyal diyalog alanı olarak düşünmek gerekiyor.

Görüyoruz ki birbirinden çok farklı ve son derece spesifik “dekolonyal” yaklaşımlara sahip öznelerin kamusal “Newroz alanı”ndaki görünürlüğü, birlikte diyalog hâlinde olan, ilişkisel, birbiriyle konuşan ve buluşan pek çok “Newroz” pratiğini ortaya çıkarıyor. Pratiklerin yankısı niteliğindeki hikâyeler ve anlatılar da bu Newroz’lara halaylarla ya da “giyim-kuşam” anlatıları üzerinden yerleşiyor. Tüm bu Newroz’ların kendi tarihlerinden yola çıkarak bir araya gelmesini görmek ve bugüne tanıklık etmek ise aslında gerçek bir “dekolonyal toplumsal diyalog”un oluştuğunu gösteriyor.

Newroz kutlamalarında ateş, govend (halay) ve ulusal kıyafetler gibi ritüellerin kimlik üretimi ve kültürel süreklilik bağlamındaki anlamı nedir?

Giyimler, poşî (yani Kürtlerin başına sardığı örtü) ve govend (halay) gibi unsurlar bir yandan Kürtlerin klasik direniş sembolleri. Diğer yandan da diyebiliriz ki bunlar aynı zamanda geleneğin yeniden icadı. Belki de Newroz’un giderek popüler kültürün kapsama alanlarından biri hâline gelmeye başladığını söylemeliyiz. Mesela özellikle Amed ve İstanbul Newrozlarından benim edindiğim gözlem şu: Burada geleneğe yaslanan ve bunun üzerinden kurulan bir kimlik inşası var. Ama bu semboller aynı zamanda direniş kültürünün ek hafızaları olarak Kürtlerin güncel tarihinin kurucu araçları niteliği de taşıyor. Amed Newrozu’ndan Duhok’taki Akre şehrine ya da Urmiye Newrozu’na kadar uzanan geniş Kürt hinterlandındaki bu anlatı sadece kalkışmaya işaret etmiyor. Aynı zamanda güçlü bir hafıza da barındırıyor.

Özellikle Akre Newrozlarından sonra 2013’te “Kürt Milli Kıyafet Günü”nün ilan edilmesi, geleneğin yeniden hangi biçimlerde yapılandırıldığını gösteriyor. Burada aslında antropolojik bir olaylar zincirinden söz edebiliriz. Bütün bu süreçler Newroz hafızasıyla buluşuyor ve sonunda buradan bir popüler kültür aracının icadı ortaya çıkıyor.

Giyim-kuşam ya da coğrafya üzerinden kurulan hikâye anlatılarıyla yerliliğin geleneksel belleğine doğru bir yolculuk yapılırken, geleneğin yeniden icadının çağdaşlaştırılması ve bir kitle kültürünün oluşmasını sağlayan kodlara ve malzemelere sahip çıkılması, başka bir “Kurdayetî” hafızasının da oluştuğunu gösteriyor. Yine aynı şekilde Newroz alanlarında satılan maskelerden poşîlere, flamalardan elbiselere ve çeşitli sembolik eşyalara kadar birçok unsur, Kürtlerin kamusal alanını yeniden konsolide etmesine katkı sunuyor. Böylece bu eşyaların politikleşmesiyle ortaya çıkan yeni bir kültürel olgudan söz etmek mümkün oluyor.

Newroz alanları, kolektif hafızanın üretildiği ve politik bilincin şekillendiği alternatif bir kamusal alan olarak nasıl işlev görmektedir?

Miting ya da festival alanlarında açık alandaki bayram ruhunun yaşatılması, geçmiş hafızanın içinden geçirilerek çağdaş bir Kürt tarihi anlatısının kurulma niyetini de taşıyor. Bu durum elbette tam da kitle kültürü üzerinden okunabilir. Newroz alanları sadece ahbapların, dostların ya da militanların buluşmasını sağlamıyor. Aynı zamanda özgürleşme belleğinin pratiklerinin anıldığı bir mekân olmanın da ötesine geçiyor. Bir kitle hareketinin politik bilinci olarak her Kürt alanının sembolik kültürel belleği, eşyası, giyimi ve yeme içme tarzı burada politik dile ve ideolojik yaklaşıma yerleşiyor.

Newroz alanları şu an adeta “tavaf” edilmesi gereken bir Kürtlük aurası gibi duruyor. Özellikle Amed ve Akre Newrozları bu açıdan çok belirgin. Aynı zamanda bu alanlar, farklı direniş özneleri açısından kalkışmaya katkı sunabilecek sembollerin üretildiği mekânlara da dönüşmüş durumda. Burada “düz” bir milliyetçi duygulanımdan ya da devletin düzenekleri içine yerleşmiş kurumsal ve bürokratik bir ulusal bayramdan söz etmiyorum. İğdiş edilmiş sıradan bir ulusçuluk sendromundan da bahsetmiyorum. Daha çok tamamen sivil bir ruhun ulusal politik bilincin isyanını kamusallaştırmasından söz ediyorum. Bu ruh Newroz’u renkli ve heyecanlı bir dekolonyal festivale ya da bir mitinge dönüştürüyor.

Elbette bürokratik aktörlerin konuşmaları zaman zaman yorucu olabiliyor. Ancak Newroz her halükarda halayın, müziğin, isyanın ve özgürleşme danslarının görkemli alanı olmaya devam ediyor. Burada sanırım Newroz’u direnişin ve dirilişin günü olarak işleyen bir dekolonyal festival ya da miting zamanı içinde olduğumuzu söyleyebiliriz.

Evet, bu halay ve giyim-kuşam anlatısı üzerinden ilerleyen şey sivil itaatsizlikle şekillenen bir eylemdaşlığın mikro tarihi ya da bir karşı-hafızası olabilir. Ama kesinlikle kolonyal bir devlet anlatısının makro tarihi, dili ya da hafızası değildir.

Newroz alanı aynı zamanda kurulan bu hafızanın popüler kültürle alışveriş hâlindeki katmanlarını da bize gösteriyor. Newroz hatırası fotoğraflar, imgeler, hatıralar, eşyalar ya da Newroz’a katılmanın verdiği militanlık ruhu, başka bir anlatının, bir alt-kültürel ya da karşı-kültürel hafızanın oluşmasına katkı sunuyor. Kürtler kendi çağdaş tarihlerini coğrafyalarının içindeki festivallerin ruhuyla, dansla ve halayla kuruyorlar.

Dekolonyal bir perspektiften bakıldığında, Newroz’un kültürel bir etkinlik olmanın ötesinde politik bir direniş pratiği olarak değerlendirilmesi nasıl mümkündür?

Bildiğiniz üzere “dekolonyal” kavramı bugün artık her türlü bağlamda kullanılıyor. Bazı festivaller kolonyal sistemi gerçekten sorgulamadan, sadece vicdanlarını rahatlatmak için bu kavram üzerinden analiz yapabiliyor. Ama benim bahsettiğim şey, Kürtlerin direniş kültürünün içinden gelen bir dekolonyal mikro-tarih anlatısıdır. Bu da moda hâline gelen akademik deneyimin oldukça dışında ve daha çok militan bir alandan kuruluyor. Kürtler Newroz anlatısı üzerinden kolonyal ve hiyerarşik tarihe, aynı zamanda devletin güç ilişkilerine dair eleştirel yaklaşımlarını çoğaltıyorlar. Bu nedenle burada dekolonyalite bir moda kavram olarak değil, kurumsallaşma faaliyetleri ve militan öngörü üzerinden ilerleyen bir pratik olarak karşımıza çıkıyor. Bu yüzden ben de dekolonyal kavramını kullanırken Kürtlerdeki farklı sömürgecilik biçimlerinin tarihine gönderme yapıyorum. Yani Newroz üzerinden mesela postkolonyal bir okuma yapmak çok mümkün görünmüyor. Çünkü postkolonyal aura daha çok kültürel bazı simgelerin içine yerleşmiş, daha sınırlı bir okuma sunuyor. Oysa dekolonyalite tek bir sömürgecilik biçimini değil, birden fazla sömürgecilik pratiğini birlikte düşünür. Hindistan ve Orta Doğu’daki sömürgeciliğin mirasına odaklanan postkolonyal çalışmaların aksine, yirmi birinci yüzyılın başında ortaya çıkan dekolonyal çalışmalar Kürtler bağlamında daha çok farklı kolonyal pratiklerden doğan iktidarların jeopolitiğiyle ilgileniyor. Bu da özgürleşme katmanlarıyla ilerleyen bir perspektif sunuyor.

Burada sanırım iki türlü bir hafıza var. Birincisi pasif sivil itaatsizliğin izinden giden dekolonyal bir “şimdilik”. İkincisi ise militan ruhun bedenine yerleşen dekolonyal bir “eylemsellik”. Newroz daha çok bu ikisi arasında gidip gelen bir “karşı-bellek” gibi işliyor. Şimdi sorunuza gelelim.

90’lara ait olan şey daha çok bir kalkışmadan bahsederken o dönem Newrozu açıkçası antikolonyal bir perspektif taşıyordu dersek yanılmayız. Bugün ise daha çok dekolonyal bir durumdan söz ediyoruz. Yani sömürgesizleşme pratiğinin güncel hafızasıyla eş değer bir durumdan. Bu da aslında ikili bir dil kuruyor. Birincisi antikolonyal direnişi ifade ediyor. İkincisi ise dekolonyal, yani sömürgesizleşme döneminin ruhunu.

Özellikle 2002 sonrası, HADEP’li belediyelerin kazanılmasıyla başlayan süreçler, giderek “legalize” olan bir Newroz anlatısının kapılarını araladı. Bu anlamda kitlesel ruha dair bir tespit yapacak olursak, sanırım bir güç olarak ilk büyük momentlerden biri 2001 Newrozu’ydu. Ama bugün baktığımızda Newroz’un giderek kurumsal bir aygıta dönüşmeye başladığını söylemek yanlış olmaz. Bu süreç artık bir “serhildan”dan çok bir sakinleşme sürecini ve kamusallaşan kitle kültürünün hafızasını bize gösteriyor. Dolayısıyla dekolonyal döneme denk gelen bir politik aktivite ve bir “eylemsellik” var karşımızda. Ve bu durum zamanla toplumsal hafızanın kültürel bir aktivitesine dönüşüyor.

Demin de söylediğim gibi Kürtler İstanbul’da ilk kez sanırım 1993’te, Nurtepe’de illegal biçimde 5 binden fazla insanla Newroz’u kutlamıştı. Newroz alanı adeta Cizre Newrozu gibi militanlar tarafından kuşatılmıştı ve halaylar dönemin o militan antikolonyal ruhuyla çekiliyordu. O dönemin illegal ruhunun kurucu damarında sanırım güçlü Fanon okumalarının da etkisi vardı. Hatta Türkiye solunun en radikal özneleri de o Newroz alanında başka türlü bir direniş imkânının kapılarını araladılar. Türkiye solu o Newroz sonrasında 90’ların serhildan kültürüne yakınlaştı dersek yanılmayız. Yani kendi politik ajandalarında, 1 Mayıs gibi, Newroz da bir politik kutlama gününe dönüştü. Sadece bir kazanım olarak değil, aynı zamanda kalkışmanın bir aracı olarak da.

Diğer yandan 2000’ler sonrasında İstanbul’daki Newroz pratiklerine bakarsak, sanırım en azından dördüne katılmış olabilirim. Kazlıçeşme artık sabit bir Newroz alanına dönüşmüş durumda. Tam da burada görünür olmak için verilen direniş çabası içinde dekolonyal zamanın diline yerleşen ve kamusallaşan bir Newroz ritüeliyle karşı karşıyayız. En azından Türkiye, Suriye ve Irak Kürt alanlarında süreç şu an bu şekilde ilerliyor. Hatta Güney Kürdistan’da Newroz neredeyse tamamen ulusal bayram havasında kutlanıyor ve 2013’te ulusal gün ilan edildi. Özellikle Akre Dağı ve ateşin imgeleri daha çok popüler kültürü işaret ediyor.

Farklı Kürt coğrafyalarında (özellikle Rojava ve Rojhilat’ta) Newroz’un değişen politik ve toplumsal anlamları nasıl yorumlanabilir?

Diğer yandan elbette şu an bu durum mesela İran Kürdistanı, yani “Rojhilat” için başka türlü ilerliyor. Geçmişin bütün hafızası içinden geçen Rojhilat Newrozu, tıpkı Bakur’un 90’ları gibi kendi bedenini yeniden “serhildan” üzerinden ya da “Raperîn” yaşıyor. Aynı zamanda Newroz kendi tarihine de sahip çıkıyor. “Raperîn” hafızası olarak 1946 Kürdistan Cumhuriyeti’ni, 1970’lerin Kürt hareketlerinin mücadele tarihini ve Dr. Qasimlo ya da Sadiq Şerefkendî gibi önemli direniş isimlerini kuşanan mesela 2025 Newrozu, bir yeniden dirilişi ve kalkışmayı işaret ediyordu. Bu anlamda Kürtler İran’da kendi alanlarını Newroz üzerinden yeniden yerlileştiriyorlar.

Şu çok önemli bir sosyolojik olaydır ve çoğu zaman karıştırılır. İran’daki Newroz, Farslar açısından daha çok Mezopotamya’dan gelen bir ritüelin bayram olarak kutlanmasıdır. Oysa Kürtler açısından Newroz kesinlikle sömürgecilik karşısında bir direniş hafızasını ifade eder. Ayrıca İran’da tarih boyunca Newrozlar Kürtlerin kendi özel alanlarında, yani köylerde ve yerel mekânlarda kutlanan bir gelenekti. Bu gelenek eski Mezopotamya’daki “Kawa Destanı”yla buluşan bir belleğe sahipti ve bu bellek zamanla güncel sosyal hareketlerin ve ayaklanma hafızasının bir parçası hâline geldi.

Bu konuda Rojava çok önemli bir örnek. Kürtlerin kimliği daha önce dahi kabul edilmezken, bugün Newroz Rojava Devrimi sonrası kazanımlarla Suriye’de “ulusal Kürt bayramı” statüsünde kabul edildi. Bu elbette her şeyin bittiği ve Kürtlerin varlıklarını tamamen kabul ettirdiği anlamına gelmiyor. Bu durum Türkiye alanı için de geçerli. Ancak Newroz’un kamusal alanda kabul görmesi ve görünür hâle gelmesiyle birlikte yeni dönem Newroz’ları militan bir direniş kurgusundan çok sivil bir mitinge dönüşüyor ve o miting alanı giderek karnaval niteliğinde bir mekâna yerleşiyor. Yeni dönem Newroz kültürü alanları da “Kawa” direniş hafızasıyla kuşanırken, kurucu sembolleri yeniden konsolide ediyor. Bu durum özellikle Başûr ve Bakur alanlarında daha belirgin şekilde kendini gösteriyor.

Yine Rojhilat’a dönersek, bu yüzden 2025 Urmiye, Bokan, Saqiz veya Mahabad Newroz’ları gerçekten inanılmazdı. Özellikle at sırtında bir kadının kitlelerin ortasından sakin şekilde ilerlemesi, Kürt direniş hafızasının diğer alanlarla buluştuğunu gösteriyordu. Aynı zamanda bunun kurucu öznesinin, tıpkı 1992 Newrozu’nda olduğu gibi, yine kadınlar olduğunu da ortaya koyuyordu. Bu nedenle erkek “Kawa” anlatısından belki de daha feminist bir yerden kurulan dekolonyal bir “Kadın Newroz” okumasına doğru yerleşiyoruz.

Rojhilat örneğinde görüldüğü üzere, Newroz’un günümüzde hâlâ doğrudan bir direniş görevi gördüğü söylenebilir mi?

Rojhilat alanında başka bir Newroz ortaya çıkmaya başladı. Geçen yılki 2025 Rojhilat Newrozu’nu hatırlarsanız, o Newroz 1990’ların Bakur ve Başûr’undaki gibi antikolonyal bir ruh kuşanmıştı. Hem miting havasındaydı hem de serhildana ya da raperîne çağrı niteliği taşıyordu.

Bu anlamda Newroz’un bugün iki farklı anlam dünyası var diyebiliriz. Birinci anlam dünyası, 90’lardan itibaren devam eden antikolonyal illegalitenin içine yerleşen ruhun konumlanışı ve serhildana yapılan çağrıydı. Elbette bu olgu aynı zamanda silahlı mücadelenin yarattığı özgürleşme pratiğiyle de eş zamanlı ilerliyordu. Diğer anlam dünyası ise daha çok bugünü işaret ediyor. Yani bir taraftan legal anlamda miting havasında kutlanan bir Newroz var ve bu durum bir kitle hareketi niteliği taşıyan dekolonyal döneme işaret ediyor. Bu nedenle Newroz aracılığıyla Kürt kimliği kamusallaşıyor ve bir tabu olmaktan çıkıyor.

Elbette kamusal olarak Newroz’un görünür olması ve hatta karşı-hafızasının oluşması (Türk milliyetçiliğinin kendi “Nevruz” anlatısını icat etmesi gibi) 2000’ler sonrasına denk geliyor olsa da, asıl ruhunu 1970’lerin Kürt hareketleri dönemiyle ve 90’lardaki direnişlerle kurdu. Türkiye’de devlet ve Türk milliyetçiliği elbette Newroz’a dair karşıt bir söylem kuruyor. Lakin pek başarılı olduğu söylenemez, çünkü devlet anlatısı toplumda karşılığını bulmuyor. Newroz ırkçılığa rağmen kadim inanç “Nevruz” olarak yeniden tanımlanamıyor.

Oysa bu sadece baharı karşılamak değildir. Kürtler tarihin birçok döneminde Newroz’u dirilişin grameri ve kurtuluşun imgesi olarak ele aldılar. Ateş bu anlamda belki sadece isyana bir çağrı değildir. Ateşin üzerinden atlamak aynı zamanda belirli kolonyal bariyerlere verilen bir cevap niteliği taşır. Görkemli ateş ise Newroz’un tarihsel ruhuna yapılan bir çağrıdır.

Hatırlarsanız pandemi dönemiydi. Yaşlı bir kadın yasağa rağmen Türkiye Kürdistanı’nda tek başına ateş yakarak Newroz’u kutlamıştı. Yanılmıyorsam yıkılan şehirlerden birindeydi. O görüntü sosyal medya üzerinden inanılmaz bir şekilde hafızalara yayıldı. Tek başına da olsan o ateşin o gün yakılması, kolektif hafızanın içine yerleşen o direnişe yapılan bir davettir.

foto:AFP

Ulus-devletlerin kültürel ritüelleri kontrol etme ve yeniden tanımlama eğilimleri bağlamında, Newroz’un kamusal alandaki varlığı ve politik sembolizmi nasıl değerlendirilmelidir?

Silahlı mücadele döneminde, bildiğin üzere, silahlı mücadelenin yarattığı görkemli bir serhildan anlatısı vardı. Newroz tam da bu ayaklanma pratiğinin içinden serpildi ve oraya yerleşti. Bu nedenle yalnızca bir ritüel olarak kalmadı. Adeta bir alet edevat çantası gibi Kürtlerin bütün hafıza anlatılarının kurucu beşiği hâline geldi demeliyiz. Bu aynı zamanda Kürtlerin kamusal alanda ilk kez kendi politik alanlarının teritoryallerini yeniden ele geçirmesi anlamına da geliyordu. Tam da bugün Rojava’da ve Rojhilat’ta yaşanan durum gibi.

2000’ler sonrasında ise artık milyonlar sokaklara iniyor ve karşımızda bir mitinge dönüşmüş Newroz hafızası var. Devlet elbette Newroz’u kontrol etmek ve onu belirli bir alana sığdırmak istiyor. Zaten bütün devletlerin tarihi bir disiplin ve denetim tarihidir. Ama Newroz’da bunun karşısına bir sosyal hareket tarihi yerleşiyor. Kendi zincirlerini parçalayan yüzyıllık bir direniş kültürünün hafızası. Ve bunu ateşle, halayla ve giyim-kuşam kültürünün devrimci mikro hafızasıyla yapıyor dersek yanılmayız.

Başûr ya da Güney Kürdistan alanı sembolleştirme konusunda, içinde bulunduğu otonom özgürlükten dolayı elbette daha etkili bir konumda duruyor. Diğer alanlarda, yani Rojava, Bakur veya Rojhilat’ta ise Newroz çoğu zaman miting havasında geçiyor. Ama buna rağmen devletin bekasının estirdiği baskı ve gerilim kitlelerin üzerinde sürekli hissediliyor. Newroz alanları özgürleştirilmiş olsa da Kemal Kurkut cinayetini hatırlamakta fayda var. Çünkü Newroz hâlâ riskler barındırıyor.

1990 sonrası otonom pratikle birlikte Newroz aynı zamanda kurumsal bir anlatıya da dönüşmeye başladı. Üstelik bu süreç devletin kurumsal hafızasının karşısında gelişti.

Akre Dağı’nda her yıl kutlanan o görkemli Newroz festivali, Kürtlerin uyanış belleğine gönderme yapan ritüelleri barındırıyor. Artık kurumsal bir Newroz etkinliği olarak, resmi tatil günü niteliği taşıyan ve Kürt bilincinin en özgür alanında ulusal bayram çerçevesine yerleşmiş bir kutlamadan söz ediyoruz. Bu durum aslında Avrupa’da ya da diasporalarda kutlanan diğer Newroz etkinlikleriyle de benzerlik gösteriyor. Devletin sultasından uzaklaşan her Newroz etkinliği kendi ruhunun anlatısını daha özgür bir biçimde kurabiliyor. Hâlâ o imgeler dünyasının içinde, yani kalkışmanın ve yeniden dirilişin imgeleri olarak varlığını sürdürse de, bütün Kürt alanlarında Newroz giderek görünür bir kamusal ritüele ve antropolojik bir duruma dönüşüyor. Ama elbette bu karşı-hafızada pek çok politik sembolleştirmenin kodları hâlâ yerleşik, güçlü ve onarıcı özellikler taşıyor.

Rojava alanında ise durum farklı bir noktaya evrildi. Suriye’de Newroz bugün resmi tatil günü ilan edildi ve 2012 Rojava Devrimi sonrasında sürekli alanlarda kutlanmaya başladı. Eskiden Esad döneminde yasak olduğu için Newroz yalnızca rejim aygıtlarının bulunmadığı “güvenli” alanlarda kutlanıyordu ve kitlesel bir nitelik taşımıyordu. Oysa bugün Rojava Newrozu da kitlesel bir biçime evrildi ve miting havasında, tıpkı 1 Mayıs gibi, Bakur’da olduğu gibi kutlanıyor. Suriye devleti istediği kadar onu denetim altına almaya çalışsın, bunun hafızada ya da Kürt alanında güçlü bir politik karşılığı yok.

Sistematik kamusal alanın, yani devletin ya da sömürgeciliğin belirlediği kamusal anlatının tersine Kürtler Newroz ile kendi jeopolitik kartografyalarını yeniden kurdular. Bu nedenle Newroz bir kurucu özne olarak “Serhildan” ya da “Raperîn” hafızasına dayanırken, bugün aynı zamanda kurucu bir imge niteliğiyle Kürtlerin geleceğini ve özgürleşme potansiyelini de temsil ediyor.

Tam da serhildan tarihi içinde kazanılmış bir hak olarak Newroz, şu an Türkiye, Suriye ve İran Kürt alanlarında 1 Mayıs gibi kalkışmaya işaret eden bir miting havasında kutlanıyor. Irak Kürdistanı’nda ise daha çok kurumsal bir bayram havasında geçiyor. Burada elbette her alanda, ama özellikle Güney Kürdistan’da, geleneğin yeniden icadına ve sembollerin güçlü sunumuna tanık oluyoruz.

Son olarak şunu söyleyebilirim: çağdaş Kürt tarihi içinde dört farklı Kürt alanında Newroz dört farklı biçimde yaşanıyor ve işleniyor. Bugün için sorulması gereken soru belki de şu: sömürgecilik karşıtı ve ırkçılık karşıtı bir çerçevede Newroz yeniden politik öznelliğin üretimine nasıl katkı sunabilir? Öyle sanıyorum ki bu yılın Newroz’u Kürtler açısından yeni bir direniş çağrısı niteliğinde olacak. Yani sınır ötesi alanlarda sömürge mirasını sorgulayan Kürt hafızasının çeşitli kültürel ve siyasi simgeleri bu yılki Newroz kutlamalarında daha görünür hâle gelecek. Özellikle Rojhilat’ta Newroz klasik biçimiyle gerçekleşmeyebilir, ama sanırım bu yıl orası başka türlü bir antikolonyal politik çerçevenin parçası hâline gelebilir.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.