Rüzgâr Bizi Sürükleyecek

Kültür/Sanat Haberleri —

5 Mart 2021 Cuma - 22:00

  • “Rüzgâr Bizi Sürükleyecek” Fürûğ Ferruhzad’ın aynı ismi taşıyan şiirinden esinlenen, 1999 yapımı bir Abbas Kiyarüstemi filmi. Filmin adı bir şiirden geldiği için ayrı bir başlık koymadım.


“Bu pencerenin arkasında gece titremede

ve yeryüzü giderek durmada

bu pencerenin arkasında bir bilinmez

seni ve beni merak ediyor

ey baştan aşağı yeşil!

yakıcı anılar gibi ellerini,

bırak benim aşık ellerime

ve dudaklarını

varlığın sıcak duygusunu benim sevdalı dudaklarımın okşayışına

bırak rüzgâr bizi sürükleyecek

rüzgâr bizi sürükleyecek.”

 

ZABEL MİRKAN


“Rüzgâr Bizi Sürükleyecek” Fürûğ Ferruhzad’ın aynı ismi taşıyan şiirinden esinlenen, 1999 yapımı bir Abbas Kiyarüstemi filmi. Filmin adı bir şiirden geldiği için ayrı bir başlık koymadım.
Doğu Kürdistan’ın bir Kürt köyüne giden üç gazetecinin, köyün “yatalak” olarak da tanınan; artık kaç yıldır hastalıklarıyla boğuştuğu ve yaşı bilinmeyen “Melek Hanım”ın ölümünü bekleyişini anlatıyor Kiyarüstemi. Elbette bunu katman katman açan bir hikâye ve karakterlerle. Melek Hanım’ın ölümünü şu yüzden bekliyor gazeteciler: Cenaze törenini ve yas merasimini kayıt altına alacaklar. Ancak gelin görün ki, gazetecilerin kısıtlı süresine inat gibi yaşıyor Melek Hanım.

Kentlilerin kırsala bakışı
Filmde dikkat çeken en önemli temalardan biri, kentlilerin bakış açısından esinlenerek yaratılan Behzad karakterinin yaşama, ölüme ve işine bakış açısı. Kırsalı ziyaret eden bir kentlinin nasıl davranacağını düşünüyorsanız, Behzad karakterinde bunların hepsinin vücut bulduğunu göreceksiniz. Neredeyse film boyunca peşinde koştuğu taze süt, meslektaşlarının her gün gidip çilek toplamaları, her sabah köylüler tarafından kahvaltılarına getirilen taze ekmek; bu üç gazetecinin kırsala nasıl baktığına dair ipuçları.
Abbas Kiyarüstemi sinemasının mihenk taşlarından biri olarak kabul edilen “Kirazın Tadı” filminde, sinemaya ve yaşama bakışını çok sade bir şekilde gördüğümüz yönetmen, “Rüzgâr Bizi Sürükleyecek”te de aynını yapıyor ve yaşamla ölüm arasına bir set çekerek, yaşamdan yana duruşunu yeniden sergiliyor. Köylüler için her şey gündelik yaşam içinde olağan akışındayken, gazeteciler Melek Hanım’ın ölümünü “Ölse de buradaki işimiz bitse,” diye bekliyor.

Hasankeyf rehberimiz ve Ferzad
Behzad, meslektaşlarına göre daha çok köylülerle iletişim ve arkadaşlık içinde olsa da onun de temennisi bu yönde. Hem arkadaşlarının üzerinde kurduğu baskıya verdiği cevaplardan, hem de köyde ona rehberlik eden küçük arkadaşı Ferzad’la aralarında geçen bir diyalogdan anlayabiliyoruz bunu. Ferzad, annesinin en büyük dileklerinden birinin Melek Hanım’ın iyileşmesi olduğunu söylediğinde Behzad ona dönerek şaşkınlıkla bakıyor. Çünkü Melek Hanım yaşı tam olarak bilinmemekle birlikte, Ferzad tarafından 100 küsur yaşında olarak tanımlanıyor. Yani yaşayacağı kadar yaşamış, ölmemesini neden diliyorlar?
Ferzad karakteri üzerinde biraz durmak istiyorum çünkü bana hatırlattığı biri var. Hasankeyf henüz sular altında bırakılmamış; ama yıkımına başlanmış ve her yeri inşaat makineleriyle kaplıyken, buraya adımımızı atar atmaz bizi Hasankeyfli bir çocuk karşılamıştı. Bizimle birlikte yürümeye ve bize Hasankeyf’in tarihini anlatmaya başladı. Biz elbette onların bu süreçte neler yaşadığını sorduk. Bize TOKİ konutlarından, yıkılan evlerinden ve artık ayrı evlerde yaşamak zorunda kalan geniş ailesinden bahsetti. Bu işi de para kazanmak için yapıyordu; ama okuldan sonra. Bizi bir kahveye oturtup Hasankeyf’in meşhur kahvesinden söyledi, kendine de “ice tea”. Sorduğumuz her soruya aşırı hızlı cevaplar verdi ve gezinin sonunda vedalaşarak yanımızdan ayrıldı. O da Ferzad gibi okuluna çok önem veren ve çevresinde olup biten her şeyin son derece farkında olan akıllı bir çocuktu.

İyiler cehenneme, kötüler cennete
Ferzad ve gazeteci Behzad’ın aralarında geçen bir diyalog, Kiyarüstemi’nin yaşama dair bakışını yansıtan muazzam detaylardan biri. Behzad, her an Ferzad’a ulaşabileceği –doğru ya, merkezden bu kadar uzak bir köyde 10 yaşında bir çocuğun önemli ne işi olabilirdi?– fikriyle, okuldaki sınavı devam ederken dahi görmeye gidiyor onu. Öğretmenden rica ederek Ferzad’ı göndermesini istiyor. Ferzad mutsuz çünkü sabah hem Behzad’dan azar işitmişti hem de sınavda bir soruya takılmış:

Gazeteci: Acele et, atla arabaya.

Ferzad: Gelemem.
Gazeteci: Neden?
Ferzad: Cevaplamam gereken bir soru daha var.
Gazeteci: Nedir o soru?
Ferzad: Öbür dünyada iyilere ve kötülere ne olur?
Gazeteci: Bu çok açık. İyiler cehenneme, kötüler cennete gider. Öyle değil mi?
Ferzad: Evet.
Gazeteci: Hayır. İyiler cennete gider, kötüler cehenneme. Hadi acele et. Böyle yaz ve hemen gel.

Nuri Bilge Ceylan’ın Bir Zamanlar Anadolu’da filminde Kiyarüstemi’den ne denli etkilendiğini ya da ona duyduğu saygıyı gösterdiği sahneleri, “Rüzgâr Bizi Sürükleyecek”i izledikten sonra görmek mümkün. Film boyunca görünmeyen karakterleriyle bir görünmeyenler ya da görmediklerimiz hikâyesi olan film, Fürûğ’un şiirinin tamamını okuduktan sonra daha da anlamlı hale geliyor. Evet, rüzgâr bizi sürükleyecek ama hangi yöne?

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.