Cüretkar bir Shakespeare trajedisi

Dosya Haberleri —

Hamnet /foto:AFP

Hamnet /foto:AFP

Hamnet eleştirisi Paul Mescal ve Jessie Buckley, cüretkâr bir Shakespeare trajedisinde büyülüyor

  • Film, Maggie O’Farrell’in 2020 tarihli aynı adlı romanından esinleniyor. Zhao senaryoyu O’Farrell’le birlikte kaleme aldı. Aynı zamanda edebiyat araştırmacısı Stephen Greenblatt’ın 2004 tarihli ‘Hamnet’in ölümü ve Hamlet’in yapılışı’ başlıklı denemesinden de besleniyor.

Peter Bradshaw* -Çeviri: Yeni Özgür Politika

Film, Hamnet’in 1596’da 11 yaşında ölümünün Shakespeare ve Agnes Hathaway’in iç dünyasında açtığı yarayı merkeze alarak, ‘gizem çözmekten’ çok onu derinleştirmeyi amaçlıyor. Bradshaw’a göre anlatı spekülatif ve kurmaca bir sıçrama ama aynı zamanda zekice, cesur ve oyunculuklarıyla sarsıcı.

“Anne babaların sevinçleri gizlidir; kederleri ve korkuları da…” Bu söz Francis Bacon’ın Anne Babalar ve Çocuklar Üzerine başlıklı denemesinden. Belki onun döneminde bugünkünden daha gizliydi. Bu tür bir gizlilik ve ifşa hâli, Chloé Zhao’nun William Shakespeare’in trajedisi Hamlet’in kökenine dair kurduğu, derinden hissedilen romantik fantazinin de parçası. Film, oyunun başlangıcını Shakespeare ile eşi Agnes (ya da Anne) Hathaway’in, 1596’da 11 yaşında ölen oğulları Hamnet’in ardından yaşadığı hayal edilmiş ıstıraba yerleştiriyor; bu ölüm, oyunun ilk sahnelenmesinden birkaç yıl önce.

İsimlerin birbirine yakınlığı, devasa bir Freudcu sürçme olarak sunulmak istenmiyor. İki ismin birbirinin yerine kullanılabildiğine dair dilsel kanıtlar var. Film, Maggie O’Farrell’in 2020 tarihli aynı adlı romanından esinleniyor -Zhao senaryoyu O’Farrell’le birlikte kaleme almış- aynı zamanda edebiyat araştırmacısı Stephen Greenblatt’ın 2004 tarihli ‘Hamnet’in ölümü ve Hamlet’in yapılışı’ başlıklı denemesinden de besleniyor. Bu film, gizemi çözdüğü için değil, onu daha da derinleştirdiği için başarılı. Kurmaca ve spekülatif ama aynı zamanda zekice ve tutkulu.

foto:AFP

Genişletmede olağanüstü bir gözüpeklik

Bir düzeyde anlatı, Shakespeare’e, çağdaş bir roman yazarıymış gibi; bu tür bir yasın ‘söylenebilirliğine’ dair çağdaş fikirlerle yaklaşan hatalı bir yeniden okuma. Üstelik basit bir tesadüf olabilecek bir isim benzeşmesine büyük ölçüde yaslanıyor. Dahası, trajik temaların ‘Hamnetleştirilmesi’ oyunların herhangi birine kolayca uygulanabilir. (Shakespeare’in Hamnet’in ölümüne duyduğu dehşet, bu kadar kısa sürede yüzeye çıkmamış; yıllarca bastırılıp sonra Macbeth’te Macduff’un eşi ve küçük oğlunun öldürülmesinde belirivermiş de olabilirdi.) İkna olmadan kalabilirsiniz. Yine de Zhao ve O’Farrell’in bu genişletmesinde olağanüstü bir gözüpeklik var: yüzyılların içinden uzanıp Shakespeare ile Agnes’i insan olarak kucaklayan, yaratıcı cüretin heyecan verici bir hamlesi.

Zhao filmi başlangıçta yürüyüş temposunda alıyor; Agnes’i ormanda bitmek bilmez gezintiler içinde takip ediyoruz. Bu alışkanlık, tıpkı ölen annesi gibi ona ‘cadımsı’ bir şöhret kazandırmış. Dalların arasından gökyüzünü rüyavari biçimde algılıyor, eline konan bir şahini kayda geçirir gibi izliyor. Agnes, Stratford-upon-Avon’un dışındaki, halk-korku tonları taşıyan ormanlık alanda bir vecd transında; umutsuzluğun dibinden yükselen yaratıcı ilhama dair bir önsezi gibi. Jessie Buckley’nin performansı kendiliğinden büyüleyici. Her bakışa ve her gülümsemeye delici bir anlam yüklüyor. Genç William Shakespeare’i de güzelliğiyle mıhlıyor: kötü muameleci babasının eldivencilik işini sürdürmeye zorlandığı için öfkeden kaynayan, şair olmayı düşleyen bu genci Paul Mescal zeki bir güçle canlandırıyor.

foto:AFP

Yaşayan kalandır

William’ın annesi Mary’nin (Emily Watson) derin huzursuzluğu eşliğinde evleniyorlar. Film, Agnes’in ilk bebeğini (Susanna) gerçekten de ormanda doğurduğunu hayal ediyor. Ama ikinci hamileliğinin sonunda, içeride doğum yapmak zorunda kalıyor. Kötü bir alamet: ikizler Judith ve Hamnet. William ise Londra’da -Londra tiyatrolarının yıldızı olma hayalinin peşinde- uzaktayken hastalık ve felaket kapıyı çalıyor.

Hamnet’in ölümü, Hilary Mantel’in Wolf Hall’unun başlarında Thomas Cromwell’in eşini ve kızlarını hastalıktan kaybetmesiyle karşılaştırılabilir: her şeyi başlatan, korkunç bir olay; sonraki her şeyi bir ölçüde açıklayan bir kırılma. Cromwell içindeki acıyı, kariyerine kendini atarak, acımasızca peşinden giderek ve onu ezici bir öneme dönüştürerek dağlamıştı -ama Shakespeare’in burada yaptığı varsayıldığı gibi kaybettiklerine takılıp kalmamıştı. Zhao ve O’Farrell ise Shakespeare’in kederini oyunun her satırına dönüştürüp yer değiştirdiğini ileri sürüyor: ıstırap, sürdürmenin beyhudeliği, hiçbir şeyin anlamı konusunda sersemlemiş bir kararsızlık. Bir bakıma hayalet odur; dünyanın içinde kederle dolaşmaya mahkûm ölümsüz bir gölge, bir ‘yaşayan ölü’ gibi- Hamnet ise geride ‘yaşayan’ kalandır. Öldürülen, çocuğun ruhu değil; babanın ruhudur.

Hepsi doğru olabilir -ama mesele dönüp dolaşıp isme dayanıyor; Romeo ve Juliet’te de ‘isimde ne var ki’ diye soran bir replik bulunur. Łukasz Żal’ın görüntü yönetimi güzel ve berrak; Max Richter’ın müziği eylemin etrafında vızıldayıp duruyor. Film, bu denli içine çeken oyunculuklar sayesinde duygulandırıyor.

On yıllar önce Tom Stoppard’ın Rosencrantz ve Guildenstern Ölü oyunu, Hamlet’e bambaşka bir giriş kapısı açmıştı. Belki Zhao ve O’Farrell de, bu narin ve etkileyici yeni yaratım mitiyle aynı şeyi yapacaktır.

* Peter Bradshaw, 1999'dan beri İngiliz gazetesi The Guardian'ın film eleştirmeni olarak görev yapan tanınmış İngiliz yazar ve film eleştirmenidir.


The Guardian’dan kısaltılarak alındı.

Kaynak link: https://www.theguardian.com/film/2026/jan/06/hamnet-review-paul-mescal-jessie-buckley-shakespeare-hamlet

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.