Şiddetle mücadele

Elif KAYA yazdı —

23 Kasım 2020 Pazartesi - 16:29

  • Şiddetle mücadelede çözüm arayışına odaklanırken temel iki konu önem kazanıyor.

Son bir yılda kadınlar şiddetle mücadele kapsamında azımsanmayacak eylem ve etkinlikler yaptı. Buna rağmen yıllık bilançoya bakıldığında kadına yönelik şiddet oranında fazla bir değişimin yaşanmadığını görüyoruz. Taciz, tecavüz, darp, mobbing, katledilme yaşamın rutini olarak devam etmiş. Geliştirilen eylemler çığlık olmaktan öteye gidememiş.

Peki, kadından toplumsal yaşama ve doğaya uzanan bu şiddet sarmalı nasıl kırılabilir? Bu kıyıcı şiddetin önü alınmadan özgür, eşit, demokratik bir yaşam geliştirilebilir mi?

Şiddetle mücadelede çözüm arayışına odaklanırken temel iki konu önem kazanıyor. Birincisi, şiddet sadece kadın sorunu değil, tam aksine büyük oranda erkek sorunudur. Bu nedenle şiddetle mücadelede bu konuyu da kapsayan bir strateji geliştirmeye ihtiyaç var. İkincisi, kadınların eylem ve etkinliklerini daha ileri bir aşamaya taşıyıp, her alanda örgütlenmesini sağlayarak ve savunma sistemini geliştirerek, köklü çözümlere yönelmesi gerektiği konusudur.

Kadına yönelik şiddet, ideolojik arka planı olan, ataerkil toplumsal değer yargıları, kurumsallaşması, kültür ve zihniyet yapısına dayanan çok bileşenli bir olgudur. Salt bir erkek ve bir kadın arasında cereyan eden bir durum olarak ele alınamaz. Ataerkil sistemin sirayet ettiği tüm alanlar bu eksende şekillenmiştir. “En eski sömürge” olarak kadın, şiddetin uygulandığı nesne, erkek şiddeti uygulayan özne olarak konumlandırılmıştır. Hem kadın hem erkek öngörülen roller temelinde bu çarkın içinde yer almıştır. Bunun dışına çıkmak isteyen kadına da erkeğe de çıkış yolları kapatılmıştır. Çıkmak yoğun bir mücadeleyi gerektirir.

Bu nedenle şiddetin mağduru olan kadınların sesini yükseltmesi kadar, her an en yakınının katiline dönüşen erkeklerin de isyan etme ve sesini yükseltmesi lazım. Çünkü sorun, insanın erili olan erkek olmak değil, üzerine egemenlikçi kültürün inşa edildiği, iktidarı sürdürmek için boyun eğdirmeye koşullanan erkekliktir. Bu nedenle en az kadınlar kadar erkeklerin, mevcut erkekliğe karşı itirazını yükseltmesi önemlidir. Erkeklerin potansiyel katil olma durumunu reddedip, tavır koymaları şiddetle mücadele de etkili bir çözüm yöntemidir.

Bir diğer konu “dur!” demekle şiddetin durmadığını yaşanan deneyimlerden biliyoruz. Bu nedenle tarihsel arka planı olan örgütlü şiddetle mücadele için her alanda kadın örgütlenmesini geliştirmek elzemdir. Kadına yönelik şiddet, ataerkil tüm kurumsal ve toplumsal yapılarla bağlantılı, derin ve köklü bir yapıdır. Bu nedenle kadınların savunmasını geliştirmesi şiddetle mücadelede temel ön koşuldur. Burada kendini savunmaktan kasıt salt bireysel savunma teknikleri değil, kadın sisteminin oluşturulması, her alanda örgütlenmesi, karar aşamalarında aktif yer alıp pratikleştirmesidir.

Savunması olmayan hiçbir kadın kazanımının kalıcı olmadığını İstanbul Sözleşmesi tartışmalarında gördük. Ama savunması olan kadın gücünün haklarına kimsenin rahat el ve dil uzatamayacağı bilinir. Bu nedenle şiddetle mücadelede en kalıcı çözüm yolu kadınların savunma gücünü oluşturmasıyla mümkündür.

Bu konuda son yıllarda en çok göz dolduran, umut ve ilham kaynağı olan, Rojava Kadın Devriminin savunma gücü olan YPJ’dir. Klasik bir ordu gücü olmayıp kadını, toplumu, yaşamı savunma ve koruma gücüdür.
Kadınların savunma gücünün ne kadar hayati olduğu DAİŞ’in Êzîdî kadınlara yönelik geliştirdiği soykırım ve cins kırım politikalarında görüldü. Bu dönem aynı zamanda kendini savunan kadınların en vahşi saldırılara karşı kendini ve toplumu nasıl savunup, koruduğu da YJA-Star, YPJ, YJŞ deneyimlerinde somutlaştı.

Kendini savunmak şiddetin önünü aldığı gibi varlığın özgürce yaşamasına olanak sağlıyor.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.