Şimali Kürdistan Cemiyeti Azadî’yi diriltme hareketiydi

Dizi Haberleri —

10 Temmuz 2020 Cuma - 11:39

  • Türk basının ve yabancı basının ‘Şeyh Said’in oğlu’ olarak sürekli adını zikrettiği, Bağdat’taki Kürt gençlerinin derneğinde resmi asılı olacak kadar etkili bir figür olan Şeyh Selahaddin her ne kadar ŞKC’nin Şimali Kürdistan Cemiyeti olduğunu reddetse de, bu isimle bir örgütün olduğu, kağıt üzerinde de olsa örgütsel bir nizama sahip olduğu aşikardır.

 

Ağrı’da savaş sürerken Türk medyası da savaş cephesindeki yerini alır! 8 Temmuz 1930 tarihli Vakit gazetesinin manşeti oldukça dikkat çekicidir ‘Üç buçuk Kürde istiklâl!…’
Ankara’da devam eden Selahaddin’in mahkemesine istinaden söylenen bu tahkir edici manşetin haberi şöyle:

Ankara, 7 (Telefon) – Ağrıdağı hadisesi etrafındaki tahkikat ve görüşler hadisenin senelerden beri hariçte yapılmış bazı gizli ve siyasi teşebbüslerin neticesi olduğunu meydana çıkarmaktadır.
Halepte doktor Şükrü isminde birisinin idare ettiği ve Kürdistan istiklâline matuf olarak kurulmuş (Hubyan) cemiyeti bu hazırlanışın temelini teşkil etmektedir.
Bu cemiyetin Halepteki umumî merkezine bağlı olarak Şarkta bir iki şubesi ve bu şubelerin de üç beş azası bulunduğu anlaşılmaktadır, Maslup Şeyh Saidin oğlu Salâhattinin teşkiline çalıştığı (Şimalî Kürdistan cemiyeti)ni bu şubelere istinat ettirmek fikrinde bulunduğu tesbit olunmuştur.
Esasen Salâhattinin Halepte Şükrü ile görüşmesi de buna müstenit bulunmaktadır.
Netekim Erzurumda da gizli cemiyet teşkilinde maznun bulunan daha beş kişinin Ankara ağır ceza mahkemesinde şimalî Kürdistan cemiyetçilerle birlikte muhakemeleri bu noktadandır. Bunların evrakı gelmiş, fakat kendileri henüz getirilmemiştir. Bu itibarle yarınki muhakemenin talik olunması muhtemeldir.
Ayrıca Muşta da böyle gizli bir cemiyet teşklilinden maznun bazı mevkuflar vardır ki oradaki tahkikat, mensuplarının (Hubyan) azası olduklarını göstermiştir. Bunlar gizli cemiyet teşkilinden başka beyanname dağıtmak cürmünden de maznundurlar. Bu davanın da burada tevhidi gün meselesidir.
Şu vaziyet ve biilhassa Muşta elde edilen beyannameler münderecatı Ağrı dağı hadisesinin hazırlık devresinin ve siyasi mahiyetini tebarüz ettirmektedir. Halepte basılıp Muşa şemsiye içinde getirilen bu beyannamelerde halk soygunculuğa, itaatsizliğe, dağlara çekilerek çeteler teşkiline davet olunmakta ve hariçteki teşkilâttan da muavenet görecekleri temin olunmaktadır.
Ağrı dağında yani Araratta huduttan ve hariçten başlayan hadisenin beyennameler muhtevatını ne kadar teyit ettiği aşikârdır. Ancak bu davete ve tazyiklere rağmen dahilden uyanlar çok olmamıştır. Bunda halkın basireti, hükûmetin kat’i tedbirleri müessir olmuştur.
Geçen sene son baharında İngiliz casusu Lavrensin cenup hududumuza gelmiş olduğu hakkında Avrupa gazetelerinde intişar eden rivayetlerin de doğru olduğu anlaşılmaktadır. Bu gelişin bir davet neticesi olması da muhtemel görülüyor.
İngiliz kumandanının tevassutu ile meccanen Irak harbiye mektebinde okuyan Salahattinin, babasının ismine dayanarak ayni yolda yürümeğe çalışmasına ümit bağlayanların hariçte az olmadığı zannolunmaktadır.
Bütün bu ümitlerin kürtlerle ermenilerden müteşşekkil muhtelit bir devlet teşkiline matuf olduğu da hadisenin başlangıç noktasile ve siyasî emellerle tezahür etmektedir.
Şark vilâyetlerimizdeki Türk nüfusunun kesafeti arasında kalmış üç buçuk Kürde istiklâl vermek hayaline kapılanların kimler olduğu zamanla anlaşılacaktır.
Kuvvetlerimizin tenkil ameliyesi şiddetle devam etmektedir. Hükûmetin yakında bir tebliğ neşri bekleniyor.’’

Görüldüğü üzere içinde değerlendirilmesi gereken birçok öğe barındıran bu haberde Xoybûn’u ‘Kürdistan istiklâline matuf olarak kurulmuş cemiyet’, ’Şimali Kürdistan Cemiyeti’ de ona bağlı şubelerle ilişkili bir yapı olarak yansıtılır.

Mısır gazetesinde Şeyh Selahaddin

21 Temmuz 1930 tarihli Vakit gazetesi Kahire’de çıkan El-Ahram gazetesine dayandırdığı haberinde içinde Şeyh Selahaddin’in de geçtiği birçok Kürt şahsiyetinden bahseder. ‘Kürt isyanı nerede kararlaşmış?’ başlığı ile verilen haberin içeriği şöyle:
‘Kahirede çıkan El-Ahram gazetesi 9 Temmuz tarihli nushasında Kürt isyanı hakkında şu malûmatı veriyor:
Son zamanlarda Kürt isyanı ehemmiyet kesbetti. Bu hareket Şeyh Sait oğlu Selâhattinin, babasının intikamını almak için hazırladığı bir hareket değil, bu bilkâkis yabancı bir milletin kuvvetine istinat edden bir kıyamdır.
Kürtler geçen sene Musulda bir kongre aktederek, kürt ekseriyetile meskûn yerlerde ihtilâlcuyane propagandalar yapmağa ve müsellâh çeteler teşkil etmeğe karar vermişlerdi. Bu müsellâh çeteler hudutta uğraşacak, içerdeki kürtler bunlara iltihak edeceklerdi.
Musul kongresinde verilen kararlardan biri Türk hududuna İran tarafından tecavüz idi, onun için kürtler ve onlarla birlikte çalışanlar birer birer iran hududuna hareket ettiler. Çerkes Ethem, Şeyh Saidin oğlu Esat, şeyh Abdullah vesair kürt reisleri Selmas dağlarına hareket etmişlerdi. İsmail ağa Semiko da budağda bulunuyordu. Hariçten gelen silâh buraya gönderiliyor ve tevzi ediliyordu. Türkiyeye girmekten memnu olanlarla Türkiye adliyesi tarafından takip edilenler bunlarla beraberdi.
Türkiye hükûmetinin Selâhattin ile arkadaşlarını hareketini akamete uğrattıkdan sonra kürtler Hizaranda iran hududu dahilinde olan Hoy şehrinde bir içtima aktederek buradan çete çete ayrılmışlardı.
Bunu müteakik Türk tebliği resmîlerinin haber verdiği hadiseler vuku bulmuştur.’’

Haberden anlaşıldığı kadarıyla Ağrı İsyanı başlarda yabancı basında Şeyh Selahaddin’in ‘Babasının intikamını almak için hazırladığı bir hareket’ olarak görülmüş. Yine Mısır gazetesi Ağrı İsyanı’nı ‘Selâhattin ile arkadaşlarının hareketi’ olarak yansıtmış. ‘Şimalî Kürdistan Cemiyeti’ni Türk basının Ağrı ile ilişkilendirerek abartılı bir dille servis etmesine üzerine böyle bir kanaate gitmiş olmaları olasıdır.

Cumhuriyet haberi çarpıtır

Aynı habere Cumhuriyet gazetesi de bir gün sonra ‘Musul’da kongre aktetmişler’ başlığıyla yer verir. (22 Temmuz 1930 Cumhuriyet) Bu kez ismi belirtilmeyen Mısır’daki bir gazeteye dayandırarak Şeyh Selahaddin ile ilgili kısmı biraz çarpıtılmış bir biçimde verilir:
”Bir Kahire gazetesinin yazdığına göre Kürt’ler geçen sene Musul’da bir kongre aktederek Kürt kıyamını hazırlamak için büyük bir kongre aktederek Kürt kıyamını hazırlamak için büyük bir propaganda yapmağa ve muhtelif çeteler teşkil etmeğe karar vermişler. Huduudumuzdan girecek çetelere yerli Kürt’lerin de derhal iltihakı da mukarrermiş. Tecavüzlerin İran’da tertip edilmesi ve o huduttan başlaması kararile Çerkes Ethem, Şeyh Sait’in oğlu Salâhattin, Şeyh Aptullah’la diğer reisler o zaman Selmas dağlarına hareket etmişlerdir. İsmail Ağa Semiko da burada imiş. Adlî takibatımızdan savuşanlarla bunlarla birlik olmuştur. Şey Sait’in oğlu yakalanınca Kürt’ler haziranda İran’ın Hoy şehrinde toplanarak taaruza geçmişler.
Kürt kıyamının yabancı bir millet yardımile vaki olduğunun muhakkak bulunduğunu Mısır gazetesi ilâve etmektedir.’’ (Cumhuriyet, 22 Temmuz 1930)

Vakit gazetesindeki haberde Selahaddin’in Selmas dağlarında olduğundan söz edilmezken Cumhuriyet gazetesi o kısma onun adını da eklemiş. Yine bilindiği kadarıyla o yıllarda Xoybûn’un Musul’da yapılmış herhangi bir kongresi yoktur.

Yunan gazetesinde Şeyh Selahaddin

Türk gazeteleri zaman zaman yabancı basında Ağrı ile ilgili gelişmeleri nasıl gördüklerine dair haberler servis eder. ‘Bir Yunan gazetesi Şark isyanının sebepleri hakkında ne diyor’ (Vakit, 28 Temmuz 1930 Sayfa 4) başlıklı haberde şu ifadelere yer verilir:
”Şarkta baş gösteren ve yakında kökünden sökülüp atılacağı muhakkak olan Kürt kıyamı hakkında muhtelif matbuatın ne gibi neşriyatta bulunduğunu öğrenmek faydadan hali değildir. Gazetemiz bu maksatla bu mesele etrafında yapılan neşriyatı dikkatle takip etmektedir.
Bu meydanda bir Yunan gazetesinin mütaleatını okuyucularımıza bildirmeği faydalı bulduk.
Proiya gazetesi diyor ki: ”Kürt İsyanı Şeyh Sait hareketinin bıraktığı intikamdan doğmuştur. 1925 senesi isyanının reisi Şeyh Sait idi. Bugünkü hareketin başında da onun oğlunu görüyoruz. Hatırlardadır ki, bundan dört beş ay evvel, Türk matbuatında meşhur İngiliz casusu Lavrensin İran hudutlarıda bulunduğu haberinin tekzibi intişar etmiştir.
Cihanı hayretlere garkeden, Arabistan meselesini halleden, Ingiltere için Hindistan hudutlarında emin bir komşu olmıyan Efgan gailesini çok mahirane bir tarzda ve bir hamlede koparıp atan bu Lavrens, İngliterenin siyasî kudret ve kuvvetine tefevvuk ettiğini efalile ispat ettti.
İşte bu meşhur casusun şarkta olduğu haberi, yalan değil, gerçekti. Lavrens o zaman Kürt isyanının tohumlarını ekmekle meşguldü.
Lavrens umumî harpte İngilterede umumî karargâhta vazife almıştı, Bu sıralarda İngilterenin aciz gösterdiği bir çok işlerde kendisi muvaffak oldu.
Elyevm İngilterede iktidar mevkiinde bulunan amele fırkası anlaşılan ispiyonluk tertibatından vazgeçmemiş ve Lavrensi bu sefer de Kürdistan işine memur etmiştir.
Kürt isyanı, bugün nüksetmiştir.
Fakat bu harekâtın mahiyeti ve istihdaf ettiği nokta nedir?
Para, mühimmat, asi kuvvetlerini adre etmek gibi mühim ihtiyaçlar acaba nasıl temin edilmiştir?
Hafi değildir ki ingilterenin şarkî Anadoluda gizli emelleri vardır.
Şeyh Saidin oğlu Salâhaddin, Lavrensin tavsiyesile 1925 senesinden sonra İngilizlerin sehabet ve himayesine mazhar olmuştur. Bu nokta, haddızatında çok şeyler ifade edecek derecede mühimdir.
Görülüyor ki 1925 isyanından sonra İngiltere ümidini kesmemiş ve yeni esaslar kurarak programına devam etmiştir.
Yukarıda, bu sefer başlıyan isyanın, bir intikam eseri olduğunu zikretmiştik.
Kürt asilerin Türklerden almağa muvaffak oldukları bazı esirleri derhal bıçaktan geçirmeleri, tahminimizi teyit eylemektedir.’’

Çeviri yazının devamında İngiltere’nin rolüne ilişkin tez ve denklemlere yer verilmiş. Savaşta basının tarafgir tutumu sebebiyle çevirede tahrifatlar yapılabileceği ihtimalini de göz önünde bulundurarak Şeyh Selahaddin ile ilgili bölümününün dikkat çekici olduğunu söyleyebiliriz. Yunan gazetesi, 1925 isyanında Şeyh Said’in öncü rolüne atıfta bulunarak Ağrı’daki ‘hareketin başında’ da onun oğlu yani Şeyh Selahaddin’in olduğunu idda eder.

Azadî ile ŞKC arasındaki ilişki

Şimali Kürdistan Cemiyeti için bir bakıma Azadî örgütünü diriltme girişimi de denilebilir. Bir illegal örgüt olan Azadî’nin lideri Cibranlı Halit Bey yakalanınca ve sonrasında 1925 yılındaki hadise patlak verince Şeyh Said hareketin liderliğini üstelenmek zorunda kalır. Bu açıdan Cibranlı Halit ve Şeyh Said Azadî’nin en çok bilinen iki ismidir. Şimali Kürdistan Cemiyeti davasında da Şeyh Selahaddin sonra en çok üstünde durulan isim Ahmet Bey’dir (Sever). Şeyh Selahaddin ile birlikte yargılanan Ahmet Bey aynı zamanda Azadî’nin lideri Cibranlı Halit Bey’in kardeşiydi. Şeyh Said ve Cibranlı Halit arasında arasında siyasi ve örgütsel yakınlığın dışında akrabalık bağı da vadı. Şeyh Said’in üç eşinden biri olan Fatma Hanım, Halit Bey’in kızkardeşiydi. Yine Cibranlı Halit’in annesi Halime Hanım ile Şeyh Said’in annesi de kardeştirler.

Sonuç niyetine

20. yüzyılın ilk çeyreğine kadar da güçten düşmüş Kürt ümera ve ulema sınıfının önemli bir kesimi hâlâ sistem içileşmemişti. Hem Kemalist ideolojinin düşünce dünyası ve tahayyülündeki toplumda buna yer yoktu hem de bu sınıfın son kuşağı siyasal olarak henüz Kürtçü bir çizgideydi. Kürt ümera ve ulema sınıfının öncülüğünü yaptığı örgütler hedefine ulaşamayınca o son kuşak da kendi sınıfsal konumlarına göre bir yaşamı tercih etti. Bu durum Türkiye safhasında Demokrat Parti dönemine kadar sürdü ve sonrasında Merkez Sağ ve Milli Görüş diye tabir edilen gelenekten gelen partilerle temas halinde oldular. 90’lardan sonra Kürtlerin legal alanda güçlenmesi ile beraber tümü olmasa da bahsi geçen son kuşağın aile efradının bir kısmı Kürt siyaseti ile yürüme kararı aldı.
Şimali Kürdistan Cemiyeti için Türkiye safhasında Kürt ümera ve ulema sınıfının son örgütü diyebiliriz. Türk basının ve yabancı basının ‘Şeyh Said’in oğlu’ olarak sürekli adını zikrettiği, Bağdat’taki Kürt gençlerinin derneğinde resmi asılı olacak kadar etkili bir figür olan Şeyh Selahaddin her ne kadar ŞKC’nin Şimali Kürdistan Cemiyeti olduğunu reddetse de, bu isimle bir örgütün olduğu, kağıt üzerinde de olsa örgütsel bir nizama sahip olduğu aşikardır. Yine mahkemesinde belirttiği üzere Bağdat’dan Türkiye’ye dönerken Halep’e uğraması orda Xoybûn yetkilileri ile görüştüğü ihtimalini güçlendiriyor. Zira Erzurum’daki ilk ifadesinde görüştüğünü kabul etmiş Ankara’daki mahkemede ise bu görüşmeyi yalanlamıştır. Şeyh Selahaddin’in mahkemedeki ifadelerine bakıp Xoybûn’la ilişkisi olmadığını söylemek en zor ihtimaldir. İdam ile yargılandığı için mahkemede kendi aleyhine olan intibayı lehine çevirebilmek için Erzurum’da verdiği ifadesindeki bazı bölümleri kabul etmemiş olması muhtemeldir zira Ankara’daki mahkemede ilk ifadesi için ”yanlış yazılmıştır” der. Mahkemedeki tutumu ile ‘Kürtlüğe dair iddia taşımayan bir mütedeyyin’ portresi çizse de gerçekte durum farklıdır.

Kaynak:
Ahmet Kahraman, Kürt İsyanları (Tedip ve Tenkil), Evrensel Basım Yayın, Üçüncü Baskı 2011
Tahsin Sever, 1925 Hareketi-Azadî Cemiyeti, Nûbihar yayınları, İkinci Baskı 2018
Müfit Yüksel, İslamsız Kürdistan Hayali Ortadoğu, Nesil Digital, 2015
Edebîyatê kirmanckî ra nimûneyî (Zazaca edebiyatından örnekler), Mardin Artuklu Üniversitesi, 2012
Orhan Zuexpayic’in Şeyh Selahaddin Fırat (”Saidoğlu”) adlı yazı

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.