Sorunlar, çözümler, muhataplar

Ferda ÇETİN yazdı —

30 Eylül 2021 Perşembe - 08:04

  • HDP’nin çağrısı tartışılıyor. HDP çağrısında en önemli belirleme, “geçiş dönemi” vurgusuydu.

Geçiş dönemi belirlemesi, mevcut koşulların normal ve olağan koşullar olmadığını anlatıyor. 
HDP deklarasyonu çok açık bir biçimde “önce normalleşme sonra temel sorunlar” ayrımı yapmış.
“Keyfiliği ve zorbalığı kurumsallaştırıp kalıcılaştırmayı hedefleyen ve yaşadığımız çoklu krizin ve çözümsüzlüğün başlıca kaynağı olan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ni ve bu sistemi besleyen yapıları değiştirmek istiyoruz” derken öncelikli sorun ortaya konulmuş.
Bu öncelikli sorun aşılmadan ne Kürt sorunu, ne çoğulcu demokratik sistem, ne halk iradesi, ne tarafsız ve bağımsız yargı, ne doğaya saygı, ne barışçı dış politika, ne kadına özgürlük ne de demokratik anayasa mümkün olabilir. Çünkü bütün bunları tekeline alarak tahrip eden bir “tek adam sistemi” var. 
HDP’nin,“Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi”dediği, Tayyip Erdoğan diktatörlüğünde yürüyen AKP/MHP iktidarıdır. Keyfiliği ve zorbalığı kurumsallaştıran kişinin Erdoğan olduğu da sır değil.
HDP açıklamasındaki öncelik, bu zorbalığın alaşağı edilmesidir. HDP bu belirleme ile tüm siyasi parti ve oluşumlar için asgari müştereği de belirlemiş oluyor.
Zorbalığın ve keyfiliğin tek adamda cisimleştiği bu sistemin yıkılmasını isteyen parti, kurum, sendika, dernek ve oluşumlar, HDP’nin çağrısını ciddiye almak ve tutumlarını netleştirmek zorundadır. 
Bu kadar açık bir çağrıya rağmen görüş, niyet ve tutumlarını açıklamadan, olası seçimlere kadar beklemede kalmak, “Tayyip Erdoğan rejimi bir süre daha devam etsin” demektir. Dolayısıyla “geniş zamanlarda” HDP ile aynı karede görünmemek için her türlü numarayı yapan, ama seçim kokusu aldığında da HDP’yi ve seçmenlerini hatırlayan CHP ve Kılıçdaroğlu, önceki seçimlerde oynadığı o bayat oyunları oynayamaz.
CHP olası bir seçimde AKP/MHP iktidarını mı destekleyecektir yoksa HDP deklarasyonunda belirtilenleri mi?
“HDP’yi PKK ile aynı eksende görüyoruz” diyen Meral Akşener ve İYİ Parti, ne kadar AKP/MHP’ye karşıdır, ne kadar onlarla birliktedir göstermek zorundadır. 
Tayyip Erdoğan ve AKP/MHP hükümetinin derinden seçim hazırlıkları yaptığı bir zamanda, HDP yönetimi tam zamanında ve yerinde bir atak yapmış, yaptığı çağrı ile kendisi dışındaki muhalefet partilerini de tutum almaya zorlamıştır. 
Deklarasyon, önceki seçimlerde olduğu gibi işi oldu bittiye getirerek fiili durumlar yaratmanın önünü almıştır.
Açıklamayı HDP ve seçmeni bakımından daha önemli ve değerli kılan ise, önceki seçimlerde HDP’yi HDP’ye rağmen bloklardan birine eklemleyen, HDP’ye sürecin bir aktörü değil de nesnesi muamelesi yapan yaklaşımları etkisiz kılmasıdır. 
Bu açıklama ile birlikte HDP şu veya bu bloku desteklemediğini ilan etmiş oldu. Partiler veya bloklar HDP’nin geliştirdiği ve ilkelerini ortaya koyduğu siyasete ya katılacaktır ya da ona karşı duracaktır. 
“İster HDP’li, isterse başka bir aday olsun, isimler yerine ilkelerin ve yöntemlerin tartışılmasının gerekli olduğu inancındayız. Çünkü demokratik dönüşüm şahıslar aracılığıyla değil, ilkeler ve yöntemler üzerinde müzakere ve mutabakat yoluyla gerçekleşebilir” belirlemesi, demokrasiyi isimlere ve temsile indirgeyen siyasetin ne kadar çorak, ne kadar yoksul ve aldatıcı olduğunu da hatırlatmış oldu.
HDP bu açıklamasında tek bir şeyden söz etmemiş...
Önümüzdeki süreçte Türkiye’de yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ne AKP ne CHP ne MHP ne İYİ Parti’nin oyları belirleyici bir nitelikte olmayacaktır. 
AKP ile CHP ortak bir aday üzerinde anlaşırlarsa istedikleri aday cumhurbaşkanı olabilir.
Onun dışında tek belirleyen HDP’dir, HDP seçmenidir. 
HDP kimi ister kimi desteklerse o seçilecektir.
Seçimlerde güç de, anahtar da HDP’dedir. 
O halde HDP ittifaklara değil, ittifaklar HDP’ye mahkûmdur.
Peki HDP’nin istediği kişi seçildiğinde bütün sorunlar çözülmüş, sıkıntılar hal olmuş mu olacaktır?
HDP deklarasyonu bu soruyu da yanıtlamış; “seçimleri yeni bir başlangıç ve sorunların çözümü için, demokratik yolların açılmasına imkan sağlayan bir gelişme olarak değerlendiriyoruz.” demiştir.
Seçimler, oy, sandık, parlamento, kuvvetler ayrılığı, cumhurbaşkanı, belediye başkanı, belediye meclisleri demokrasinin kendisi değil, normalleşmenin araçlarıdır.  
Gerçek demokrasi mücadelesi, asıl ve zorlu süreç ondan sonra başlıyor.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.