Sovyetlerde Kurmanclıktan Kürtlüğe iki kuşak

Dosya Haberleri —

13 Haziran 2022 Pazartesi - 20:00

İbrahim Bulak

İbrahim Bulak

  • Müslüman Kürtlerin ulusal bir figür olmaya aday liderleri Êzîdî Kürtler için Êzîdîleri katliamdan geçirmiş bir kişidir ya da onun ailesindendir. O yıllarda her Kürt’ün bir şekilde üzerine ortaklaştığı bir Kürtlük yok en azından Sovyetlerdeki Kürtler için böyle.
  • Üçüncü bir kuşak yok. Belki Rusya, Ermenistan, Gürcistan veya Azerbaycan’da Kürtçe yazan ve önceki iki kuşağın külliyatına ilgi duyan bireyler var. Fakat bunlara ilk iki kuşaktaki gibi bir kuşak diyemeyiz. Sovyetler zamanında ulusal aidiyet ve dil belirleyiciydi. Özelikle Kürtçe ile güçlü bir bağ vardı.
  • Sovyetlerde yaşayan Kürtler ile Kürdistan veya sürgünde yaşayan Kürtler arasında ilişki 30’lı yıllardan beri var. Celadet Bedirxan, Hawar dergisinde kendisine Riya Teze ve birkaç Kürtçe kitap gönderildiğini yazar. En büyük etkiyi edebi alanda Cegerxwîn yapıyor.

Lîs yayınlarında çıkan Nûrî Hîzanî’nin Şewqa Sibê adındaki kitabını yayına hazırlayan İbrahim Bulak ile konuştuk.

ERKAN GÜLBAHÇE

Geçenlerde Lîs yayınlarında çıkan Nûrî Hîzanî’nin Şewqa Sibê adındaki kitabı, ilk modern Kürtçe öykü kitabı olması özelliğiyle dikkat çekti. Kitabı yayına hazırlayan İbrahim Bulak’ın Sovyetlerdeki Kürt edebiyatının ilk kuşağından bir yazar dediği Nûrî Hîzanî, Kürt değil bir Ermeni’ydi. İbrahim Bulak daha önce de 2019 yılında Sovyetlerdeki Kürt edebiyatının ikinci kuşağından bir şair olan Mîkaêlê Reşîd’in üç kitabını yayına hazırlamış ve bu çalışma tek kitap halinde Belkî yayınlarından çıkmıştı. Bu son kitap vesilesiyle Sovyetlerde Kürt edebiyatında kuşaklar, o kuşakların Kurmanclık-Kürtlükle ilişkileri ve Sovyetlerdeki Kürt külliyatına ilişkin araştırmalarda Sovyet karşıtı söylem üzerine Bulak’la konuştuk.  

Sovyetlerdeki Kürt edebiyatı kaç kuşaktan oluşuyor?

Daha önce birinci kuşaktan Nûrî Hîzanî ve ikinci kuşaktan Mîkaêlê Reşîd’le ilgilendiğim için iki kuşağı biraz da olsa tanıyorum. Sovyetlerdeki Kürt edebiyatı iki kuşağa ayrılıyor diyebiliriz. Birinci kuşak Osmanlı zamanında Kürdistan’da doğmuş, sonradan 'Rev’ (Kaçış) dedikleri süreçte 'Welatê Ûris’a (Rus diyarı) peyder pey geçmiş çoğunluğu yetim büyümüş bir kuşak. Bunların çocukluğu doğdukları köyde geçmiş olmasına rağmen okul hayatına Sovyetler zamanında başlamışlar. Tabii Ahmedê Mirazî gibi istisnalar var. Êzîdî olan Ahmedê Mirazî Osmanlı döneminde 5. sınıfa kadar okur, 1918 yılında da Tiflis’e geçer. Birinci kuşak için 30’lu yıllardan başladıkları yazım hayatında bu kuşak için Kürtçeyi var gücüyle ayakta tutmaya çalışan bir kuşak diyebiliriz. Bu kuşağın edebi eserleri kısmen otobiyografik özellikler taşısa da daha çok pastoral öğeler ve Kürt toplumunun sosyal sorunlarına odaklanan konular içeriyor. Sovyet eğitimiyle sosyalleşmiş ve dünyayı tanımışlar. Aynı zamanda yeni devrim olmuş bir coğrafyada Kürt toplumuna öncülük yapmışlar. İçlerinde hem Êzîdî hem Müslüman Kürtler var. Kurmanclık ise ortak kimlikleri. 

İki kuşaktan Kürt aydınları aynı karede-1982

Kürtlük değil yani Kurmanclık. Kurmanclık onlara yettiği için mi Kürtlük düşüncesi gelişmemiş?

Evet Kurmanclık. Çünkü Kürtlük henüz gelişmemiş. Aslında gelişmesinin koşulları yok. Bu Kurmanclık sosyal ve kültürel bir kimlik, içinde yalnız Kürtler yok. Söz gelimi Kürt olmayan ancak Kürtçe bilen Ermeni ve Süryani aydınlar da kendilerini bu kimliğin içinde görmüşler ve dilin gelişimi için çalışmışlar. Zaten o dönemde yayınlarda dil kategorisinde 'Kürtçe bölümü' denilmiyordu 'Seksia Kurmancî' yani Kurmanci bölümü deniliyordu. Hakeza o dönemin metinlerinde de Kürtlerden bahsedilirken çoğu zaman Kürt değil Kurmanc denilir. Sovyetlerin dinin kamusal alanda görünür olmasına sıcak bakmayan politikasının da etkisi var. Kürtlük gelişmediği için geriye kendilerini tanımlayacak en güçlü kimlik Kurmanclık kalıyor. Bir de entellektüel alanı oluşturan yekunun çoğunluğu Kürt olmayan Ermeniler ve Êzîdî Kürtler oluşturduğu için farklı bir duygu dünyası var. Kastım şu, Mesela Müslüman Kürtlerin ulusal bir figür olmaya aday liderleri Êzîdî Kürtler için Êzîdîleri katliamdan geçirmiş bir kişidir ya da onun ailesindendir. Ya da Êzîdîlerin lider olarak gördüğü bazı isimler Müslüman Kürtler Osmanlı devleti saflarında savaşırken aynı zamanda onlara karşı savaşmış. O yıllarda her Kürt’ün bir şekilde üzerine ortaklaştığı bir Kürtlük yok en azından Sovyetlerdeki Kürtler için böyle. Zaten Kürtlük dediğimiz şey zamanla şekillenen bir şey ve hala şekillenmeye devam ediyor. Sovyetlerdeki Kürtler bağlamında ulusu inşa edilmiş bir toplumsal form olarak düşünürsek orada henüz inşa süreci başlamamıştı. Bu yüzden ulusal kimliği, toplumsal ve kültürel bir kimlik olan Kurmanclık ile doldurmaya çalışmışlar. Burada dil ile yani Kurmancî ile müthiş bir bağları var. O kadar azimle ve istekle bu dil için çabalıyorlar ki insan hayret ediyor motivasyonları ne olursa olsun o şartlarda Kurmancî fizik, matematik ders materyalleri hazırlamak, öyküler, romanlar yazmak kolay değil.

İkinci kuşağın Kürtlükle bağı nasıl? Kürtlük fikri gelişiyor mu?

İkinci kuşak 50’li yıllardan itibaren eli kalem tutmaya başlayan hevesli ve meraklı bir kuşak. İkinci Dünya Savaşı’na katılmamış ama çocuk veya çok genç yaşta şahitlik yapmış. Bu kuşak önceki kuşak gibi dilin kendisini yaşatmaktan ziyade estetik kaygısı güden, eserin güçlü olması için uğraşan bir kuşak. Bu kuşakta Kurmanclıktan çok Kürtlük ön planda. Kürdistan’ı hiç görmemelerine rağmen, doğrudan bir bağı olmamalarına rağmen oraya dair çok güçlü bir özlemleri var. 'Weten’ (Vatan) bir yandan Sovyetler bir yandan da romantize edilmiş ata yurdu olarak Kürdistan. Bir de Kürdistan’da savaş var, zulüm var buna sessiz kalmak istemiyorlar. Sovyet vatandaşı olmalarına rağmen ulusal kimlik arayışları var. Bu kuşağın eserlerinde Kürdistan’a rastlamak mümkün. Bunda Mele Mustafa Barzanî öncülüğünde Güney Kürdistan’da ortaya çıkan hareketin etkisi var. Zaten Mustafa Barzanî bir süre Sovyetler’de sürgünde kalıyor. Eylül Devrimi denilen (1961-1970) yıllar aralığında savaşın Irak devleti ile KDP arasındaki savaşın kızışması ile bu kuşak ile Kürdistan arasında güçlü bir bağ oluşur. Bir de çoğu Riya Teze gazetesinin mutfağından geçtiği için bir biçimde gazetecilikle de ilişkili ve bu onların ilgisini sürekli canlı tutan bir role sahip. 

Biraz da üçüncü kuşaktan bahsedelim, üçüncü kuşağa ne oldu, nasıl bir karakter aldı?

Üçüncü bir kuşak yok. Belki Rusya, Ermenistan, Gürcistan veya Azerbaycan’da Kürtçe yazan ve önceki iki kuşağın külliyatına ilgi duyan bireyler var. Fakat bunlara ilk iki kuşaktaki gibi bir kuşak diyemeyiz. Sovyetler zamanında ulusal aidiyet ve dil belirleyiciydi. Özelikle Kürtçe ile güçlü bir bağ vardı. Sovyetlerin dağılmasında sonra dört bir tarafa dağıldılar sadece coğrafik olarak değil sosyal ve politik olarak da. Şimdi söz gelimi bir taraftan Êzîdîlerin Kürt olmadığını ayrı bir millet olduğunu hatta dilinin de Êzîdîce dininin Şerfedîn olduğunu savunanlar var. O kadar Kürtlük ile arasına mesafe koyma çabası var ki bu gruplarda mesela bu Êzîdîce dedikleri aslında Kurmancî olan dilin eğitimini bile Kiril alfabesiyle yapıyorlar. Zaten Ermenistan’da resmiyette Kürtler ve Êzîdîler iki ayrı millet. Bu gruplar dışında Êzîdîlerin Kürtlerin orijini olduğunu savunanlar gruplar da var. Azerbaycan’daki Kürtler zaten büyük oranda asimilasyona uğradı. Onlarda da Azerbaycan devletinin politikaları sonucu oluşmuş korkunç bir Ermeni karşıtlığı var. Bazen basına da yansıyor Dağlık Karabağ savaşında Ermenistan tarafında da Azerbaycan tarafında da ölen Kürt askerleri var. Çok parçalı bir Kürt toplumu var yani Sovyetler zamanı gibi bir arada yaşayan ortak bir paydada buluşan bir toplum yok artık.