Sürgünün sürgünüyüm

Dosya Haberleri —

21 Kasım 2021 Pazar - 20:43

Hiwa Molania

Hiwa Molania

  • Gazetemize konuşan Hiwa Molania, "İran 14 yıldır peşimde, yani öyle önemli biri olduğumu da söylemiyorum. Tek isteğim sesimin duyulması ve sağlam olarak buradan ailem ile çıkmak. Sürekli tehdit telefonları alıyorum. İran ajanlarından biri babamı aramış, ‘3 mezar hazırla' demiş" diye anlatıyor
  • 7 yıldır Van’da yaşayan insan hakları aktivisti ve Kürt gazeteci Hiwa Molania, "14 yıldır kendi toprağımda değilim. Sürgünün sürgünüyüm. Yaşamım tehlikede ve çoğunlukla geceleri bir şey olur, başımıza bir şey gelir diye uyumuyorum-uyuyamıyorum" diyor

VEDAT YELER

Son yıllarda İran rejiminin baskılarından kaynaklı kaçmak zorunda kalmış ve ilk etapta Türkiye’ye göçmüş muhaliflerin tehdit ve kaçırılma haberleri gündemde daha fazla yer edinmeye başladı. Bu tehdit ve kaçırılma haberlerinin başında ise muhalif sanatçılar, siyasetçiler, insan hakları aktivistleri ve gazeteciler geliyor.

Geçtiğimiz haftalarda MİT, Van’da düzenlediği bir operasyonla orada yaşayan İranlı eski savaş helikopteri pilotunu kaçırmak isteyen İran ajanlarının yakalandığını duyurdu. Azerbaycan- İran geriliminin en tepe noktasında servis edilmesi ile dikkatleri üzerine çeken bu haber, eli Türkiye’ye fazlasıyla uzanan Tahran’a bir mesajı olarak okundu. Bu tür operasyonlar aynı zamanda muhaliflere yönelik bir mesajı da barındırıyor. Çünkü İran’dan kaçan muhalif sanatçı, siyasetçi, insan hakları aktivisti ve gazeteciler; İran’da yaşanılan insan hakları ihlallerini ve baskılarını da kendileriyle beraber dışarıya taşımakta ve teşhir etmekte. İran rejimini rahatsız eden bu durum; rejimin baskılarını da istihbarat ve ajanlar üzerinden dışarıya taşımakta ve rejim sınır ötesi operasyonlarıyla muhaliflere bir yanıyla da ‘gözdağı mesajlarını’ vermekte. Bu noktada muhaliflerin ilk etapta sığındığı Türkiye ve özellikle Van, İran istihbaratının ajan ağlarının en yoğun olduğu bölgeler arasına giriyor.

14 yıldır göç yolunda

Yedi yıldır Van’da yaşayan insan hakları aktivisti ve Kürt gazeteci Hiwa Molania da İran istihbaratının baskı ve tehditlerine maruz kalan muhaliflerden birisi. 2007 yılında İran’dan kaçmak zorunda kalan ve ilk olarak Güney Kürdistan’a geçen gazeteci Molania, yaşanılan insan hakları ihlallerini, Kürtlerin yaşadıkları baskıları, rejim askerlerinin Serdeşt kentinde karıştığı uyuşturucu ve fuhuş ağları ile Kürt kültür-sanatını konu edinen çalışmalarından kaynaklı İran rejiminin hedefi olmuş. Gazeteci Hiwa Molania, Güney Kürdistan’da da çalışmalarına devam ettiği için İran istihbaratının baskısı sonucu KDP asayişinin, "Ya topraklarımızı 10 gün içinde terk edersin ya da seni İran’a veririz" tehditlerinden kaynaklı Güney Kürdistan’ı da terk etmek zorunda kaldığını söylüyor.  Kürt gazeteci Hiwa Molania ile 14 yıldır göç yolunda geçen hikayesinin ayrıntılarını, İran istihbaratının Güney Kürdistan ve Türkiye’deki etkinliğini konuştuk.

Sırtından vuruldu, işkenceyle tutuklandı

Gazeteci Hiwa, 2005 yılında Celal Talabini’nin Irak Cumhurbaşkanı seçilmesiyle Başûr ve Rohilat sınırında olan Serdeşt şehrinde gerçekleşen kutlama ve etkinlikleri takip ettiği sırada İran istihbaratı ve güvenlik güçleri tarafından yapılan saldırı sonucu sırtından isabet eden bir kurşun ile yaralanmış. İstihbarat ekiplerinin ellerini ve gözlerini bağlayarak onu gözaltına aldığını söyleyen Hiwa, 15 gün boyunca yaralı halde işkenceye maruz kaldığını anlatıyor: "Bu süre zarfında ne yemek verildi ne de yaram tedavi edildi. Bu 15 günlük gözaltı sürecini şöyle ifade edebilirim;  Sadece bana tecavüz etmediler, onun dışında her türlü işkenceyi yaptılar. 15 günden sonra da beni hapishaneye göndermediler. Aynı yerde biraz daha geniş bir hücreye alındım ve iki ay boyunca orda kaldım. Yatacak bir yer ve eski bir battaniye vardı burada. Yemek olarak ise bazen peynir bazen salatalık, bazen de çorba vb. şeyler veriyorlardı. Daha sonra bir hapishaneye götürüldüm ve 9 ay 3 gün sonra mahkemeye çıkarıldım. Bu mahkemede 100 milyon İran Tomeni ödeyerek serbest kaldım. Haftada iki gün de karakola imza vermeye gidiyordum.”

'Şerefimi-inancımı satmam’

Hapishaneden çıktıktan sonra Kürt kültür-sanat dergisi Tîroj ile çalışmalarına tekrar devam eden Hiwa, İran istihbarat ve güvenlik güçlerinin baskıları ve tehditleri devam ettiği için ülkesini terk etmek zorunda kaldığını ve 2007 yılında Güney Kürdistan’a geçtiğini belirtiyor.

İlk olarak Güney Kürdistan’ın Ranya daha sonra ise Süleymaniye şehirlerinde yaşadığını ve gazetecilik çalışmalarını buralarda sürdürdüğünü konuşmalarına ekleyen Hiwa, İran istihbaratının tehditlerinin burada da devam ettiğini anlatıyor: “İran’da yaşanan insan halkları ihlallerini, katliamları, tutsaklıkları, siyasi tutsaklara yönelik yapılan işkenceleri konu edinen bir haber sitesi açtım ve düzenli olarak çalışmalarımı buradan aktarmaya başladım. Aynı zaman da Süleymaniye’de bulunan bir şirkette ekonomik geçimimi sağlamak için ek olarak çalışmaya başladım. Bu şirket, İran’a süt ürünleri satıyordu. Bir süre sonra patronum, İran istihbaratının kendisi ile iletişime geçtiğini ve kendisi ile çalışmaya devam edebilmem içim siteyi kapatmam gerektiği söyledi. Yurtsever bir Kürt gazeteci olarak para için şerefimi-inancımı satmayacağımı söyledim ve işten ayrıldım."

KDP: Topraklarımızda çalışamazsın

Komar TV’de çalıştığını, daha sonra Hewler’e geçtiğini ve Güney Kürdistan’da kaldığı süre boyunca sürekli İran istihbaratı tarafından kendisi ile beraber bütün ailesinin de tehdit edildiğini not düşen gazeteci Hiwa şöyle devam ediyor: “2014 yılında Kobanê ve Şenagl’e yönelik DAİŞ’in saldırıları oldu. Biz de birkaç arkadaş olarak Ramazan Bayramı'nda bu durumu protesto ettik. Bir TV kanalı bizle röportaj yaptı ve bize, ‘Neden Ramazan Bayramı'nda bir böyle bir eylem yapıyorsunuz?’ gibi bir soru yöneltti. Bize de, ‘Siz kendinize Müslüman diyorsunuz. Fakat gözlerinizin önünde hem Rojava topraklarında olan Kobanê hem de Güney Kürdistan topraklarında olan Şengal’e saldırıyorlar. Katliamlar yapıyorlar. Tecavüz ediyorlar ve sessizsiniz. Bu insanlık değildir’ dedik. Bu eylemden sonra Barzani Ailesi (KDP) bana, ‘Bizim topraklarımızda bu çalışmalarını yürütemezsin. Seni İran’a göndeririz’ dedi. Çok fazla zaman geçmeden KDP asayiş birimleri beni çağırdı ve ‘Ya burada durursun ya da 10 gün içinde burayı terk edersin’ dediler. Bu sefer de Güney Kürdistan’ı terk etmek zorunda kaldım ve Van’a geldim. Güney Kürdistan, zaten Kürtlerin elinde değildir; İran devletinin ajanları, istihbaratı vb. bölge devletlerinin istihbaratlarının elindedir. Bunu bütün dünya biliyor.”

Hayatım tehlikede!

Yaklaşık 7 yıldır Van’da mülteci olan Kürt gazeteci Hiwa Molania Birleşmiş Milletler Yüksek Komiserliği’nden (UNCHR) ve Uluslararası Sığınma Şehirleri Ağı’dan (ICORN); Türkiye’den güvenli bir yere taşınması için kabul onayı almış. Aynı zamanda Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) ve Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ) gibi birçok uluslararası kuruluş da Hiwa’ya bu konuda destek ve referans mektupları vermiş.

Kuruluşların bu konularda pasif kaldığını-beklettiğini dile getiren Hiwa, hayatının tehdit altında olduğunu belirterek devam ediyor: “7 yıl boyunca Van’da da sürekli İran’ın tehditleri ile karşı karşıya kaldım. Sürekli tehdit telefonları almaktayım. Yaklaşık iki hafta önce İran ajanlarından bir kişi babamı aramış ve babama, ‘3 mezar hazırla. Yakın zaman da oğlun, gelinini ve torununu yanına getireceğiz’ demişler. Babam hasta ve bu telefondan sonra babamı hastaneye kaldırıyorlar. Bazen Avrupa, bazen Türkiye, bazen de İran numaralarından tehdit telefonları almaktayım ve benle görüşmek istiyorlar. Hepsinin ses kayıtları ve dokümanları mevcut. Az önce isimlerini saydığım kurumlardan kabul aldım ama hayatım tehlikede. Yani belki de yarın Göç İdaresi bana olumsuz bir karar verip beni İran’a göndermek isteyebilir. Yani KDP’nin yaptığı gibi bana, ‘10 gün içinde topraklarımızdan çık’ diyebilirler. Sadece ben değil, benim gibi bir sürü gazeteci bu durumda."

İran ajanları: Ya mülteci, ya turist ya da iş insanı

Hiwa ile konuşmamız, Türkiye’deki İran istihbaratı ve ajan ağının konumlanışı, çalışmaları ve bir sonuç olarak ortaya çıkan cinayetler-kaçırmalar üzerine devam etti. Hiwa bu konudaki görüşlerini ise şöyle aktarıyor: “Türkiye’de de çok yoğun bir biçimde İran ajanları ve çalışmaları bulunmaktadır.  İran, ajanlarını ya mülteci, turist kılıfında ya da ticaret, iş insanı gibi biçimlerde Türkiye’de konumlandırıyor. Genellikle mülteci kılıfında olan kişiler benim gibi Kürt ya da muhalif olan kişilerin bilgilerini İran’a veriyor. Örneğin; 2018 yılda İranlı gazeteci Arash Shoasharg Van’dan kaçırılarak İran’a götürüldü. Yani öldürülme, kaçırılma, tehdit vb. şeyler bütün İranlı muhalif aktivist, gazeteci ve sanatçıların her an yüz yüze olduğu bir şey. Bunun örnekleri zaten her şeyi ortaya koymaktadır. Geçen kaçırılmaya çalışılan pilot bunun son örneği. Türkiye, İran istihbaratının burada hem çalışmalarını engelleyebilir hem de kaçırmaları, cinayetleri engelleyebilir. Ama bunu genellikle yapılmıyor. Devletlerin sınır komşu olmaları, siyasal çıkarları ve ekonomik ilişkileri bu tarz olayların önlenmemesinde önemli bir etkidir.”

'Mafya lideri Ceheb’i herkes biliyor’

Gem TV müdürü Seyit Kerimiyan, Meshut Mulevi, Frezullah Ceheb cinayetleri gibi birçok cinayetle adı anılan uyuşturucu baronu-mafya lideri Naci Şerifi Zindeşti’nin (İran’da idam cezası vardı) ismi ve ilişkileri, siyasetten ekonomiye birçok Türk bürokrat-siyasetçiyle kamuoyu nezdinde bilinen bir mesele. Mafya lideri Zendeşti’nin Türkiye’deki ajan ağlarının devam ettiğine değinen Hiwa, "Mesela mafya lideri Naci Şerifi Zindeşti, Türkiye’de birçok gazetecinin, aktivistin hem öldürülmesini hem de İran’a kaçırılmasını sağlayan-yapan kişilerden sadece biridir ve yıllarca Türkiye’de yaşadı. İran genellikle doğrudan kendisi bu işleri yapmıyor. Türkiye’de de doğrudan kendisi bu işleri yapmıyor. Bu tarz ağ ve ilişkiler üzerinden gerçekleştiriyor ve bu dünya kamuoyunun bildiği bir şeydir. Ama bu bir şeyi değiştirmiyor. Çünkü Zindeşti değimiz kişi büyük bir mafya lideri ve Türkiye’de güçlü bağlantıları, adamları olan biri” diye yorumluyor.

Tek isteğim sesimin duyulması

Tek isteğinin sesinin duyulması, eşi ve küçük çocuğu ile beraber Türkiye’den sağlam çıkmak olduğunu vurgulayan Hiwa şu mesajı veriyor: “14 yıldır kendi toprağımda değilim. Sürgünün sürgünüyüm. 14 yıldır yaşamım tehlikede ve çoğunlukla geceleri bir şey olur, başımıza bir şey gelir diye uyumuyorum-uyuyamıyorum. İran 14 yıldır peşimde yani öyle önemli biri olduğumu da söylemiyorum. Bu İran’ın gerçeği. Tek isteğim sesimin duyulması ve sağlam olarak buradan ailem ile çıkmak.”

'Kardeşime 7 kurşun sıktılar'

Hiwa, Güney Kürdistan’da iken İran’da olup bitenleri kardeşi aracılığı ile öğrendiğini ve kardeşinin bundan kaynaklı İran güvenlik güçleri tarafından vurulduğunu, işkence gördüğünü, tutsak edildiğini ve 2017’den beri ailesi ile doğrudan irtibat kuramadığını anlatıyor: “İran güçleri 2012 yılında kardeşime 7 kurşun sıktı ve kardeşim 6 ay hastanede kaldı, ardından bir süre İran’da hapsedildi. Ayrıca 2017 yılında kardeşim bana para gönderdiği için tekrar tutuklandı ve işkence gördü. 2017 yılından beri ailemle doğrudan görüşmüyorum. Çünkü benle her iletişimleri olduğunda baskıya, işkenceye maruz kaldılar. Zaten istihbarat birimleri açıkça ailemi benle görüşmemeleri yönünde tehdit ediyor.”

 

 

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.