Türk Devlet Aklı IV: MİT elitlerin savaşına giriyor

Dosya Haberleri —

13 Ekim 2021 Çarşamba - 21:00

Pablo Picasso Minotaurus

Pablo Picasso Minotaurus

  • Teşkilat içinde ‘Kürt Sorunu’ uzmanı olarak bilinen Emre Taner manifesto olarak nitelendirdiği metin ile ne anlatmak istiyordu? Dünya sisteminin yeniden şekillendiğine dair vurgularla dolu olan manifestonun satır araları incelendiğinde Türk devlet aklı açısından birbiriyle bağlantılı üç çıkarım/uyarı göze çarpmaktadır.

     ‘Türk Devlet Aklı – III’ devam yazısında, Türk devlet aklının ikinci sürümünün temel niteliklerine ve soğuk savaş sürecince askeri elitlerin öncülüğünde nasıl güncellenerek organize edildiğine odaklanılmıştır. İkinci sürümde uluslararası düzene ayak uydurulurken devlet aklının yeni rekabet alanlarının MGK ve paramiliter gruplar üzerinden şekillendiği, bu rekabet alanlarının kayıt-dışı şiddet kapasitesi bağlamında bir sonraki sürüme aktarıldığı iddia edilmiştir. Ayrıca Türkiye siyasetinde sıklıkla kullanılan ‘derin devlet’ kavramın, sanılanın aksine, gizli-kapaklı araştırmaların değil devlet aklına sirayet edebilmek adına rekabet halinde olan elitler arası ilişkilerin konusu olduğunun altı çizilmiştir. Son olarak, 1991 yılında Sovyetlerin dağılmasıyla sona eren soğuk savaş atmosferinin ardından yükselen demokratikleşme söyleminin, 1990’ların ortalarından itibaren örtük 2000’lerin başından itibaren ise görünür olarak Türk devlet aklı tartışmasına eklemlendiği belirtilmiştir. Demokratikleşme sürecinin devlet seçkinleri arasında ilk etapta ortaklaşma temelli bir rekabet şeklinde uygulandığı vurgulanmıştır. Dünya sisteminde yaşanan bu değişimin, AKP’nin varlığını borçlu olduğu ana dinamik olduğu ve askeri elitlerin de bu değişime uyum sağlamak adına çeşitli tavizler verdiği hatırlatmaları yapılmıştır.

     Fakat; demokratikleşme süreci ile bağlantılı olarak devlet seçkinleri arasındaki ortaklaşma temelli rekabet çok geçmeden büyük bir çatışmaya evirilecektir. 2007-2017 yılları arasına tekabül eden bu çatışma, hem askeri-siyasal-bürokratik elitlerin birbirleri ile kıyasıya bir mücadeleye girişmesine hem de Türk devlet aklı açısından ikinci sürümden üçüncü sürüme geçiş dönemine işaret edecektir. İkinci sürümün neden/nasıl sonlandığına ve üçüncü sürüme geçişin neden/nasıl başladığına dair bir genel çerçeve sunabilmek için Türk devlet aklı tartışmasının ana argümanlarını yeniden ele almak gerekir. Ayrıca, devlet seçkinlerinin dönemsel vaziyetine göz atarak birbirleriyle rekabet halinde olan aktörlerin geçiş aşamasında hangi imkanlar/kısıtlar ile hareket ettikleri anlaşılabilir.

     Türk Devlet Aklı – 3. Sürüme Doğru / Vaziyet

     2000’lerin başı itibariyle; askeri elitler, devlet aklının ikinci sürümü boyunca (1960-2007) yürütücü pozisyonda olmanın verdiği birikim, yüksek yargı organları ve siyasal partiler arasındaki etki kapasiteleri ile elitler arası rekabetin en güçlü öğesidir. Elbette farklı dünya görüşlerinden askeri grupların varlığından bahsedilebilir, lakin genel olarak askeri elitlerin Kemalizm ekseninde bir merkezi güç olarak davrandığı ve ona göre ittifaklar/cepheler oluşturduğu görülmektedir. Bürokratik elitler, 1990-2002 yılları arasında 12 hükümet değişikliğine uğramış siyasal alanın devamlı olarak müdahalesine maruz kaldıkları için oldukça parçalı durumdadırlar. 1970’lerden beri özellikle bürokraside örgütlenen ve her iktidar ile çalışabilecek esneklikte olan Gülen Cemaati mensuplarının hükümet değişikliklerine rağmen bir grup olarak hareket edebildikleri görülmektedir. Siyasal elitler ise ortak çıkarlar temelinde istikrarlı birliktelikler kuramadıkları için sürekli olarak başarısızlıkla sonuçlanan ya da kesintiye uğrayan koalisyon hükümetleri ile temsil edilmektedirler. 2002 seçimlerinde AKP’nin tek başına iktidar olması ile siyasal elitlerin devlet seçkinleri arasında daha güçlü bir pozisyona evirilebilmesinin ihtimali belirmiştir.

     Bu karşılaştırma ışığında, siyasal ve bürokratik elitlerin henüz merkezi bir güç haline gelemedikleri ve devlet aklının yürütücüsü olabilmek adına birbirleriyle ittifak yapmak zorunda oldukları açıktır. Fakat AKP ve Gülen Cemaatinin benzer ideolojik formasyonlara sahip olması ittifakın kolaylaştırıcı unsuru olsa da devamlılığı için geçerli teminat değildir. Zira Türk devlet aklının rekabete dayalı mantığı ideolojiler ekseninde değil esnek çıkarlar üzerinden şekillenmektedir. 1990’ların sonunda ağır darbeler almış İslamcı siyasal yapılanmaların format değişikliğine giderek yeniden sahneye çıkmaları ve bürokratik elitlerin içinde senkronize olabilecekleri bir grupla ittifak kurma potansiyelleri, askeri elitler için bir alarm durumuna işaret etmektedir. Siyasal elitlerin yetki kapasitesini eline alan AKP’nin sandık performansını yıllara yayarak devam ettirip-ettiremeyeceği henüz belli olmasa da askeri elitlerin bir karar aşamasında olduğu görülmektedir: Türk devlet aklının dümeninde olmaya devam edebilmek için devlet içindeki tüm etki kapasitesini kullanarak siyasal ve bürokratik elitleri dize getirmek ya da çeşitli tavizler vererek devlet aklının yürütücülüğünden vazgeçerek bir denge unsuru olmak. Peki elitlerin vaziyeti neye göre ve nasıl şekillenecektir?

     Türk devlet aklı yönetiminde elitlerin kendi çıkarlarını korumak adına aldıkları rasyonel kararlar kadar önemli olan ve rekabetin hangi dinamikler üzerinden ne zaman/nasıl şekilleneceğini belirleyen asıl etkenin dünya sistemindeki değişimler olduğu unutulmamalıdır. Zira bu yapısal etken göz ardı edildiğinde elitler arası rekabetin klasik bir çıkar-çatışmasından ya da iktidar arzusundan başka bir şey olmadığı hatasına düşülebilir. Halbuki; dünya sisteminde yaşanan değişimlerle bağlantılı olarak askeri-siyasal-bürokratik elitlerin yeni rekabet alanlarına sahip olması hem devlet aklının güncellenmesi hem de devletin kapasitesinin genişlemesi anlamına gelir. Başka bir deyişle, rekabetin dünya sistemi ile bağlantılı olarak elitler aracılığıyla bir süreklilik halinde cereyan etmesi devlet aklını geleceğe taşıyan dönüştürücü güçtür. Elitlerin rekabeti ile devletin genişlemesi arasındaki denklem değişen dünya sistemine ayak uydurulurken yeniden formüle edilmektedir. Bu yüzden mühim olan, devlet seçkinleri arasındaki rekabetin dönemsel koşullar ve oyunlarla bağlantılı olarak kimin tarafından kazanılacağı değildir. Nihayetinde zamana göre rekabetin kazananları değişse de, günün sonunda değişmeyen tek şey devletin toplum karşısında nüfuz alanlarının büyümesidir. Peki; Türk devlet aklının ikinci sürümünde kurumsal olarak MGK ve pratik olarak paramiliter gruplar üzerinden cereyan eden elitler arası rekabetin devlet aklının üçüncü sürümündeki temel mücadele alanı neresi olacaktır?