Türk devleti kırılmadan Kürtler özgür yaşayamaz

18 Temmuz 2022 Pazartesi - 17:30

Halk Savunma Merkezi Karargah Komutanı Murat Karayılan

Halk Savunma Merkezi Karargah Komutanı Murat Karayılan

  • Kürt halkının varlık ve özgürlük savaşını verdiklerini belirten  Karayılan, “Türk devletine karşı durup kırmadığımız sürece Kürt halkı hiçbir yerde bağımsız ve özgür yaşayamaz” dedi. 

Yeni işgal saldırısıyla başlayan ve üç aydır devam eden savaşta sonuç alamayıp yenilen AKP-MHP rejiminin, bunu itiraf edemediğini belirten Halk Savunma Merkezi Karargah Komutanı Murat Karayılan, itiraf ederse zaten düşüşe doğru giden rejimin yıkıma uğrayacağını kaydetti. Türk devletinin işgalde ısrar etmesinin en önemli nedenlerinden birinin, Güney’deki iş birlikçilik ve zımni kabullenme olduğunu söyleyen Karayılan, şunların altını çizdi: "Herkes aklını başına toplamalı. Kimse tuzağa düşmemeli. Bu savaşımız tarihidir.Türk devletine karşı irade olmadığımız sürece Kürt halkı Ortadoğu’da asla irade olamaz."
Halk Savunma Merkezi Karargah Komutanı Murat Karayılan, ANF’nin sorularını yanıtladı. Söyleşinin bazı bölümleri şöyle:

60 km genişlikte 50 noktada temas

Avaşîn’den Metîna’ya 60 km genişlikteki bir alanda kapsamlı ve sert bir savaş yaşanıyor. Yeni bir taktik yürütüyoruz; geri çekilmiyoruz. Düşmanın arkasında da varız. Mesela şu an hem Kurêjahro’da hem de arkasındaki Nêrwe Boğazı’nda savaş var. İşte Werxelê ve Şûkê Bûrê’de de öyle iç içe. Kimi yerlerde 15, kimilerinde ise 20 km derinliğinde sürekli bir savaş var. Buna düşmanın sürekli ve büyük bombardımanı eşlik ediyor. 

İki bayram arası PKK'yi bitireceklerdi

Onların planına göre kısa sürede sonuç alacaklardı. Bahçeli de zaten bir konuşmasında, ‘iki bayram arasında PKK’yi ortadan kaldıracağız’ demişti. Sadece Zap, Metîna ve Avaşîn’i kast etmiyorlar. Buna karşı tarihi bir direniş var. Türk devleti, bu üç ay boşunca tüm imkanlarına ve dıştan sunulan desteklere; çok büyük bir güç, en gelişkin teknoloji ve en önemlisi yasaklanmış silahlarla saldırmasına rağmen sonuç alamadı. Mesela Temmuz başından itibaren Genelkurmay’a bağlı özel kuvvetlerini de devreye koydular. Şu an Çemço’da ve Girê Amediyê’de özel kuvvetleri var. Düşman, elinde ne silah varsa hepsini bu savaş sürecinde kullandı. Hep dile getirdiğimiz kimyasal silahların birçok çeşidini kullanıyor. Çeşitli patlayıcılarla nükleer maddeleri karıştırarak çok güçlü bir patlayıcı ve zehir haline getiriyor. Bir de termobarik bomba kullanıyor. F-16’lar zaten daimi çalışıyor; bu üç ay boyunca 2 bin 500 civarında hava saldırısı yaptılar. Böylesi bir s avaştan bahsediyoruz. 

Sonuç alamadığını itiraf etmiyor

Tamamlanan üç ayda Türk devleti sonuç alamadı ve esasen yenildi. Yenilgisinin üzerini örtmek için bu son güçlerini devreye koydu ama o güçleri de büyük darbe yedi. AKP-MHP rejimi, bütün imkanlarına rağmen sonuç alamadı ama bunu itiraf etmiyor, çünkü Tayyip Erdoğan ve Hulusi Akar bu durumu itiraf ederlerse zaten düşüşe doğru giden rejim, yıkıma uğrayacaktır. Yıkılmamak için şimdi savaş hakkında çok büyük sansür uyguluyorlar. Ölülerini vermiyorlar; her şeylerini gizliyorlar. Doğrusu büyük bir onursuzluğu yürütüyorlar. Sadece uluslararası savaş yasalarını çiğnemiyorlar, ahlaki ölçüleri de ayaklar altına alıyorlar. Askeri ölüyor; oradan alıp götüremiyor; o da cenazeleri ortadan kaldırmak için uçaklarla vurarak parçalayıp yok ediyor. Cenazelerin bulunduğu yeri bombalıyor. Mesela Zap’ın doğusundaki Şikefta Brîndara’da da Zap’ın batısındaki Girê Cudî’de de böyle oldu; buralardaki arkadaşlarımız cenaze kokusundan dolayı hareket edemediklerini belirtiyor. Arazi cenaze parçalarıyla dolmuş ve onların hepsini bombalamışlar. Bunların ailelerine ne diyecekler, insan şaşırıyor. Her şeyi yalanla yürütüyorlar. 

Düşmanı yengilgiye götürmeye çalışıyoruz

Eğer fedai bir güç olmazsa bu savaşı yürütemez. Şüphesiz gücümüz inanç sahibidir ve kendini feda etmek için hazırdır. Aynı zamanda taktik derinlikte bir düzey ve performans söz konusudur. Az bir güçle büyük bir güce sahip olan düşmanı boşa çıkaracak yetkinlik. Taktik yöntemimizin hedefi, düşmanı güçlendiren silahlarını etkisizleştirmektir. Yer üstü-yer altı ve yine araziyi, hem derinliğine hem de genişliğine kullanmanın amacı, düşmanın hava gücünü anlamsız hale getirmek, keşif uçaklarını sonuçsuz bırakmak, böylece yüz yüze gelebilmektir. Bu çoğunlukla başarıldığı için tıkandı. Şimdi ‘yasaklanmış silahlarla sonuç alacağız’ diyorlar ama buna karşı da tedbir alıp boşa çıkarıyoruz. Zaten bu kimyasal silahlara karşı gerekli tedbirleri almamış olsak büyük zarar verirdi. Düşman, esasen herhangi bir sonuç alamadı fakat ısrar ediyor. Bunun için de savaş uzuyor ve uzayacak da. Yenildikleri gerçeğini itiraf etmek istemiyorlar. Biz de düşmanın işgalinin ve faşizminin önünü kesmek ve yenilgiye götürmek istiyoruz. Dolayısıyla bizim için de önemlidir ve ısrar ediyoruz. Şimdi savaş bu çerçevede devam ediyor.

Türk askerinin Amediyê'de işi ne?

Her şeyden önce belirtmek gerekir ki, Türk devletinin bu savaştaki kayıpları çok fazladır. Bu, üç aylık bilançoda da vardır. Türk devletinin kayıpları bin 500’ün üzerindedir, ancak onlar şimdiye kadar 30-40 kişi ilan etmiş durumdalar. Dediğim gibi çok fazla sansür var; gerçekleri Türk toplumundan gizliyorlar. Bu sonuçtan Tayyip Erdoğan ve Hulusi Akar sorumludur.  ‘Git, al’ diyorlar. O da geliyor; ya tuzağa düşüyor ya da bir biçimde öldürülüyor. Bunun sorumlusu onlardır. Bunlar katildirler. Bu biçimde iktidarlarını devam ettirmek istiyorlar. Kendi çıkarları ve rejimlerinin yıkılışının önünü almak için bu savaşı yürütüyorlar; Kürt düşmanlığı yapıyorlar. Türk askerinin ta Amediyê’de ne işi var, ne için geliyor? Türkiye halkına, ‘bekamız oradadır’ diyorlar. Senin bekan orada değil; sen halkı aç bırakmışsın; sen kendin Türkiye için tehlikesin! Ne işleri var Güney Kürdistan’da?

En fazla kayıp verdikleri dönemdir

Hulusi Akar, son 7 yılda 27 binden fazla Kürt öldürdüğüyle övünüyor. Yalan söylüyor; rakamlarla oynuyor. O kadar şehidimiz yoktur ama tabii ki binlerce şehit verdik bu 7 yıllık süreçte. Ellerinde Kürt gençlerinin ve Türkiyeli gençlerin kanı vardır. Belki de Türk devletinin şimdiye kadar en çok kayıp verdiği dönemdir. ‘90’lı yıllarda Güney Kürdistan’a dönük bir çok saldırı geliştirdiler, vaktinde çok büyük operasyonlar yaptılar ama hiçbirinde şimdiki gibi kayıp vermediler. Aynı zamanda hiçbir saldırıları da şimdiki kadar uzun sürmedi. 

Ölümlerin önünü almak istiyoruz

Kayıpları çok fazladır fakat biz ölüler üzerinden hesap yapmak istemiyoruz. Biz şunu demek istiyoruz: Siz öldürerek sonuca gidemezsiniz! Öldürmeyle PKK’yi tasfiye edemezsiniz! Öldürmeyle Kürtleri yok edemezsiniz! Öldürmeyle Kürdistan Özgürlük Davası’nın önünü kesemezsiniz! Kürdistan Özgürlük Davası, 14 Temmuz ruhunun tohumuyla ekilmiştir; bu halk, partisi ve gerillası hakikattir. Artık ortadan kaldıramazsınız! Bu şoven zihniyete göstermek istiyoruz. Kürdistan Özgürlük Gerillası yenilmezdir. Bunu ispat etmek istiyoruz. Yoksa kastımız daha fazla insan öldürebilmek değildir. Hayır! Biz ölümleri durdurmak, ölümlerin önünü almak istiyoruz. 

Halkımızın onuru ve kazanımları için

Tabii ki biz onurlu bir savunma savaşını yürütüyoruz. Halkımızın onurunu ve kazanımlarını savunuyoruz. Halkımızın ve tüm demokratik güçlerin geleceğini savunuyoruz. Kürt halkı ve bölge halklarının demokrasisi için tüm riskleri göze alarak fedaice savaşıyoruz. Böyle bir dava olmazsa canımızı yerde bulmadık. Biz, bu düşmana karşı durmanın kutsal olduğunu biliyoruz ve onun için duruyoruz. Bizim için kutsal bir davadır. Özgür yaşamın, güzel bir geleceğin, özgürlüğün, demokrasinin, eşitliğin, kadın özgürlüğünün bu duruşta olduğunu biliyoruz. Bunun için tüm riskleri göze alıyoruz ve tabii ki sonuna kadar da devam edip kazanacağız.

Bir parçanın değil Kürdistan'ın düşmanı

Güney Kürdistan ve tüm Kürdistan’ın kazanımlarının savunulması savaşıdır. Demokratik değerler ve bütün halkımızın varlığı ve özgürlüğü içindir. Düşman, bir parçanın değil, bütün Kürdistan’ın düşmanıdır. Bu düşman hiçbir yerde Kürtlerin kazanımlarının olmasını istemiyor. Güney Kürdistan siyasetine dönük çağrılar yaptık. Tekrarlamıyorum; halen geçerlidir. Bakın; iletişimin bu kadar geliştiği, dünyanın bu kadar küçüldüğü ve her yerin birbiriyle bağlantısının olduğu çağımızda Behdinan dışarıya kapatılmış; ne dünya basını ne de bölgesel basın buraya gelip bilgi alamıyor. Şu an yaşanan savaş arazinin derinliklerinde, Zap’ın ortasında yaşanmıyor. Amediyê’nin yanı başında, Deralok ve Şêladizê’nin arkasında yaşanıyor. Belki de buralardaki halkımız geceleri uçak ve top seslerinden geceleri yatamıyor ama yine de dikkat ederseniz resmi olarak gündeme girmiyor, kimse bahsetmiyor, gündem yapamıyor. Niye böyle olduğu ciddi bir konudur.
Türk devleti nereye geliyorsa yol yapıyor. Buradan da dönemsel değil, kalıcı olarak gelmeyi tasarladığı anlaşılıyor. Ağaçları kesiyor. Yani kendisine göre bir sistem kurmak istiyor. Bu işgal etmektir. Bu, bir örgüte karşı operasyon değildir. Bu savaştır ve bir ülkenin işgalidir ama buna rağmen Güney Kürdistanlı güçler yalnızca izliyor.
Şimdi KDP yardım ediyor; yani Türk devletiyle iş birliği yapıyor. KDP’nin yardımı, iş birliği ve Federe Kürdistan Hükümeti’nin sessizliği olmasaydı, Türk devleti bu savaşı devam ettiremezdi. Sessizlik rıza göstermek, yardımcı olmaktır. Aynı şey Irak için de geçerlidir. Bunun için düşman ısrar ediyor. Böyle olmasaydı, gerillanın şu ana kadar göstermiş olduğu direniş, onları parça parça ederdi. NATO’nun ikinci büyük ordusunu, kullandığı o kadar teknolojiye rağmen üç ay boyunca durdurmak kolay bir şey değil. Doğru; bazı yerlere gelmiş ama biz de oralarda varız; oralarda savaş halindeyiz. Birçok yere ise istemesine rağmen gelemiyor. Bu, her Kürt için gurur verici bir şeydir. Kendine Kürt’üm diyenler için bu böyledir. Fakat bakıyoruz; bazıları zaten iş birliği yapıyor, diğerleri de sadece izliyor ya da kimileri kısmen karşı çıkıyor. Eğer siyasi baskı olsaydı Türk devleti bu kadar devam edemezdi. Mecburen geri çekilirdi. Herhangi bir baskı olmadığı gibi tersine ortak olanlar ve yardım edenler oluyor. Mesela Türk devletinin yaptığı yanlışların, suçların üzeri kapatılıyor, gösterilmiyor, açığa çıkarılmıyor. O kadar katliam yapıyor ama üzeri örtülüyor.

Türk sömürgeciliğine destek olmayın

Mesele sadece KDP değil, diğer partiler de ses çıkarmıyor. Halbuki Güney Kürdistan’a dönük olan tehlike büyüktür. İşgal ediyorlar. Biz Güney Kürdistan için, Kürt halkının tüm değerleri için savaşıyoruz. Demokratik değerler için savaşıyoruz. Eğer böyle olmasa biz de sırt çantamızı alıp gidebiliriz ve kendimizi bir tarafa verebiliriz. Böyle olmaz; biz bu düşmanı durdurmalıyız. Herkesin meseleyi anlamasını, kimsenin bu Türk sömürgeciliğine destek olmamasını; ulusal bir tutumun oluşmasını istiyoruz.
Verilen direkt veya dolaylı destekler üst üste geldiğinde Türk devletinin darbe yemesine rağmen işgal etmede ısrar etmesine ve devam etmesine neden oluyor. Herkes aklını başına toplamalı. Kimse tuzağa düşmemeli. Bu savaşımız tarihidir; Kürt halkının varlık ve özgürlük savaşıdır. Türk devletine karşı irade olmadığımız sürece Kürt halkı Ortadoğu’da asla irade olamaz. Türk devletine karşı durmadığımız ve onu kırmadığımız sürece bırakalım Ortadoğu’yu, Güney’de de, hiçbir yerde de Kürt halkı bağımsız ve özgür yaşayamaz. Bunu herkes bilmeli. Bunun için bu savaş tarihi bir savaştır.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2022 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.